Şubat ayı Kürtlerin tarihinde bir asırdır kara bir talihin habercisi gibidir. 15 Şubat 1925’te Şeyh Said’e karşı düzenlenen oyun ile Şeyh Said şahsında Kürt halkı hedef alınmış, Kürtler katliamdan geçirilmiştir.
Şeyh Said ve arkadaşlarının bu duruma karşı öz savunma direnişi ise bir asırdır hafızalara ‘isyan’ olarak işlenmiştir. Her ne kadar katliamlarla, kırımlarla ve idamlarla Kürt halkı sindirilmeye, varlık hakkından vazgeçirilmeye çalışılsa da bu dönem Kürtlerin tarihinde hesabı sorulacak içsel bir intikam sözleşmesine sebep olmuştur. Rêber APO’nun çıkışına kadar yıllar boyunca Kürt halkının ulusal ve kimliksel hak talebi, özgürlük, eşitlik ve demokrasi arayışı bazen Dersim, Ağrı gibi toplu direnişlerle bazen de sessiz ve usulca sürse de Kürtlüğe dair her çıkış kanla bastırılmış ve Kürtler beton altı edilmek istenmiştir.
Rêber APO’nun tarih sahnesine çıkışı Kürtler açısından adeta ölü toprağının atılması, dirilişin başlangıcı anlamına gelmiştir. Bu sebeple Kürt olmak ve Kürt kalmak isteyen her Kürt bireyi Önder APO’nun bu çıkışını bir milat gibi değerlendirmiş ve her yönüyle sahiplenmiştir. Önder APO sirayet ettiği her bir insanda yarattığı umut, inanç, değişim-dönüşüm ile Kürt varlığının ve geleceğinin teminatı olarak kabul görmüştür. Bu sebeple “Bijî Serok Apo” ve “Bê Serok Jiyan Nabe” sloganları varlığını koruma refleksi gibi içselleşmiş yaşam mottoları haline gelmiştir.
Kürt halkı açısından ikinci kara talihli şubat ise 15 Şubat 1999 tarihidir. Varlığını Rêber APO’nun varlığında gören her Kürt insanı için hem tarihsel- toplumsal hem de bireysel anlamda 15 Şubat 1999 yılı lanetli, hatırlanmak istenmeyen, imha ve katliamla özdeş bir tarih olarak yer edinmiştir. Önder APO’ya yönelik geliştirilen uluslararası komplo, 15 Şubat’ta İmralı özel tecrit sistemi ile sonuçlandırılmış, günümüze dek sürecek olan ağır tecrit sistemi devreye konulmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş gerekçeleri ve şartları Ortadoğu’nun merkezinde yer alan Kürdistan’ın ve Kürt halkının inkârı ve imhası temelinde gerçekleşmiştir. Gerek dış güçlerin Ortadoğu’da hâkim kılmak istedikleri hegemon ve sömürgeci tahayyüller gerekse de Osmanlı’nın son kalıntısı Türkiye’nin varlığını garantileme istemi ancak Kürdistan’ın parçalanması ve Kürt halkının imhası temelinde mümkün görüldü. Ortak sömürü hayalleri için insanlığın ilk gelişim alanları olan Kürdistan coğrafyası parçalandı, talan edildi, toplumsallığın kök hücresi rolü oynayan Kürt halkı katliamlardan geçirildi, soykırımlara tabi tutuldu. Kök hücre yani başlangıç noktası olmaktan ötürü olsa gerek Kürt halkı devreye konan tüm imha yöntemlerini direnerek bir biçimde boşa çıkarmayı ve varlığını sürdürmeyi başardı. Önder APO ile birlikte gelişen özgürlük mücadelesi ile de tarih sahnesinde yeniden önemli bir özgürlük geleneği olarak gelişmeye ve büyümeye devam etti. Önder APO kendi şahsında temsil ettiği tarihsel toplumsal Kürtlük ile Kürt Özgürlük Hareketi kadrolarını bu geleneğin havarileri, Kürt halkını ise bu yaşamın güncel temsilcisi ve savunucusu haline getirdi. Bu sebeple de kastik katilin günümüzdeki temsilcileri olan kapitalist ulus devletler açısından en temel tehlike olarak görüldü ve başarılabilirse fiziki imhası, mümkün değilse de temsil ettiği varlıksal, anlamsal ve Önderliksel gerçeği ortadan kaldırılmak istendi. Tarihe biçilen anlam boyutuyla tekerrür ettirilen bu Kürt talihi, yeniden bir idam sehpasında tamamlanmak istendi. Ancak Önder APO’nun güçlü sezgisel yönü ve tarihten tecrübe çıkarılarak oluşturulmuş derin ideolojik, stratejik ve politik bilinci ile, Hareket ve halkın Önderliğini yaşamda kalma refleksiyle koruma ve savunma gücü bu komployu boşa çıkarmıştır. Komplonun ilk gününden itibaren onlarca özgürlük militanı ve yurtsever insan “Güneşimizi Karartamazsınız” şiarı ile bedenlerini ateşe vererek Önderliğin kendileri için önem derecesini belirlemişlerdir. Belki de tarihte ilk defa bir insanı savunma refleksi bu ölçüde fedailikle, bedenlerden örülen ateşten çemberle korunmaktaydı. Önder APO’nun Kürtler için ifade ettiği anlam zerre kadar kaygıya, kuşkuya, hesap kitaba yer vermeyecek kadar netti, nettir. Konu Önder APO olunca Kürt halkı içselleşmiş edimlerle, doğal reflekslerle Önderliği etrafında bir olmuş, yaşamsal fonksiyonları bu temelde şekil almıştır. Önderliğin Bourdieu’dan alıntılayarak yaptığı habitus belirlemesi Kürtlerin habitusunun Önder APO olduğunu ortaya koymaktadır.
