Ruhal Yıldız
Türkiye genelinde her yıl yüzlerce kadın erkekler tarafından katledilmekte veya şüpheli şekilde ölü bulunmaktadır.
Son iki yılın verilerine göre yalnızca 2025 yılı içerisinde en az 391 kadın yaşamını yitirmiş; bu vakaların önemli bir kısmı doğrudan kadın cinayeti, önemli bir kısmı ise "şüpheli ölüm" olarak kayıtlara geçmiştir. Hedef alınan kadınların genellikle 19–45 yaş aralığında yoğunlaştığını (özellikle üretken ve aktif yaş grupları), ancak vakaların en küçük bebeklerden 80 yaş üstü kadınlara kadar çok geniş bir yelpazeyi kapsadığını gösteriyor. Kadınların en çok tanıdıkları, yakın oldukları ya da hayatlarını birleştirdikleri/birleştirmiş oldukları erkekler tarafından öldürüldüğüdür.
Kadınların yarısından fazlası (yaklaşık %65'i) kendi evlerinde veya en güvenli olması gereken yaşam alanlarında katledilmektedir. Kamusal alanlardaki cinayetler ise genellikle sokakta, iş yerlerinde veya ayrılma/boşanma aşamasındaki yasal süreçler sırasında gerçekleşiyor.
Kastik katil’in (erkek) kadının medeni veya yaşam tercihleri üzerindeki tahakküm kurma isteğinin bir yansıması olduğu net bir şekilde göstermekte olup, özgür yaşamı kadının elinden alma savaşının kadını iradesiz ve korkak, dört duvar arasına sıkıştırma çabasının göstergesidir. Kastik katilin uyguladığı baş edemediği zamanda şiddet ve ölümle kadını durdurmaya çalışma isteğinin ifadesidir. Bin yıllardır kadını hor görme, nesneleştirme çabalarına karşı büyük savaşım veren kadın her zamankinden daha güçlü bir şekilde kastik katilin oluşturmak istediği sistem kadınına karşı ve evcilleştirilmiş kadına karşı verdiği örgütlü mücadeleyle özgürlük savaşında her geçen gün daha cesaretli ve örgütlü bir duruş sergilemekte olup, Ortadoğu genelinde de gün geçtikçe büyüyen kadının isyan sesleri yükselmektedir. Bundan korkan ataerkil sistem kadını şiddetle elinde tutmak istesede önünü alamadığı zaman ölümle korkutmaya çalışıyor olsa da kadın buna karşı kendi perspektiflerini Jineloji ve Demokratik Modernite çerçevesinde devletten değil kendi öz gücünden alarak örgütlülüğünü oluşturma çabası içerisindedir. Kadın öz savunmasını sadece kastik katile karşı değil sistemin oluşturduğu modern kadın diye tabir edile vitrin güzelliğine, sistemin her zaman kadını uzak tuttuğu ekonomisizliğe karşı, fakirliğe karşıda örgütlülüğünü Demokratik Modernite çerçevesinde kadın zamanı şiyarıyla birlik ruhuyla örgütlülüğünü güçlendirmektedir. Çünkü bir kadına yapılan şiddet ya da ölümün siyasi bir yaklaşım olduğunun farkındadır. Buna bağlı olarak demokratik modernite çerçevesi temelinde kadın öz savunması, kişinin bireysel reflekslerin veya dar güvenlik önlemlerinin çok ötesinde; toplumsal cinsiyet eşitliğini, ekolojik yaşamı ve toplumsal öz örgütlenmeyi esas alan politik bir paradigma olarak ele alması, devlete veya ataerkil kurumlara tam bağımlı olmak yerine, toplumun kendi öz gücüyle yaşam alanlarını korumasını savunmalıdır.
Demokratik modernite çerçevesinde kadınların kendi öz savunmalarını nasıl örgütleyebileceği ve küresel/bölgesel örnekleri ele alırsak;
1. Komünler ve Meclisler Temelli Örgütlenme
Kararların merkezi otoriteler yerine mahalle, köy veya kent meclislerinde kadınlar tarafından doğrudan alınmasıdır. Öz savunma burada sadece fiziksel müdahaleyi değil, şiddet sarmalını henüz başlamadan önleyen toplumsal denetim mekanizmalarını kurmayı ifade eder. Örnek olarak, Kuzey ve Doğu Suriye (Rojava) deneyiminde kurulan Kongra Star ve kadın meclisleri, kadınların kendi mahkeme, barış ve uzlaşma komitelerini oluşturarak şiddet vakalarına doğrudan müdahale etmesinin en somut örneğidir. Hukuki ve sosyal sorunlar devlet mahkemelerine taşınmadan önce kadın komünlerinde çözülerek toplumsal bir öz savunma duvarı örülür.
