• Kurdî
  • Türkçe

  

YJA STAR

ANA SAYFA / MAKELE

 

  1. Buradasınız:  
  2. Anasayfa
  3. ÖNCÜLERİMİZ

‘Yüzüm Hep Sana Dönüktür Dağlar’

Bu ülke ay yüzlü, bahar gülüşlü çocuklarına ne çok şahitlik etti. Yüreği bir yaşam pınarı gibi çağlayan ve herkese yaşam vermek için durmadan akan. Onlar karartılmak istenilen her geceye bir yıldız, çatlamış toprağa yaşam suyu olmak için döndüler yüzlerini güneşe. Kendi canlarını bu toprağa feda etmekten bir an olsun teredüt etmediler.

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 30 Nisan 2024
Görüntüleme: 516

Devamını oku …

DELİLA-BERİVAN AYTEK YOLDAŞIN ANISINA

MAVİ DEĞİLDİR AVAŞİN’İN SULARI…(Şehit Delila Amed’e) Yanılmamıştık be arkadaş, tıpkı söylediğimiz gibi; mavi değil Avaşin’in suları. Kuşkusuz tanımaların en netamelisi idi her şeyi yüzeyde görünen son suret ile tanımlamak. Yüzeyde beliren renge aldanarak bireyi, olayı ya da olguyu tanıma kavuşturmak, rahatlıkla belirtebiliriz ki tanımaya veya tanımlamaya dönük en toyca yaklaşımı ifade etmektedir.

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 31 Mart 2024
Görüntüleme: 341

Devamını oku …

Aklını Başat Hale Getirirsen ve Formunu Zenginleştirirsen Büyük Bir Gerilla Olabilirsin; Saralaşabilirsin!

Her halk kendi kahramanlarını yaratır sözünü çok duyarız çok eskiden dile gelen bu söz belkide en çok Kürdistan topraklarında gerçekleşiyor. Bu topraklar tarihi gibi binlerce kahramanlığa şahitlik etmişti, bağrında o kadar çok direniş destanları yarattı ki ve halada yaratmaya devam ediyor.

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 31 Mart 2024
Görüntüleme: 313

Devamını oku …

Ders Çıkarılmayan Tarih Her Zaman İçin Tekerrür Etmeye Mahkumdur

Üç ay gibi yaptığımız mayın çalışmasının bazıları boşa çıktı. Benim için en önemli olanıda tam iki aydır nöbetini tuttuğumuz tuzak patlamadı. Girê Rijdê asker doluydu ve patlamadı... Gerekçeleri kendime oluşturmayacağım. Mutlakiyetçi, mükemmelliyetçi zihniyet yapım daha öncesinde olay ve olgulara yaklaşımımda, kendimi ele alışımda çok belirleyici oluyordu. Özellikle Atina Savunması sonrası düz çizgisel zihniyet yapım üzerine yoğunlaşmalarım ciddi oldu. Birde son paradigmanın zihniyet yapısı, canlıyı ele alış tarzı ve kadın merkezli oluşu dünyayı ele alış tarzımda zihniyet, yapımda ahlaki değer yargılarımda bir değişikliğe, yenilenmeye gitmem gerektiğine götürdü. Hep bardağın boş kısmını gören ben... Evrenin, canlının oluşumunu, insan merkezli başlatan ben... Farklılıkları, zıtlıkları göz ardı eden ben.. Bir bütünen zihniyet yapımı çatırdatmak iddiası ile kendime yüklendim. Özellikle PKK inşa eğitim devresindeki yoğunlaşmalarım, gördüğüm ideolojik eğitim sıfırdan bir başlangıç kararını almamı sağladı. Bulunduğum mücadele ortamında yeniden köklerimi güçlü oluşturarak adım adım koyuldum yola. Böyle bir iddiam hala var. Kuzeye gelişimde bu kararlılıkla bağlantılı zaten. Ben mükemmel bir devrimci olduğumu düşünmüyorum. Ama beni özgürlük arayışlarımdan çekecek geri geleneksel zihniyet yanlarımı aşma çabası içerisindeyim. Bunları kendime itirafla başladım, dedim ki 'sen böylesin, bunu kabullen ve yürü üzerine üzerine' bunada 'tamam' dedim. Bardağın boş kısmı olduğu kadar, dolu kısmı da var. Doğayı anlamaya, canlıyı çözmeye çalıştım tekrardan ve kendimi ona indirgemeye, özleştirmeye çalıştım. Özüne ait duracak bir duruşu kazandırma çabam da oldu. Peki, hemen bir sonuç alabilir miyim? Tabi ki, bu bilimsel bir şey değildir. Mucize beklemiyorum kendime ilişkin. Lakin bazı şeylerin yansıması gerekiyor. Sonuç almam gerekiyor. Savaş ortamında bir bireyin yaptığı bir eylem, bir başarı sonuçlara yön verdiriyor. Bunun canlı örneklerini son süreçler belirgin gösteriyor. Içinde bulunduğumuz süreç bizlere nasıl yaşamamız ve nasıl savaşmamız gerektiğini fısıldıyor. Bir militan savaşımıyla vardır. Kıvrak zekası ve savaştaki ayrıntılı düşünme ve hesaplama becerisi başarıyı getireceği gibi, bunların tam akside olumsuz sonuçlar beraberinde açığa çıkaracağı gerçekliğini unutmamalı. Kişiliklerimizi tam anlamıyla donatarak dönem görevlerimize layık olmak, Önder Apo’nun istediği düzeyde bir militan olabilmek, yaşanan savaş gerçekliğine cevap olabilmek kendini eğitmekten geçmektedir. Bu bilinen bir gerçekliktir ve bu temelde var olan değerlere sahip çıkabilmek, hakkını verebilmek ve layık olabilmek bizler için bir ölçüdür. Bu temelde kendimizi bu uğurda adamalıyız. Son süreçlerde Besta’da yaşanan operasyonları yazmanın yerinde olacağına inanıyorum. Çünkü düşmanın bu yaklaşımları tarihe kalmalı, 2007 yılında Besta’da neler oldu? Gerilla bu operasyonlarda neler yaptı? Düşman geçen ayın sonlarından itibaren ormanlık bölgelerde operasyonlara başladı. İlk operasyonu anladığım kadarıyla gömmelerimiz ve mayınlarımız içindi. Ama çokta başarılı olamadılar. Operasyon başlatıldığında birimce birlikteydik. Ve iki arkadaş -Firat ve Brüsk ark.