15 Şubat komplosu, Kürt hafızasından binlerce yıl silinmeyecek, hiçbir zaman unutulmayacak bir ihanet olarak daima lanetlenecektir.
Bu süreç, Kürt halkına karşı yapılmış en büyük haksızlıklardan biri olarak hatırlanacaktır. 1998'de planlanan ve 1999'da hayata geçirilen bu komplo, sadece Önderliğe değil, onun şahsında tüm Kürt halkına karşı yürütülen derin ve kapsamlı bir saldırı niteliğindedir.
Kürtlerin son iki yüz yıllık tarihine baktığımızda; iç ihanetlerin ve "dost" görünen güçlerin dönekliklerinin sıkça yaşandığını görüyoruz. Kürt halkı, bu pratikler nedeniyle geçmişte ağır darbeler almış; insan olmanın en temel maneviyatı olan dostluk ve yoldaşlık bağlarından aldığı bu ölümcül yaralarla uzun süre kendine gelememiştir. Buna rağmen Kürtler, bağımsızlığa ve özgürlüğe duydukları derin özlemle her şeyi göze almış; direnişten ve özgürlük arayışından asla vazgeçmemişlerdir.
Kürt isyanlarının katliamlarla bastırıldığı süreç 1940'lara kadar sürmüş, sonrasında ise yaklaşık 30 yıllık bir "ölüm sessizliği" hüküm sürmüştür. Öyle ki artık hiç kimse Kürtlüğün adını anmaya bile cesaret edemez hale gelmişti. Önderliğin de ifade ettiği gibi; Kürtlük, herkesin kaçtığı "lanetli" bir kavram durumuna düşürülmüştü.
Komplo için seçilen tarihin, Kürt tarihindeki en büyük isyanlardan biri olan Şeyh Said isyanının bastırıldığı ve Şeyh Said'in darağacına çekildiği güne denk getirilmesi manidardır. Düşman, hafızalardan silinmeyen bu tarihle bir kez daha "ders vermek" istemiştir. Ancak hesap etmedikleri nokta; bu Önderliğin öncekilerden çok farklı olması ve dünya çapındaki etki gücüydü.
"Güneşimizi Karartamazsınız" Hamlesi
Önderliğin ulusal ve evrensel kölelik çözümlemeleri ile buna alternatif olarak geliştirdiği özgürlük çizgisi, başta Kürtler olmak üzere tüm halklarda büyük bir aydınlanma yaratmıştır. Bu bilinç, 15 Şubat komplosunda büyük bir fedailik ruhunu ortaya çıkarmıştır. Dünyanın her tarafında Kürt halkı ve dostları, "Güneşimizi Karartamazsınız" hamlesiyle ayağa kalkmış; yüzlerce yurtsever kadın ve erkek, Önderliğin etrafında ateşten bir çember oluşturarak bu saldırıyı göğüslemiştir.
Milyonlarca insanın sokaklara dökülmesi ve bedenini ateşe veren fedailerin yarattığı yankı, komplocu güçleri şoka uğratmıştır. Bu sahiplenme düzeyi, gelişen komployu büyük oranda boşa çıkarmıştır. Özellikle kadınların bu süreçteki öncülüğü ve destansı fedailiği muazzamdı. İki çocuk annesi Rus yoldaşımız Elefterya’dan, Amed surlarında bir genç Kürt kızı olan Rahşan’a kadar yüzlerce kadın, amansız bir ruhla bu direnişe dahil olmuştur.
Kadın Özgürlük İdeolojisi ve İmralı Direnişi
Önderlik, karanlıkta bırakılan kadın tarihini gün yüzüne çıkarmış; kadının egemen erkek sisteminden kurtulması için muazzam bir çaba harcamıştır. Kadını sistemin elinden alarak, onun doğal toplum ve komün sistemine ait olma bilincini geliştirmesi, komplonun asıl nedenlerinden biridir. Bu komplo, bir nevi sistemin intikamıydı; ancak Kürt halkının ve kadınların canı pahasına sergilediği duruş, bu planı bozmuştur.
İmralı Zindan Adası’ndaki ağır tecrit ve teslimiyet dayatmalarına rağmen Önderlik, geri adım atmak yerine devlet odaklı paradigmayı aşmış; kapitalist hegemonyanın kirli yüzünü deşifre etmiştir. İmralı’yı bir okul ve zihinsel devrim alanına dönüştürerek tüm komplocu güçleri bir kez daha boşa çıkarmıştır. NATO, Gladio ve içerideki bazı tasfiyeci unsurlar (Osman, Botan gibi) aracılığıyla hareketi kontrol altına alabileceklerini düşünenler, Kürt halkının ve kadroların ulaştığı bilinç düzeyini anlayamamışlardır.
Önderliğe ve özgürlük çizgisine olan bağlılık karşısında tasfiyecilik yenilmiştir. Biz kadın militanlar ve halkın öncüleri olarak; her an ve her yerde Önderliği doğru anlayıp uygulamakla sorumluyuz. Ancak bu şekilde komploculara kabus, halka ve kadınlara umut ışığı olabiliriz.
Son olarak; Önderliğin kadınlarla ve halklarla fiziki buluşmasını sağlayana dek mücadelemizi soluksuz sürdüreceğiz. Bu, tüm kadınlar adına en büyük andımızdır. Tüm komploculara inat kazanan güneş ve güneşin kadınları olacak; egemenler ise bu ateşin sıcaklığında yok olacaklardır.
ZİLAN AYDIN TURAN


