5- Kürtlerin geçmiş yaşamında ordu ve savaşlarda kadının yeri:

 Kürtler, tarihte aktif rol oynamış köleci imparatorlukların ve devletlerin tam ortasında yer almalarından dolayı sürekli işgal ve istilalara maruz kalmışlardır. Aşiretler bu konum nedeniyle, ikiye bölünmüş, aşiret üst tabakası, hâkim güçlerle iş birliğine gitmiş, alt tabaka ise direnişi seçmiştir.

 Köleci dönemle beraber meşru savunma çerçevesinde gelişen Kürt askeri birlikleri ve orduları, diğer ordular gibi erkek eliyle şekillenir. Bunun temel nedeni kadının toplumsal yaşamdaki statü kaybıdır. Buna rağmen saldırılar karşısında gelişen direnişlerde, kadın önemli oranda yer alır. Özelikle aşirete dayalı askeri güçlerde kadın aktif rol oynar. Saldırılar karşısında halk olarak topyekûn dağlara çekilen ve savaşan Kürtlerde, kadın da savunma savaşı içindedir. Kadının cinsiyeti dışında önder olma yönünde hiçbir engel yoktur. Erkekler gibi onlar da dağlarda yaşar ve savaşırlar. Fakat erkek egemen karakterin etkileri sonucu çoğu zaman bu önderliğin önü alınır. Buna rağmen öne çıkan kadınlar da vardır.

19. yüzyıl öncesi araştırmacı ve tarihçilerin ortaya çıkardığı bulgular Kürt toplumunda kadının zaman zaman etkin rol oynadığını gösteriyor. Temeli ve zihniyet yapısı anaerkilliğe dayandığından, kadının toplum içerisindeki ağırlığı ve etkileyiciliği, diğer toplumlara oranla daha belirgin yaşanır. Özellikle 19. yüzyıl öncesinde kadın hükümdarlar, savaşçı ve sanatçılar ortaya çıkar. Dönemlerine göre oynadıkları rol nedeniyle Kürt toplum tarihine geçen kadınlar, kadının çok yönlü katılım ve belirleyici olma yeteneğini de ortaya koyar.

10. ve 11. yüzyılda Ali Hagga mezhebine ait kadınların içerisinde otorite sahibi ve yine aynı zamanda şair olan kadınlar vardır. Bunlardan bazıları Dayê Tebrez, Havrami, Celale Xanım Luristani, Reyhan Luristani, Xatun Mayzad, Daya Xazan Sarkati gibi kadınlardır.

13. yüzyılda Selahaddin Eyyubi Mısır’da hüküm sürdüğünde bu hanedanlıkta hüküm sürenler arasında bir kadının adına rastlanmaktadır. Şeceret Al-Durr adlı bu kadın Melik Salih Eyyubi’nin eşidir. Kısa bir zaman içinde hem politik hem ekonomik açıdan büyük başarılar elde eder. Eşinin ve oğlunun öldürülmesi ardından, 1250 yılında Mısır’ın kraliçesi olur. Fakat egemen eril mantık bir kadının hüküm sürmesine karşı çıkar. Şeceret Al-Durr karşısında anti-propagandalar başlatılır. Onun İslam kurallarına göre hükümdar olamayacağı ileri sürülerek 1257 yılında öldürülür.

17. yüzyılda Rojhilatê Kürdistan’da Kelha Dimdimê’de Kürtlerin öncülüğünde büyük bir direniş başladığında kadın yurtseverlik ruhuyla bu direnişte büyük rol oynar. 1608-1610 yılları arasında yaşanan Kelha Dimdimê direnişinde, Kürt kadının gösterdiği cesaret ve fedakârlık üzerine onlarca destan, şarkı, roman vb. edebi eserler yazılır. Kelha Dimdime’de Şah Abbas’ın güçleri kale kapısına dayanınca Kürt kadınları düşmanın eline geçmemek için ya kale surlarından atlar ya da zehir içerek yaşamlarına son verirler. Kürtler burada yenilse de 6 yıl sonra bir Kürt kadını bu kaleyi tekrar ele geçirir. Emir Xan’nın eşlerinden biri olan Zadine Xanım adlı bu Kürt kadın, bin kişilik bir güçle Dimdim kalesinin savunması için Çengzeri’nin güçlerine katılır. Kocasının ölümünden sonra aşiret reisi olur.

17. yüzyılın başlarında adından en fazla bahsedilen Kürt kadınlardan birisi de Xanzade Sultan’dır. 13 yıl Soran’da Emirlik yapan Xanzade Sultan, Soran Kraliçesi olarak anılır. IX. Murat zamanında (1623-1640) Herir ve Soran bölgelerini yönetir. Xanzade Sultan, on iki bini silahlı piyade, on bini de okçu süvarilerden oluşan bir orduya komutanlık yapar. Ordusuyla İran üzerine birçok saldırı düzenler, bu saldırılar sonucu Hamedan, Dorgnzin, Cancanab bölgelerine kadar ilerler.

