Her ulusun bir baharı vardır, ama tüm baharlar biz kadınların baharıdır.
Karanlık Şubat bize veda ederken, şimdi rengarenk bahar, Kadınlar Bayramı'nın Mart ayı, başını kaldırdı ve her yerde parladı; ağaçlar ve toprak o parıltıyla canlanmaya, çiçekler açmaya başladı. Doğanın ilk yoldaşı, tüm canlıların annesi de baharla birlikte kendini yenilemeye başlıyor. Kadınlar da kışlık paltolarını çıkarıp baharla birlikte rengarenk oluyorlar. Bu, kadınların doğanın ayrılmaz bir parçası olduğunu, doğanın kendisinin kadın olduğunu bildiğimiz sürekli bir diyalektiktir. Canlılar toprağın göğsünde doğum yapıp kendileriyle hayat yaratırken, kadınlar da onları binlerce yıldır besliyor. Başka bir deyişle, kadınlar yaşamdır ve yaşamda kadındır. Kadınların en sadık yoldaşı, kadınlara en anlamlı şekilde en yakın olan ve kendini bir tanrıçanın çocuğu olarak gören Önder APO, kadınlara ve onların varoluşuna en değerli anlamı veriyor. "Jin Jiyan Azadî" sözleriyle, yüzyılımızın sihirli formülünü bize açığa çıkıyor. Bu nedenle, bu sadece bir kelime, bir slogan değil; tüm kadınlar için ilham kaynağı, yaşama özgürlüğünün kaynağı ve direnişin aracı haline gelen çağın manifestosudur. Bu, tüm kadınların en gerçek yoldaşı, sevginin işçisi olan Önder'in gücüdür. Tüm kadınların mirasının yolunda yürüyen ve bu mirası Önder APO'nun düşüncesiyle ören kadın savaşçılar olarak, 8 Mart'ı tüm günlerin tüm kadınlara, özellikle de Önder APO'ya, tüm mücadeleci ve direnişçi kadınlara ait olması umuduyla kutluyoruz.
Kadınlar gününün sembolü haline gelen 8 Mart, şüphesiz derin ve tarihi bir anlam taşıyor. Ancak yaşamın yaratıcısı, ilk ürünün sahibi, her günü kendi elleriyle boyayan ilahi anne olarak, kadınlara sadece bir günün verilmesi en büyük adaletsizliktir. İnsanlığın yaratılışından beri, hayatı sürdüren, toplumsal yaşamı koruyan ve toplumu kendi etrafında kuran kadın olmuştur. Ancak kadınların ürünlerinin ele geçirilmesinden sonra, ataerkil bilinç kendini kadına yönetici ve tanrı olarak dayattı. Tanrıçalar bölündü ve baskın, acımasız erkek kendini tanrı olarak göklere yükseltti. Bununla birlikte, kutsal kadın, tanrıça, ürünlerin kaynağı, malların sahibesi, sıradan evin karısı, evin ucuz işçisi oldu. Ama bu kadınlar için kader değildi, kadınların köklerine, ilahi özlerine yeniden dönmeleri için bir ışık yeterliydi. Çünkü kadınların kökleri güçlüdür, kökleri insanlığın başlangıcına kadar uzanır. Her kadın bunu anlar ve bilirse, o yaratıcıdır, doğaya dönüş gerçekleşecektir. Şimdi, Önderliğin yaptığı ve her kadında inşa etmek istediği şey budur; yani öz farkındalık. Kürt kadınları olarak, birçok mirası kendimize dayandırıyoruz ve yürüyoruz. Dünyadaki kadınların miraslarından biri ve Kürt kadınlarının direnişinin derin tarihidir. Çünkü köklerimiz, kadın olarak tarihimiz, toplumu ayakta tutan tanrıça kültürüne dayanmaktadır.
Fransız Devrimi'nde, Bastille ve Versailles yürüyüşlerindeki kadınların önderliğinde, Paris Komünü'ndeki kadın direnişinde, fabrikalarda kadınların yakılmasında ve Ekim Devrimi'nde kadınlar her zaman onurlu bir konuma sahip olmuşlardır. Baskı altında kalmış, küçümsenmiş ve özlerinden uzaklaştırılmış olsalar bile, köklerine geri dönmüş ve her isyan kıvılcımında önderlik etmişlerdir. Fabrikalarda diri diri yakılmış, engizisyonlardan geçmiş, her sokakta, caddede namus adına öldürülmüş ve her gün bilinmeyen bir etkenle beden, zihin ve ruh olarak öldürülmüş olsalar bile, kadınların ruhunda özgür ve toplumsal bir yaşam gizlidir. 8 Mart gününün ortaya çıkışı da kadınların bu onurlu direnişinin bir sonucudur. Fabrikada yanan kadınların anısına, sosyalist kadınların ve Clara Zetkin ile Rosa Luxemburg gibi sosyal aktivistler, 1910 yılında 8 Mart'ı bu kadınların şahsında tüm kadınlara adadılar. O zamanki koşullar göz önüne alındığında, bunu bir kadınlar günü haline getirmek ve küresel hale getirmek kolay değildi. Başka bir deyişle, bu mücadeleci kadınların kadın hakları hayali uğruna hayatlarını feda ettiklerini söyleyebiliriz. Şimdi, bizde APOCU kadınlar olarak, Önderlik sayesinde onların izinden gitmek ve hayallerini daha da büyütmek istiyoruz. Sadece haklar değil, genel olarak kadınların özgürleşmesi bizim temel amacımız, varoluşumuz ve yokluğumuzdur. Önderlik, kadınların emeğini en kutsal emek olarak görüyor ve bu temelde biz kadınlara her zaman farklı bir görev atfediyor. Önderlik 'Kadın özgürlüğü, özgürlük mücadelesinin temel direğidir' tanımıyla, Önderliğin biz kadınlara ne atfettiğini anlayabiliriz.
Özgürlüğün güzelliğiyle kendilerini nasıl kuşattıklarına ve ruhlarını kadınlara nasıl adadıklarına dair birçok örnek var. Tek bir gün bile hayatlarını dert etmeden, direnişçi kadınların izinden yürüdüler ve arkalarındakiler için zafer meşalesi oldular. Önderliğin yoldaşı Saralar'dan, direniş hattı Bêrîtan'a, tanrıça Zilan'a, dönemin öncüleri Berwar, Sarya, Emine, Berfîn'e ve hatta dönemin öncüleri ve fedaileri Deniz, Doga, Zeryan'a kadar bu gerçeğin en canlı temsilcileridir. Bu dönemin kadınları, önderin gücü, tutsak kadınların inancı, her zaman zihinlerinde özgür bir yaşam taşıdılar. Bu şekilde, her baharda yeniden canlanan, güzelliklerini yayan ve baharın kadınları olan kadınlar oldular.
İçimizde baharı barındıran biz kadınlar, tüm günleri kadınlar için bahar yapacağız. Gerçek aşıklar gibi olacağız. Hayatın en kıymetli anlarında, dünya kadınları tanrıçanın en değerli çocukları olmalıdır. Bu nedenle, mücadelemiz, sevgimiz kişisel değil, toplumsaldır; evrenseldir ve özgürlük getirir. Kadınların oluşturmuş olduğu bu değerin takipçisi olmak ve Önderliğin elini güçlendirmek biz Apocu kadınların görevidir.
ŞEHİT BERİTAN AKADEMİSİ ŞEHİT EMİNE ERCİYES DEVRESİ


