HEYBETLİ DEVRİMCİ
Bu kısa şiir hep kafamda. Nedenini çok çözemesem de bu aralar sık sık okuyorum. Defterime de yazdım böylelikle.
Üniversite zamanlarında, sistemin kirli çarkında özü arama çabasındayken şiir en büyük gerçekliği ortaya koyuyordu çoğu kez. Özlü yaşamı herkes gerçekleştiremez. Büyük yaşamak 70’e kadar yaşamaya bağlı değildir. 20’sinde Denizleşmeli; coşmalı, taşmalı, setleri aşmalı. 20’de Mahirleşmeli; başkaldırmalı iktidara, kardeş katlini başlatan bu devlet geleneğine. 20’de İbrahimleşmeli ve ser verip sır vermemeli düşmanına. Özü yaşamayı o yüzden herkes başaramaz. Devrim ruh ister; devrimciler, tarihte ezilenlerin haykırışıdır. 68’lere damgasını vuran, PKK’nin doğuşuna kaynaklık eden, Önderliğin kendileriydi. Denizler; dağların dostu, yolcusuydu. Deniz, idam sehpasını kendisi itti; son sözleri de direnişin ve sosyalizmin ifadesiydi. Cesareti gittikçe arttı, dizler titremedi, dimdik yürüdü idam sehpasına; ayaklar daha sağlamlaştı. İnletti Ulucanlar’ı, bakışları her zamanki gibi ateş saçtı.
Hayal ediyorum; Deniz Gezmiş bu kadar çabuk özgürlük uçuşunu gerçekleştirmeseydi, Türkiye semalarında dalışlar yapsaydı, teyrebaz (doğan/şahin) gibi faşizme demir yumruklarını, ölümcül devrimci vuruşlarını atabilseydi... Uyuyan, içerilmiş kölelikte boğulan Türk halkını devrim saflarına binlercesiyle akıtabilseydi. Önderlik özgürlük yürüyüşünün heybetinde dalgalandırsaydık kıpkızıl renkli bayraklarımızı. Ve onların asla ölmediğini bağırsaydık. Onlar hiç kendilerini düşünmediler. Kendinden emin, gençlik ruhuyla fedaice tarihe geçtiler. Heybetli devrimci Deniz Gezmiş, rahat uyu; Kürdistan dağlarında vasiyetine sahip çıkan binlerce gerilla var artık.
18.10.2018 / Tepe Kun-Gare
Beni Bağışlayın!
Şehit Xelil Dağ’ın “Beni Bağışlayın” kitabını okumaktayım. Kitabın bir bölümünü şöyle yazmış: “Bize düşen, kalbimizdeki zehrin gerçeğinde yağmurun gözyaşını yıkamaktır. Yani yağmur, gözyaşlarımızın bir ifadesidir. Gözyaşımızı yağmurun sellerine katmalıyız.” Ve şöyle devam ediyor: “Çıldırasıya yağmaya başlamışsa yağmur, gitme zamanı gelmiştir. Ve gökyüzünün gözyaşları dağlarda en güzel yolculukların başlangıcıdır. Bir ayrılık kurulmaya görsün; ilk sözler ve son dokunuşlarla birlikte o da ilk damlalarını bırakmaya başlar yükseklerden. O, bütün ayrılıkların vazgeçilmez uğurlayıcısıdır. Gidenleri ve geride kalanları sırılsıklam ıslatıncaya kadar hepimiz için ağlar.
Yağmurun bir adaleti vardır dağlarda; herkesi ve her nesneyi hak ettiği kadar ıslatır. Layık olduğumuz ne ise o kadar dökülür üzerimize. Her kalbe az veya çok, iyi veya kötü hak ettiği kadarını verir. Her insan, her nesne, her şey layık olduğuna ulaşır doğanın bu yanılmaz adaletinin önünde. Yağmurun kalbini sorgulayamazsınız. Nedenini soramazsınız. Sorgulayacağınız, nedenini arayacağınız tek yer kendi kalbinizdir. Yağmur gökyüzünden yeryüzüne düşer ve hiçbir yağmur damlası, bir nedeni olmadan kendini bırakmaz bu düşüşe. Bize düşen, kendi sığınağımızdan çıkıp yağmurun altından yürümektir. Bize düşen, yapabileceklerimizin en iyisini yapmak ve gerisini yağmurun ellerine bırakmaktır. Bize düşen, kalbimizdeki zehrin gerçeğini yağmurun gözyaşlarıyla yıkamaktır. Yağmurun mutlak bize eyleyeceği bir sözü ve taşıdığı bir anlamı vardır. Hınçla dövdüğü tenimizdir. Asıl ulaşmak istediği ise ondan daha derinlerde olan kalbimizdir. Ondan da daha derinde bir şey vardır ki, o da gözlerimizdir.”