Komplo her ne kadar Türkiye’de sonuçlansa da başta ABD ve İngiltere olmak üzere birçok Avrupa ülkesi, Yunanistan, Rusya, İsrail, Kenya, Güney Kürdistanlı işbirlikçiler gibi birçok güç ortak hareket ederek bu komplonun gerçekleşmesinde rolünü oynamıştır. Önder APO şahsında geliştirilen bu komplo ile Türkiye’ye düşen rol ise onyıllar belki de yüzyıllarca sürecek olan bir Kürt-Türk savaşının gelişip gelişmemesi kararını vermek olmuştur. Bu sebepledir ki dönemin başbakanı Bülent Ecevit “APO’yu neden bize verdiklerini hala ben de anlamadım” demiştir. Önder APO’ya dönük geliştirilen her yaklaşım Kürt halkı açısından varlık-yokluk gerekçesi olarak kabul gördüğü için Türkiye bu komplo ile kendisine teslim edilen Önder APO’ya bu gerçeğe göre yaklaşmak durumunda kalmıştır. Bu yazının konusu olamayacak kadar çok sebepli bir karar sonucu Önderliğe verilen idam kararı ağırlaştırılmış müebbet cezasına çevrilerek hala da sürmekte olan ağır tecrit durumu devreye konulmuştur. Önderliğin Suriye’den çıkması ile somut olarak başlatılan komplo süreciyle birlikte Önderliğin kendisi de komployu boşa çıkarmak için birçok seçenek düşünmüş, birçok direniş yöntemi üzerinde yoğunlaşmıştır. Önderlik daha sonra bu konuyu değerlendirirken “Kemal Pirlerce direnerek bu geleneği devam ettirmek de bir seçenekti ancak bazı gerçeklerin gizli kalacağını düşündüm ve bu oyunu boşa çıkarmak için, barış için yaşamaya karar verdim” diyecekti. Bugün gelişen süreçte Kürt sorununun çözümü konusunda Önderliğin hala aynı yaklaşımda olduğu görülmektedir. Yıllarca süren bedelleri büyük bir savaşı barışla, demokratik siyaset ile çözme beyanını belirtmiş bir Önderliğe yaklaşım ise İmralı tecrit rejimini planlı ve sistemli uygulamak olmuştur.
İmralı tüm hakikati ile bir soykırım sistemidir
İmralı sistemi için söylenebilecek çok şey var elbette. İmralı diğer bütün cezaevi sistemlerini aşan, yasa ve hukuku evrensel tüm kurallardan farklı uygulayan, tek kişiye ve mekâna hasıl olan bir hukuk-suzluk ile yönetilmektedir. Bu anlamıyla İmralı normal bir zindan değildir. Mekânı, koşulları, dizaynı ve içerisinde tutulanları ile özel bir tecrit sistemidir. İmralı zindanının tarihi baştan beri siyasi olsa da Önderlikten sonra bu durum tam bir özel siyasi sisteme kavuşturulmuştur. İmralı’da hiçbir infaz hukuku, hiçbir devlet hukuku, hiçbir evrensel insan hakları hukuku uygulanmamaktadır. Önderlik de bu sistem için birçok tanımlama ve benzetme yapmış, süreç içerisinde “İmralı bir zindan olmanın ötesinde bir işkencehanedir, benim buradaki durumum rehineliktir ve İmralı bir Kürt soykırım sistemi olarak planlanmıştır” değerlendirmelerini yapmıştır.