- sonradan eklendi. Herem, Demhat, Ararat, ben ve diğer iki arkadaş. Noktamızın etrafını düşman çevirince operasyonun noktaya dönük olduğunu sanıp gece noktadan çıktık. Bayağı renkli bir gruptuk ayrıca. Herem arkadaş bitmek bilmeyen, toplanamayan eşyaları ve ağır olan çantasıyla grubun komutanı, Demhat arkadaş ise ne söylenirse yapan katılımı. Fırat arkadaş tam bir Amed’li, dürüst ama kuralsız. Brusk arkadaş her ne kadar kuralsız olsada iş ciddiye binince en kurallı olan arkadaşlardan biri. Ararat Arkadaş operasyon başladığını duyunca biraz şaşırdı, çantası ağır ama atılgan, atik ve de oldukça heyecanlı… Ben ise 'Besta'da operasyon nasıl oluyor acaba?' sorusunu yaşayarak anlamaya çalışan bir durumdayım. Çantam haddinden fazla ağır. Bireysel eşyalarımdan ziyade hep mayın malzemeleri, hazırladığım mayınlar, piller, kablolar vs. Gideceğimiz yeri daha önce görmemiştim. Yükümüzün ağırlığından kaynaklı gecenin ikisinde oraya ulaştık. Sabah keşif yapmak için ben ve Herem arkaş çıktık. Hava aydınlanınca operasyonun yönü ve kapsamı anlaşılıyordu. Operasyon Hezil vadisine dönük bir operasyondu. Saatler ilerleyince bulunduğumuz noktanın etrafını yine tuttular, üzerimize indirme de oldu ve keşif yerinden kendimizi aşağıya bıraktık. Arkadaşlar mevzilerinde hazır ellerinde silahlarıyla beklemekteydiler. Ararat, Demhat ve Fırat arkadaşların üçü arka arkaya sağlı sollu vurmak için bekliyorlardı. Tam karşımda askerlerin konuşma sesleri geliyordu. Brusk Arkadaş etrafına dürbünle bakıyordu. Akşama kadar çatışma pozisyonunda bekledik fakat gelmediler. Akşam bulgur pilavımızı afiyetle yiyip, çayımızı içtikten sonra yola koyulduk. Yine manevra… Bu defa gittiğimiz yer mahkum bir araziydi. Fakat araziyi tanımamanın getirdiği bir şey görüş belirtemedik. Hepimiz uykususuz. Her ara verişte bazı arkadaşlar nöbet tutarken, bazı arkadaşalr gözlerini dinlendiriyor. 6 saatlik bir yürüyüşün ardından uygun bir yerde konumlayıp dinlenmeye başladık. Sabah Brusk Arkadaşın keşiften gelipte, askerlerin üçgene geldiğini söylemesiyle birlikte gündüz saat 11'de yola koyulduk. Bir sırtı aştıktan sonra vadinin daha uygun yerlerine rasladık. En azından çatışabiliriz diye düşünüyordum. Bestanın genel durumuna ilişkin yazılması gereken çok şey var aslında. Fakat yazmak istemiyorum... Operasyon 5. gün geri çekildi ve biz noktaya döndük. Düşman noktaya girmemişti. Yakınımızda bulunan alt yapı çalışmalarında yer alan kervancı arkadaşların noktasına girmişti. Daha sonra karargâh'ın bizi çağırması üzerine birimce karargah'a gittik. Birimce aynı kalırken şimdi karargaha dahil olduk.   Gerçekten insan tam anlayamıyor ne yapmak istiyorlar. Sanırsam T.C ordusu içerisinde üst tarafından alınan alta doğru indikçe esneme oluyor. Yani Büyükanıt'ların-Şahinlerin kararları orta kademeler tarafından uygulanmıyor. Bazı operasyonları yapıyorlar. Arazide hep varlar. Yine onların hareketliliği nedeniyle parçalara bölündük. Bu defa Roni Arkadaş komutasında ben, Ararat, Arya arkadaş yola koyulduk. Üç arkadaş önden gitmişti. Ben ve Demhat arkadaş mayın döşemek için grubun arkadasından gittik. Çantam yine ağır. Boynumda tuzak, eşarbımla boynuma bağladım, küçük kazmam, silahımın dışında, lav silahından yaptığımız mayında ayrı bir zorluk katıyordu. Tam bir Herem arkadaş gibi olmuştum. İşin kötü tarafı havanın açık olması nedeniyle geceler çok soğuk ve ayaz. Bu nedenle yerlere de kırağı düşüyor. Otlar hep kaygan. Demhat arkadaşla birlikte mayınımızı yerleştirdikten sonra grubun bulunduğu alana doğru harekete geçtik. Gece saat 12'ye doğru Ararat arkadaşların yanına ulaştık. Her iki erkek arkadaş yatmışlardı. Ararat arkadaş ise soğuktan uyuyamamış, askeri kefiyesini üzerine atmış, kendini ısıtmaya çalışıyordu. Velhasıl düşman geri çekilme yaptı ve biz noktaya geri döndük. Erzağımız yok ama her ikimizi de bu durum etkilemiyor. Moralimiz yerinde. Noktada iki kadınız, diğer arkadaşlar ayrı bir yerdeler.  

