4. BÖLÜM: KÜRTLERDE KADIN VE ORDU

 -Kürt toplumsal gerçeğinde kadının yeri:

 Genelde Ortadoğu, özelde Kürt gerçeğinde kadın konusu en sancılı alandır.

Tanrıçaların toprağında gelişen karşı devrim ve peşi sıra gelişen cinsel kırılmalar en fazla bu alanı etkiler.

Kürdistan’da hem ulusal kimliğe hem de cins kimliğine dayalı geliştirilen sömürge çok derindir.  Bu nedenle toplumsal olarak ezilen olma durumu derinden yaşanmaktadır.

Kadın eksenli neolitik çağın şekillendirdiği bir halk olan Kürtlerde kadının geçirdiği tarihsel süreç, erkek egemen sistemin etkileriyle önemli değişimler geçirerek günümüze kadar gelir. Kürtlerin savaş ve ordu tarihinde kadının yeri, bu olgulardan etkilenme boyutu, kadının toplumsal yaşamdaki konumuyla bağlantılıdır. Bugün tarihin en ciddi kadın ordusunu bağrından çıkaran Kürdistan kurtuluş mücadelesinde kadın önemli bir öznedir. Böyle bir oluşumu Kürt kadınlarının geliştirmesi tesadüf değildir. Önder Apo’nun Kürt halk gerçeğinde olduğu gibi, Kürt kadın gerçeğinde de yarattığı ordulaşmanın gerekliliği şüphesiz kadının tarihteki rolüyle bağlantılıdır.

Kürt toplumsal yaşamında kadının önemli bir yeri vardır. Kadının yarattığı yaşam biçimi ve zihniyet yapısı en çok da Kürt halkı üzerinde etkilidir. Bu doğal olarak yaşam anlayışı, inanç dünyası açısından kadın eksenli bir tarzı hâkim kılar. Kadın, toplumun temel öznesidir. Kürtler kadının aracılığıyla yerleşik yaşama geçen, tarım devrimi geliştiren ilk halklardan olur.

Kürtlerin bu temelde gelişimi Kürt kadının oynadığı rolle yani ana tanrıça kültürü ile yakından bağlantılıdır. Yine Kürt tarihinde de orduların olmadığı, savaşların yaşanmadığı bu süreç, kadının karakterinin topluma mal edilmesinin bir sonucudur. Bu anlamda kadın ve Kürt halkının tarihsel gelişimi, birbiriyle oldukça bağlantılı bir tarzda devam eder. Çünkü Kürt toplumsal gerçeğinin ve bireyin şekillenişinin temeli, kadın düşüncesi çerçevesindedir. Dişil öğeler, kadın bakış açısı, toplumsal bir benlik ve bilinçaltı olarak günümüze kadar da gelir. Tarım kültürü, barış kültürü, saldırgan olmaması, kolektif mülkiyet anlayışı, kadın sisteminin günümüze kadarki tesirleridir. Kürtlerin ataları, neolitik çağı hem yaratıp hem de derinliğine yaşar. Bu nedenle etkileri köklüdür. Güç, enerji ve dinamizmlerini bu dönemde üst boyutta çağa kanalize ederler. Bu açıdan bakıldığında kadın sisteminin, Kürt toplumunun daha sonraki çağlara ayak uyduramaması gerçeğindeki etkisi, daha iyi anlaşılmaktadır.

Daha sonra gelişen sınıflı toplum, kadın aleyhinde olur. Bu durum Kürt halkının siyasal, sosyal, ekonomik yaşamını da etkiler. Genel olarak yaşanan kadının statü kaybı, Kürt halkının da kaybı olarak gelişir. Aynı zamanda Kürt toplumunun, uygarlığın erkek egemenlik güçleri karşısındaki zayıflaması, Kürt toplumunda kadının da statü kaybı yaşamasına neden olur. Buna rağmen sınıflı toplum gerçeğine karşı büyük direnişler gösterir. Kürt halkı alışageldiği kadın eksenli yaşamın dışında, erkek egemen yaklaşımlara çok yakın değildir. Sınıflı toplumun bir sistem olarak tüm halklara egemen olması ve Kürt yaşam biçiminde etkili olmaya başlamasıyla, kadına bakış açısı değişir. İlk süreçlerde kutsal ve önemli bir konumda olan kadın zamanla bu önemini yitirir. Tanrıça kültürü ile şekillenen Kürtlerde Tolepino ve Teseum gibi erkek egemen tanrı anlayışı şekillenir. Bu anlayış, ana tanrıça karşısında yeni bir din biçimi olarak öne çıkar. Din alanında böyle yansıyan düşüş, toplumsal yaşama da birçok boyutta yansır.

