Axîn Avaşîn

 

Halime Akboğa, düşmanın Kürt halkına yönelik baskı ve asimilasyon politikalarının en yoğun biçimde uygulandığı yerlerden biri olan Colemêrg’in Çelê ilçesinde dünyaya geldi.

Oradaki her Kürt çocuğu gibi o da her sabah tank atışlarının sesiyle uyanırdı. Annesi amcasının ve kuzeninin kahramanlık hikâyelerini anlatırken, Halime büyüdüğünde tıpkı onlar gibi halkı için bir kahraman olma hayaliyle yaşardı. Halime’nin hikâyesi, diğer Kürt çocuklarınınkilerden pek de farklı değildi. Aynı ailede ya da aynı şehirde büyümemiş olsalar bile, Kürt olmak aynı kaderi paylaşmaları için yeterliydi. Düşmanın bu acımasız eylemleri, Kürtler arasında pek çok Viyan’ın doğmasına yol açacaktı. Bu çocuklar Kürt değerleriyle yoğrularak büyüyecek ve halkları uğruna fedai olmaktan kendini feda etmekten, adanmışlıktan geri çekinmeyeceklerdi. Pek çok aile gibi Halime’nin ailesi de çocuklarının Önder Apo’nun yolundan gitmesinde bir an bile tereddüt etmeyecekti; zira Kürt halkı, Önder Apo’nun halkıydı. Tıpkı Önder Apo’nun onlar için kendini feda etmesi gibi, onlar da hiç düşünmeden kendilerini feda ederlerdi. Ve bu karşılıklı bağ varlığını sürdürecekti. Halime işte bu bilinçle büyüdü. Ne zaman Zagros Dağları’nın zirvelerine baksa, kendini gerilla kıyafetleri içinde hayal ederdi.

Artık sadece anne babasının çocuğu olmayacak; Kürt halkına ait olacaktı. Davaları uğruna kendilerini feda edenler, aynı zamanda kapitalist modernitenin yarattığı sınıf ayrımlarına karşı da amansız bir mücadele yürütürler. İnsan yaşamını değersizleştiren bir sisteme boyun eğmeyi reddederek, mütevazi bir yaşam sürdürürler. Varlığı güzelleştiren ve ona anlam katanın insanlık olduğu bilinciyle hareket ederek, insan yaşamının değerinin hiçe sayılmasına izin vermezler. "Yaşamı, uğruna ölecek kadar çok seviyoruz" diyen Kemal Pir gibi şahsiyetler ortaya çıkar. Başkaları bu değerlerden sanki ölümden kaçar gibi uzaklaşırken, onlar ölümden daha yüce olduklarını haykırırlar. Halime’nin ailesi, kendi varlıklarının gerillaların ve Önder Apo’nun varlığıyla sıkı sıkıya bağlı olduğunu anlamıştı. Davaya gönül vermişler; Kürdistan’ın dağlarını ve ovalarını kanları ve alın terleriyle sulamışlardı. O çekilen acının tüm bir halkın acısı olduğunu biliyordu. Böylece Halime büyürken sahte sistem yaşamına değil, ailesi tarafından ülkesinin geleceğine hazırlanıyordu. Ve artık, Halime’nin eline silah alma vakti gelmişti. Ve ailesi onu partiye adadı. O da Önder Apo’nun okyanusunda yüzme ve onun iksirinden içme fırsatını bulan kadınlardan biri oldu. Önder Apo, karanlıkta bırakılmış kadınların gerçekliğini gün yüzüne çıkardı. Hiçbir karşılık beklemeden kadınların en hakiki yoldaşı oldu; onları derin bir sevgiyle kucakladı ve onlara hayattaki doğru yolu gösterdi. Kürt kadınının buna cevabı şu olacaktı: “keşke canımdan daha değerli bir şey olsaydın da feda etseydim.” Önder Apo’nun fikirleri ve felsefesiyle yoğrulan bu kadınlar, düşmanın en büyük kâbusu haline gelecekti. Tıpkı bir zamanlar Kürt halkının çocuklarının korku içinde uykuya dalması gibi, artık korku içinde uykuya dalma sırası düşmandaydı. Atalarımızın "Dünya zorla değil, kendi mecrasında döner" demesi boşuna değildi. Artık Kürt halkı için hesap sorma vakti gelmişti. Bu uğurda, ne gerekiyorsa yapmaya hazırdılar.