Şehit Ekin Sanem

15 Kasım 2007 / Besta

 

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 27 Şubat 2024
Görüntüleme: 325

İnandı, Savaştı ve Başardı Welat

Zafere doğru yürüdüğümüz şu günlerde, devrim meşalemizin zirvelere ulaşmasına ramak kala verdiğimiz bedeller bu özgürlük meşalemizin ateşini her an daha da gürleştirerek zafere daha yakın bir hale getirmektedir. Devrim bedel isteyen bir eylemsellikti. Özgürlük mücadelemize adım attığım günden bu yana çok değerli, çok güzel insanlar tanıdım. Yüreği dağlar kadar büyük olan, ufku bir gökyüzü gibi sonsuz olan, sevgisi herkese yeten, aşkın en güzelini yaşayan onlarca, yüzlerce belkide binlerce özgürlük aşığı tanıdım. Her birinden ayrı bir güç, her birinden ayrı bir güzellik, ayrı bir haz aldım. Her biri yüreğimde en güzel yerini aldı. Erken gidişlerin bir mesajıydı aslında hakikate ulaşmak. Her zaman yanında birileri vardır. İyi gününde de, kötü gününde de... O zor günlerin dostuydu. Zor günlerin yoldaşı, zor günlerin arkadaşı... 1988 yılında Amed’in Farqîn ilçesinde dünyaya gelen Emine Ekmez, yurtsever olmayan bir aile gerçekliğinde büyür. Üniversite okuduğu yıllarda yaşadığı çelişkiler sonucunda özgürlük hareketi ile tanışır. Sürekli bir arayış içerisinde olan ve özelde kadın özgürlüğüne olan merakı ile, yaptığı araştırmalar sonucunda Jineoloji atölyesi olduğunu öğrenir ve bu temelde buradaki çalışmalara dahil olur. Yaşam gerçekliği onu özgürlük sorunu ile karşı karşıya getirince Emine artık bir kaç çalışma ile yetinmeyerek Kürdistan dağlarını adımlama, mücadeleye daha yakından dahil olmaya karar verir. 2016 yılında arkadaşlarıyla birlikte aldığı bir kararla bir grup arkadaşıyla üniversiteden gerilla saflarına katılır. Adı Welat Arjin Tolhildan olur. Yaşamının bir anına kadar aslında kendi Welat’ının olduğundan bi haber olduğu için bir özeleştiri icabında bu ismi seçer, Arjin ise hiç görmediği ama şahadetini duyduğu bir gerillanın ismi olduğu için ismine ekler. Ve Tolhildan, şahadete ulaşan değerli komutanının izinden yürümek için soy isim olarak seçecekti kendine... Gare alanında temel eğitimlerini aldıktan sonra, Şehit Gurbetelli Ersöz basın akademisine düzenlenir. Bu akademiden sonra bir süre basın çalışmalarında kaldıktan sonra kendi istediği ve dayatmaları sonucunda askeri alan çalışmalarına dahil olur... Sıcak bir Temmuz günüydü Welat arkadaşla tanıştığımızda... Onun deyimiyle ‘‘benim mekanım’’ olarak adlandırdığı kendi için seçtiği ağacın gölgesinde, her gün aynı saatlerde oturur ve uzun saatler hiç ara vermeden Önderliği okurdu. Okuduklarını kendi kişiliği ile kıyaslayarak sonuç elde etmeye çalışır ve bu yoğunlaşmalarını sürekli ve düzenli olarak tarih sayfalarına nakşederdi. Okumak onun için olmazsa olmazdı, yazmak ise en çok sevdiği bir özelliğiydi. Yeni gittiğim bölükte bir kaç gün sadece Welat arkadaşı gözlemlemiştim. Yaptıklarını sadece kendinde bırakmazdı, yanında bulunan arkadaşlarla paylaşır, düşüncelerini söyler ve her arkadaşın düşüncesinide pür bir dikkatle dinlerdi. Aradan geçen kısa bir süreden sonra Welat arkadaşla aramızda sıkı bir yoldaşlık gelişmişti. Onun o güzel yüzü ve bir çocuğu andıran masum gülüşleri insana sıcak geliyordu. Yaşını göstermezdi Welat. Hem her arkadaşla olan diyaloğu, hem de herkese aynı düzeyde yaklaşması her arkadaşın ona saygın yaklaşmasına neden oluyordu. Konuşkan bir yapıya sahipti. Ama dolu dolu konuşurdu Welat. Her konuşmasında muhakkak birşeyler öğrenirdin ondan. Tecrübeliydi, oldukça yaşam tecrübesi edinmişti. Amacı gerilla yaşamında da tecrübe edinmekti. Onun için sürekli diyaloglar geliştiriyor ve her arkadaştan birşeyler öğrenmek istiyordu. Onun yanında kendini değerli hissederdin. İnsanın kendine karşı güveni artardı. Güç veren, moralli bir yapısı, insanı insan olduğu için değerli kılan bir özelliği vardı. Yüreğide tıpkı adı gibiydi. Bir Welat kadar büyük, bir Welat kadar rengarek ve bir Welat kadar güzel... Anlamlı ve güzel günler yaşıyorduk özgün bölükte. Welat arkadaşın eğitsel kişiliği her arkadaşı yoğunlaşmalara sevk ettiği gibi aynı zamanda bölüğümüzün gündeminede yön vermişti. Ben sessizliğimi korurken, her defasında yılmadan ve pes etmeden aynı şeyi söylüyordu bana; ‘‘ Sadece Önderliğe inan ve onun tarzını benimse, gerisi çokda önemli değil, o zaman hiçbir yolun çıkmaza takılı kalmaz.’’ Sürekli Önderliği okuması onda derin yoğunlaşmalara neden oluyordu. Bu derin yoğunlaşmaları ise etrafı ile paylaşması onda saygınlık yaratıyordu. Welat derin bir yüreğe sahipti, onun yüreğinde herkese yer vardı. Asla farklılık koymazdı arkadaşlar arasına. Bu tecrübesiz, bu bilinçsiz, bu genç demezdi herkesden birşeyler öğrenir herkese birşeyler öğretirdi. O tamda adı gibi evrenseldi işte Welat... 2019 yılında Behdinan alanına geçmek üzere bölükten ayrılmıştım. Ve bir yıl sonra Welat arkadaşta arkamdan Behdinana gelerek bir süre sonra tekrardan özgün bir kampta kalma şansına sahip olacaktık... 2021 yılının bahar aylarıydı. Düzenlemesi yanımıza olan 2 arkadaşı almaya gittiğimde hiç tahmin etmesemde Welat arkadaşı görünce adeta dünyalar benim olmuştu. Bir süre birlikte kalacağımızı bilmemize rağmen noktaya ulaşana kadar o kısacık yol aralığında 1 yıl içerisinde yaşadıklarımızı büyük bir heyecanla paylaşmaya başlamıştık... Bir yıla yakın bir süre birlikte kaldık. Bu sefer farklı bir Welat ile karşı karşıyaydım. Yine yoğunlaşan ve paylaşandı. Ama bu sefer savaş alanına geçmek için daha bir iddialı olan ve bu savaşta sıcağı sıcağına yer almak isteyen bir Welat duruyordu karşımda. Pratiki anlamda daha da tecrübe sahibi edinmiş, pratik zekası daha da gelişmiş ve daha pratikçi, daha asi ve daha başarıya ulaşmada ısrarlı duruyordu. Biliyordum; onun bu kişiliği ve ısrarlı oluşu, onu savaş alanlarına götürecekti. 2022 yılında kendi ısrarları sonucunda branş akademisine giderek uzman sabotajcı olarak eğitimini tamamlar. Zeki oluşu eğitimi erken kavramasındaki en önemli etkendir. Eğitimden uzman sabotajcı olarak çıkan Welat arkadaş, eğitimden sonra savaş yoğunluğunun yaşandığı Metina alanına düzenlenir. Evet; yoğun çabaları sonuç aldı. Branş sahibi olmak istedi ve oldu da. Savaş alanına geçmek istedi ve geçti de. Welat her zaman istediğini yaptı, ve istediğine ulaştı. Çünkü o başarıya inanıyordu. Çünkü o Önder Apo’nun yaratmış olduğu özgür kadın kişiliğine ulaşmak için tüm gücüyle çaba sarf etti. Welat inandıkları uğruna savaşmasını bildi. Savaştı ve başardı... Welat Arjin Tolhildan 8 Aralık 2023 yılında Metina alanındayken faşist Türk ordusunun gerçekleştirdiği saldırılarda şahadete ulaştı. Geride kalan yoldaşın ve yoldaşların olarak senin gibi inanarak savaşacak ve savaştıkça başaracağız.   Mücadele Arkadaşı  

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 24 Şubat 2024
Görüntüleme: 341

