YAZMAK ZAMANA AKMAKTIR

‘’Anlamak adaletse, bir özgürlük savaşçısı kendi adaletini kendi yasalarıyla uygular.’’ Şehit Mazlum Tekman’ın bu sözüyle başlamak istedim yazmaya.

Eğer yazmazsam, dolduramayacağım diyorum boşlukları… Her şey o kadar hızlı ilerliyor ki, her güzel şeye anlam verme çabasındayım. Doyasıya gülmek, doyasıya ağlamak gerek. Yani her şeyi yerinde ve zamanında yaşamak gerek. Zamansız olan hiçbir şeyin anlamı olmaz. Yoksa duygular, düşünceler; yani akıl ve kalp birbirine karışır.

Kendini anlamak ve tanımak özgürlüktür. Bu kişinin özlerine kadar inip kendinde yitirdiği özellikleri bulması gerekir. Onu toplumsallaştıran, doğaya canlılıkla bağlayan, yaşamın sıcak tadını alabilen, suyun soğukluğunu duyabilen bir farkındalık yaratabilmesi gerekir. Kaba bir bakışla, donuk duygularla yaşamın gerçek anlamına, hakikatine varılmaz. Yeni açmış bir tomurcuğun özünden akıp gelen su damlacığı heyecanlandırmıyorsa orada anlam eksikliği vardır. Bir yerlerde güneşin doğuşuna, ayın ilk çıkış hallerine ve yıldızlara anlam vermek gerekir. Ve doğadaki en ufak bir kıpırdanışın bile evrene olan etkisine anlam verme arayışında olmak gerekir. İşte o zaman hissettiğimiz ve düşündüğümüz bir olur. Yani kalp ve akıl birleşir.

FEDAİLİĞE DAİR

Fedailik kelimesini her duyar duymaz tüm hücrelerimin irkilip hizaya durduğu bir ‘’anlamı’’ ifade ediyor. Peki nedir fedailik?

Toplumsallaşabilir ki; biliyorum, insanları hissederek onların görünmeyen yönlerine dokunabilerek, renk vererek, güç vererek, ölçü vererek gerçekleşir. Herkese göre olmak değil, kendin olarak herkesin yaşam diyalektiğinin bir parçası olmaktır… Her fark ettiğim yeni şeyin o anın tazeliği ile yaşıyorum. Özellikle gerilla yaşamında fark etmek ve yaşamak için çok zamanlarım oldu. Mesela bir yaşanmışlığa dair duyduğun hislerin takipçisi olabilmek… Yaşamın ayrıntılarında birçok küçük zaman dilimi vardır; çoğu kez görünmez ama yaşamın detaylarıdır. Onları unutmamak, süreklileştirmek, o anki emeğe sahip çıkmaktır, vefalı olmaktır.

Fedailiğin ışığında umutla dolan yoldaşlarla, kusursuz bir yaşamda yol almak… Yollar aslında bizleri daha çok bağlılık hissiyatı ile yaşama akıtan, yaşatan olmuştur. Anın anlamla buluştuğu zamandır PKK yoldaşlığı. Yaşadığımız her anı, anlamın farkındalığını bilerek yürümek; bizlerde aslında yaşayan özün eyleminin özgür ruhudur. Özgür kokan, özgürlük kokan her yoldaş, amaca giden yolda güzelliklerle anlam bulur. Amacın kutsallığı yarınları yaşatan adanmışlığı var etmiştir. PKK yaşamında insanlığın sevgisini var eden Önderliğimizin felsefesi bizi yeni doğuşlarla büyütmüştür. Bunu yaşamda gördüğüm her an daha da güçleniyorum. Ama şunun bilincindeyim ki her yaşadığım an tarih kokuyor ve bunun hakkını layıkıyla yerine getirdiğimde var olacağım. Çünkü kendi özümüz olan doğuşları var ettiğimiz oranda var olur ve kendi kimliğimizi belirleriz. Eylemlerin kutsallığı aslında bunda gizlidir. Oluşan binleri geleceğe durmaksızın akıtmak sözümüzdür. Tabii ki de PKK’li olmak öyle kolay değil. Hakiler, Kemaller, Mazlumlar, Saralar gibi Önder Apo’yu anlayan yoldaşlarla yaşamak; en yaşanır, en yaşatılır temel hissiyatımızdır. Atılan her kutsal adımı yaşatma sözüyüz. İntikam yemini ile yol aldık çünkü bizi her anlamıyla buluşturan bu duygudur. Bizler bu duygularla çıktık yola. Yol bizleri var eden, buluşturan eylem güzelliğidir. Adanmışlığın yarattığı felsefede; sevgiyi zirveye ulaşana dek güçlü eylemler sergileyeceğiz.

