Rûken Jîrkî

Öncelikle 9 Ekim uluslararası komplosu sürecinde ‘’Güneşimizi karartamazsınız’ şiarı ile Önderliğimiz etrafında bedenlerini ateşe verip yaşam çemberi oluşturan tüm şehit yoldaşlarımızı ve halktan insanlarımızı anıyorum ve onların yüce miraslarını yaşatma sözünü veriyoruz.

Bugün onların mücadele mirası ve önderliğimizin emekleri, öngörüleri sayesinde komplo boşa çıkarılmıştır. Bu temelde onların emekleri ve bedellerine sahip çıkarak demokratik mücadelemizi yükselteceğimizi belirtiyoruz.

Hakikat bu coğrafyada anlamını yaratmıştır ve yine bu topraklarda hakikat tersyüz edilerek uygarlık kendisini sistemleştirmiştir. Fakat hiçbir zaman hakikat saptırılamayacağı gibi, bu hakikati yaratan bu insanlık da hakikatinden vazgeçmemişti. Uygarlık çarkının içinde her ne kadar saptırılmaya çalışılan bir gerçeklik olsa da halkların demokratik hakikati de bu insanlığın damarlarında yaşam bulmaya devam etmiştir. Bu yüzden binlerce yıl sonra bile bu direniş damarı sayesinde köleliğin karanlığı doğan güneşle yeniden yarılmıştır. Günümüze kadar birçok hakikat arayışçısı olmuştur, fakat hakikatin farkındalığında ya da ifadesinde parçalı kalındığı için modernite karşısında sakat kalmışlardır ve sonuç alamamışlardır. Fakat önderliğimiz bu hakikat arayışçılarının toplam ifadesi olarak ve belki de onların tüm eksik kalan yanlarını tamamlayarak hakikatte zirveleşmiştir. Önderliğimiz paradigmasal değişimle birlikte varlık hakikatini, daha doğrusu evrenin hakikatini yeniden tanımlayarak PKK somutunda sisteme kavuşturmaya çalışmıştır. PKK kendi içerisinde bir araya getirdiği Aryen halklarının en değerli evlatlarının her birini hakikat savaşçısı ve arayışçısı haline getirmiştir. Önderliğimiz bin yıllardan beridir her türlü asimilasyon, soykırım ve özel savaşla birlikte bölünen halkları bir araya getirerek her şeyin hakikatini açığa çıkarmıştır. Egemen sistemin inşacıları da bu hakikat karşısında yönelimlerini arttırırken kendi karanlıklarında boğulmaya mahkûm olmuşlardır.

Kadın köleliğini, bin yıllardır insanlık şahsında yaşanan kölelikten kopuk ele almak büyük bir yanılgı olur. Önderliğimizin belirttiği gibi; Kadın ilk köleleştirilmiş sınıf, cins ve ulustur. Köleliğin temelini oluşturan kadın köleliğidir. Bu yüzden kadın köleliği çözümlenmeden ve aşılmadan hiçbir kölelik aşılamaz ve özgür bir birey, birey şahsında da özgür bir toplum yaratılamaz. Bu parçanın bütüne gittiği bir tümevarım hakikatidir. Hiç kimse bu hakikatin tersini savunamaz ve inkâr edemez. Bu hakikat Önderliğimiz tarafından açığa çıkarılmış bir hakikattir.