O, Direnişiyle Düşmanda Bile Saygı Uyandıran Bir Yoldaştı

Avînar arkadaşın yıldönümü vesilesiyle bu yazıyı yazmak istedim. Değerli yoldaşları tarihe ve halkımıza anlatmak, bizim temel görevimizdir. Belki bu görevi tam olarak yerine getirmekte zayıf kaldığımı biliyor, bunu hissediyorum. Avînar yoldaş, aslen Uludere’de doğmuş ve büyümüştür. Sonrasında ise ailesi ve tüm köy halkı ile birlikte düşmanın yoğun yönelimleri ve büyük şiddetine maruz kalırlar. Düşman tarafından köylerinin tümü yakılır ve düşmanın tüm çirkefliğine ve vahşiliğine tanık olurlar. Kustuğu zulümlere maruz kalınır, şiddetin birçok biçimiyle yüz yüze gelinir. Böylelikle de bütün yönelimlere karşı büyük bir mücadele içinde köylerini terk edip, Maxmur’a giderler. Yol boyunca çok büyük zorlanmalar yaşarlar, fakat yine de her şeyi göze alarak, bir aylık zorlu bir yol sürecinin ardından sınırı geçerler. Hava saldırıları olurken, tüm çocuklar gibi Avînar yoldaş da savunmasız kalır. Düşman gerçekliğinden, zulmünden her söz açıldığında, derin düşüncelere dalar ve hep bu anılarından bahsederdi. Bunun için düşmana karşı çok kinliydi. Düşman gerçekliğini daha çok küçük yaşında görerek, yaşayarak ve tecrübe çıkararak tanımıştı. Bu gerçekliklerle büyümüş ve yüreğini de büyütmüştü. Bu nedenle de çatışmaya girerken, öfkesini, kinini düşmana göstermişti. Avînar arkadaş Maxmur’da büyümüştü, çok bilinçli bir arkadaştı. Örgütün birçok çalışmasında yer almış ve başarılı pratikler sergilemişti. Önderliğe derin bir bağlılık duymaktaydı. Her davranışında Önderliğe, yoldaşlığa ve yaşama olan bağlılığını yansıtıyordu. Avînar arkadaşı, yaşamını ve geçmişini anlatmaya gücümüz yetmiyor, keşke O’nu anlatabilecek bir dile kavuşabilsek, O’na layık olabilecek, O’nu gerçek anlamıyla anlatabilecek sözcükleri bulabilsek… Birlikte çok kalmamıza rağmen O’nu anlatabilmek çok zor. İdeolojik yetersizliklerimiz şehitlerimizi en layık oldukları biçimiyle anlatabilmemizi de engelliyor, oysaki şehitleri doğru anlatmak en temel görevimizdir. Kato’nun asi kızını, Avînar yoldaşı yazmak bu nedenle daha bir zorlaşıyor. Avînar arkadaşla ilk kez 2005 baharında tanıştım. Kuzeye gitmek için Haftanin’e gelmişti. Sonra düzenlemeler oldu, timime geldi. Birbirimizi o zaman tanımaya çalıştık. Kısa bir süre Haftanin’de kaldıktan sonra, Botan-Besta alanına geçtik. Yol süreçlerinde beraber çok güzel günler geçirdik. Moralimiz tüm zorluklara rağmen yüksekti. Kuzey’de olmanın derin heyecanını, sevincini yaşıyorduk, ayrıca daha öncesinden Kuzey’e geçen ve uzun süredir görmediğimiz arkadaşları görmenin de sevincini yaşıyorduk. Artık Kato’ya ulaşmıştık. Arkadaşları gördüğümüz an, bizim için yeniden doğuştu. Heval Avînar’ın gözbebekleri, arkadaşları görmemin sevinciyle ışıldıyordu. Hiçbir aksilik çıkmadan Besta alanına geçmiştik, hiçbir arkadaş sevinçten yerinde duramıyor, yorgunluğunu unutmuş, hareketlilik kazanmıştı. Avînar arkadaş bir an önce araziyi tanımak istiyordu. Pratik sahada gelişmeye çok açık bir insandı. Gerçekten de en kısa sürede araziyi tanıdı ve arkadaşlara öncülük yapacak düzeye ulaştı. Araziye hâkim ve inisiyatifliydi. Emeğiyle yoldaşların sevgisini kazanıyordu, çünkü emeğin bizim için erdemli bir aşk olduğunun bilincindeydi. Yaşamın tüm alanlarında sessiz bir akışkanlığa sahipti, kendini örgütleyen, kendini her şeyden sorumlu gören, neyi nerde yapacağını bilendi. Yaşam içerisinde çok sevilen bir arkadaştı. Hiçbir arkadaş Avînar arkadaştan rahatsızlık duymazdı. Bu nedenle ona ‘melek’ demeye başlamıştık. Gerçekten de melek yüzlüydü ve melek özelliklerine sahipti. Her arkadaş gibi ben de O’nu çok seviyordum. Kaç defa Avînar arkadaşın yanımıza gelmesini önerdim, fakat bazı nedenlerden dolayı gönderilmedi. Ama ona rağmen birbirimizi görüyorduk. Avînar arkadaş Kato Jirki’den hiç çıkmıyordu, oraları çok seviyordu, 3 yıl boyunca oradan çıkmadı. Kato’ya çok bağlanmıştı, adeta Kato’ya sevdalanmıştı. Kato’dan bir türlü çıkmıyor, ayrılamıyordu. 3 yıl boyunca kaldığı halde, ‘hiç sıkılmadan, usanmadan hep Kato’da kalacağım’ diyordu ve sözünü yerine getirerek en son Kato’da şehit düştü. Kato operasyonu çok kapsamlı bir operasyondu. İsmi, temizlik operasyonuydu. Düşman bu operasyonlarla Kato’da bir kişinin dahi sağ kalmamasını hedefliyordu. Bu operasyonda Kato’da 7 arkadaşımızı şehit verdik, fakat ona rağmen operasyon hedefine ulaşamadı, yarı yarıya boşa çıktı. Düşman bu operasyonda çeşitli biçimlerde ve yoğunca teknik kullandı, bu nedenle birçok konuda oldukça da zorlandık. Fakat bu yönelimlere karşı tüm arkadaşlar, büyük bir direniş sergiledi. Avînar arkadaşın da içinde bulunduğu bir grup arkadaş operasyondan çıkmak isterken pusuya düşüyorlar, bu nedenle de gece orada kalıp, gündüz çatışmaya giriyorlar. Avînar arkadaş akşama kadar ve mermileri bitene kadar iki silahla çatışıyor. Düşman bile iki silahla sonuna kadar kahramanca direnişini söylemiş ve bu nedenle de cenazesine karışmamıştı. Hem O’nu hem direnişini anlatabilmek gerçekten çok zor… Yaşamda bu denli sevgi ve saygı kazanan bir arkadaşı anlatmak belki de her şeyi dillendirmekten daha zor. Avînar arkadaş, savaşta neyi nerede yapacağını bilen, yaratıcı, taktikçi bir kadın gerillaydı. Savaşta çok kalmamıştı, ama kaldığı zaman içerisinde de savaşmayı çok çabuk öğrenmişti. Son çatışmada da bu pratiğini göstermiş, büyük bir direniş sergilemişti. Sabah saat 5’te girdiği çatışmada iki silahla akşama kadar son mermisine kadar çatışıyor ve teslimiyeti kabul etmiyor. Var olan gücüne dayanarak, en üst düzeyde bir direniş sergiliyor. Düşman bu direnişe karşı çözümsüz kalıyor, akşama kadar savaştıktan sonra Avînar arkadaşın mermileri bitiyor, tek olduğu için de bir yere gidemiyor, düşman da çok yoğun bir şekilde ateş ediyor ve arkadaş şehit düşüyor. Düşman Avînar arkadaşın üzerine giderken şok kalıyor, ne söyleyeceklerini bilemiyorlar. Askerlerin komutanı askerlere talimat veriyor, ‘buna bir şey yapmayın, kefiyesini üzerine atın, bu kadın çok kahramanca savaştı’ diyor. Karışmadan üzerini kefiyeyle örtüyorlar ve geri çekiliyorlar. Avînar arkadaşın direnişine karşı düşman bile saygı duymuştu. Aynı çatışmada şehit düşen arkadaşların cenazeleriyle çok vahşice oynanmıştı, ama Avînar yoldaşın direnişi, düşmanın üzerinde dahi büyük bir etki yaratmıştı. Geçen yıl bu ayda çıkan kapsamlı operasyonda,  Avînar arkadaş da şehitler kervanına katıldı. Şahadetinin yıldönümü vesilesiyle bu yazıyı yazmayı ve anlatmayı bağlılığın bir gereği saydım. Avînar yoldaşın şahsında bütün şehitlere sahip çıkmanın ve layık olmanın temel görevlerimizden olduğunun bilincine ulaşmak gerekir. Gerçek yoldaşlık, ancak güçlü bir mücadeleden ve bu kutsal değerlere sahip çıkmaktan geçer…     Dîcle FIRAT (SERHAT)    

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 24 Şubat 2024
Görüntüleme: 511

