Sömürgeciliğe Karşı Tarihten Günümüze Kürt Kadınların Meşru Savunmaya Dayalı Çıkışları
16. yüzyıl Kürdistan topraklarının Osmanlı ve Safevî İran devletleri arasında Kasr-ı Şirin anlaşmasıyla paylaşıldığı, bu paylaşım uğruna en şiddetli savaşların yaşandığı yüzyıldır. Kürt beyliklerinin taraf oldukları bu savaşlar Kürdistan topraklarında sayısız kıyımlara neden olur. Topraklarının paylaşılmasını kabul etmeyen aşiretler, beylikler, köylüler sayısız isyanlarla sömürgeciliğe karşı başkaldırıların yüz yıllarını başlatır. Osmanlı İmparatorluğu’nun Kürtlerin özerkliğine saygı göstererek ilişki kurma biçimi TC’nin kuruluşu ile bir halkı ret ve inkâr ilişkisine dönüşür. Bu ret ve inkâr siyasetinin nedeni de 19. yüzyılın başından itibaren Tanzimat fermanlarıyla başlatılan ulus devlet inşasıdır. Bu döneme kadar kendi silahlı öz savunma gücü olan, medrese eğitim sisteminde bağımsız kalan, vergi ödemeyen ve hatta dış siyasette görece bağımsız davranabilen Kürtler, silahsızlandırılma, vergi altına alınma, aşiret mektepleriyle egemen eğitim sistemine çekilme sorunlarıyla karşılaşır. 19. yüzyıl isyanlarının çok yaygın biçimde gelişmesinin nedeni özerkliğini koruma ve işgali durdurmaktır. Ancak 1. Dünya Savaşı’nda antiemperyalist direniş savaşlarının öncülüğünü yapan ve savaşı önce bulundukları topraklarda başlatarak ilerleten Kürtlerin demokratik birlik duruşuna verilen cevap, dört devlete pay edilerek parçalanması olur. Oysa Kürt halkı emperyalist işgale karşı Maraş, Urfa, Antep bölgesinde ilk direnişi başlatarak, Çanakkale savaşında yer alarak kurtuluş savaşını başarıyla sonuçlandıran bir güçle katılır.
İran, Irak, Türkiye ve Suriye arasında Lozan anlaşmasıyla paylaştırılan Kürdistan halkı yeni ayaklanmalar devrini başlatır. Yaşanan her isyanda Kürt kadınları bu direnişlerde yerlerini almakla kalmazlar sergiledikleri büyük direniş ve mücadeleleri ile adlarını tarihe yazdırırlar.
Mücadeleleri İle Tarihten Günümüze Kadar Adlarını Taşıyan Bazı Kahraman Kürt Kadınları
Guher Xanım ve Kelha Dimdimê
Kürt tarihinin en önemli dönemlerinden biri olan Dimdim Destanı, Safevi hükümdarı Şah Abbas (1587-1629) döneminde yaşanmıştır. Safevileri tek bir devlet haline getirmek isteyen Şah Abbas, Kürdistan’ı egemenliği altına almak için seferler düzenler ve Kürt halk ayaklanması olan Dimdim ayaklanması buna karşı gerçekleşir. 1608-1610’da baş gösteren bu ayaklanma Safevi devletinin varlığını tehdit eden tehlikeli ayaklanmalardan biridir. Ayaklanmayı bastırmak üzere Şah, Guher Xanım ve oğlu Emir Han’ın Gozan Tepesi’ne yaptırdığı Dimdim kalesini kuşatır. Yıllarca süren ayaklanmada Mukri, Celali, Bradost, Dimili ve bazı Şemski kabileleri olmak üzere birçok aşiret yer alır ve kaleyi Guher Xanım ve Emir Han’ın önderliğinde savunurlar. Ancak savaşın zaaflı bir anında Şah’ın askerleri kaleye girerler.
Guher Xan’ın gelini Viyan da bu direnişte önemli bir rol oynayan kadınlardan biridir. Yaralıları iyileştiren, yaralıların cephane ve lojistik ihtiyaçlarını gideren kadınlar, büyük kazanlarda kaynattıkları suları kalenin burçlarından Şah Abbas’ın askerleri üzerine dökerek kuşatmayı kırmaya çalışırlar. Bu kuşatmada isyan daha sürerken kadınlar bir toplantı yapar ve alınan en önemli karar, Şah Abbas’ın askerlerinin eline sağ geçmemektir. İsyanın bastırılacağını gören kadınlar, ele geçmektense ölmeyi tercih ederler. Viyan Xanım askeri cephanenin düşmanın eline geçmemesi için en alt katta bulunan cephaneyi ateşe verir. Hamile olan Viyan Xanım bu patlamada hayatını kaybeder.