Özellikle Osmanlı döneminde eşleri Osmanlılarca öldürülen birçok kadının, aşiretlerinin başına geçtiği ve Osmanlılara karşı savaştığı görülmektedir.

1842’de Mir Bedirxan isyanında Helime Xanım adlı Kürt kadın, Başkale bölgesinde hüküm sürer ve şehir kalesinin denetimini eline alır. Fakat 1845’de fazla kan dökülmemesi için kaleyi Osmanlılara teslim eder.

1854 yılında Fato Reş (Kara Fatma) üç yüz süvarisiyle birlikte Osmanlı’nın başkenti İstanbul’a girer. Padişahın huzuruna çıkarak Rus ordularına karşı savaşmaya hazır olduğunu belirtir. Maraşlı olan Fato Reş bir Alman gazetesinde “Kürdistan aslanı Kara Katma İstanbul’da” şeklinde tanıtılır. Birçok kaynakta savaşçılığı nedeniyle Amazon Fatma olarak tanımlanır. Cemal Nebez bir kitabında Fato Reş’in 1877-78 yılında Rus-Osmanlı savaşına katıldığını, 500 kadar askerini Kars ve Erzurum taraflarına gönderdiğini yazar. Sinemilli aşiretinin erkek üyelerinin sırayla ölmesi üzerine aşiretin başına geçen Fata Reş Hanım Rus işgali (1877-1878) Kuzey Kürdistan serhat bölgesine doğru gelişince, 500 dolayında süvari ve piyade ile işgal karşıtı bu direnişi başlatır.  Rus işgali sırasında işgalcilerin eline geçen Erzurum’daki ünlü Aziziye Tabyalarını, topladığı 3-4 bin Kürt savaşçıyla ele geçirir. Maraş bölgesinde Kürt silahlı güçlerinin başında bulunan Kara Fatma bir süvari bölüğü ile İstanbul’a geldiğinde dünya basınının ilgi odağı olur.

                                 

20. yüzyılın en önemli Kürt kadını ise Şahrezur’un taçsız kraliçesi Adile Hanım’dır. Bilgili ve otorite sahibidir. 1895’te Caf aşiretinin reisiyle evlenir. Fakat eşinden daha çok tanınır. Caf aşiretine 15 yıl hükümranlık yapar.

1. Dünya Savaşı’nda Caf aşiret önderi olan Adile Hanım yönetim meselelerinde aktiftir. Caf beyzadelerinin önderliğini bizzat yürütür. Çok etkili bir kadın olarak belgelere geçer. Savaş sonrası ortaya çıkan çatışmalarda bağımsız bir politika yürütür. 1924’te ölünceye kadar hükümdar kalır.

Bu dönemde yaşayan (1920’ler) Şeh Mahmut’un kız kardeşi Hafzexan da siyasi otoriteye sahip bir kadındır. Henüz genç bir kızken isyan dönemde esir alınan İngiliz subaylarının korunması görevini üstlenir. Süleymaniye’de önemli bir konumu vardır.

Yine Kürt kadınları açısından önemli bir deneyim olan Kürdistan Kadınlar Birliğinin (1952) başkanı olan Nefsa Xan Naqip siyasi bir kişilik olarak Kürt kadın tarihinde önemli bir isimdir.

Bu kadınlar genelde ailelerinden dolayı öne çıkma, yeteneklerini gösterme imkanını bulmuşlardır. Fakat bununla birlikte Kürt kadını direniş ve isyanlarda bizzat savaşan güçtür. İlk dönemlerde Kürdistan’da birçok aile kadınların adıyla anılır. Aşiret önderi olan kadınlar, aşiret savaşlarını da yönetir. Feodal etkilerin derinleşmesiyle, bu durum değişmeye başlar. Kürt kadını İslamiyet’in kabulü ile beraber eski statüsünü büyük oranda kaybetmiştir. İlk süreçlerde direkt halkın geneline dayanan direnişlerde savaşa katılsa da daha sonraları beyliklerin ve askeri güçlerin merkezi otoritelerle işbirliğine girmesiyle, ordu ve askeri yaşamdan tamamen dışlanır.

Kürtlerin tarihinin başlangıcından beri var olan direniş ruhu, Kürt kadınlarda hakim özellik olarak devam eder. Medya sürecinde savaşlara katıldığını vurgulayan yazarlar vardır. Örneğin “Büyük İskender” adlı kitabından Dreoyesen Büyük İskender’in Doğu seferinde bir Medya Satrap’ının İskender ordusuna 206 savaşçı Kürt kadını verdiğini belirtir.

