Sema Agirî
Yeryüzünde bir yaşam var ki her anı tarih oluyor. Belki pek çok toplum biçimi vardır tarihte ama her anıyla tarih sayfalarına nakşolan yaşam PKK’nin özlü yaşamıdır.
Bu neden böyledir? Çünkü gerilla geçmişi günümüze getirip gelecekle de ahengini kuruyor. Bu, herkesin sanatçısı olamayacağı bir sanattır. İşte gerilla kendi yaşamının sanatçısıdır. Bu sanat da hem tarih oluyor hem de yeni gelecekler yaratıyor.
Gerillanın kendisi tarihi bir olgudur, sıradan değildir. Sıradan da olamaz zaten. Eğer öyle olursa anlam yitimine uğrar, hayatta kalamaz. Gerilla yaşamı başka yaşamlarla mukayese edildiğinde bu açık bir şekilde görülebilir. Olağanüstü bir yaşam nasıl sıradan yaşanabilir ki? Gerilla da bunun farkındadır ve buna göre yaşar zaten. Çünkü bilmektedir bu yaşamın tarihe kalacağının. Bir halk tarihi, savaş tarihi, direniş tarihi, kadın tarihi, özgürlük mücadelesi tarihi olarak. Bu sayfalar üzerinde yazılan her hikâyenin yazıcısı da yaşayanı da aynı kişidir. Şüphesiz dışardan bir göz de bu hikâyeyi yazabilir. Bu da anlamlıdır. İnsan dışardan bakıp da gerilla yaşamı üzerine yazabilir, film ve belgesel yapabilir. Bu şekilde gerilla yaşamı üzerine bilgi sahibi olunur ve insanda sıcak duygular da yaratabilir. Fakat bir savaşı, savaşçıdan daha iyi kim anlatabilir? Gerilla yaşamını yaşayandan daha iyi kim anlatabilir? Bundan kaynaklı gerilla kendisi yazmalı, çekmeli, söylemeli ki onu doğru tanımayanlara kendini tanıtabilsin.
Kürdistan Özgürlük Gerillaları her şeyden önce kendi tarihlerinin yazarıdır. Savaşla, emekle, kanla, terle, direnmekle amansızca yazarlar. Yorgunluk, yürüyüş, gülüş, şarkı, anı, yoldaşlık, şiir… böyle görmüş, böyle yaşamış, böyle başarmıştır…
Kürdistan gerillasının tarihi, milattan önce Mezopotamya’da yaşayan kadim halkların kültüründen, son yarım yüzyılda özgürlük dağlarında yaşanan mücadeleye kadar dayanır. Attığı her adımın hesabını yapar. Çünkü bugün atacağı adımların bir halkın geleceğini belirlediğini bilir. Ya zaferin tarihi olunacak ya da kaybetmiş bir ayaklanmanın. Bunu aşmak ve sonucu belirleme ikilemi gerillanın elindedir. Günümüzün gerillacılığı geçmiş dönemlerinkinden farklıdır. Çünkü bir sisteme sahiptir. Artık yaşamı örgütlüdür. Kurulan yaşamdaki bazı eksikliklerle bir halkın kaderiyle oynanamaz. Gerilla, klasik gerillacılığı aşmıştır. O bilinçli, örgütlü ve özgür düşünce sahibidir. Ve bunu de Önder Apo’ya borçludur. Önder Apo tarih sahnesindeki hiçbir öndere benzemiyor. O, özgürlük felsefesi ile öyle bir varoluş yaratıyor ki kaybetme sözü hiçbir zaman dile gelmiyor. Önder Apo her şeyden önce doğru sorular ile yola çıkmıştır. Görmüştür ki Kürtler hem yaşamda hem kişilikte kaybetmiştir. Çünkü kişilik köledir, yaşam sömürgecilerindir. Bu yüzden de büyük bir emek ve çalışmayla Kürtlerde özgür yaşamı ve kişiliği oluşturmuştur. Bu kişiliklerle Kürdistan dağlarında bir ordu yaratmış, bir yaşam örgütlemiştir. Bu yaşamı hep eğitimlerle güçlendirmiştir. Akademi sahasında yıllarca kişilik sorunlarıyla