Dağın Kendine Has Bir Çekim Gücü Vardır. İnsan Hep En Zirvesine Ulaşmak, Keşfetmek İster. Hep Bir Ulaşma Çabası İçerisinde Olmak Dağın İnsanda Yarattığı Bir Durumdur.
Doğa Bir Bütün Anlaşılmak İstense De En Açık İfadesini Dağda Bulur. Dağda Yaşayan, Dağda Yaşamayı Bilen Ve Onun Anlamına Kavuşan Biri Ancak Bu Farkı Ayırt Edebilir. Bundan Dolayı ‘Dağa Gelmek’ Hiç Bitmeyen Bir Yolculuktur. Her Bir Farkındalık, Her Bir Yürüyüş, İnsanı Dağa Getirir. Farklı İnsanlar Tanımak, Farklı Dünyaları Keşfetmek Gibi… Bunların Her Biri Dağa Gelmeyi Gerektirir. Dağa Gelmek Demek, Dağ Elbisesini Giymek Demektir, Dağın Rengine Bürünmek Demektir.
Bizim İçin, Dağa Gelmenin Ne Demek Olduğunu Ararken; Bunun, Yaşamın Anlamına Ulaşmak Olduğunu Öğrenmek Büyük Bir Keşifti. Dağa Hep Ulaşılmaz Mekânlar Gibi Bakardık. O Dağlar Öyle Uzak, Öyle Güzel, Öyle Görkemliydi Ki… Birbirimize Verdiğimiz Sözler, Birlikte Kurduğumuz Hayallerin Kapısı Hep Dağa Açılırdı. Yürüyüşler, Ateş Başında Sohbetler, Şakalar, Unutulmayan Acı-Tatlı Anılar Ve Daha Birçok Güzel Duygunun Birleştiği Ortak Mekânımızdı Dağ.
Hele Bir Dağa Gideyim, Hele Bir Gideyim Her Şey Yerini Bulur Diye Diye Yılları Devirdim. Dağa Ulaşma Yolunda Hep Bir Aksilik Çıkar Da Yetişemem Korkusuyla Geçirdiğim Günlerde Yüreğim Bir Sincabınki Gibi Olurdu. Yani Her An Durabilirdi. Tanıdığım Bütün İnsanlar, Yeni Yürüdüğüm Bu Yolda Tarihten Kopup Gelen Birer Karanfil Taşıyıcılarıydılar. Ve Her Bir Adımımı Da Karanfiller Önüme Serpilmişçesine Mis Kokular İçerisinde Attım. Her Gece Ulaşma Hayali İle Uyurken, Gündüzleri İse Sabırsızlığın Verdiği Duygu İle Yerimde Duramayıp, Olur Olmadık Yerde Kendime İş Çıkarıp Oradan Oraya Koşturmak Tatlı Bir Yorgunluk Veriyordu. Kendimi, Hayatımın En Uzun Yürüyüşüne, Günlerce Sürecek Bir Yürüyüşe Hazırlarken Sandığımdan Daha Kısa Ve Tehlikeli Bir Yoldan Ulaştım Dağlara. Hala Gelmiş Olduğuma Bir Türlü İnanamadığımdan, Sanki Yol Daha Varmış Gibi Hissediyordum.
Yıllarca Kapitalist Sistemde Giydiğim Elbiseler Beni Tatmin Etmediği Gibi Bana Çok İtici Geliyordu, Artık Değiştirmenin Zamanı Gelmişti. Kapitalizmde İnsana Sunulanlar, Süreklileşen İhtiyaçlar Bir Tüketim Anlayışı Oluşturur. Kullan-At, Bitir-Sıfırla, İhtiyacından Fazla Tüket, İhtiyacın Yokken Harca; Yani Sürekli Bir Doyumsuzluk Hissine Kendini Kaptırmak, Dipsiz Bir Kuyuya Düşmek Gibidir. Bunun Karşısında Nefs Savaşımını Vermemek, Bu Bitiren Gerçeklik Karşısında Kendine ‘Dur’ Diyememek İnsanı Tükenişe Götürmektedir. Bunu Gerçekliği Kusup, Doğru Olanı Ve Hakiki Olanı Bulmak Ve Sahiplenmek İnsanı Yaratabilir Ancak. ‘Bir Hırka, Bir Lokma’ Felsefesini Sahiplenmek, Bunun Gereklerine Göre Yaşamak İnsanı Büyütebilir, Onun Varlığını Anlamlı Kılabilir. Askeri Elbise Deyip Geçmemek Gerekir. Ona Biçilmiş Binlerce Anlam Ve Duygu Varken, Bir Bez Parçası Olarak Görmek Yaratılan Değerleri Hiçe Saymaktır.