1. Dünya Savaşı’ndan sonra gelişen Kurtuluş savaşında Kürt kadınların savaşa katıldığı ve önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Kürt kadınların bu savaşçılığı hem direniş kültüründen hem de yurtseverlik özünden kaynaklıdır.

Kürtlerin isyan tarihinde Kürt kadınlarının konumu ilgi çekicidir. Ağır feodal etkilerin, dini baskıların değer yargılarına rağmen Kürt isyanlarında kadının yurtseverlik ruhuyla erkekle beraber düşman karşısında savaştığı görülür. Toplumun kadını içine sıkıştırdığı cendereye rağmen tüm kalıpları kırarak, düşman karşısında en az erkek kadar savaşabileceğini gösterir. Koçgiri ve Dersim isyanlarında Besê ve Zarife bunun en çarpıcı örnekleri olsa da binlerce Kürt kadını gelişen isyanlarda yerini almışlardır.

 

Kürt isyanlarını bastırmak için Türk ordusunda yer alan Moltke bu konuda şunları belirtir: “Kadınlar bile nizamiyenin üzerine ateş ediyorlardı. Bir Kürt kadını bir askeri hançerle vurup öldürdü.” Moltke sadece birini anlatır. Oysa bu örnekte olduğu gibi binlerce kadın ülkesi için kendisini feda etmekten çekinmeyecektir. Kadınlar silah kullanmayı ve nişan almayı bilirler. Bu konuda bilgisi olmayan kadınlar taş-sopa vb. aletlerle savaşır.

 

Savaşların Kürt Toplumsal Gerçeği Üzerinde Etkileri ve Kadının Durumu

 

Sürekli işgal ve istilalara maruz kalan Kürdistan’da kadın savaşlardan etkilenen en önemli kesimdir. Bu savaşlarda kadınlar egemen güçlerin hedefe ulaşmak için kullandığı bir nesne, savaşın en önemli ganimeti haline dönüştürülür. Diğer yandan Kürt savaş karakterindeki isyan anlayışı ve sonuçları kadın üzerinde derin izler bırakıyor.

Egemen güçlerin kadını hedefleyerek toplumu pasifleştirme, teslim alma, iğdiş etme yaklaşımları hemen hemen her dönem yaşanır. Kadın bir düşürme aracı olarak kullanılır. Namus anlayışının çok hâkim olduğu Kürdistan erkeği, bu noktada vurularak ulus duygularından uzaklaştırılmak istenir. Birçok direniş ve isyan bu yolla bastırılmak istenir. Kürt halkının onurunu kırma, tahrik etme, mücadeleden uzaklaştırma en çok bu yolla gerçekleştirilir. Bu durum hem Kürt toplumsal gerçeğinde hem de kadın üzerinde büyük tahribatlar yaratır.

Toplum içinde namus, yaşam, felsefe anlamına gelen kadın ve aile tabusu, gittikçe bir kördüğüm haline gelir. Böylesine tehlikeli bir durumda bırakılan kadının toplum içinde hiçbir rolünün olmaması ise daha acı bir gerçeklik olur. Kadının söz, düşünce, ifade, karar gücü olma iradesinin elinden alınması en düşürülmüş konumu yaşamasına neden olur. Baskıcı sistemin ve özel savaş rejiminin en uç sömürü uygulamaları, kadın üzerinden yaşatılır. Kadına boyun eğdiren erkek, kendisi hem toplumda hem de düşmana karşı en fazla boyun eğen gerçekliği yaşar. Düşmandan baskı gören erkek bunun acısını kadından çıkarır. Kadının içinde bulunduğu bu konum, var olan geri-geleneksel ilişkiler ağında geliştirilen bir aşamadır. Kadının dilsizliği, güçsüzlüğü kendiliğinden gelişmemiştir. Sömürgeciliğin en fazla uygulandığı ve kendisini en çok yansıttığı zemin anlamına gelen kadın, Kürdistan’da savaşın da en ağır yükünü kaldırır.

Dersim isyanında 1500 genç kızın ganimet olarak götürüldüğü, kadınların düşmanın eline geçmemek için kendilerini ateşe attıkları, uçurumlardan atladıkları belirtilir. Bu konuda verilen bir örnek şöyledir: Genç’in köylerinden birinde yaşayan bir genç kızın bulunduğu samanlık askerlerce yakılır. Yanan samanlıktan dışarı çıkan genç kız, askerlerce yüz yüze gelince yeniden alevlerin içine dalar. Kürdistan’da yaşanan savaşlarda buna benzer binlerce örnek vardır.

Moltke ise daha önce belirtilen eserinde, Garzan dağlarındaki çatışmadan sonra elli kadar kadının ganimet olarak götürülmek istendiğini fakat kabaran dağ deresinde hepsinin boğulduğunu anlatır. Kürdistan’ı işgal eden birçok güç, askerini psikolojik olarak hazırlarken en fazla kadın ganimetleri hatırlatırlar. Erkeğin bu yönlü zaafı iyi çözüldüğünden, bu vaatlere ulaşmaktan başka bir şey görmeyen askerler, en acımasız şiddeti uygulayarak ganimete ulaşmak isterler.