Medler sürecinde, tek tanrılı dinler kapsamına giren Zerdüşt öğretisi hâkim olur. Zerdüşt inancı Kürtlerin toplumsal yaşam biçimlenmesinde, gelenek-görenek ve kültürel, ahlaki şekillenmelerinde oldukça belirleyici olur. Dönemin kölecilik sistemine ve onun tüm alanlara yansıyan (din, mitoloji vb.) egemenliğine karşı, insan iradesinin gücünü ön plana çıkarır. İrade devrimi de diyebileceğimiz, kulluk sistemine karşı büyük bir çıkış olur. Zerdüşt insana, doğaya, emeğe değer veren bir inanç sistemidir. Bu temelde toplum içinde kadına da saygılı yaklaşılmasını bir ilke olarak koymuştur. “İyi düşün, iyi söyle, iyi yap” ilkelerini toplumsal yaşamın temel felsefesi haline getirerek eşitlik, adalet ve barışa dayalı bir şekillenme yaratır. Zerdüşt, kadının kutsallığını belirterek, kadın ve erkeğin arkadaş olduğunu ifade eder ve cinsler arasına fark koymaz. Ahlaki bir yaklaşım ön plandadır ve insanlar arasındaki ayrımın ancak iyi ve kötü ayrımı olabileceğini savunur. Zerdüşt’ün bu yaklaşımı sınıflı toplumun geliştirmeye başladığı, cinsiyet ayrımı ve kadının düşürülmesine bir tepkidir. Bu yönüyle ahlaki bir devrim niteliğindedir.     

Zerdüştlük inancının baskı ve egemenlik aracına çevrilmek istendiği, dış saldırıların süreklileşmeye başladığı ve iç parçalanmanın fazlalaşmaya başladığı dönemde Kürtler dağlara çekilerek kendi etnik kökenlerini buralarda korumak istemişlerdir. Dağlara çekilen bu gruplarda, kültürün günümüze kadar taşınmasında direnişçi kimliğine sahip çıkan Kürt kadının rolü belirleyici olur. Kadının toprağa bağlılığı ve yurtsever özü yine savunma amaçlı çatışmalarda yer alması, bu dönemde aktif olarak yaşanır. Fakat bu, kadında erkeksi, kaba bir yapılanmanın gelişmesi gibi bir dezavantajı da beraberinde getirir. Dağlarda yaşayanlarda direniş, bir karakter özelliği olarak gelişirken ovada kalan kesimlerde ve kadında ise sürekli işgal ve saldırının etkisiyle asimilasyon ve kültürel değişim yaşanmaya başlar. Kadın işgalciliğe teslim olmaya zorlanır ve boyun eğmeci bir karakter şekillenmeye başlar.

Sınıflı toplum düzeninin yaygınlaşmasıyla birlikte Kürt toplumunda da erkek lehine bir cins ayrımının gelişmesi, temel toplum karakterinden dolayı sancılı geçse de sonuçta oturur. Nasıl ki Uygarlık kendisini yaratan Kürtleri inkâr ederek dışlamışsa, Kürt erkeği de Kürt toplum gerçeğini yaratan Kürt kadınını yaşam dışına atmaya başlar. Zerdüştlük bile kadına ancak ahlaki ve sosyal bir saygınlık kazandırır. Fakat kadın açısından statü kaybı çok büyük olur. Bu durum diğer tüm kadınları etkilediği gibi Kürt kadınını daha çok etkiler. Çünkü Kürt kadını, var ettiği yaşamın bu denli gerisine düşerken, bunun psikolojik, sosyal etkilerini de daha derin yaşar.

M.S. 635’te Kürdistan’a İslamiyet’in girişi ve Kürtlerin İslamiyet’i kabul edişi İslam’ın katı ataerkil kültürü ve giderek gericileşmeyi, bağnazlaşmayı yaşaması kadın açısından oldukça olumsuz sonuçlar doğurur. Bu gelişmelerle beraber Kürt kadını tamamen mülkleştirilir.

Bu dönem önde olan aşiret örgütlenmelerinde, bazı aşiretlerde kadının daha aktif olduğu görülse de genel bir durum değildir. Toplumsal yapılanmasını İslam’ın şeriat kanunlarına göre düzenleyen Kürtlerde, kadın açısından olumsuz bir süreç başlar. İslam’ın, çok eşlilik anlayışı Kürt toplumunda da oldukça yaygınlaşır. Yine kadının İslam dini anlayışı çerçevesinde kötülüklerin merkezi kabul edilmesi, bakirelik olgusu doğrultusunda namus konusu olması sonucu Kürt kadını toplumsal bir esaret sürecine girer. İslam’dan önce az da olsa bir siyasi statü görülür. Fakat İslamiyet’le bu durum büyük oranda ortadan kalkar. Aşiretler arası ilişkilerde kullanılan kadın, aslında erkekler arası ilişkilerin bir nesnesi olur. Bir yandan eş ve anne olarak kutsanan kadın diğer yandan kötülük ve cinselliğin simgesi olarak ele alınır. İslamiyet’in kadına yönelik kimliksizleştirme ve hiçleştirme yaklaşımı, Kürtler üzerinde oldukça etkili olur. Bu durum Kürt kadınının psikolojik dünyasında parçalanmalar yaratır. Aşiret ilişkilerinin, mezhep savaşlarının ve şiddetin belirli olduğu kadın-erkek ilişkilerinin sonucu, sevgi büyük oranda darbe yer.

