Melsa Çirav

 

‘’Tarih günümüzde gizli, biz tarihin başlangıcında gizliyiz’’ diyerek Önderliğimiz tarihsel çözümlemelerine başlıyor.

Tarihte Kürt halkı olarak yaşamış olduğumuz isyanların ve sonuçlarının yaratmış olduğu kırım ve asimilasyon politikalarının izdüşümü yaşadığımız anları yaratmış iken, bugün geçmişin izleriyle ve dersleriyle yarınları ya da yaşanacak anları özgürlük temelinde yaratmak için doğru bir tarih okumasına ve değerlendirmesine ihtiyaç bulunmaktadır.

Kürt ulusunun trajik ve hazin tarihinin belki de en önemli sebeplerinden biri de geçmişte stratejik bir Önderliğe sahip olamamasıdır. Kürt halkı yüzyıllardır dağlarda büyük bir cesaretle soykırım ve katliamlara karşı direnmiştir. Fakat halk olarak birlik arayışı üzerinden değil, aşiret olarak birbirinden kopuk, parçalı, stratejik akıl ve ortaklıktan uzak bu isyanlar büyük katliamlar ve asimilasyon politikalarıyla dağıtılmıştır. Her isyan darağacında katliamlarla sonuçlanmıştır. Seyit Rızaların, Şex Saidlerin dar ağacındaki son sözleri bu isyanların hakikatini de açığa vurmuştur. Sonuç olarak her isyanla kürtlük bilinci ve varlığı biraz daha toprağa gömülmüştür. Mezarda atan bir kalp misali kürtlüğün canlılık emaresi bile zor duyulur olmuştur. Bir fısıltı gibi korkuyla varlık bulan bir Kürt hakikati söz konusuydu. Kürt olmak, Kürtlüğünü ifadelendirmek işkencelerle, darağaçlarıyla son bulan bir suca dönüşmüştü. 28 isyanın sonuçları bir hafıza yaratmış olsa da bu korkunun, toplumsal derinliklere inmesine neden olmuştur. Fakat bu korku toplumsal kültürün ve direnç geleneğinin içte yoğunlaşmasına da engel olamamıştır.