PKK Ateşten Bir Gömlektir, Vin-ar İse Ateşten Bir İrade

Kürdistan özgürlük mücadelesi başladığından bu yana çok büyük destanlar besledi yüreğinde. Geçmişten şimdiye kadar süre gelen direniş ruhu tüm kararlılığıyla zirveleştikçe zirveleşiyor. Yer mekan ve kahramanlar değişsede direniş ruhu aynı amacı besliyor bağrında. Bazen mekan Çarçella oluyor, Helinlerin şahsında zirveleşiyor kahramanlık. Bazen mekan Zap oluyor, Çiçeklerin şahsında yeri göğü inletiyor zılgıtları direniş çığlıklarıyla. Bazen Botan, bazen Serhed, bazen Garzan, bazen Paris oluyor. Delallerin, Hejarların, Rahimelerin ve Evinlerin direniş naralarıyla yükseliyor intikam sesi. Dedim ya yer, mekan ve kahramanlar değişse de direniş ruhu ve direnişçilik hep kaldığı yerden devam ediyor. Kürdistan kadını Rindêxanlardan Zarifelere, Besêlerden Ronahilere, Berivanlardan Saralara kadar büyük direniş abidesi olan cesur yürekli kadınlarla günümüze kadar süre gelmiştir. Günümüzde ise Avzemler, Ekinler, Dicle, Destan, Devrim, Adife, Jindar, Cudi, Vinar ve daha niceleri onların ardılları olarak yürüdüler. Bu kararlı yolun yolcularından ve iddialı yürüyüşçülerinden biri de Yja Star gerillası Vinar Hevi’dir. Vin-ar... yani irade ve ateş demek, bileşiminden ise ateşten bir irade açığa çıkmaktadır. Kürdistanın Kalbinde Gürleşen Bir Ateş Sonbaharın son günlerini yaşadığı demlerde takvim yaprakları 11 Kasım 1996’yı gösterdiğinde Adana’nın Seyhan ilçesinde Amed’li bir ailede gözlerini yaşama açmıştı Dilan Sağlam. Daha doğmadan sürgün yollarına düşmüştü Dilan yurtsever ailesi ile birlikte. O kahredici gurbet eller, Dilan için yaşamında ‘neden’ sorusunun hep dillerde olmasına en büyük sebep olmuştu. Erken yaşlarda başlayan çelişkileri geleceğinin en büyük yaşam öğretmeni olacaktı. 8 yıl sistem okullarında okuyan Dilan, var olan sistemi daha genç yaşlarda benimsememeye başlamıştı zaten. 2012 yılında özgürlük mücadelesine katılan abisinin gidişini hep sorgulamış ve nedenini anlamaya çalışmıştı. Kısa bir zaman diliminde aslında abisinin en doğru kararı verdiğini anlamış ve onunla hep gurur duymuştu. Onunla yaptığımız bir konuşmada abisinin onun için gurur kaynağı olduğunu ve onun izinden aralıksızca yürüyeceğini ve her zaman ona layık olabilmek için mücadele edeceğini belirtmişti. Dilan çok çabuk çözmüştü kapitalist sistemin oyunlarını. O oyunun bir parçası olmamak için ömrünün en güzel çağında, gençliğinin en güzel yıllarını yaşadığı zamanlarda ömrünü özgürlüğe arman etmek isteyerek yönünü Kürdistan dağlarına vermişti. Yüreği bir ateş gibiydi. Dur durak bilmeden sürekli yanan ve de gürleşen bir ateş gibi... Büyük Kahkahaların Sahibiydi 2015 yılında gerillalaşma kararı alan Dilan, Kandil dağlarında özgür yaşamı adımlamaya başlamıştı. Dilan, Vinar adını almıştı. Vinar, ateş ve irade demekti. Bence tam da kendine yakışır bir isim almıştı yeni yaşantısında. Vinar Hevi olarak dağlardaki mücadelesine başlamıştı artık. 2015 yılının son aylarında Kandil’de özgün bölükte tanışmıştık Vinar arkadaşla. O zamanlar bölükler 30 ve 40 kişilik bileşimlerden oluşuyordu. Bizim de özgün taburumuz 2 bölükten oluşmaktaydı. Bir bölüğümüz Kandil’in Şehit Harun Cephesinde, diğer bir bölüğümüz ise farklı bir alanda bulunmaktaydı. İkinci bölükte yer alan Vinar arkadaş, yağışlı bir günde sırtında çantası, kolunda silahı, o incecik belinde iki bonbalı raxtı ile şikefte yetişmeden geldiğini çığlıkları ve gülüşleriyle haber verdiği an, onu tanıyan arkadaşlar sevinç çığlıklarıyla kapının önüne doğru koşuştular. Ben ve benim gibi onu tanımayan arkadaşlar ‘ne oluyor’ der gibi birbirimize bakarak gelen arkadaşın kim olduğunu anlamaya çalışıyorduk. Her halde gelen yönetimden bir arkadaştır ya da eski bir arkadaştır diye tahmin yürütüyorduk kendimizce. Sonra içeri kısa boylu, zayıf gencecik bir arkadaş girince yerimizde donup kalmıştık açıkçası. O zaman arkadaşların bu kadar sevinç çığlıkları attıkları bizlere biraz abartı gelmişti, ta ki Vinar arkadaşı tanıyıp onun kalbine dokunana kadar... Bitmek tükenmek bilmeyen enerjisi, yüzünden bir an bile eksiltmediği ağız dolusu gülüşleri, o meşhur kahkaları ve arkadaşlarına olan sevgisini görmemek mümkün değildi. Bölüğümüz ağırlıklı olarak genç arkadaşlardan oluşmaktaydı. Kadının kendi kendini eğittiği, kadının kendi kendini örgütlediği, yaşamına yön verdiği alanlarda genç kadın arkadaşlar erken adapte oluyor ve sorumluluk bilinci çok daha hızlı gelişiyor. Şanslıydım ki böyle bir ortamda Vinar gibi bir çok değerli arkadaşla tanıştım. Belirttiğim gibi bileşimimiz genel olarak genç arkadaşlardan oluştuğu için, şikeftimizde resmen enerji patlaması yaşanıyordu. Birbirinden genç ve güzel kadınların bileşiminden oluşan bölük bir çok güzelliğe şahit oluyor ve farklı farklı kahkahalara tanıklık ediyordu. En çok da Vinar arkadaşın kahkahaları ile yankılanan büyük şikeftimiz de artık onun bu güzel gülüşlerine alışmıştı. Yorulmak nedir bilmezdi, her gün farklı proje ve önerilerle yönetimin kapısında alırdı soluğu. Her konuda yetenekliydi. Becerisi olan ve bildiklerini saklamadan, ortamında açığa çıkaran bir arkadaştı. Onun hızlı düşünen aklı ve üstün zekası her konuda verdiği örnekler ve yaptığı önerilerde zaten açığa çıkıyordu. Onun bu özellikleri üzerine düşündükçe onun erken yaşlarda komutanlaşacağına ikna olmuştum. Evet erken büyüyecek, erkenden o küçücük omuzlarına yüklenecek o koca yük olan sorumluluk diyordum... Dağların Vinar’ı Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur diye bir tabir vardır. Deyim yerindeyse doğrudur aslında. Gerilla yaşamı tesadüflerle doludur. Beklemediğin bir anda ansızın çıkagelir hiç beklemediğin ya da tahmin etmediklerin. Aradan yıllar geçmişti. Koskoca 5 yıl... Ve 5 yıldan sonra bu kez farklı bir alanda tesadüfen bir araya gelme şansını yakalamıştık. Fark ettim ki yılların araya koyduğu özlemler baya bi büyümüştü. Uzun uzun sohbet ettik, hasret giderdik. Aradan geçen uzun yıllar içerisinde Vinar arkadaşın abisi şahadete ulaşmıştı. Şahadet gerçekliği üzerine bir tartışma gerçekleştirdik. Duygusal yaklaşacağını düşünürken aksi bir durumla karşılaştım. Abisinin şahadetinden güç almıştı. Şahadet gerçekliğinde kendini derinleştirmiş, şahadetin anlamına derinlikli olarak varmıştı. Ve Şehit Derwêş Demhat’tan bahsederken şöyle dile getiriyordu; ‘ Ben onunla hep gurur duydum. Ve nefes aldıkça da gurur duyacağım. O benim en büyük yaşam gerekçem ve o gönlümün en büyük devrimcilerinden biri. Herkes kendi devrimci olmaya karar verir. O yıllar önce kendi için bu kararı almıştı, bende onun takipçisi oldum. Bu yolda şahadet gerçekliği olduğunu ikimizde biliyorduk ve bu gerçekliği bile bile bu yola girdik.” Devrimi, devrimciliği böyle tanımlamıştı Vinar Hevi. Kendisi de sekiz yıllık devrimcilik hayatına çok şey sığdırmıştı. Kandil’den Gare’ye, Rojavayê Zap’ê ye kadar emek vermiş, emek verdikçe de daha derin tecrübeler edinmişti. Kendi ısrarları ve dayatmaları ile yoğun savaşın yaşandığı Rojavayê Zap alanına geçmişti. Burada atikliği, canlılığı ve eylemci kişiliği ile bulunduğu ortamda her yoldaşının gönlünü feth etmeyi bilmişti. Kahkaları, güler yüzlülüğü, atikliği ve yoldaşlarına bağlılığı ile her zaman gönlümün en güzel yerinde kalacak... Hafızamda her zaman büyük kahkaların sahibi olan ‘bizim genç Vinar’ımız’ olarak kalacak... Vinar Hevi arkadaş 2023 yılının Mayıs ayında Medya Savunma Alanlarında görevi başındayken faşist Türk devletinin gerçekleştirdiği saldırılarda şahadete ulaştı. Biz geride kalan yoldaşları olarak özgürlük mücadelemizi onlar adına araklıksız devam ettireceğimizin sözünü yürekten veriyoruz.   Mücadele Arkadaşı