Feodal yapıları kıramayan ve bu etkileri derinden yaşayan Kürdistan’da, kapitalizmin etkileri daha çarpık gelişir. Özellikle Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Bakurê Kürdistan’da yoğun asimilasyonla birlikte kültürel, sosyal, her alanda dayatılan sınırsız bir inkâr hem toplumu hem kadını özünden uzaklaştırmak için tüm politikaları dener. Bununla birlikte, 1950’lerden sonra oligarşik Cumhuriyet yapısının, kadını bir savaş malzemesi olarak öne çıkarması yaşanır. 12 Eylül’ün toplumsal yaşamı alt-üst etmesi ve asimilasyon politikaları, kapitalizm çizgisinde yine en çok kadını hedef gösterir. Toplumsal yaşamın felce uğratıldığı, tüm enerjinin cinsel yaşama kanalize edildiği bu süreçte, birey siyasal yaşamdan uzaklaştırılır. Bunun temel aracı da kadındır. Devletin en önemli bir ajan kurumu haline getirilen aile, çok çarpık bir biçimde gelişim gösterir. Kürdistan’da bu özellikle politika olarak uygulanırken, her türlü boyun eğmenin ve uzlaşmanın zemini haline getirilir. Toplumun tüm enerjisini emen, yok eden, tüketen bir kurum haline getirilir. Ailede erkeğe boyun eğdiren, kadına ise gönüllü boyun eğen bir misyon çizilir. Bu sistem kadın en tehlikeli konumu ortaya çıkarır. Gerek Türkiye’de gerekse Kürdistan’da 12 Eylül’le beraber başlayan süreçte kadın sorunu daha da gündemleşerek ağırlaşır. Faşizm kadını emperyalist sistemin taktikleriyle adeta bir sanayi kolu olarak ele almıştır. Yaşanan sömürü ve savaş durumunu maskelemenin, unutturmanın bir aracı olarak kullanılır. Önce toplumu yoksullaştırmış, sonra da bunun karşılığında kadını pazara sürmüştür. Kürdistan’da aile üzerinde gerçekleştirilen faşizm, toplumu yükselen ulusal-devrimci mücadeleden uzaklaştırır. Aile bağları ile bunu başarır.

Son aşamada ulusal değerlerin bu denli yok edildiği Kürt gerçeğinde direkt devletle ilişkisi olmayan kadın, ulusal değerleri koruyan bir kesimdir. Kürt dilini, kültürünü, yaşam biçimini kolay kolay terk etmez. Bir Kürt olarak, emekçi olarak, kadın olarak ulusal, sınıfsal ve cins sömürüsüne maruz kalan kadın, toplumda çok derin bir düşüş ve kaybediş yaşar. Dayatılan bu gerilik nedeniyle, Kürt kadınlar cins bilincinden uzaklaşır. Fakat bulunduğu bu konumdan razı değil, aksine tepkilidir. Bu pozisyonu onun potansiyel bir devrim gücü olmasını getirir. Kürt toplumunun en düşürülmüş halkası olarak özünde barındırdığı enerji ve potansiyel güçlüdür.

Tarihsel gerçekler Kürt kadını, erkek egemen sistemin en temel anti-tezini yaratarak, insanlık açısından yeni bir sistemi oluşturmada siyasal- sosyal olduğu kadar askeri bir çalışma yapma zorunluluğuyla karşı karşıya bırakır. Kürdistan’da özellikle PKK öncülüğünde geliştirilen Ulusal Kurtuluş Mücadelesi, kadının da kurtuluş mücadelesi olur ve yüzyıllardır oluşan gerici, yok edici bağları derinden koparır. Kadın artık yaşamda, siyasette, bilimde, savaşta yani toplumsal yaşamı kapsayan tüm alanlarda, yerini alır ve belirleyiciliğini aktif bir biçimde ortaya koyar. Kürt kadının geldiği bu düzey bir bütün olarak toplumu, aileyi, erkeği yani tüm öğeleri etkiler. Kürdistan devrimi bir kadın devrimi olur. Bir zamanlar kadın cinsinin en verimli katılımı ve kendini toplumsal yaşamın hizmetine sunduğu Mezopotamya’da yeniden kadının direnişi kaçınılmaz olur. 21. yüzyıl bu açıdan Kürt kadının bilinçlendiği, dünya kadınına öncülük iddiasını kazandığı bir yüzyıl olarak Özgür Kadın Partisi bünyesinde ve özgün kadın ordusuyla yeniden öze dönme yoluna girmiş bulunmaktadır.

 

Devam Edecek…