Helbest Welat
Evren, bilim olarak pek çok kez tamamlanmıştır. Çünkü evren kendi içerisinde bir canlılık barındırır. Bundan dolayı evren sadece bir şekilde tanımlanamaz. Bu doğanın gücünden gelir.
Evren hep tanınmak ister. Bu da insanın düşünsel gücüne bağlıdır. Tanımak, tanım ister ve bu da kendini insan aklına dayandırır, çünkü insan aklında temsilini bulur. Özelde kadına, kadın doğasına dayanır. Bu tarihi ve sosyolojik bir tanımdır. Evrende her şey birlikte anlam kazanır ve birlikte kalıcılaşır. Eğer kadını değerlendirirsek, kadının gücü evren kadardır fakat bu gücü tanımak ve açığa çıkarmak erkek egemen zihniyeti aşmayı gerektirir. Bu kadında vardır. Kendini tanımak, güçlendirmek ve kendini ve cinsini sevmek ihtiyaçtan çok bir zorunluluktur. Hakikat arayışçılığında bazı şeyler mecburiyettir, eğer aramak, görmek, duymak istiyorsan tüm duyargalarını açık bırakman gerekir.
Zaman tek başına geleceği ya da geçmişi ifade etmez, zaman şimdidir, anda yaşanandır. Eğer zamanı tanımlamak istersek onun içerisinde mekânı da tanımlamamız gerekir. Çünkü bu iki terim birbirleriyle bağlantılıdır. Önder Apo bunu şöyle tanımlar: ‘’Diyalektik felsefenin getirdiği en önemli yenilik evrensel gelişimin özüne ilişkindir. Mekân ve zaman ancak varoluşla mümkündür. Değişim varlık (mekân) ile zamanın mevcudiyetinin doğal bir sonucudur. Varlık ve zamanın olması için değişim şarttır. Değişim varlık ve zamanın kanıtıdır. Değişim kavramının içeriğini çözümlemek daha da önemlidir. Değişimin olabilmesi için değişmeyen bir şeyin olması gerekir. Değişim değişmeyene göredir.’’ Yani bir yerde değişim gördüğümüzde zamanı ve mekânı ispatlamış oluruz. Kavramsal olarak varoluş madde ve enerjiyle ilişkilidir. İnsan için metafizik bir varlık olduğunu söylediğimizde temelini, biçimini, anlamını buradan alır. Bundan kaynaklı tanım olarak zaman ve mekân kadının evreninde daha öncüldür. Kadının enerjisinin evrenle bağlantısı farklıdır, empati ve hisleri güçlüdür. Bu tarihsel ve toplumsal olarak böyledir. Kavram olarak zamanı ele aldığımızda insan hayatındaki gücü fazladır. Yaşama dair sorduğumuz soruların cevabını kadında buluruz. Ahlaki ve politik toplum kadın eliyle yaratılmıştır. Bu yüksek bir enerji, düşünce gücü gerektiriyor ki bu daha fazla kadında ortaya çıkıyor. Kadın gücünü yeniden ortaya çıkarırsa kendi gerçekliğini daha iyi görür.
Kadın cins olarak devletçi sistemde ötekileştirilmiştir ama yaşamı oluşturucu gücünü hiç kaybetmemiştir. Bu güç kadının genlerinde kendini korumuştur. Hep toplumsallığı oluşturmuş, toplumsal değerleri korumuş ve binlerce bunu birbirine aktarmıştır ve günümüze kadar getirmiştir. Kadının gücünün ve özelliklerinin daha fazla bilinmesi için fazla yazılı kaynak yoktur, yazılmış herhangi bir kitap yoktur. Bunun nedeni ataerkil zihniyettir. Ataerkil zihniyet kendini hep kadının karşısında konumlandırır, dünyada bir türlü bitmeyen savaşlar bundan kaynaklıdır. İncelikli baktığımızda iktidarcı hâkim tarihin sayfaları arasında kadının görürüz. Burada tarihi ele alış tarzı önemlidir. Tarihte erkeğin egemenliğine karşı direnen kadınlar vardır. Az bir sayı da değildir. Önder Apo tarihsel olarak düşünce biçimlerinde hakikat arayışçılığını ele aldığında; mitoloji, din, felsefe ve bilimde kadının yarattığı değerlerin ne kadar bitirildiğini gösterir. Ama kadın hep bir mücadele içerisindeydi. Örneğin, İnannanın Enki’ye karşı, Haipatyanın dogmatizme karşı, Hz. Ayşe’nin Hz. Ali’ye kaşı, Marie Cure’nin bilim adamlarına karşı vb. eğer istersek bu örnekleri daha da artırabiliriz. Ama konumuz o ki kadın bir cins olarak ne kadar düşürülmüşse de gerçekliği gizlenemez. İktidarcı güçler her ne kadar bunu manipüle etmek istemişse de kadının enerjisi hep açığa çıkar. Önemli olan bu güç nasıl kullanacak?