Halime, 2013 yılında gerilla saflarına katıldı ve Viyan adını aldı. Bir Viyan düşerse, binlercesinin onun izinden gideceğini düşmana gösterdi. Halime, annesinin teşvikiyle harekete katıldı. İlk eğitimini Avaşin'de aldı. Kürt değerlerine zaten aşina olduğu için, gerilla yaşam tarzı onun için pek de zorlayıcı olmadı. Hayatı sevdiği ve onda bir uyum bulduğu için, zorlukların önüne birer engel olarak çıkmasına izin vermedi. Kendine, yaşamı var eden ve şehitlerin izinden yürüyen bir kadın gerilla olma hedefini koydu. Şehit Sara (Sakine Cansız) hakkında, "Direnişinle düşmanı yerle bir ettin; tarih sayfalarından asla silinmeyeceksin," diyerek Sara gibi şahsiyetlerin yolunu izleme arzusunu dile getirdi. Bu noktaya Sara, Viyan, Beritan ve Zilan gibi kadınların emekleri sayesinde gelindiğini asla unutmadı. Kadınlar, büyük bir emekle kendi kimliklerini inşa etmişlerdi. Viyan, katıldığı günden şehit düştüğü güne kadar kadın özgürlüğü ilkesini savundu. Kadınlar arasındaki sevgi bağları, birbirleriyle olan ilişkileri ve karşılıklı anlayışa dayalı yaşamları, Viyan yoldaş da derin bir karşılık buldu. Kadın gerillaların gözlerinde her zaman umut gördü; zira onların değişim ve dönüşüm uğruna verdikleri çabaya bizzat tanıklık etmişti. Yaşanan zorluklara rağmen, sergilediği duruş engellerin aşılabileceğini gösteriyor. Viyan’ın mücadelesinin ilk dönemlerinde, Türk devleti Rojava’daki Kürtlere karşı DAİŞ olarak bilinen çeteleri harekete geçirmişti. Ancak özgürlük gerillaları, bu vahşete göğüs germek uğruna canlarını ortaya koyarak halklarının yardımına koştular. Bunun ardından, 2015 yılında Viyan yoldaş da Rojava’ya gitti. O cephe hatlarında savaşarak DAİŞ’e karşı destansı bir kahramanlık öyküsü yazan kadın savaşçılardan biri oldu. Siperlerde kadın yoldaşlarıyla omuz omuza savaşması, kadınlarla olan bağını daha da güçlendirdi. Hiçbir gücün kıramayacağı, çelikten bir irade kuşandı. Viyan, kadının hayattaki rolünün, onun savaştaki rolünün bir yansıması olduğunu kavradı. Bir kadın savaşçının nitelikleri Önder Apo’nun felsefesiyle birleştiğinde, o artık yenilmez bir güce dönüşür. Yıllar geçtikçe Viyan, dağlara geri döneceği anı büyük bir özlemle bekledi. Dağların hem kadınlar hem de gerillalar için bir sığınak ve dayanak noktası olduğunu biliyordu. Böylece, halkına karşı görevini yerine getirdikten sonra, büyük bir hasret duyduğu dağlara geri döndü.

2017'de dağlara döndüğünde, özgür kadının ilk tohumlarının atıldığı bölge olan Metina'ya gitti. Bu durum Viyan yoldaş da büyük bir heyecan uyandırdı; zira geçmişini unutmayanlar, bugünlerini ve geleceklerini doğru bir şekilde inşa edebilenlerdir. Geçmişini unutan birinin geleceğe doğru adımlar atması imkansızdır. Geçmişi unutmak, kendine ihanet etmektir. Bu anlayışla Viyan yoldaş, büyük bir coşku ve yüksek bir moralle alanda ki çalışmalara katıldı.

Yıllar geçtikçe Viyan büyüdü ve daha derin bir katılım ihtiyacı hissetti. 2018 yılında kendi önerisiyle Şehit Beritan Özgür Kadın Akademisi'ne katıldı. Orada, kadın özgürlüğü ideolojisine dair kavrayışını derinleştirdi. Kendini geliştirme ve daha zorlu mücadele alanlarına hazırlanma konusunda ideal bir yer olduğu için, bu akademiye katılmış olmaktan dolayı kendini şanslı hissediyordu. Sürece bu inançla dahil oldu hem kendisini hem de pratiğini her yönüyle eleştirel bir gözle değerlendirdi. Bu süreç, Viyan'ı kendi gerçekliğiyle yüzleşmeye zorladı ve karakterinde önemli dönüşümlere yol açtı. Bu ortamda, kendini her açıdan güçlendirebileceği bir seviyeye ulaştı. Köklü değişimin beraberinde getirdiği sancılara göğüs gerse de asla pes etmedi. Kapitalist modernitenin kendisine aşıladığı özelliklere karşı mücadele etti ve daha güçlü bir kişilik inşa etti.

Bu yıllarda, Kürt halkı ve özgürlük hareketi büyük saldırılarla karşı karşıyayken, Önder Apo mutlak bir tecrit altında tutuluyordu. Bu durum, Viyan yoldaşın soykırımcı ve işgalci devlete duyduğu öfkeyi daha da artırdı. Eğitimini tamamladıktan sonra Xakurkê bölgesine geçti. Kuzeni daha önce orada direniş gösterip şehit düştüğü için, bu bölge Viyan yoldaş adına önemli bir hesap sorma sahasına dönüştü. DAİŞ’e karşı yürütülen savaşta büyük bir deneyim kazanmış olan Viyan yoldaş, bu birikimini yoldaşlarıyla paylaştığı gibi, onların deneyimlerinden de yararlanarak kendini geliştirdi. Yoldaşların paylaştıkları deneyimler aracılığıyla birbirlerini eğitmeleri, gerilla savaşının temel ilkelerinden biriydi. Burada da Viyan yoldaş hem çatışma ortamında hem de gündelik yaşamda öncü bir rol üstlendi. Diğer yerlerde olduğu gibi burada da tüm yoldaşlarını sahiplendi ve onlara moral verdi. Gündelik yaşamdaki üstün niteliklerini çatışma anlarında sergilediği yaratıcılıkla birleştirdi. Sahip olduğu bu özellikler sayesinde, gittiği her yerde yoldaşlarının gönlünü kazandı. 16 Aralık 2018 tarihinde Viyan yoldaş, üç yoldaşıyla birlikte düşmanın hava saldırısı sonucu şehit düştü. Tüm yoldaşlarımız gibi o da kalplerimizde yaşamaya devam edecek. Onu unutmayacağız, unutulmasına da izin vermeyeceğiz. O daima yolumuzu aydınlatan bir ışık olacaktır.