2. Öz Güç ve Öz Yönetim Temelli Adalet Mekanizmaları
Şiddete uğrayan ya da uğrama riski taşıyan kadınların yalnızlaştırılmasını önlemek amacıyla alternatif koruma ve adalet mekanizmalarının inşasıdır. Buna bir örnek vericek olursak; Latin Amerika’da (özellikle Meksika ve Kolombiya'daki yerli topluluklarda) zapatista ve otonom hareketler bünyesinde kadınlar, kendi güvenliklerini ve adalet sistemlerini kendileri belirler. Şiddet faili erkekler topluluk dışına dışlama, ortak emek süreçlerinden men etme veya toplumsal yaptırımlarla cezalandırılarak kadının güvenliği kolektif bir sorumluluk haline getirilir.
3. Öz Savunma Akademileri ve Bilinçlenme Çalışmaları
Öz savunmanın yalnızca fiziksel bir refleks olmadığını; kadının kendi tarihini, haklarını, bedenini ve politikasını savunma bilinci kazanmasıyla mümkün olduğunu savunan eğitim süreçleridir. Örnek, Dünyanın farklı coğrafyalarındaki feminist özerk alanlar, kadın akademileri ve atölyeler aracılığıyla öz savunma kampları düzenler. Bu kamplarda fiziksel tekniklerin yanı sıra psikolojik direnç, ekonomik bağımsızlık yolları ve ortak mücadele hafızası aktarılır. Kuzey ve Doğu Suriye (Rojava) deneyiminde kurulan Kongra Star ve kadın meclisleri, aynı tecrübeyle JINWAR köyünde atölyeler aracılığıyla özerk alanlarda kadını bilinçlendirme akademileri bunun yanı sıra ekonomik özgürlüğü ve sağlıklı bir yaşam için öz savunma temelinde kamplar düzenlenmiştir.
4. Özgür Eş Yaşam ve Zihniyet Dönüşümü
Demokratik modernitenin temel yapı taşlarından biri olan "özgür eş yaşam" felsefesi, erkek egemen zihniyetin dönüştürülmesini hedefler. Şiddet henüz ortaya çıkmadan önce toplumsal cinsiyet rollerinin sorgulatılması, ev içi iş bölümünün adilleştirilmesi ve erkek şiddetini meşrulaştıran kültürel kodların yıkılması en köklü öz savunma biçimi olarak kabul edilmekte olup, Demokratik Modernite teorisinde, devletçi ve hiyerarşik sistemlerin yarattığı boşlukları dolduran en önemli yapı taşları Demokratik Özerklik ve Komünal örgütlenmedir. Kadınlar açısından bu, şiddeti önlemek için devletin kolluk kuvvetlerine veya mahkemelerine bağımlı kalmamak, aksine kendi adalet ve irade mekanizmalarını yerelde kurmak anlamına gelir.
1. Yerel Meclisleşme Modelleri: Karar Almanın ve Denetimin Yerelleşmesi
Merkezi otoritelerin ya da erkek egemen yargının ulaşamadığı veya duyarsız kaldığı noktalarda, mahalle ve köy bazlı kurulan kadın meclisleri doğrudan bir koruma kalkanı oluşturur.
Mahalle ve Komün Meclisleri: Bu modellerde kadınlar, yaşadıkları sokakta veya mahallede bir komün oluşturarak birbirlerinin güvenliğinden birincil derecede sorumlu olurlar. Şiddet eğilimi gösteren ya da kadını baskı altında tutmaya çalışan bir erkek, doğrudan mahallenin kolektif iradesiyle ve toplumsal denetimle karşılaşır.
Özerk Karar Alma Süreçleri: Meclisler yalnızca kriz anında müdahale etmez; aynı zamanda kadının ekonomik, sosyal ve kültürel olarak güçlenmesini sağlayacak kararları (örneğin ortak üretim alanları, kooperatifler veya eğitim atölyeleri) doğrudan kendi elleriyle alır. Bu ekonomik ve sosyal bağımsızlık, kadının en temel öz savunma zeminidir.
2. Alternatif Toplumsal Adalet Mekanizmaları ve Barış Komiteleri
Devlet mahkemelerinin adaleti geciktirdiği, kadını yalnızlaştırdığı veya cezasızlık ürettiği durumlarda, demokratik modernite "toplumsal adalet" kavramını öne çıkarır.
Barış ve Uzlaşma Komiteleri (Adalet Komisyonları): Şiddet veya anlaşmazlık durumlarında vakalar devlet mahkemelerinden önce kadın komitelerine taşınır. Bu komiteler, faili teşhir eder, toplumsal yaptırımlar uygular ve kadının haklarını koruyacak bağlayıcı kararlar alır.
Toplumsal Yaptırımlar ve Dışlama: Ataerkil sistemin cezasız bıraktığı suçlara karşı topluluk, faili ortak yaşam alanlarından soyutlayabilir, ekonomik ve sosyal dışlanmaya tabi tutabilir. Bu yöntem, erkeğe "toplumun bu şiddete geçit vermeyeceği" mesajını doğrudan verir ve caydırıcılık üretir.
Onarıcı Adalet Anlayışı: Cezalandırmanın ötesinde, toplumsal dokunun onarılmasını ve erkek egemen zihniyetin yapısal olarak dönüştürülmesini hedefler. Eğitim seansları, öz eleştiri mekanizmaları ve kolektif denetimle bireyin şiddet alışkanlığı kırılmaya çalışılır.