Yüzlerce yıl süren bu soykırım ve asimilasyon politikalarının sonucunda kürtlüğün esamesi okunmazken ‘’Kürdistan sömürgedir’’ teziyle mücadelesine başlayan Önderliğimiz Kürt özgürlük mücadelesinin kilometre taşlarını döşemeye başladı. İtaat Terakki eliyle kurulmuş bir özel savaş hükümeti olan, yarım asırdır denemediği tek bir soykırım yöntemi kalmayan, vahşette, imhada, inkarda hiçbir sınır tanımayan bir düşman gerçekliğine karşı başlatılan bu mücadele Kürtlerin ‘’varlığını kazanma ve özgürlüğünü yaratma’’ boyutunda büyük zorluklarla da olsa önemli kazanımlar yaratmıştır. Önderliğimiz bu mücadele maratonunda da diğer önderlerden farkını ortaya koyarak stratejik olarak dönemi doğru okuyarak sürekli ideolojik ve taktik olarak da değişimler yaratmış ve mücadele rotasını belirlemiştir. Siyasal olarak dünya ve bölge konektörünü doğru okuyan önderliğimiz geliştirdiği taktik adımlarla her zaman mücadeleye kan pompalamış ve Kürt özgürlük mücadelesinin demokratik temelde bir sonuca ulaşması için girişimlerde bulunmuştur. Bugüne kadar önderliğimiz 9 kez ateşkes ilan ederek aslında barışın silahla yaratılamayacağını göstererek siyasal yollarla mücadeleyi sonuca ulaştırmaya çalışmıştır. Önderliğimiz 42 yıllık silahlı mücadele süreciyle tüm egemen sisteme Kürtlerin varlığını kabul ettirmiştir, sıra bu Kürt varlığının özgürlüğünü yaratmaya gelmiştir. Silahın ucunda barış ve demokrasi yaratılamaz, yaratılacak olan düşmanının tarzına benzeyen bir devletleşme olabilir. Bu anlam üzerinden yaklaşan önderliğimiz silahlı mücadelenin sonuçları üzerinden masaya oturtulan barış taraflarını bir çözüm için tartışma zeminini esas almıştır. Fakat bugüne kadar önderliğimiz tarafından geliştirilen tüm ateşkesler ve müzakere masaları karşıt güçler tarafından bozularak daha şiddetli çatışmalarla sonuçlanmıştır. Fakat önderliğimiz bugüne kadar demokratik bir barış ve özgürlük için yürüttüğü bu savaşın daha büyük bir savaşla yaratılamayacağını bilerek yeniden diyalog yöntemini esas almıştır. Önderliğimiz her zaman süreci doğru okuyarak her fırsatı Kürt halkının özgürlüğü için kullanmaya ve bunun üzerinden strateji geliştirmeye çalışmıştır. Dünya ve Ortadoğu’da başlayan 3. Dünya savaşı aslında Kürt mücadelesi için de yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. İsrail’in Ortadoğu’da vaat edilmiş topraklar olarak gördüğü bölgeleri almak üzerinden geliştirdiği savaş ve yine İran-ABD savaşı Türk devleti ve Kürtler için de kritik bir eşik yaratmıştır. Bu eşikte Türk devletinin İsrail ve ABD karşısındaki zayıflığı ve kendi varlığına karşı gördüğü tehditler, yine Kürt özgürlük mücadelesinin 42 yıldır yürütmüş olduğu silahlı mücadele ve en önemlisi de Önderliğimizin stratejik duruşu ve hamleleri bugün Türk devletini Önderlikle aynı masaya oturtmuştur. Devletin esas temsilcilerinden biri olan Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla başlayan bu süreç Önderliğimizin olumlu yanıt verip, bu süreci Kürt halkı açısından bir fırsata çevirme temelinde görüşmelere başlamıştır. Önderliğimiz bu müzakere süreciyle birlikte ‘’barış ve demokratik toplum manifestosu’’ adı altında verdiği perspektiflerle stratejik değişime gitmiş ve demokratik entegrasyonu hareketin ve devletin gündemine koymuştur. Doğru uygulanması durumunda başta Ortadoğu halkları olmak üzere dünyadaki tüm ilerici insanlığa büyük katkılar sağlayacağı da aşikardır. Bu tarihi atılımın ardından hareketimiz de 12. Kongreyle birlikte PKK’nin feshini ilan ederek ve yine silahların yakılması eylemiyle de yeni bir stratejiye girdiğini belirterek bu sürecin baş müzakerecisi olan Önderliğimizin yanında olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Böylesi tarihi bir süreçte Önderliğimiz ve hareketimiz aslında yapılması gereken her şeyi büyük bir risk alarak yapmaya çalışmıştır. Tabi bu süreci ve Önderliği doğru anlamak yapılması gereken en önemli hususlardan birisidir. Bu süreçle birlikte Önderliğimizin yoğun bir emek ve yoğunlaşma sonucu bize sunduğu ‘’Demokratik toplum manifestosu’’ aslında bu noktada bir hazine değerindedir. Sürece yaklaşım boyutundaki bir tez niteliğindedir. Bu anlamda aslında düşman gerçekliğini ortaya koyan, aynı zamanda içerisinde birçok uyarıyı da barındıran bir tezdir. Yani bu sürecin ne denli kritik olduğunu da ortaya koymaktadır. Onun için bu sürece hem müzakereyi hem mücadeleyi bir arada sürdürme mantığıyla yaklaşımın çok daha yerinde olacağını da açıkça belirtmiştir. Aslında bir nevi rehavet yaşanmasının ve yanılgılara düşmesinin de önünü almıştır.