Kadının tarih sayfalarında yeri yok denecek düzeydedir. Kadının direnişi erkek egemen zihniyeti tarafından çoğu zaman özünden saptırılarak yazılmış ya da tarihin sayfalarında yerini almamıştır. Her zaman kadın yarım akıllı, elinin hamuruyla erkek işlerine karışmayan, bütün toplumsal alanlardan uzaklaştırılan, ucuz iş gücü, meta, reklam aracı gibi daha da sıralayabileceğimiz şekilde lanse edilmiş ve bu hakikatten uzak tanımlamalar kadının kendisine de kabul ettirilmiştir. Önderliğimiz ise kadınların yazılmamış tarihini yeniden yazmak ve kadın özgürlük mücadelesini güçlendirerek özgür kadın kimliğini yeniden yaratmak istemektedir. Önderliğimiz egemen sistemin kendisini var ettiği kadın köleliği ve onun şahsında tüketilen insanlık değerlerini yeniden hakikatle buluşturmak istemektedir. Bu nedenle Önderliğimizin 9 Ekim komplosuyla neden hedef alındığını görmekteyiz. Mesele sadece Kürt ve Kürdistan mıdır? Bu soruyu evet olarak cevaplandıranlar büyük bir yanılgı yaşamaktalar. Çünkü mesele sadece Kürt ve Kürdistan meselesi değildir. Barzanilerin de bir Kürdistan bölgesi var. Peki neden Kürdistan’daki diğer örgütlenmelere değil de özelde PKK’ye, yani Önder APO’ya saldırdılar? Çünkü Önderliğimizin fikirleri bin yılların kölelik duvarlarını yıkıyor, yerine özgürlüğü, yani ahlaki ve politik toplumu inşa ediyor. Erkek aklıyla inşa edilmiş devlet zihniyeti asla ahlaki ve politik toplumun gelişmesine izin vermeyecektir. Neden mi? Çünkü devlet kendini toplum köleliği, işçilik, erkek aklıyla şekillenmiş kadın, kan, ölüm, savaş üzerine inşa etmiştir. Kendine ait bir birey, kendi kendini yöneten, kabul ve ret ölçüleri net olan ahlaki bir toplum, en önemlisi de her kesimden insanın eğitimli olduğu bir toplum devlete ihtiyaç duyar mı? Bir çoban misali devletin onu gütmesine, sömürmesine izin verir mi? Önderliğimizin ortaya koyduğu paradigma hakikatinde gelişen hiçbir toplum bu durumu yaşamaz, tam tersine her biri özgürlüğün timsali olurlar. Şimdi tekrar soralım; NEDEN 9 EKİM KOMPLOSU? Cevap; erkek aklı ile yaratılan devlet yapılanmasının Özgürlüğe karşı olan nefretinin Güneşimiz şahsında insanlığa karşı geliştirdiği bir yönelimdir ve insanlığı kölelik kuyusunda boğmayı amaçlamaktadır.

1998 yılında komplocu güçler tarafından Önderliğimizin Suriye’den çıkması için büyük bir baskı yapıldı. 9 Ekim 1998 yılında Önderliğimiz Suriye’den çıkarak Yunanistan’a gitti. Fakat Yunanistan kendini dost göstermiş, ama emperyalist devletlerle iş birliği yaparak Kürt halkına yönelik en büyük ihaneti yürütmüştür. Yani Yunanistan dost elini komplo sürecinde düşman eline çevirdi. Daha sonra Rusya’nın Mavi Akım Projesi için Kürt halkını satması, İtalya’nın elinin kolunun bağlanması ve birçok devletin rol oynadığı uluslararası komplonun ağlarını ördüğü bir süreç yaşanmıştır. Önderliğimiz ‘istenmeyen insan’ olarak tanımlanmış ve hiçbir devlet tarafından kabul edilmemiştir. 1996 yılında 6 Mayıs komplosuyla aslında önderliğimiz imha edilerek özgürlük mücadelesi bitirilmek istenmiştir. 6 Mayıs komplosunun boşa çıkarılmasıyla birlikte, aslında bu komplonun bir devamı niteliğinde olan 9 Ekim komplosuyla önderliğimiz esir alınarak ideolojik olarak tasfiye edilmek ve özgürlük mücadelemiz dağıtılmak istenmiştir. Bu amaçla örülen komplo ağında önderliğimizin de belirttiği gibi ‘yetersiz yoldaşlık ve sahte dostluk’ bu komploya zemin olmuş ve bu komplo sonucunda esir düşmüştür. Önderliğimizin 8 Mart için bütün kadınlara yazdığı şiirde dediği gibi; Prometusların şehrinde haince esir düşürüldüm. Evet, bu komplo hakikatin açığa çıkarılmasıyla hızla büyüyen Kadın ordulaşmasının, İdeolojisinin hakikatini ortaya çıkaran Önderliğimizden intikam almak için yürütülen bir komploydu. Çünkü Önderliğimiz bin yılların kölelik duvarlarını kadınla yarattığı yoldaşlıkla yıkıyordu. Sistemi temelinden sarsmaya ve yıkmaya kararlıydı.  Bin yılların kadın köleliği üzerine kurulan erkek egemenliği buna izin asla vermezdi. Ve haince planlarıyla Güneşimizi esir aldılar.