Feodal dönemin din anlayışı ve namus kavramı ise sıkça kullanılır. Kürt erkeğini direnişlerden vazgeçirmenin bir aracı olur. Bir yandan erkeği salt kadın konusunda yoğunlaştırarak mücadeleden uzaklaştırıp, siyasi yaşamdan alıkoyarak tüm enerjisini bu noktaya kanalize ederken, diğer yandan kadına yönelim tehdidini hep bir kart olarak gösterir. Aşiretçilik ve ailecilikte kavgalar, kan davaları en fazla kadın konusunda çıkar. Sevginin katledildiği bir ortamda cinsel bir metaya dönüştürülen kadın konusundaki sahte namus, şeref anlayışı ulusallığın, ülkenin önüne geçer. Bir kadını namus olgusu olarak gören Kürt erkeği kolayca savaşmayı göze alırken, ülke değerlerine karşı çok fazla duyarsızlaşır.

Derwêşê Evdi destanındaki Adûlê’nin Mirlere karşı verdiği savaş ise bu temelde oldukça anlamlıdır. Sevginin ölçüsü olarak, vatan için savaşmayı önüne koyan Adûle, işgal altındaki bir ülkede aşkın namusun, sevginin olamayacağını açıkça gösterir. Derwêşê Evdi ise bu sevdanın ölçüsünü anlayan, sevdasıyla ülke aşkını birleştiren yiğit bir Kürt erkeğidir. Ama istisnadır.

 

Kürt erkeğinin onuru ile oynamanın en kısa yolu olarak kadın üzerinde cinsel taciz yolunu seçen işgalci güçler karşısında erkeğin çözümsüzlüğünü gösteren bir başka destan ise, “Îvo Begê Pasine” destanıdır. Kürt-Türk savaşında geçen bu destana göre, komutan olan Îvo Beg savaşta yenilir ve köyüne geri çekilir. Düşman köye gelir ve kapısına dayanır. Evde kızı, karısı ve gelini vardır. Eşi bu esnada “Bizi düşmana sağ teslim etme” der, daha sonra kızı ve gelini de “Bizi vur” derler. Îvo Beg çaresiz kalır. Fakat sonuçta silahını çeker ve üç kadını öldürür. Bu örnek sadece işgalci güçler karşısında çaresiz kalan bir Kürt erkeğinin dramı değildir. Eli kolu bağlı, bir namus malzemesi olan, kendisini öldürmesini bile erkekten beklemek zorunda kalan Kürt kadının dramıdır aynı zamanda. Ve namus cenderesinin trajedilerinden sadece bir örnektir. Bu olayın Ağrı Dağı isyanında yaşandığı belirtilir. Ağrı Dağı isyanın liderlerinden Bira İbrahime Husseke Telle’nin hikayesidir. 1930 yılında büyük bir güçle taarruza geçen Türk ordusu karşısında halkın nasıl korunacağını tartışan liderler birçok öneri sunar. Bira’nın önerisi kabul edilir. Bu öneri bütün kadınları, güçsüz ihtiyarları ve çocukları kılıçtan geçirmektir. Bira ilk uygulamayı kendi elleriyle ailesine uygular. Böylece ilk trajedi onun ailesinde yaşanır. Bu yaklaşım karşısında Bira ikna edilerek uygulama durdurulur. Fakat on kişi kurban olmuştur. Ailenin düşman eline geçmesi namusun kirlenmesi ve onurun kırılmasıdır. Özellikle isyanlar sonrası yaşanan yenilgili ruh hali, direncin kırılması gibi durumların yaşanması, bu uygulamalarla yakından bağlantılıdır. Bunalımlı feodal yapılanmaların ve dinin Kürt toplumu üzerindeki etkisi, egemen güçlerin bu yolla sonuç almasını kolaylaştırır. Kürt kadını belki savaşın yürütücüsü değildir ama temel öznesidir. Bu anlamıyla savaşların çıkışında ve sonucunda kadın olgusuna yaklaşım belirleyici olur.

Savaşlarda kadına uygulanan baskı, zor ve şiddet kadının kişilik yapılanmasında da olumsuzluklar yaratır. Düşman karşısında birleştiği, kaderini paylaştığı erkeğin, yenilgi psikolojisini aile içinde egemen olma yoluyla dengelemek istemesi, kadını daha çok silikleştirir ve düşürür. Egemenliğe karşı savaşan erkeğin egemenliği ile yaşamak zorunda kalan Kürt kadını, isyancı bir karakter kazanır.

 

Devam Edecek…