Ayrıca Önderliğimiz ‘’çocukluk hayallerime ihanet etmedim’’ derken aslında çocukluğunda hem Kürt halkı hem de kadınla yoldaşlığına olan bağlılığının bir sonucu olarak geliştirdiği kadın ordulaşmasına da vurgu yapmaktadır. Kürt kadını sömürgenin sömürgesi pozisyonundayken Önderliğimiz kadın ordulaşmasıyla ve mücadelede biçtiği misyonla özgürlük mücadelesinin teminatını yaratmaya çalışmıştır. Kadın özgürlük mücadelesinin mücadelesi, ruhu ve beyni önderliktir ve onun emeğiyle, ideolojik donanımı ile yaratılmış ve verilen binlerce bedelle şekillenmiştir. Bu nedenle önderliğimiz geliştirilen bu sürecin de özellikle YJA STAR güçlerinin ve kadın hareketinin teminatı olmasını, hiçbir gaflet durumuna kapılmadan gerekli tüm tedbirlere sahip, donanımlı, profesyonel, ideolojik ve örgütsel derinliğe sahip bir savunma ve mücadele güçleri olmamız gerektiğini de sıkça dile getirmektedir. Önderliğimiz ‘bin kilometrelik bir maraton bir adımla başlar’’ demişti. Bugüne kadar önderliğimiz mücadelenin her adımında kadınla yürümüş ve bu yolun öncüsü kılmak istemiştir. Bu nedenle önderlikle bu yolda da doğru bir yoldaşlık yapmak, önderliğin bu maraton koşusunda doğru adımların sahibi olmak, yola yolcu olup yoldaşlığı yaratmak biz kadın gerillalar açısından hayati olmakla birlikte, özgürlüğümüzün de mihenk taşlarını da yaratacaktır.

Tüm mücadele tarihimiz boyunca Önderliğimiz tüm mutlak tecrit koşullarına rağmen hiçbir zaman bu mücadeleye katkı sunup güçlendirmekten geri kalmamıştır.  Bulduğu en küçük bir fırsatta bile bu konuya yer verip görüş belirtmiştir. Böyle bir Önderliğe sahip olan biz kadın özgürlük mücadelesi savaşçı ve kadroları olarak Önderliğe borçluyuz. Ayrıca Önderliğimizin tecrit koşullarını kırıp Önderliğimizi özgürleştiremediğimiz, bu mücadeleyi tüm topluma yayamadığımız için, tüm hata ve yetmezliklerimizden kaynaklı da bir özeleştiri pozisyonunda da bulunmaktayız. Bunun için de doğru bir özeleştirisel yaklaşımla geçmiş yetersizliklerden ders çıkararak sistemin ve eril zihniyetin üzerimizde yarattığı tüm geri geleneksel özelliklerden arınarak, doğru bir mücadele tarzıyla tüm değerlere sahip çıkarak böylesi tarihi bir süreçte dönem görevlerine sahip çıkmak gerekmektedir. Tüm koşulların militanı olabilmeyi, gerçek bir Apocu ruhla, hiçbir boşluğa yer bırakmadan, Önderlik hakikatini doğru bir öncülük anlayışıyla özgürlük çizgisinde yaratmak esas görevlerimizdendir. Bize yüklenen sorumlulukların ağırlığını hissederek, bu süreçte yürütülen özel savaş politikalarını boşa çıkararak, düşmana fırsat tanıyacak tüm pratiklerin önleyici gücü olmayı esas alarak ve herkesten çok bu dönemin görevlerini üstlenen, örgütsel gerekliliklerini yerine getiren, ideolojik yaklaşımıyla yaşamı anlamlandıran bir duruşun sahibi olabilmeliyiz. Bunun dışında ve gerisinde olan her duruş aslında tarih karşısında yargılanacak negatif bir duruştur. Çünkü bu sorumluluklar 52 yıllık mücadele tarihimizde verilen binlerce bedelin emeğine ve kahramanlığına, aynı zamanda vicdani ve ahlaki bir sorumlulukla yaklaşımı da ifade etmektedir.  Bu bilinçle yaklaşım göstermek Önderliğin son günlerde müjdesini verdiği kadın konulu manifestosunun bize yükleyeceği görevlere de hazırlıklı olmak bizler için oldukça önemlidir.