Peki, Güneşle birlikte büyük bir uyanışa geçen kadınlar ve halklar buna izin mi vereceklerdi? Buna göz mü yumacaklardı? Komplocu güçler aslında yarattıkları köleliğin insanların hücrelerine kadar işlediğini biliyorlardı, fakat Güneşin o hücrelerini yeniden uyandırarak ay çiçeği misali güneşe döndüklerini ve yeniden hakikatle yıkandıklarını bilmiyorlardı. Komplo sürecinde yüzlerce insan kendini cayır cayır yaktı. Onlarca insan kendilerini binaların tepelerinden attı. Yüzlerce insan bombaları bedenlerine bağlayarak komplocu güçlerin kalbinde patlattı. Komplo sürecinde GÜNEŞİMİZİ KARARTAMAZSINIZ şiarıyla fedaileşen bir halk hakikati ortaya çıktı. Her biri Güneşin bir hüzmesi oldu. Her biri Önderliğimizin etrafındaki bir kıvılcım, bir alev oldu, mum oldu ve o komplonun karanlığını yırttılar. Ve Kadın ordulaşması büyüyerek PAJK’la Partileşti ve bugünde KJK çatısı altında sistemleşti. Aslında hiçbir devlet Önderliğimizin gerçekliğinin farkında değildi. Reber APO sadece bir önder değildi, kendi şahsında bin yılların bütün direnişlerini temsil ediyordu. İnsanlık için yeni doğan bir güneşti. Bugüne kadar hiçbir insana uygulanmayan, tarihte eşi benzeri görülmeyen mutlak tecrit koşullarına maruz bırakıldı. Önderliğimizi güçten düşürmeye, bin yıllardır insanlığın beklediği güneşi karartmaya çalıştılar.  Önderliğimizin İmralı direnişi ve binlerce şehit yoldaşımızın mücadelesi ile uluslararası komplo boşa çıkarıldı. 

Emperyalist devletlerin öngördüğü şekilde komplo amacına ulaşamadı. Çünkü insanlık bir kez güneşi gördü ve kolay kolay karartılmasına izin vermez. Evet, şimdi 27 yılını doldurarak ve 28 Yılına giren uluslararası komplo Önderliğimizin 27 yıldır direnişiyle, her gün kendinde 40 defa devrim yaparak ve DEMOKRATİK MODERNİTEYİ geliştirerek boşa çıkarttı. Komplonun her dönemecinde de Özgürlük hareketine yönelik, komplocu güçler tarafından her zaman saldırılar sürdürüldü. Aslında bu saldırılar her gün, her saat sürdü. Bu sadece komplo dönemine denk gelmedi. Fakat komplonun gerçekleştiği günlerde hep özel saldırlarla yüz yüze kaldık. Mesela 10 Şubat 2021 yılında Gare alanımıza NATO üyesi Türkiye tarafından bir işgal hareketi düzenlendi. Fakat Önder APO’nun fedai gerillaları tarafından bu işgal saldırıları bertaraf edildi. Sonuca ulaşmadı. Geldikleri gibi gittiler.

Daha sonra Nisan ayında başlatılan Werxele, Mamreşo, Zendura ve diğer alanlarımızdaki saldırılar tarihin direniş sayfalarına yeni sayfalar ekledi. Tarihin hiçbir sayfasında görülmeyen muazzam bir direniş sergilendi. Hangi tarih sayfasında 4, 5 ya da 6 gencin NATO gibi dünyanın büyük ordusuna karşı aylarca her türlü kimyasala karşı direniş gösterdiği görülmüştür. Her türlü kimyasal bombalar Özgürlük Hareketine karşı kullanıldı. Her türlü vahşi saldırı, katletme ve faili meçhuller Kürt halkına reva görüldü. Fakat her şeye rağmen Önderliğimizin gerçekliğinde açığa çıkan hakikat Kürt halkının direnişinde ifadesini buldu. Asla boyun eğmedik. Her şeye rağmen direndik ve direneceğiz. Asla komplonun tamamlanmasına izin vermeyeceğiz ve komplo bertaraf edilinceye kadar mücadele devam edeceğiz.

YJA-STAR gerillaları olarak bizimle her koşulda yoldaşlık yapan, bize yoldaşlığıyla ve özgürlüğe olan aşkıyla can veren Güneşimize, Önderliğimize bugünkü başarılarımızı borçluyuz. APOCU Kadın Militanlar olarak yürütülen direnişlerde öncülük yaptık ve yapmaya devam da edeceğiz. Kadın öncülüğünde yürütülen bu savaş, büyük bir hakikati ortaya çıkardı. Kadın her anlamda kendisini örgütleyerek Ortadoğu devrimine öncülük ediyor. Bin yıllar önce Mamreşo gibi alanların da bulunduğu Zagros silsilerinde tanrıçalar taht kurmuş, yalancı ve zalim erkeğe karşı direnmiştir. Tarihten günümüze kadar bu direniş kesintiye uğramadan farklı biçimlerde kendisini günümüze kadar taşırmıştır. Bugün bu kutsal direniş bayrağı YJA-STAR gerillalarının ellerinde onurluca dalgalanmaktadır. Bu savaş bin yıllardır bize dayatılan kölelik sisteminden intikam savaşıdır. Bu savaş akbabaları yok etme savaşıdır. Bu temelde öncüleşen kadın gerçeği tecriti kıracak ve Güneşle beraber özgür yaşamın ağları örülmeye devam edecektir.