İmralı tüm hakikati ile bir Kürt soykırım sistemi olarak işletilmiştir. İmralı’da geliştirilen her yaklaşım Kürt’e yaklaşım olarak belirlenmiştir. Önderliğin Kürt halkı için hassas ve belirleyici konumu TC tarafından araçsallaştırılmak, her zaman Kürtlere karşı kullanılmak istenmiştir. Kürt soykırım rejimi İmralı’dan start alarak Kürdistan’a yayılmış, İmralı Kürt Özgürlük Hareketinin ve Kürt halkının tasfiye ve soykırım planında orijin haline getirilmiştir. Böylece hem Önderlik Kürt halkına karşı hem de Kürt halkı Önderliğe karşı kullanılacak duruma getirilmeye çalışılmıştır. Elbette ki hem Önderliğin süreklileşen fevkalbeşer(insanüstü) direnişi hem de hareket ve halkın mücadelesi tüm planları boşa çıkarmıştır.
Varlığını Kürt inkârı, sürekliliğini ise Kürt soykırımını başarma üzerinden kurmuş TC’nin tüm inkâr, imha ve özel savaş uygulamalarına rağmen Önder APO amacından, hedefinden ve bunun için mücadelesinden geri adım atmamıştır. Her ne kadar başlangıçta Kürtler için bağımsız bir Kürdistan amacı ve bu temelde uzun süreli halk savaşı stratejisi ile başlangıç yapılmış olsa da Önder APO ortak yaşam fikrinden hiçbir zaman ayrı düşmemiş, zaman içinde ortak tarih ve ortak gelecek konusunda daha da netleşmiştir. 1993 yılındaki ateşkes ile başlayan Kürt sorununu siyasi zeminde çözme girişimleri o tarihten bu yana sürekli devam etmiş, bunun için en küçük bir fırsatı bile değerlendirmekten geri durmamıştır. Tarih Önder APO’nun bu arayışlarına ve denemelerine şahittir. Önderliğin 1 Eylül 1998 yılında yeni bir arayış olarak ilan ettiği ateşkese ise uluslararası komplo ile cevap verilmiş, Önderlik fiziki ortadan kaldırılarak Kürtler tamamen imha edilmek istenmiştir. Önderlik komployla kaçırılarak TC’ye teslim edilmesine rağmen söylediği ilk sözlerde barış için çalışmaya hazır olduğunu dile getirmiştir. Bu tutum ve duruş bugün hala ilk günkü kararlılığı ile devam etmektedir.
İmralı sürecini bir inzivaya, yeniden doğuşa, büyük direniş mekanına dönüştüren Önder APO 27 yıllık zaman içerisinde kuşkusuz büyük değişimler ve gelişmeler yaratmış, kendisi ile birlikte Kürt Özgürlük Hareketini, Kürt halkını, Kadın Özgürlük Hareketini ve özgürlük için mücadele eden tüm halkları da sürekli olarak bu gelişimin bir parçası haline getirmiştir. Önder APO hakikati evrendeki küçük bir değişimin bile tüm evreni etkilediği hakikatle benzer biçimde gelişmektedir. Önderlik İmralı’daki yoğunlaşması ile halka, tarihe, insanlığa karşı sorumluluk gereği düşünsel olarak büyük bir mesafe katetmiş, kendisinde yarattığı her gelişmeyi halka ve insanlığa mal ederek evrensel değişimde önemli bir etken olmuştur. Bu gelişim ile hakikat arayışında olan, tarihsel toplumsal sorunları dert edinen her birey için kaynak rolüne gelmiş, bir çekim kuvvetine dönüşmüştür. Sürekli üreterek, anlam gücünü büyüterek, duygularını yüceltip düşünce ile uyumlu hale getirerek bu süre içerisinde Kürt sorununun çözümü için paradigmasal değişim yaratmış, birçok savunma hazırlamış, yol haritaları oluşturmuş en son da Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu ile yeni bir ufuk açmış ve umutları tazelemiştir. Önder APO yarattığı çekim kuvveti ile bu çekime kapılan, yörüngesine giren herkesin düşünce dünyasında, zihniyetinde ve yaşam biçiminde büyük değişimlere sebep olmuştur, olmaya da devam etmektedir. İmralı’da uzun yıllar tek başına yalıtılarak, yalnızlaştırılarak manevi ve moral güçten düşürülmek istenen Önder APO, kendine has yöntemlerle çıkışlar yaratmış, bir hareket gibi, bir halk gibi davranmıştır. Adeta kendini tüm hücrelerine bölerek ve onların her birini de örgütleyerek kendini milyonlar haline getirmiş ve kendi şahsında toplumsallık yaratmıştır. Önder APO’nun binyıllık Kürt-Türk ortak tarihine ve kardeşliğine olan bağlılığı Kürt sorununun barışçıl ve siyasal yöntemlerle çözümü konusunda hep yeni çözüm imkanları yaratmasına sebep olmuştur. Son olarak 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile başlattığı süreç de bu daimî arayışın sonucudur.