Ben De Bir Gün Bir Gerilla Elbisesi Giymenin Hayalini Taşısam Da Heyecandan Bunun Ayırdına Varamamıştım. Hele Bir Dağa Ulaşayım, Arkadaşlara Ulaşayım Da Gerisi Gelir Desem De, Birçok Şeyi Göz Önünde Bulundurmamıştım. Bunlardan Biri De Dağ Elbiselerini Giymekti. Dağa Gelmek Ne Kadar Uzaksa Elbiselerini Giymek De Bir O Kadar İmkânsız Görünüyordu. İlk Gelişin Verdiği Heyecanla Elimde Su İle Daha Adımı Yeni Söylemişken Beni Karşılayan Arkadaşlara Tek İhtiyacımın Bir Pantolon Olduğunu Söylesem De Bana Elbisenin Hazır Olduğunu Söylediler. Elimden Tutup Hızlıca Mangaya Götürdüler. Rüyada Gibiydim, Her Bir Adımımda Bu Gördüklerim Gerçek Mi Yoksa Hala Rüya Mı Gördüğümü Düşünüyordum. Daha Bu Düşünceler İçerisindeyken Arkadaşlar Bana Elbiseyi Giymemde Yardım Ediyordu; Biri Şalın Yönünün Nasıl Olması Gerektiğini Gösterirken Diğeri Gömlek Ve Yeleği Düzeltiyor, Bir Diğer Arkadaş İse Şutik Ayarlıyordu. Birkaç Saniye İçerisinde Artık Elbise Üstümdeydi. Yeni Savaş Dönemine Uygun Olması İçin Dikilen Kamuflajlı Gerilla Kıyafetlerindendi. Hep Tv’de Gördüğüm Elbise Üstümdeydi. Yıllar Önce İlk Gabardin Kumaşından Olan Elbiseyi Giymemi İsteyen Arkadaşlara Cevabım ‘Dağa Gidene Kadar Giymem, Yeri Orasıdır’ Olmuştu. Fakat O Gün Gelmiş Ve Ben Dağda İlk Gerilla Elbisemi Giymiştim. Bir An Dondum, Başımı Eğip Üzerimdeki Kıyafetlere Baktım Ve Arkadaşlara Baktım. Onlarda Öylece Bakarak Elbisenin Üzerimde Nasıl Durduğuna Bakıyorlardı. O An ‘Heval Ben Geldim, Geldim Değil Mi?’ Deyip Ağlamaya Başladım. Mangada Olan Diğer Üç Kadın Arkadaşta Benimle Birlikte Duygulandılar. Herkesin Gözü Yaşlıydı. Dışardan Bir Kadın Arkadaş Bakmaya Geldiğinde Bizi Öyle Görünce O Da ‘Neden Böyle Ağlıyorsunuz’ Deyip Ağlamaya Başladı. Yaklaşık On Dakika Süren Bu Duygu Seli Bende Ve Orada Olan Arkadaşlarda Unutulmaz Bir Anı Oluşturdu. Yıllar Da Geçse Unutmayacağım O İlk Gün, İlk Duygular Ve İlklerin Başlangıcının Olduğu ‘O An’ Canlılığını Hiç Kaybetmeden Üstüne Eklenerek Çoğaldı.