Kendini tanımak, gücünü bilmek bir arayış işidir. Doğada insan hep yaşamını koruma ihtiyacı hissetmiştir. Hayvanlara karşı, doğal olaylara karşı, diğer klanların saldırılarına karşı, iktidarlara karşı vb. Korunma ihtiyacı doğal bir ihtiyaçtır. Çoğalma bir yere kadar anlamlıdır; kadına yaklaşımda bu olgu değişince artık bir toplumsal sorun açığa çıkmış olur. Binlerce yıldır yaşanan toplumsal çelişkilerin nedeni kadına yanlış yaklaşımdır. Yaşanan ilk çelişki anne ve babayla ilişkilerde yani aile ilişkilerinde açığa çıkar. Cinsiyetçilik yıllardır kendini kurumsallaştırmaya çalışmakta. Bu kökünü aileden almakta. Güç hep erkekle ifadelendirilir. Kadının gücü hiçe sayılır. Bu her gün bir şekilde karşımıza çıkar. Kadında mecbur kalır kendini buna göre uyarlar. Bu kendini bir kadın gerçekliğiymiş gibi sunar ama aslında böyle değildir. Kadının yaşamla ilişkisi gösterir ki yaratım gücü ne kadar fazla ise o kadar ahlaki ve politik değeri vardır. Kapitalist modernitede ahlaki ve politik toplum değerleri bastırılmıştır. Bu kadın şahsında yapılmıştır, fiziki ve fikri olarak hiçleştirme gittikçe derinleşmektedir. Düşünceleri, eylemleri yok sayılır. Kadın hep ataerkil düşünceye kurban edilir. Önder Apo bu gerçekliği değerlendirirken güçlü adam olgusu üzerinde durur. Erkek, kadını bir cinsel obje olarak ele alır ve emirlerini dinlemesini ister.
Erkeğin kadına yaklaşımı hiçbir zaman değişmemiştir. Şimdi toplumda büyük bir saldırı var ve bu saldırı cinsiyetçi bir üslupla meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Bu saldırılara karşı durmak tarihi bir görevdir. Kapitalist modernitenin görevi toplum içerisinde parçalanma yaratmak, yaratılan değerleri kendi çıkarları için kullanmak. Kadın eliyle yaratılan değerler ne kadar korunursa yaşam o kadar anlamlı kılınır.
Değişim, kadın için de erkek için de gereklidir. Birlikte yaşamda önemli olan özgür kimliği, özgür yaşamı oluşturma çabasıdır. Eğer özgür yaşam için istek ve adım atma olmazsa söz havada kalır. Objektif olarak günümüzde en çok yaşanan budur; sözünde durmamak. İktidarcı dil bırakılmalıdır. Toplum komünal kültür ve ahlak, demokrasi çok bozulmuştur. Bu ataerkil zihniyete karşı büyük bir mücadele gereklidir ve bu yalnız başına olmaz. Özgürlük tek başına olmaz, herkes için gereklidir. Bundan kaynaklı kendini özgürleştirmek toplumsallaşmakla olur. Bu örgütlenme ile olur. Bunun dışında özgürlük arayışı olamaz. Özgürlük arayışına nasıl cevap verilirse verilsin değişim, mücadele ve öncülük gereklidir. İlişkilerdeki kalabalık, yaşamda, dilde açığa çıkmakta ve temelini ataerkil zihniyetten almakta. Kadını desteklemek adına erkek kadını düşürüyor. Buna karşılık kadın kendini kabul ettirebilmek için kendine layık olmayan şeyler yapmakta. Bu da gelişim yaşanmasını engelliyor.
Şimdi kadın üzerinde bir faşizm vardır. Buna karşı durmak örgütlenme, karşılıklı sevgi ve anlam gücü gerektiriyor. Mücadele, fikir ve zikir de birlik yaratmaktır. Kadının görev ve sorumluluğu birbirini doğruya çekmektir.