Önder Apo 2025 yılında komployu tümden imha etmek için ‘barış ve demokratik toplum manisfestosu’ ile yeni bir süreç başlatmıştır. Savaşanlar barış yapabilir diyerek savaşın en azılı taraftarı olanlarla aynı masaya oturmuş ve mücadeleyi siyasi bir evreye taşırmıştır. Özellikle de 12. PKK kongresi fesih ile yeni bir döneme girmiş olduk, stratejik olarak silahlı mücadelemizi sonlandırdık ve demokratik komünal stratejisi temelinde yeni bir döneme girdik.  Bu stratejinin ideolojisi komündür.  Komünleri her alanda, her yerde örgütleyerek toplumu demokratik temelde örgütlemeliyiz. Komünleşme toplumun kültürel ve siyasi olarak öz savunmasını geliştirmesi demektir. Ayrıca demokratik siyaset yürütmek ve komünleşmeyi geliştirmek için de öncelikle yeni stratejiyi iyi kavramak ve anlamak, süreci doğru anlamak gerekmektedir.

Komplonun amacı Kürtleri statüsüz bırakma ve önderliğimizin statüsünü yok sayarak tasfiye etmekti. Çünkü önderliğimizi egemen sistemleri için hem demokratik bir alternatif olarak görüyorlardı hem de kendi varlıkları için bir tehlike olarak ele alıyorlardı. Bu nedenle barış ve demokratik toplum sürecinin gelişmesini istemeyen güçler hem Türkiye içinde hem de bazı dış güçler her türlü özel savaş politikasına başvuracaklardır. Fakat önderliğimizin İmralı adasında kurmuş olduğu felsefe komünü ile süreci her yönlü geliştirmenin çabasını yürütmekte ve her türlü tasfiyeci yönelimleri boşa çıkarma temelinde politikalar üretmektedir.

Kürt halkı ve özgürlük hareketi olarak bu süreci demokratik bir çözüme kavuşturmak için ve önderliğimizin özgürlüğünü sağlamak için öncelikle yeni süreci doğru anlamamız ve demokratik entegrasyon temelinde yoğunlaşmalarımızı derinleştirmemiz gerekmektedir. Hareket ve halk olarak kırmızı çizgimiz önderliğimizin özgürlüğüdür. Önderliğimiz fiziki özgürlüğüne kavuşmadan komplo tamamen boşa çıkarılmış diyemeyeceğiz. Barış ve çözüm süreci hala devam ederken bile yine önderliğimiz üzerinden bir tecrit uygulanmakta ve çalışma koşulları istenen düzeyde yaratılmamaktadır. Bu nedenle komployu tümden boşa çıkarmak ve süreci barış ve demokratik toplum süreci ekseninde sonuca götürerek önderliğimizin fiziki özgürlüğünü sağlamak temel amacımızdır.

Önderliğimiz kadın hareketini ve YJA STAR’ı sürecin teminatı olarak görmektedir. Bu sürecin adım adım ilerlemesinde en büyük öncülüğü yapacak güç olarak kadınlara misyon biçmektedir. Ayrıca sürece yönelik gelişebilecek tüm tasfiyeci yönelimlere karşı da YJA STAR’ı bir caydırıcı güç olarak ele almaktadır. Bu temelde bir gerilla gücü olan YJA STAR gücünün yeni dönem stratejisini doğru okuyup anlayarak yaklaşması hayatidir. Silah bizler için amaç için giden yolda bir araçtır. Bu nedenle henüz önderliğin fiziki özgürlüğünün yaratılmadığı bu dönemde silah bırakmak bizler için öngörülemez bir durumdur. Silahları bıraktıracak olan önderliğimizin fiziki özgürlüğüdür. Bizler açısından Önderliğimizin özgürlüğünün sağlanmasıyla ancak silahlar ortadan kaldırılır ve demokratik siyaset sürecine geçiş olabilir. Silahtan siyasete geçişin yegâne şartı önderliğimizin özgürlüğüdür. Bu şart gerçekleştiği zaman silahtan siyasete geçiş olabilir ancak. Fakat demokratik toplumun da öz savunma gücünün olması olmazsa olmaz kabilinden şarttır. Bu da ancak demokratik toplum örgütlenmesi ekseninde komünlerin gelişimiyle örgütlenecektir. Özellikle kadınlar olarak bu süreçte doğru örgütlenmek ve öz savunmamızı kendimizin yapması hayati bir önem arz etmektedir.

Sistem içerisinde sisteme karşı yeni bir zihniyet ve paradigma ile komünleşmeye giderek demokratik siyasetle komünal yoldaşlıkla bu mücadeleyi yükselteceğiz.