Yağmursuz günün geçmediği bugünlere anlam katıyor şehidin sözleri. Gerçeklerimle yüzleşiyorum. Kendimle yüzleşiyorum. Kitapları ne kadar sevsem de eskisi gibi okuyamıyorum. Bugünlerde kitap okumakta zorlanıyorum. Bir ürperti geçiyor bedenimden. Bademciklerim hep şişiktir. İltihaplanınca hasta düşüyorum; çocukluğumdan beri böyledir. Dağlarda bağışıklık sistemim güçlendi. Dağlarda, doğanın içerisinde bedenim de gittikçe güçlendi, ruhum da. Bu tür şeyleri rüyamda görüyorum. Gördüğüm hakikatim oluyor. Yani insan hastalandığı zaman bilinçaltı dehlizlerinden düşündükleri çıkıyor su yüzüne. Bizler bu rüyalarda suya bakıyoruz, kendimizle yüzleşiyoruz böylesi zamanlarda. Rüyalar biraz bizden birer parça aslında. Belki de artık iç sesimi duymaya başlıyorum. Sanırım rüyalarda bize seslenen yine biziz. Öze dönme yolculuğu belki de.
Bu tür rüyalar üzerine yoğunlaşırken uykuya dalmışım; gözlerimi açar açmaz içimden ilk cümlemi kurdum: “Ben Apocu olacağım, yeniden katılıyorum,” demiştim. Ve heval Abbas’ın kampa geleceğini bilmeden bu cümleleri kurdum. O gelmeden yarım saat önce bir taşın üstüne oturup Ninhursag’a yakarışlarda bulunuyordum. Ona içimi açıyordum. Ve bugün heval Abbas geldi. Onu görebildim, yanına oturabildim. İlk gruptaki arkadaşlardan, PKK’nin kurucularından, Önderliğin en yakın dostlarından Kemal Pir, Haki Karer gibi enternasyonalist devrimci öncülerden bahsetti. Çok heyecanlanmıştım. Heval Abbas; “Her dağa çıkış bir devrimdir,” dedi. Ve yanındaki arkadaşla konuştu. Arap olan bir gerilla arkadaşla konuşuyordu. Kurduğu diyaloglar dikkatimi çok çekiyordu. Tüm yönleriyle bakabiliyordu heval Abbas. Baas milliyetçiliği ve İslamcı etkinin Araplardaki olumsuz etkisini söyledi. Düşündüm de, bu durum Ortadoğu genelinde sürekli farklı forum ve formasyonlarda güncelliğini koruyor. Bu da sistemin bir oyunudur. İdeolojimiz; dincilik, milliyetçilik, bilimcilik, cinsiyetçiliği kabul etmiyor. Çünkü bu hususlar faşizmi ilerleten illetler haline gelmiş. Arap, Fars, Türk, Kürt halkında müthiş bir yozlaştırma aracına dönüştürülmüş. Sistemin bu oyunları, sürekli olarak kendini farklı ad ve reformlarla devam ettiriyor. Şu an TC’deki MHP-AKP ittifakı da bunun bir özetidir. Birkaç dakika içinde sohbetiyle düşünce yoğunluğu yaratıyor heval Abbas. Velhasıl, heval Abbas’ı dinlemek başkaydı. Onu farklı zamanlarda, yine farklı bir dağda görmeyi isterim. Çok isterim. Ve tabii fotoğraf çekmeyi çok isterdim. Nasip olmadı şimdi ama belki olur.
2015 / Kandil
Sana Geliyorum Gabar
Çok heyecanlıyım. Şehit Mahir’den çıktım. Sabotajcı oldum ve kuzey gruplarındayım. Daha hangi alana gideceğimizi örgüt netleştirmedi ama önüme çok büyük hedefler koydum. Sonuna kadar örgütün ilkelerini, kadın özgürlükçü çizgisini savunacağım. Düşmana branşımla ağır darbeler vuracağım. Heval Şerda’yı, heval Zozan’ı çok özledim. Heval Gülistan’ı tanıma fırsatım oldu. Burada neredeyse herkesin gözleri parlak parlak, herkeste bir kuzey heyecanı esiyor. Sürekli düzenlememi soruyorum; nereye gideceğim acaba, olsun nereye gidersem gideyim iyi katılacağım ve bu örgütün yükünü kaldıracağım. Ve kısa bir süre önce öğrendim: Gabar’a gidiyorum, Gabar’a! İsmini her yerde haykırmak istiyorum, her yerde dile getirmek istiyorum. Gabra min, dıle min... Gabar’a gidiyorum, hayallerime uçuyorum. Bu PKK müthiş bir şey. Bu yaşama da bu partiye de aşığım, aşık. Çenem ağrıyor, yüzüm gülmekten düzelmiyor; diyorlar ya “ağzı kulaklarında”, benimkisi de tam o hal; ağzım kulağımda. Ah Gabar, aç kollarını, gerillan sana geliyor.
2021 Yılı / Kuzey Grupları