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 17 Ocak 2024
Görüntüleme: 520

ŞEHİT DİLDA DİLBİRÎN CUDİ ARKADAŞIN ANISINA

 Mücadelenin Zamanı Yoktur, Her An Süreklilik İsteyen Bir Eylemdir Destan yazılıyor Kürdistan dağlarında. Zagroslardan Bakûra, Rojava’dan tüm Başûr topraklarına kadar tarih onlarca kahramanlara şahitlik etti ve binlercesini tanıdı. Bu görkemli direnişte yer alan özgürlük gerillaları nasıl ki son anlarına kadar heyecanlı, morelli ve capcanlıydılar, onlardan arda kalanlar da hala ilk günki gibi canlılığını korumakta. Gerilla demek yaşam demekti çünkü. Onlar en büyük miras olan direniş bayrağını bizlere devrederken, ardlarında kalan biz yoldaşlarına umutlarını da teslim ederek yol aldılar uzaklara. Onlar bu devrimin yükünü omuzlamaya karar verirken daha o günden vazgeçmişlerdi bireysel istek ve arzulardan, bireysel kaygı ve acabalarla başlayan cümlelerden. Onlar canla başla adımlamaya başladıkları özgürlük yollarında yer vermemişlerdi hiç bir keşkeye. Canı pahasına koşar adımlarla girmişlerdi, sonundaki ışığı gördükleri bu onurlu yola. Yola girmek, yolda kararlı olmak ilk ilkeydi. Her biri özgür yaşam uğruna verilecek bedellerin kolay olmadığını biliyordu. Kolay olmadığını bile bile yine de büyük bir kararlılıkla ve de soluksuzca adımlamaya başlamışlardı uğruna canlarını siper ettikleri davayı. Yola girmek, bu yolda en kararlı yolcu olmak önemliydi. Yolunda ısrar etmek ve yolundan şaşmamaksa en belirgin özellik halini almıştı. Yolunda ısrarın adı olan ve başarıya ulaşmak için tüm gücünü sefer eden Yja Star gerillalarından Dilda Dilbirin Cudi gibi... Cudi’nin Seyrine Dalarak Büyüdü Botan bölgesinin en güzel yerleşim yerlerinden biri olan ve Kürt kültürüne sadık ve bağlı kalarak yeni nesillerini yetiştiren Şêhr-i Nuh’ta (Şırnex) dünyaya geldi Mizgin Külter. İsminden de anlaşıldığı gibi yurtsever ve Kürt değerlerine bağlı bir ailede büyüyen Mizgin, kahramanların destanları ve aile şehitlerinin hikayeleriyle şekillendi genç bedeni. Her sabah güneşin doğuşuyla selamladı Cudi’yi ve kahramanlarını. En büyük hayali bir gün Cudi’li olmaktı. Cudililer gibi sol kolunda en yakın arkadaşı olan silahı ile Cudi’nin uzun patikalarını saatlerce yürümek, dağ çiçeklerinin kokusunu içine çekmek ve buz gibi kanilerinden yudumlamaktı. Her yeni bir güne yine aynı hayalle uyanırdı Mizgin. Ailesinin tek kadın çocuğu olan Mizgin, büyüklerimizin dediği gibi deyim yerindeyse delalî büyütülmüştü. Ailesinin Kürt ve Kürdistani değerlere bağlı olması ve çok değerli evlatlarını özgürlük yoluna uğurlamış olması Mizgin’in de erken yaşlarda en değerliler arasında yerini alacağının belirtisiydi. Mizgin genç yaşlardayken Şırnex’da öz yönetim direnişleri çok görkemli bir hal almıştı. Apocuların yaşam tarzı, yoldaşlığa olan bağlılıkları Mizgin’e her zaman çok anlamlı gelmişti ve Mizgin’de bu yaşamın için olma kararını vererek öz yönetim sürecinde zirveleşen direnişe dahil olmuştu. Yaşadıkları, gördükleri ve çok erken yaşlarda şahit olduğu düşman gerçekliği Mizgin’in mücadeleye atılması ve bu mücadelenin bir parçası olmak için en büyük gerekçe olmuştu. Evleri yakılan yıkılan, büyüdüğü sokakları talan edilen, çocukluk oyunlarının arkadaşlarına kurşunlar yağdıran düşmana karşı sessiz kalmayarak mücadeleye atıldı Mizgin. Daha çok erken yaşlarda var olan sisteme karşı kafa tutmayı, onu reddetmeyi ve bu temelde mücadele etmesi gerektiğinin bilincine varmıştı Mizgin. Bu temelde sempati duyduğu, hep hayalini kurduğu Cudi’ye doğru yol alıp artık bir Cudili olmayı başarmıştı Mizgin. Gönül Verdi Dağlara ve Gerillaya O daha çocuk yaşlarda gönlünü vermişti gerilla yaşamına. Daha hiç bir şeyin farkında değilken, daha hiç bir bilince varmamışken sevmişti gerillayı, dağları ve de mücadeleyi... Onun için yeni yaşantısında adını Dilda olarak seçmişti. Yani ‘gönül veren’. Önemli olan zaten sevmekti, sadece sevmek. O da çok sevmişti PKK’yi. Ailesinin değerlisin Mizgin, artık dağların Dilda Dilbirin Cudi’si olmuştu. Şanslıydı ki ilk gerillacılık yaşantısına büyüdüğü toprakların Besta alanında başlamıştı. İlk eğitimlerini, ilk yoldaşlıklarını, ilk tecrübelerini Besta’da yaşamıştı Dilda. Yaşama karşı olan isteği ve gelişmedeki azmi gerillalaşma yolunda en büyük arkadaşı olmuştu. Kısa bir süre Besta alanında gerillacılık yapan Dilda’ya Güney topraklarının yolu görünmüştü artık. Güney’de sabotaj eğitimi gören Dilda, uzman sabotajcı olarak eğitimini tamamladıktan sonra pratiki alanlarda yer alıdı. Sıcak savaşın yaşandığı alanlarda uzman bir sabotajcı olarak aktif bir şekilde yer alan Dilda, her seferinde düşmanına büyük darbe vurmasını biliyor. Yaptığı her eylemde büyüdüğü sokakları anımsıyor. Şırnak, Cızir, Silopi, Hezex’i hatırlıyor. Düşmanın talan ettiği sokakları, şehit ettiği arkadaşları, bodrumlar da canlı canlı yaktığı insanları ve daha nicelerini... Her mermisinde intikam alırcasına sıkıyordu ihanet, her mayınını bir şehidin intikamını almak için aktifleştiriyordu. Düşmana karşı böyleydi Dilda, korkusuz ve de cesur. Yoldaşlarına olan bağlılığı onu en çok sevdiren özelliğiydi. Güler yüzlü, yaşam da sürekli ağız dolu kahkaları en büyük moral kaynağıydı olurdu yoldaşlarına. Yoldaşlarına moral vermeyi seven, bulunduğu ortam da heyecan ve coşku sınır tanımazdı. Heyecanı içine sığmaz, ışıl ışıl parlayan gözleri her yoldaşında mutluluk uyandırırdı, canlı ve de oldukça moralliydi. Emekçi kişiliği ile bulunduğu ortamda hep düzen vardı. Eğer bir yerde Dilda varsa orada muhakkak düzen olurdu. Yaşama karşı olan öğrenme istemi her geçen gün onu daha da bilgeliğe ulaştırıyordu. En büyük isteği ise Önder Apo’ya layık bir savaşçı, PKK’ye layık bir militan ve güçlü eylemlerin sahibi olmak. En Büyük Yoldaşı Rêber Apo’ydu Önder Apo’ya derin bir sevgi barındırıyordu yüreğinde ve bağlıydı. Önder Apo’ya olan bağlılığını bir kaç cümleyle şöyle nakşetmişti tarih sayfalarına. ‘‘Size, Güneş’im dedim çünkü güneştir ısıtan, güneştir aydınlatan, güneştir umut veren ve güneştir karanlığı parçalayan. Sizden aldığımız güç ile savaşmak mücadele etmek, yaşama sımsıkı sarılıp bu kutsal yaşam içinde özgür bir kadın olmak içimde tarif edemeyeceğim mutluluk, huzur dolu duyguları açığa çıkarıyor.’’ Gerilla Dilda Dilbirin Cudi 2023 yılının Mart ayında mücadele arkadaşı Nûdem Sîdar ile birlikte Medya Savunma Alanlarında şahadete ulaştı. Mücadele Arkadaşları      

