Özlemek suç değildir herhalde. Ancak özlemin beyni felç etmesi suçtur. Bu suçu işlemeden sizi özlüyorum. Namusluca özlüyorum. Beklenen gün gelecekse eğer çekilen acı kutsaldır. ‘’Şehit Beritan’’

27 Ocak gecesinde ateş başında çektiğimiz halaylar meğerse ayrılık halaylarıymış yoldaşlar. Bir dahaki gecelerde çekilen halaylarda sizler olmayacaksınız. Ateşin birçok dolu anlamda olduğunu biliyordum: Fedakârlık, sonsuzluk, ölümsüzlük, aşk ve hakikat. Ve ateş ayrılığın da sembolü oldu. O akşam sadece dakikalar sürdü gelen ayrılık haberi ve ayrılık. Birçoğumuzun belinde çantası, son defa taburca ve kuralları çiğneyerek iniyorduk tepeden ayrılığa doğru; hepinizin yüzünde savaşa gitmenin verdiği heyecan vardı. Hedeflerinize ulaşmaya çok az kalmıştı. Geride kalanlar ise bütün çabalarıyla gözyaşlarını yüreklerine gömüp size moral vermeye çalışıyorlar. Siz gideli tam 7 gün oldu. Tam bir hafta... Bizim kampımıza yeni eğitim görecek arkadaşlar geldi. Ve geriye kalan her arkadaş başka bir yere gitti. Neredeyse 2 ay süren akademi süreci hep güzel ve yaşam doluydu. Akademide birçok şeyin yeni yeni farkına varıyordum. Burada çok büyük güç ve moral alıyordum. Fakat aynı zamanda bu akademide hep çelişkili ve çatışmalı günler yaşadım. Bu çelişkiler ve çatışmalı günler bana çok şey kazandırdı. Akademide geçirdiğim her saat benim için bir ömürdü. Canımı en çok acıtan ise siz giderken benim sadece bakıyor olmamdı. Gidişiniz bir o kadar ağır geliyordu ki yüreğimde sanki bir şeyler kopuyordu. Sizin yanınızda olmayı ve aynı cephede zaferi kazanmayı düşlemiştim hep. Oysaki siz beni geride bırakarak gidiyorsunuz. Sizi tekrar görebilmenin bir gerçeklik payı var mıydı acaba? Şehit olmak çok kutsaldır. Ben sizi şehitler kervanında değil, zafer halayında düşlüyorum. Sizin şehit düşmenizden korktuğum her an size ihanet etmiş gibiyim yoldaşlar. Sizler şehit düşmeye değil, zafer kazanmaya gittiniz. Çünkü bu deftere ilk sizi yazdığım gibi, devamına da zaferinizi yazmak istiyorum. Bu defter geleceğin umut defteri olsun istiyorum. Sizin zaferinizle geleceğin umut defteri. Siz olmadan o kampta geçirdiğim 3 gün bana işkence gibi geliyordu. Her yerde sizin anılarınızı görüyordum. Her yer, her bir köşe başka birini hatırlatıyordu. Baharda Bakur'a götürmek için saklamıştınız bombalarınızı ama burada bırakıp gittiniz. Sizden geriye kalan şemsiyeleriniz, yağmurluklarınız, süngerleriniz, günlükleriniz, savaşta sakladığınız izli mermileriniz, parkalarınız ve kefiyeleriniz... Her şey o kadar ani oldu ki. Belki kendinizle götüreceğiniz çok şey vardı ama siz sadece gidebildiniz. Akademilerde en zor olan işte bu ayrılık anlarıdır. Şimdi hepinizi çok özlüyorum.

O gece gökyüzü bile ağlıyordu gidişinize. Gidişinize isyan edercesine yağmur değiyordu toprağa. Ve gökyüzü savaşın iğrenç gerçekliğine ve ayrılığın ağır acısına çarpıyordu şimşeklerini. Yağmurun sesi bir türlü bastıramıyordu yüreğimin sesini. Jehat arkadaşın ‘’Sizin yaptığınız yoldaşlığınız her zaman moral verdi.’’ sözleri yankılanıyordu kulağımda. Dıldar arkadaşın beni kar pususuna düşürüşü geçiyordu gözlerimin önünden; Kajin’in komando yapışı, Bese, Aram ve Delil arkadaşların diyalogları, Redur arkadaşın halay çekişi, Çiya arkadaşın şarkıları, Seyfi arkadaşın potlarını, Dıjwar arkadaşın Kürtçe dersleri, Çektar arkadaşın değerlendirmeleri, Reşit arkadaşın tavuk uykularını, Roni arkadaşın spor verişini, Garzan arkadaşın seminerlerini ve Derweş arkadaşın Garzan hayallerini... Hepsi teker teker gözlerimin önünden geçiyordu. Ve şimdi de tek umudum televizyonda, radyoda zafer haberlerinizi duymaktır. Yolunuz, şehitlerimizin Önder Apo’nun felsefesiyle aydınlattığı yol olsun. Zafer her zaman sizinle olsun. Bu kadar cümleden sonra aklıma Kelimelerin Piri Şehit Armanç Kerboran geliyor. Onun yoldaşlarının ardından yazdığı o hâlâ beni coşturan sözler:

“Böyle bakınca heyecanlanıp coştum ve ‘Hücum!’ dedim. Coşkuya gelen yaşlı beden, genç hayal Don Kişot gibi yel değirmenlerine değil; beni kuşatan sevgi çemberlerinin sınırlarına ‘Hücum!’ dedim! Hayata kırgın bir yoldaş, sevgiden yoksun tek bir yürek kalmayıncaya kadar hücum!!! Yalnızlığın ölüme benzeyen soğuk korkusu ile ürperen, ayrılığın keskin hançerleri ile onlarca yaradan aynı anda kanayan yüreklerimiz, sevgi çemberlerinin güveniyle ısınıp huzura kavuşuncaya kadar hücum!!! Uzaktayken; mesafeler, miller, fersahlarca ötedeyken; arada ülkeler, halklar, deryalar ve dağlar varken bile aradaki hiçbir şeyi incitmeden her akşam sevgi çemberlerinde buluşabilinceye kadar ‘Hücum!’ dedim. Tüm yoldaşları, tüm ulusları, dünyaları, dağları, taşları, suları sevgi çemberlerinin ülkesine katıncaya kadar hücum!!! Herkese, her yere, gece gündüz demeden her zaman hücum!!! Tüm yeryüzü sevgi çemberlerinin süvarilerinin ayaklarının altında bir hamur gibi yoğruluncaya kadar… ‘Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya…’ şairin hayali gerçekleşinceye… Ayrılık, ölüm, karanlık kendinden utanıncaya kadar hücum!!! Ve bugün için şunu da eklemek isterim şövalyelerim; güneşimizi bizden alan kara bulutların karnı sevgi ve ışığın askerlerinin taarruzu altında delik deşik edilinceye ve soylu güneşimiz topraklarına, ekinlerine kavuşuncaya dek hücum!!!”

Heftanin Elbet Sana Döneceğim

Gürül gürül akan Keşan Suyu, hafiften esen rüzgâr, yeni tomurcuklar, çiçekler ve Heftanin. Heftanin, seni bu kadar özleyeceğimi hiç tahmin etmiyordum. Kokunu özledim. Heftanin yoldaşlarını özledim. Bakur’un kokusunu getiren rüzgârını, Bakur’u gören tepeleri özledim. Niyetimiz Bakur’a gitmekti ama senden bile uzaklaştık Heftanin. Yüreğim dolu dolu ağlamak istiyorum ama olmuyor. Ağlamak seni unutmaktır. Heftanin, sana mutlaka dönmeyi düşünüyorum. Mutlaka sana varacağım Heftanin. Sınırlarını aşıp Garzan’a gideceğim. Her dere, her tepe, her yol, her adım seni benden uzaklaştırmış olabilir ama sen benim yüreğimdesin. Yüreğime kimse dokunamaz. Ah, bu bizi bizden daha iyi tanıyan örgüt... Seninle ne anılarım var Heftanin. Sana bıraktığım ne güzel yoldaşlarım var. Özlediğim sen misin yoksa yoldaşlarım mıdır? Özlediğim sen misin yoksa anılarım mıdır? Özlediğim sen misin yoksa Bakur’da esen soğuk rüzgâr mı? Senden ayrılmayı hiç düşünmüyordum Heftanin ama sana mutlak bir gün döneceğim. Çünkü ben sana aidim Heftanin. Ben ilk gerillacılığı orada yaşadım. Sıcağı, soğuğu, zorluğu, açlığı, susuzluğu, dağlara tırmanmayı; yaşamı yaşam yapan her şeyi sende yaşadım. Heftanin, sana mutlaka döneceğim. Bakur’a dönmek için bile olsa gelip basacağım toprağına. Toprağını alıp Garzan’a götüreceğim. Heftanin, iki kutsal mekânın toprağını birleştireceğim. Yüreğime sahip olmuş iki yeri aynı anda yaşayacağım. Garzan’ın toprağını sana getiremedim ama senin toprağını mutlaka Garzan’a götüreceğim. Söz veriyorum senin toprağını mutlaka Garzan’a götüreceğim. Ve sizi, yüreğimin beni büyüten iki dağını buluşturacağım. Beni asla unutma Heftanin, sana verdiğim sözlerle asla sana ihanet etmeyeceğim. Sizi unutmayacağım.