‘‘Büyük bir strateji bilgisine sahip Guher Xanım daha öncesinde kalenin altına büyük mahzenler su depoları ve borular döşetmiştir. Kalenin kuşatmasının ciddi olduğunu ve her an düşebileceğini düşündüğünden bütün mahzenlere ve depolara barut fıçıları doldurur. Zira muhtemel bir saldırıda çareleri tükendiğinde kaleyi havaya uçuracaklardır. Yedi yıl süren savaşın seyri, şahın gizli su yolunu bulmasıyla değişir. Kalenin içindekilerin susuz kalmasından dolayı kale Şah tarafından ele geçirilir. Kalenin ele geçirildiği sırada Guher Xanım kalenin içine daha önce döşenmiş barutların üzerine çıkarak barutları patlatır. Ve kale yerle bir olur. Kahraman Guher Xanım kaleye giren Şah’ın askerlerini havaya uçururken kendisi ve evlatlarını da feda ederek ölümsüz bir destanın yaratıcısı olur.’
Xanzad
Mir Süleyman bin Şakeli Bey, Xanzad’ ın eşidir. Bağdat hükümeti ile ihtilafa düşünce Mir Süleyman tutuklanır. Xanzad emirliğe geçer ve Divinkala’da olan Soran yönetiminin merkezini Harir'e taşır. Saldırılardan korunmak ve onlara karşı koymak için Gelasu Kalesi'ni Harir Dağı'nın üstünde inşa eder. Yönetimi sırasında birçok medrese, vakıf ve kaleler inşa eden Xanzad, güvenliği sağlama konusunda üstün yetenek gösterir ve asayişi iyi bir şekilde sağlar. Xanzad on iki bini silahlı piyade, on bini okçu süvarilerden oluşan bir orduya komutanlık yapar. Bu savaşlarda aktif olarak yer alır.
Zeyno (Zeyneba Kalki)
Kalki Aşireti’ne mensup olan Zeyno, Bekiran aşiretine mensup ünlü Reşoyê Silo’nun eşidir. 1925-1928 Ağrı isyanında Reşo ile karakol baskınlarına katılmıştır. Silah kullanımındaki yeteneği, cesareti direnişçiler üzerinde olağanüstü etki yaratır. Erciş’e bağlı Zilan Deresi’ndeki Çakır Bey Karakolu’na yapılan baskında önemli rol oynar. Ağrı direnişi devam ederken Zeyno ve eşi Reşo Muradiye sınırındaki Devetaş mıntıkasındaki bir mağarada gizlenirken ihbar nedeniyle çıkan çatışmada yakalanırlar. Reşo silahının namlusunda mermi sıkışması nedeni ile kendini savunamaz. Teslim olan Reşo, bu arada mağarada çatışmaya devam eden Zeyno’yu teslim olması için ikna etmeye çalışır. Zeyno eşinin çağrılarına karşı onu eleştirir ve eşine sarf ettiği sözler bir ağıt türkü olarak halk tarafından ölümsüzleştirilir. Zeyno’nun gözleri önünde kocasının başı kesilir. Ardında Zeyno önce ağzından kurşunlanır sonrada kafası kesilir. Ağrı Direnişi’nin simgesi olan bu kahraman Kürt kadınının başı köy köy dolaştırılarak teşhir edilir.
Perişan
Kürt ayaklanmalarının en kapsamlı ve yaygın olanlarından biri Şeyh Sait ayaklanmasıdır. Türk devlet güçlerinin özerkliklerini ortadan kaldırma girişimlerine karşı özerkliklerini korumak için başlatılan isyan geniş bölgeye yayılır. Lice dağlarında konumlanan isyancılar, isyancı Perişan sayesinde uzun bir süre direniş güçlerini korurlar. Perişan isyancılara silah temin etmekte, sevk-idare işlerine bakmakta, örgütlediği kadınlar ile lojistik desteği sağlamaktadır. Yakalanan isyancıların bazılarını temin ettikleri mücevher ve paralarla serbest bıraktıran bu Liceli kadınlar, hemcinslerine yasaklanan kamusal alana girer ve rüşvetlerle askeri yetkililerin bazılarını ikna ederek tutsak erkekleri bıraktırırlar.