uğraşmış ki onları dağlara tarih yazmaya gönderebilsin. Onları çözümledi, eleştiri platformlarından geçirdi, şervanların eğitimi için hep en üst düzeyde çaba harcamayı kendine esas aldı. Hiçbir zaman umudunu kesmedi. Pek çok zorluğa rağmen gerillanın hazırlanması ve eğitilip ülkeye gönderilmesinde ısrarcı oldu. Her geçen yıl, özgürlük savaşımı daha da gelişti; Önder Apo’nun emeği büyük komutanlarımız şahsında başarıyla açığa çıktı. Önder Apo, ‘’Tüm eleştirilerime rağmen yine de en çok PKK’deki insanı beğeniyorum.’’ sözüyle bunu doğrulamaktadır. Önder Apo’nun bu sözü gerillalara büyük bir güç ve moral kaynağı olmakta ama yine de gerilla hiçbir zaman kendini yeterli görmüyor, kendini geliştirmeye çalışıyor ve özgürlükteki ısrarını sürdürüyor. Önder Apo’nun beğeni ölçüleri diğer klasik örgütlerin önderlerininkiyle aynı değildir. Özgür, kendine güvenen, dürüst ve bağlı bir kişilik olmalıdır. Ya da halkının sorunlarına yanıt olabilmeli, özlemlerini giderebilmelidir. Şüphesiz özgürlük savaşla kazanılır. Ve bu savaşta gerilla tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Gerilla en sıcak savaş dönemlerinde bile savaşı sadece silah kullanmakla sınırlamadı, kişiliğini hep bir kılıç gibi keskinleştirdi. Bu da fedailerin kişiliğinde zafere dönüştü. Bu kolay değildi. Çünkü bombaların altında bir halkın zaferini kesinleştirmek, özgürlük özlemini temsil etmek sıradan bir durum değildir. Gerilla bunun için savaştı, ter döktü, kan döktü. Kahramanlık destanları yazdı.
SAVAŞ TARİHİ
Uzaklardan bir ezgi ulaşıyor binyıllardır sağır kalmış kulaklara. Berrak bir su gibi ulaşıyor dinleyicilerine, onların savaş çığlıkları bir özgürlük şarkısı gibi geliyor kulaklara. Kürdistan gerillalarının savaşı bir efsane gibi halkın gönlüne aktı. Özelde savaştaki ahlaklarıyla bu yüzyılda farkını ortaya koydu. Sessizlerin, vicdanların sesi oldu. Fakat bu son dört yıl gerillanın tanımlanması için kullanılan kelimeler çok zayıf kaldı. Şimdiye kadar gerilla direnişi ve şehitler ordusu için kullanılan tanımlamalar bu son dört yılda gerçeği ifade etmeye yetmedi. Olağanüstü kelimesi sıradan kaldı, hatta yetmedi. Tünel savaşlarında verilen emeğe hakkını veren bir anlatım henüz gelişmiş değil. Günler ya da aylarca değil, bu savaş yılları aldı. Gerilla aralıksız direndi, savaştı, kendini eğitti, yoldaşlığını geliştirdi. İnsanın aklını donduran bu savaş, gerilla da öyle kişilikler yarattı ki gerilla kendini her türlü zorluğa karşı direncini ispat etti. Onu yenecek bir gücün olmadığını gördü. Günlerce aç kaldı, susuz kaldı, yaralandı, yoldaşının şahadetine şahit oldu, her gün teslimiyet çağrılarına maruz kaldı ama hiçbir zaman haklı davasından vazgeçmedi. Bu düşmanda da korku yarattı ve onlara da gerillanın iradesini gösterdi. Gerilla savaşı sayesinde Kürtler varlıklarına ve kimliklerine sahip çıktılar. Tünellerdeki gerilla savaşı Önder Apo’nun ‘’artık hiçbir güç sahibi kendinde dilimizi, kültürümüzü, kimliğimizi inkâr edecek gücü kendinde bulamaz.’’ Sözünü doğrulamıştır.