Şubat aylarının son yüzyıldır Kürtlerin tarihinde hep olumsuzlukla anıldığını söyledik. Önder APO da 15 Şubat tarihini ‘Kürt Soykırım Günü’ olarak tanımladı. Türk Devleti’nin önemli gördüğü süreçlere dair tarih takıntısı olduğunu bu tarihi süreçleri biraz dahi olsa takip etmiş herkes görebilir. Önder APO 15 Şubat 1925’te başlatılan Kürt soykırım tarihini 15 Şubat 1999’da kendi esareti ile tamamlama arayışına girmiş TC’nin bu yaklaşımını iyi okuyarak bu tarihi tersine çevirmek için tüm gücüyle mücadele etti, ediyor. 1999’dan bu yana belki de ilk defa 2025 yılı şubat ayı, komplonun lanetlenmesi ile birlikte farklı bir beklenti de yarattı. Herkes Önderliğin inisiyatif alarak yapacağı tarihi açıklamaya kilitlendi. Ve o açıklama hem Kürt Özgürlük Hareketinde hem Kürt hem de Türk halkında şaşkınlık ile birlikte yeni bir dönemin başlangıç habercisi oldu. Kürdün talihi yüzyıl sonunda Önder APO ile değişmiş, idam sehpalarında sonuçlanan Kürtlük müzakere masasına çekilmiştir. Bugünlerde yeni bir şubat ayını daha yaşarken Kürtler olarak bir taraftan komployu bir kez daha lanetlemek için hazırlanırken diğer taraftan Önderliğin tarihi 27 Şubat çağrısına sahip çıkmak ve başarıya ulaştırmak için de kendimizi örgütlüyoruz. Şubatların Kürtlerin tarihinde bir de bu anlamda farklı bir önemle ele alınacağı ve hep hassas olacağı anlaşılmaktadır.
Önderlik görevlerinin yürütülebilmesi için mutlak özgürlük koşulları gerekir
27 Şubat’tan bu yana bazı boyutlarıyla tarihi önemde gelişmeler olsa da Önderliğin koşullarında herhangi bir değişiklik olmamıştır. Varlık ve özgürlük savaşını her gün büyüterek kendi şahsında Kürt varlığını teminat altına almış ve özgürlüğü için de anı anına mücadele yürüten bir Önderliktir sözü edilen. Kürtler bir bütün olarak baş müzakerecinin Önder APO olduğunu tüm açıklığıyla ortaya koymuştur. Önder APO’nun bu hakikati Türk Devleti tarafından da anlaşılmış görünmektedir. Ancak buna rağmen fiziki olarak özgür yaşama ve çalışma koşullarını sağlama boyutunda herhangi bir gelişme yaşanmamaktadır. Ağır tecrit kırılarak görüşme koşullarında bazı değişiklikler olsa da İmralı tecrit sistemi ortadan kaldırılmamıştır. Umut hakkının uygulanması bile birçok siyasi, politik yaklaşıma göre gündeme gelmektedir. Önderliğin bu özel geliştirilmiş tecrit sisteminde görüşlerini kamuoyu ile, kendisini dinlemek isteyenlerle rahatça, özgür iradesi ile, kendi uygun gördüğü biçimde ve zamanda yaptığını düşünmek İmralı sistemini ve amacını anlamamak demektir. Halbuki her defasında samimiyetten dem vurulurken sorunların çözümünde baş müzakereci olarak görüşülen kişinin koşullarının şartsız bir biçimde düzeltilmesi gerekmektedir. Temel temsilci, baş müzakereci olabilmek için mutlaka özgürlük gerekir. Önderlik görevlerinin yürütülebilmesi için de mutlak özgürlük koşulları gerekir. Bu anlamda Önderlikle yürütülen bu süreçte yapılan görüşmelerde, Türk Devleti adına yapılan açıklamalarda söylenenler ne olursa olsun Önder APO fiziki özgürleşmedikçe Kürtler açısından hiçbir gelişme tam anlamıyla samimi ve kalıcı görülmeyecektir. Türk Devletinin Önder APO’nun tarihi çağrısına yaklaşımdaki samimiyet testi en çok da bu özgürlük koşulları ile alakalıdır.