Görmeyi Beklediğim Arkadaşlar, Mekânlar Ve Daha Birçok Şey Bana Hep Daha Ulaşamamışım Hissi Veriyordu. Biraz Daha Yürürsem Biraz Daha Zaman Geçerse Tamamlanacak Gibi… Gel Gör Ki Öyle Olmuyormuş, Savaş Gerçekliği, Yaşamın Her Anında Varlığını Hissettiriyordu. Birlikte Söz Verdiğimiz Arkadaşların Birçoğu Hakikat Arayışçılığında Sürdürdükleri Mücadelede Sonsuzluğa Ulaşmışlardı. Buluşmanın Fiziki Olmasa Da Manevi Anlamda Yaşanabileceği Duygusuyla Dağda Adımladığım Her Bir Yürüyüşte Fırsat Bulunca İçimden Bağırmak Geliyordu ‘’Heval, Bende Geldim, Beni De Kabul Edin’ Diye. Yüksek Bir Yere Çıktığımda İsimlerini Bağırmaya Başlıyordum. Etrafta Beni Tanımayan Bir Arkadaş Varsa Tuhaf Tuhaf Bakıp Geçiyordu. ‘’Avzem Sana Geldim, Barış, Nuda Sana Geldim.’’ Urfa’nın Sonsuz Ovalarında Güneşin Batışını İzlediğimiz Gibi Dağlarımızda Da Bunu Yapmanın Hayalini Kurardık. Sizler Yanı Başımdaymışsınız Gibi; Tek Başıma Olduğum Hissine Kapılmadım. Yine De İnsan Bu Ülke De Hiçbir Zaman Hiçbir Şeye Tam Olarak Sevinemediği İçin Dağdaki Sevinçlerimiz De Tam Bir Sevinç Olmuyor, Bir Yanın Yarım Kalıyor.
Şair Yarımlıklarımıza Bir Anlam Bulmaya Çalışmış. Hep Bir Yerlerde Bir Şeyleri Tamamlama Arayışımız Bizi Hep Daha Fazlasını Yaratma, Oluşturma Eylemine Götürüyor. Kendimizi Olduğumuz Mekânlardan Ziyade Başka Mekânlarda Aramamız Yaşamın Karmaşasından İleri Gelmektedir. Görülesi Yerlerin Merakı İle Arkada Bıraktıklarının Özlemi Birbirini Beslemediğinde Ortaya Çıkan Sadece Yarım Kalmışlıkların Duygusu İle Oluşan İçsel Yaralardır. Bunlardan Kendini Kurtaracak Bir Çıkış İçin Her Daim Örgütlü Duygularla Dağa Bakmak Gerekir. Duygularımız Dağın Felsefesine Göre Örgütlenmediğinde Yoldaşlığın Yaratım Zeminlerini Göremeyiz. Geldiğin, Geçmekte Olduğun Ve Göreceğin Mekânların Ve İnsanların Zamanla Oluşturduğu Bağı Görmek, Bakmayı Bilen Gözlerden Geçer. Anlatmak Dinlemekten, Anlamak İse Sade Bir Zihinden Geçer.
Dağın Hakikatine Ermek İçin Atılan Her Bir Adım İnsanı Büyütür, Büyüttüğü Gibi De Yaratır. Birbirini Yaratan Bu Gerçekliğe Erişmek Önder Apo İle Birlikteliği Sağlamaktadır. Önder Apo Bir Çözümlemesinde ‘Yoldaşlığınız Olmazsa Bu Dağlarda Bırak Yıllarca 5 Dakika Bile Kalmazdınız’ Diye Belirtiyor. 5 Dakika Bir Ömür Gibi, Bir Kesit Gibi… 5 Dakikada Yaratılan Değerler, 5 Dakikada Tüketen-Bitiren İlişkiler-Saldırılar… Her Anımıza Sığdırmaya Çalıştığımız O Anların Değeri Bizi Yıllarca Yürüten, Güçlendiren Anlardır. Önemli Olan Nasıl Anlam Biçtiğimiz, Nasıl Tanımladığımızdır. ‘Dağa Gelmek’ Demek Fiziki Olduğu Kadar Ruhen De Gelebilmektir. Kendini Ona Hazırlamaktır. Gelmelerin Bitmediği Mekânlar Oluyor Dağlar. Hep Bir Gelme Hali İnsanı Yenileyen Bir Durum Oluyor.
Gerillanın Kaleminden…