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 17 Ocak 2024
Görüntüleme: 519

EKİNİN KAMERASINDAN HAKİKAT

İki halkın iki ulusun birliktelik ifadesi. Birbirine yabancılaştırılan, birbirine düşmanlaştırılan, birbirine kırdırtılan, birinin varlığı diğerinin yokluğu üzerinde gelişen bir fikri çürütenin yaşam hikayesidir bu. Kürtlük ve Türklük birbirinden ayrılamayan et ile tırnak gibidir dedi Reber Apo. Bu gerçeği en sade biçimde Ekin Wan’ın yaşam parametrelerinde görebiliriz. Ekin arkadaş Kürt ve Türk halkı arasında köprü olmayı başarmış her iki halkın tarihsel ortaklık anlayışını katılımıyla ispatlamış bunun için büyük bir inat ve emekle kendini oluşturmuş bir arkadaştır. Ekin arkadaş bürokrasinin merkezi olan Ankara da doğup büyümüş yaşamış orada okumuş fakat ruhunu teslim etmemiş, egemen zihniyete karşı her zaman kendini arındırarak hakikat arayışını geliştirmiştir. Devlet memuru kendi halinde bir ailede büyümüş, aile de gelişen ilişkiler yumağını sistemle bağlarını her zaman sorgulayan, yaşadığı çelişkileri yeni kararlara dönüştüren bir yaşam arayışını kendine klavuz edinmiştir. Ulus devletin merkezinde inşa edilmiş Türklüğe karşı bir tepki olarak doğar heval Ekin. Türklük kurgulanmış bir bilinç kışkırtılmış milliyetçi duygulardır. Kendi özüne ters düşen özlük ruhunu kaybeden bir inancın temsilcisi olmaya karşı büyük bir rettir. O gerçek bir Türkiyeli. Demokratik Türkiye paradigmasına inanan Demokrasi zaferinin Türkiye ve Kürdistan halklarının birlikteliğinden kardeşliğinden geçtiğini savunan bunu emeğiyle taçlandırandır. Üniversite de arkeoloji bölümünü kazanan Ekin arkadaş branşını pratikleştirmek için Van bölgesine gider. O sadece bir arkeolog değil aynı zamanda bir akademisyen bir araştırmacı ve gerçek tarihi arayan bir tarihçidir. Büyük bir emek ve özveri ile binlerce kazı çalışmasında elde ettiği bulguların tarihi eserlerin devlet tarafından nasıl ele alındığını emeğinin nasıl satıldığını erkenden fark etmiştir. Şehid Ekin Kürdistan’da yürütttüğü arkeoloji çalışmalarına gönül vermiştir. Ve yıllar sonra özgürlük hareketine katıldığında ve PKK’nin okullarında eğitim gördüğü bir esnada  defterine şunları yazmıştır: ‘’Kürdistan tarihi görüyoruz ve yine heyecanlanıyorum. Bir gün örgüt adına kazı ve restorasyon çalışmaları yürütebilmek en büyük hayallerimden biri. PKK’lilerden dünyanın en iyi arkeologları olurdu. Kazma, kürek kullanmada profesyoneliz hepimiz. Tarihimize karşı hassasiyet de en üst düzeyde olurdu kesin. Buluntularımızı Şehid Helin Murat aına açacağımız mütevazi bir müzede sergilerdik. Ve bir gün Kars’ı özgürleştirirsek, Ani’de Ermenistan ile aramızdaki Arpaçay’ı geçen yıkık köprüyü restore ederdik Hrant’ın anısında. Bir ayağı Kürdistan, bir ayağı Ermenistan’da kalmış. Bu toprakların iki kadim ve dost halkı arasında yeniden köprü olabilmek için. Zap suyu üzerindeki devrimciler köprüsü gibi. Ve Cilo’nun bütün kiliselerini yazmak, çizmek, onarmak isterdim yine Şehid Helin Murat anısına... Önderliğimizin Hoşap kalesini sorduğunu, merak ettiğini duymuştum. Bir Kürt beyine ait tam bir Ortaçağ kalesi. Önderliğimiz burçlarındaki kuş evlerini görünce çok beğenecektir umarım. Buradan da düşmanı ve işbirlikçilerini kovup yeniden düzenleyeceğiz. Önderlik rahatça gezip inceleyebilsin diye. Güneşin doğuşunu Nemrutlardan, batışını ise Wan kalesinden izleyeceğiz. Hep birlikte... Hasankeyf’in kazı başkanı Abdulselam Uluçam’ı kaçırıp barajı kaldırmamaları halinde cezalandırabiliriz. Tarihi yok eden ve ettirenlere ibret olsun diye..’’ Van da çalıştığı yıllarda özgürlük hareketi ve gerilla ile tanışmış özellikle şehit Roni Munzur arkadaştan çok etkilenmiştir. Ekin arkadaşın hayatında yeni bir dönem yeni bir sayfa açılmıştır.  Çok vakit geçmeden çok zaman kaybetmeden özgürlük saflarına katılma kararı alır. İlk ayak bastığı topraklar Zağros’un görkemli dağlarıdır. Zağrosların ihtişamından görkeminden asil coğrafyasından çok etkilenir. Kendini bulmanın kendini yeniden adlandırmanın kendisi olmanın mekanı olarak görür bu güzel coğrafyayı. Gerilla da birçok alanda kalan Ekin arkadaş’ın yönü her zaman Zağroslar olmuş her fırsatta buraya gitmeyi dayatmıştır. Sadece gerillacılıkta değil, dağlarda yürütülen her çalışmada yetenekliydi Ekin. Yeteneği başarıya olan inancından, yürekten bağlılığındandı. Girdiği bir çalışmada çok fazla yetkin olmasa bile, çalışır çabalar mutlaka o alanda başarı kazanabilecek bir konuma getirirdi kendisini. Bir süre YJA-Star’ın basın çalışmalarında faaliyet yürüttü. Basın çalışmalarında uzun süre özgür kadın basıncılığı ve haberciliği noktasında kendini eğitti, Halil Uysal’ın Nujiyan Erhanın izinde yürümeyi kutsal bir görev belledi. Kamerasıyla kalemiyle haberiyle her zaman özel savaşın algı operasyonlarına karşı hakikatin peşinden koştu. Şehit bir arkadaş üzerine bir program yaparken büyük bir titizlikle yaklaşıp o arkadaş hakkında bütün detayları toplar gecesini gündüzüne katarak çalışmanın hakkını vermek için elinden geleni yapardı. Kadın basıncılığını gerilla yaşamından savaş muhabirliğinden koparmayan bütünlüklü ele alan iyi bir savaş muhabiri gazeteci olmanın yolunun güçlü gerillalaşmaktan geçtiğine inanıyordu. Ekin yoldaş yaptıklarıyla yetinmeyen özgürlük mücadelesine daha fazla katkı sunmak ve hizmet etmek için kendini sürekli sıcak alanlara öneren her zaman mücadelenin merkezinde kalbinde yer almak isteyen bir arkadaştı. Bu yüzden kendisini sadece basın çalışmaları ile sınırlı bırakmadı. O yeri geldiğinde kamerası elinde bir savaş muhabiri, yeri geldiğinde elinde silahı bir özgürlük savaşçısıydı. Bunun için güçlü bir askeri eğitimden sonra kendini savaşın en yoğun olduğu alanlara Zağroslara önerdi. Zağrosların görkemli coğrafyasında çelikleşen savaş tecrübesi kazanan düşman karşısında öfkesini akıtan bir gerilla olmak için bütün zorlukları göğüsledi ve büyük bir iddia ile Zağroslara doğru yol aldı. Ekin arkadaş zorluklar, soğuk, açlık ve düşman yönelimleri karşısında çok iradeli dirayetli bir kişiliğe sahipti. Yılmaz yorulmaz pes etmez bir karaktere sahipti. Her zaman zoru tercih eden, koşulların daha iyi olduğu alanlarda kendini rahat hissetmeyen bir tutumu vardı.  Emekle kendi kimliğini anlamlılaştıran alın teriyle yoldaşlarının kalbinde yer edinen yaşam tutkusuyla gerillacılık aşkını birleştiren enternasyonal bir gerillaydı. Türkiye halklarının kurtuluşunu Önderliğin ve Kürtlerin özgürlüğünde gören ve buna tüm hücreleriyle inanan bunun için ölümün üzerine fedaice yürüyen büyük bir özgürlük savaşçısıydı. 2021 yılında düzenlemesi Zap eyaletine oldu ve Zap’ın en zorlu alanlarından biri olan Çiyayereş alanında faaliyet yürüttü. 2022 yılında Zap’ta İşgalci Türk ordusunun vahşetini tüm çıplaklığı ile yaşayan ve gören Ekin arkadaş bir kez daha ne kadar ahlak ve hukuk dışı bir savaşın gerilla karşısında yürütüldüğünü iliklerine kadar hissetti. Gerillanın direniş ruhu ve iradesini kıramayan Faşist TC ordusu en gelişmiş teknik ve taktik silahlarla gerillayı bitireceği gafletini yaşadı. Bilincini ve inancını Önderlik felsefesinden alan binlerce Ekinin yapabileceklerinden bihaberdi. Operasyon sürecinde şehit düştüğü güne kadar her gün eylemlere katıldı Ekin. Çiyayereş arazisine döşediği mayınlar, bu alanda ilerlemek isteyen postalların altında patlıyordu her gün. Bu Ekin’in intikamıydı. O sabotaj branşındaki yetkinliği ile Çiyayereş alanında düşmanı en çok vuran gerillalardan bir tanesiydi. Düşmanın işgal saldırısını püskürtmek için gece gündüz demeden çalıştı Ekin, yeni taktikler üzerine yoğunlaştı ve düşmanı vurmanın yollarını aradı. Doğru yolu ve yöntemi bulduğunda ve sadece Kürt halkının değil, tüm insanlığın düşmanı olan işgalci ordusunu vurduğunda, komutan Ekin olarak kendini yeniden yarattı. O bir arkeolog, bir gerilla, bir savaş muhabiri ve bir komutandı... 15 Mayıs 2022 tarihinde yine Zap’ın Çiyayereş alanında eylemden dönerken faşist Türk ordusunun gerçekleştirdiği hava saldırısında şahadete ulaştı.  Ekin yoldaş Çiyareş alanında büyük bir ruh ile düşman karşısında direnmiş tarihe adını altın harflerle yazmıştır.