Belli bir dönemdir göreve hazırlanıyorum; bu görev kesinlikle benim dönüm noktam olacaktır. Dolayısıyla bu heyecanla yazıyorum. Bazen kalbim sıkışıyor, midemi kramplar tutuyor, bacaklarımda hafif bir titreme ve bütün vücudumu saran bir hararet… Çünkü ana yaklaştığımın farkındayım. Ama en güzelini, en anlamlısını gerçekleştirmek gerek. Zilan’a, Sema’ya, Derwêş’e yaraşır olmam gerek; onların ardılı olduğumu gerçekten de eylemimle haykırmam gerek. Bu salt bir eylem değil; eylem, son olması gerekendir. Asıl olan kendini oluşturmaktır; bir nefis mücadelesi verebilmektir, kendimle girdiğim savaşı kazanmaktır, büyümektir, güzelleştirmek ve güzelleşmektir. Bu anlamda kendimde çok daha büyük değişimler yaratmam gerektiği ortadadır. Yoğunlaşmalarımın çok daha güçlü ve aralıksız olması gerekiyor. Kendimi her an hazır tutmam, dönemin görevine de yaklaşımımı belirleyecektir. Çünkü giden tek ben değilim; bu görev için yanıp tutuşan tüm arkadaşların adına, yine bu eylemi yapmayı o kadar çok isteyip de yapamadan şehadete ulaşan nice güzel insan adına, onlara layık olmak umuduyla yol alıyorum. Onlara en güzel hediyeyi vermek için mutlaka başarmam gerek. Bir yandan büyük bir coşkuyla gidiyorum; sanki hep bu anı bekliyormuşum gibi. Bir yandan birçok yoldaşım burada kalıyor ve bir yarım burada kalıyor gibi. Bazı duyguları yaşamak için sadece aynı derecedeki zorlu koşullardan geçmek yetmiyor. İnsan severek birbirine emek vermiş olmalı önce; her zerresine kadar kendini adamış olmalı… Bu uğurda kendini feda eden o kadar çok yoldaşımız oldu ki. Eğer fedailik kendini adamaksa gerçekten bunun sınırı yoktu.

Bu yolda ilerleyen birçok yoldaşım gibi ben de heybemi sevinçlerle, deneyimlerle ve yaşama duyduğum büyük aşkla dolduruyorum. Çünkü tanrıça güzelliğindeki fedailer; heybesine umutlarını, düşlerini, gizlerini, sevgilerini, özlemlerini, hüzünlerini, öfkelerini, en masum gülüşlerini sığdırarak koyuldular yola. Aynı duyguların ve aşkın rengindeydi yine heybeleri. Aynı yöne bakıyordu gözleri, aynı aşkın tadına varmışlardır. Yola koyuluşları farklı zamanlarda olsa da aynı yürek ve duyguyla dokunmuşlardı özgürlüğe. Bize sevgiyi, davaya sadakati, yaşamdaki morali, aşkı, yoldaşlığı, dostluğu emanet olarak bırakmışlardı. Onlar bir damla daha Önder Apo’nun okyanus deryasına yaklaşırken bizim de o deryadan bir damla olabilmemiz için köprü olmuşlardır. Çünkü fedailer; derinliği ne kadar olursa olsun, özü itibarıyla ideolojik-felsefi bir kişilik haline gelmiş olan, yaşam-ölüm ikileminde doğru halkayı yakalayan, bu anlamda korkuyu ortadan kaldırmış olan kişidir. Böyle bir insan, bu duruşu ile gerçek anlamda ölümsüz bir kişilik haline gelmiş demektir. En önemlisi ise davaya, Önderliğe ve yoldaşlara sonsuz bir inanç ve geride kalanların bu davayı başarıya taşıyacağına dair güven olmadan fedaice bir çıkışı gerçekleştirmek söz konusu olamaz. Her fedai Önder Apo’ya, yoldaşlar topluluğuna ve halkına büyük bir bağlılık ve güven dolu bir sevgi taşır. Fedailer, böylesi bir sevgi, güven, bağlılık ve tabii ki büyük bir cesaret ve kararlılıkla ölümsüzlük merdivenlerinde yükselişi yaşayabilmektedir. Çünkü fedai kendisini inandığı davaya ve toplumuna feda etmektedir.

Yitik bir ülkenin, yitik bir halkının tüm acılarını, sancılarını, yarım aşklarını, sevinçlerini bağrında taşıyan tarihim… Ama ben ki tarihini daha bilemediğim, gizine varamadığım, derinlikli hakikatine dokunamadığım bu güzel halkımın kanından ve canındanım. Devamlı bir arayışta olma tutkusuyla Kürt kızlarının asiliği, yurtseverliği içine aldı beni. Öğrendiğim her bir bilgi kırıntısıyla içimde yeni dünyalar açılıyor. Daha fazla Kürtleşiyorum, Kürdistanileşiyorum. Tarihimin gerçeği; yarım kalmış tüm aşkların, sevinçlerin, hayallerin tamamlayıcısı olmamı haykırıyor bana. Ülkemin güzelliği o kadar yoğun ki doya doya yaşayamıyorum. Her mevsimi ayrı güzel, her yılı ayrı anlamlı. Yeni filizlenen bir ağacın çiçeğine bile doyamazken; koskoca ülkemin hırçın sularına, doruklarda seyreden dağlarına, insan yüreği kadar derin vadilerine, yaşamın binbir rengini taşıyan dağ çiçeklerine, uzun ince uzayan patikalarına, ağaçlarına, dağ keçilerine… Nasıl doyacağım bu harikalar diyarı Kürdistan’a?