Eyşeya Dîn
Deli Ayşe (Eyşeya Dîn) Lice isyancılarına katılan kadınlardan biridir. Ona “deli” lakabının verilmesinin nedeni, geceleri yalnız başına vadilere ve yollara çıkıp düşman güçlerini kontrol etmesi, keşif yapıp bilgi toplaması ve bazen kehanet niteliğinde öngörüde bulunmasıdır. Verdiği bilgilerle isyancıları birçok konuda tehlikelerden korur. Halk içinde propaganda çalışmaları yapar, kadınlara kapalı olan meclislere ısrarla girer ve hayranlık uyandıran fikirleriyle etkide bulunur. Kürt ayaklanmasının bastırıldığı günlerde Lice erkekleri toplu biçimde götürülüp gizlice yargısız infaz edilir ancak korku nedeniyle kaybedilenlerin akıbetini bilmeyen ve devletten sormaktan korkan erkekleri ölüleri aramaya ikna eden odur. Çünkü o geceleri götürülen erkekleri takip etmiş ve infazlarına tanıklık etmiştir. Onun sayesinde ölülerini arayan erkekler, onun rehberliğini kabul eder.
Rindêxan
Rindêxan'la babası öncülüğünde Sason'da 1926 yılında isyan hareketi başlatırlar. Dağlardaki mücadele aylarca sürer ve çatışmalar geniş bir alana yayılır. Güzel ve cesur Rindêxan Sason direnişinin öncülüğünü yapar ve çatışmalara bizzat katılır. Uzun süren bu isyan, ihanetçi güçlerin yardımlarıyla acımasızca bastırılır. Tarihe Sason Katliamı diye geçen bu isyanda Rindêxan yaralı ele geçer. Güzelliğinden etkilenen Türk ordu komutanı ona tecavüz etmek ister. Cinsel taciz karşısında Rindêxan komutana, “Ben tutsağım. Bedenim üzerindeki her türlü tasarruf hakkına sahipsiniz ancak ailemin egemenliği altında olan topraklarda sizinle birlikte olmam mümkün değil. Bu sınırlar içinde bana el uzatırsan kendimi öldürürüm” der. Komutan ona, “Ailenin egemenlik sınırları nerede bitiyor” diye sorar. Rindêxan “Batman çayı bizim sınırımızdır. Malabadi Köprüsü'nden sonra bana sahip olabilirsin” der. Komutan bu öneriyi kabul eder. Malabadi Köprüsü'ne vardıklarında Rindêxan komutana dönerek “Babamın topraklarına son kez bakmak istiyorum” diyerek komutandan köprüye çıkma izni alır. Ağır ağır köprüde yürüyen Rindêxan birden hızlanarak kendisini askerlerin şaşkın bakışları altında, sloganlar atarak Batman nehrinin sularına bırakır.
Zarife
Koçgiri direnişinde Kürt isyanlarının en ön saflarında yer alan Bese ve Zarife ayrı bir yere sahiptir. Kadın açısından sadece yurtseverliğin değil, bir güç olmanın egemenler karşısında kararlı bir savaşçılığa ulaşmanın örnekleridir.
Zarife, Dersim isyanında yer alan bir Kürt kadındır. Dersim isyanının ikinci büyük ismi, Alişer’in eşidir. Zarife silahını hep yanında taşır. Alişer ile ilişkileri yoldaşçadır. Savaşta da sonuna kadar beraberdirler. Alişer’in Reyber tarafından öldürülmesi olayında silahını çekerek, hainlerden birini öldürür. Bunun üzerine Reyber Zarife’yi şehit düşürür. Dersim’de emsalsiz bir Kürt kızı olarak tanınan Zarife savaş yoldaşlığı ve yurtseverliği ile emsalsiz bir kadındır. Kürdistan gibi feodal geriliklerin kör kuyularında bir coğrafyada, kadın olmak ne denli zorsa, bir kadın olarak erkeğin işi olarak bilinen savaşta yer alması daha zordur. Buna rağmen kendindeki enerjiyi açığa çıkararak tarihte önemli bir rol oynayan Kürt kadını gelecek için önemli miras bırakır. Her şeyden önce kadının kendine güvenmesi, savaşabilmesi yönünde bir inanç ve güç kaynağı olur.