Bu şubat ayını bu tarihi anlamları ile yaşarken bir taraftan da Rojava’daki gelişmeler dikkat çekmektedir. Kisvesi modern ancak zihniyette ateh getirmiş, gerici, katliamcı DAIŞ çeteleri insanlık onurunu korumanın simgesi haline gelmiş Rojava Devrimi’ne ve Kürt kazanımlarına saldırmaktadır. Ve bunu bölgesel ve küresel birçok güçten destek alarak yapmaktadır. Colani şahsında yüz yıldır başarılamayan emeller başarılmak, Ortadoğu’da planlanan yeni dizayn böylece hayata geçirilmek istenmektedir. Kürdistan’ı parçalayan, Ortadoğu’yu günlük olarak kan gölüne çeviren güçler, Kürt-Arap savaşı ile başlayacak ve Kürt-Türk savaşı ile uzun yıllara yayılacak boğuşma içinde bu sahayı istediği gibi yönetme ve sömürme imkanına kavuşacaktır. Colani bu sürecin kukla faktörü olarak hazırlanmış ve öne sürülmüştür. Rojava saldırıları için herkes birçok değerlendirme ve çıkarsama yaparken Önder APO “İkinci Uluslararası Komplo” demiştir. 15 Şubat uluslararası komplosunun boşa çıkarıldığı doğru olsa da komplonun başka versiyonlarla devam ettiği gerçeği karşımızda durmaktadır. Bu uyarı Kürtler açısından çok önemli ve hayatidir. 15 Şubat uluslararası komplosu ile Önderlik şahsında Kürt halkı soykırımdan geçirilmek istendi, Rojava şahsında geliştirilen ikinci uluslararası komplo ile de Kürt soykırımı tamamlanmak istenmektedir. Bu komplo ile de aslında hedef aynıdır. Her iki komplo sürecinde de start Rojava’nın da içerisinde yer aldığı Suriye’de verildi. Her iki sürecin hedefi de Önder APO ve onun geliştirdiği yaşam paradigması oldu. Rojava Devrimi Önderliğin 20 yıllık somut emeği ile hazırlanmış ve perspektifini de hala Önder APO’dan alan bir devrimdir. APOCU zihniyetin, paradigmanın yaşamsallaştığı, umut vadettiği, özgür ve eşit yaşamın çiçeklendiği mekandır Rojava. Bu anlamıyla Rojava’nın korunması Önder APO’nun korunmasıdır. Rojava’nın korunması ve savunulması varlık kazanmış Kürtlüğün, Kürt aklının, özgür kadının ve onun toplumsallığının yani güncellenmiş komünalitesinin korunması ve savunulmasıdır.
Rojava’yı dolayısıyla Kürdistan’ı savunma refleksiyle alanlara çıkan Kürt halkı ruhta, duyguda Kürt ulusal birliğini sağlamış, direnişte öncülüğün sembolü olmuş YPJ savaşçısının saç örgüsünde kadın ortak mücadelesi örülmüştür. Sonuç olarak bu ortak direniş ve mücadele neticesinde karşılıklı bir ittifak imzalanmış ve bu süreç işlemektedir. Bu ittifakın uzlaşıldığı temelde hayata geçmesi halinde Suriye’de demokratikleşme yönünde imkân oluşacak, Kürtler Rojava ’da eşit yurttaşlık anlamında kazanım elde edeceklerdir. Mevcut gidişatın belirsizliğinden, HTŞ’nin DAIŞ zihniyetinde olmasından ve tabii Türkiye’nin Kürt fobisinin hep canlı olmasından kaynaklı henüz kimse söylemeye tam cesaret edemese de aslında bir anlamda Rojava’nın statüsü kabul görmüş olacaktır. Kuşkusuz ittifakın kalıcılaşması boyutuyla kaygılar fazladır. Çünkü zihniyet geri, fikriyat DAIŞ, karakter eril ve kadın düşmanı icraat ise katliamdır. Bu anlamıyla Rojava’yı korumak ve savunmak duyarlılık ve hassasiyet gerektiren en temel tarihi sorumluluktur.
Vejin Roj SERHAT