Besê
Besê, Dersim isyanının önder ismi Seyit Rıza’nın eşidir. Fakat Besê’yi Besê yapan bu değildir. Bu durumun yol açıcı bir etkisi olsa da Besê bir kadın olarak isyanda kendi öz gücü, güveni, yurtseverliği, kararlılığıyla bir rol oynar. Türk basını Besê’yi anti-propaganda olarak kullanmak ister. Oysa Besê, Dersim’de bir efsane olur. Türk gazetelerinde Dersim isyanının perde arkasındaki ismi olarak verilir. Çok savaşçı, fedakâr ve silah kullanmada ustadır. Son nefesine kadar savaşır. Gazeteci Barbaros Baykara isyanı anlatan kitabında Besê için; “Gözü pek, sonuna kadar direnen bir kadın” olarak bahseder ve Besê’nin keçi sekmez kayalıklardan bir avuç insanla bir ordu kadar askere, en önemlisi de gökten ölüm yağdıran uçaklara karşı kurşunu bitene dek çarpıştığını belirtir. Kurşunları bitince yanına yaklaşan askerlere taşlar fırlatır. Ve yakalanacağını anladığı an “Beni sağ yakalayamazsınız” diye bağırarak kendini uçurumlardan attığını söyler. Besê, egemen sistem karşısında oldukça öfkeli, direnişi ile güçlü bir kadındır. Son kurşununa kadar savaşır. Savaşı, bir özgürlük savaşıdır. Kadın olarak kendi kaderini halkının kaderiyle birleştirmiş ve tek bir savaşta somutlaştırmıştır.
Leyla Qasım
Leyla Qasım, Kürtlerde ilk, dünyada dördüncü siyasi tutuklu kadın olarak idam edilmiş ve Kürtlerin ulusal kurtuluş mücadelesinde sembolleşmiş bir Kürt kızıdır. Sadece Kürtlerin milli bir sembolü değil aynı zamanda dünyada fikirlerinden dolayı idam edilen direnişin, özgürlüğün, anti sömürgeciliğin ve onurun sembolüdür. Leyla Qasım, kısa yaşamında özgürlük ve bağımsızlığın bir sadaka değil, tam tersi vazgeçilmez değer olduğunu gösterir. Leyla Qasım, 1952 yılında Xaneqin’de Dalaho Qasım ve Kani’nin üçüncü çocuğu olarak dünyaya gelir. Çiftçi olan Dalaho Qasım ve Kani’nin 5 çocuğundan tek kız çocuğudur. Aile Leyla 4 yaşında iken Erbil'e taşınır ve yoksulluk içinde yaşamaya başlarlar. Ailesi orta öğretiminden sonra 1958 yılında Bağdat’a göç eder. Dalaho Qasım kıt kanaat geçinmelerine rağmen kızının eğitim görmesini arzular. Leyla çok genç yaşta acımasız BAAS rejiminin esaretinden kurtulmak amacıyla bağımsız Kürdistan için çalışmaya karar verir ve idealini gerçekleştirmenin mücadelesini verir. Bağdat’ta lise öğrenimini tamamlayan Leyla Qasım 20 yaşındayken Kürdistan Öğrenciler Birliği (YXK) ile tanışır ve onlara destek verir. Ardından Peşmergelere katılma kararı alır. Leyla Qasım’ın I-KDP Peşmergelerine katıldığı bu dönemde Kürtler, özellikle Başur’da hassas bir süreçten geçmektedir. 1974’ün baharında BAAS rejimi Kürtlere karşı savaş açar. Kürt ailelerini Bağdat’tan çıkarır, Irak rejimi Qeladize kentini bombalar. Bombalama sonucunda birçok sivil yaşamını yitirir. Bu dönemde Leyla Qasım’a Kürt halkının sesini dünyaya duyurmak amacıyla bir uçak kaçırma görevini üslenir. Ancak bu eylemde başarılı olamaz. Leyla Qasım 4 arkadaşıyla birlikte 24 Nisan 1974’te yakalanır. Saddam’ın emriyle Qasım ve 4 arkadaşı 13 Mayıs 1974 tarihinde idam edilirler. Leyla Qasım idam edilirken Kürt ulusal milli marşını Ey Raqip’i okur. Kürt halkının sömürgeci güçlere karşı direnişini temsil eden devrimcilerden olan Leyla Qasım işkencecilerin her defasında yönelttiği “Sen neden bu yola girdin” sorularına karşı, “Bu yola girmedim, ben bu yolda doğdum” der. Leyla Qasım yargılama sırasındaki savunmasında ise şöyle konuşur: ‘‘Beni öldürün ama şu gerçeği de bilin ki benim ölümümle binlerce Kürt derin uykudan uyanacak. Eğer bu dünyada pişman olduğum tek bir şey varsa halkıma daha fazla hizmet etmeden erken ölmektir. Eğer özür dilemem gereken birisi varsa halkımdan özür diliyorum. Ki, ulusal kurtuluş mücadelesi davamda halkım için az çalıştım. Kürdistan’ın özgürlüğü uğruna canımı feda ettiğim için gurur duyuyorum.” Kürdistan’da gelişen tüm isyanlarda kadının belli bir katılım düzeyi, hatta direnişte öncülükleri söz konusudur. Fakat kadın özgürlüğü adına ayrıca bir talepleri yoktur. Böylesi bir bilinç gelişimi henüz oluşmamıştır.
Devam Edecek…