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 02 Aralık 2023
Görüntüleme: 526

Zap Direnişinin Yarattığı Fedai: Armanc Arin

Her savaş kendi fedailerini yaratır, her direniş kendi öncülerini ve kahramanlarını. Savaşın karakterini doğru okuyan, sonuçlarını öngören ve bu savaşın tarih anlatımlarındaki yerini doğru analiz eden savaşçı, bu savaşla beraber yeni bir kimlik kazanacağını  bilir. Çünkü eğer bir savaşın içerisinde yer almışsanız, yaşamınız boyunca hangi farklı süreçlerden geçmiş olursanız olur hep o savaş süreciyle anılır, o savaş ile hatırlanırsınız. Çünkü savaş insana yepyeni bir kimlik kazandırır. Savaşa katılan, gören, şahit olan herkes yaşamının dönüm noktalarını o sürece göre belirler. Savaştan önce ve sonrası diye... Hele yürüttüğünüz savaş, kendi topraklarınızı, ülkenizi işgal etmek isteyenlere karşı verilen bir direniş ve aktif savunma savaşıysa bu savaşta kazanılan karakter mutlaka tarihin onurlu bir sayfasına denk düşer. Çünkü dünyanın her neresinde olursa olsun, hangi faşist-emperyalist güce karşı olursa olsun, kötülüğe karşı direniş konumunda olmak seni onurlu bir insan yapar. Kabullenmek, boyun eğmek, diz çökmek köleliğin karakteri ise, direnişçinin karakterinde hep isyan ve başkaldırı vardır. Yıllardır Kürdistan dağlarında yaşanan onur savaşının her sürecinde de böyle direnişçi kimlikler açığa çıktı. Özellikle 2022 yılında gerilla tarihinin en çetin mücadelesinin yaşandığı Zap alanında gerçekleşen savaş, kendi savaşçı ve komutanlarını yarattı. Onlara yeni kimlikler kazandırdı. Ve onlar artık gerilla savaş tarihinde, büyük Zap direnişinin fedaileri olarak anılacaklardı. Zap direnişi geleneğinin yarattığı öncü kadrolardan biriydi Armanc Arin. Zap direnişiyle fedaileşen ve ölümsüzleşen. 1987 yılında Amed’in Karaz ilçesinde dünyaya geldi Armanc. Kürt halk tarihi açısından en onurlu çıkışlarından biri olan PKK isyanının tohumlarının atıldığı yerdi Lice. Bu tarihi çıkışa ev sahipliği yapan  Lice halkı PKK etrafında kenetlenen ilk topluluk oldu. Yurtseverlikleri, özgürlük davasına bağlılıkları bu yüzden sağlam ve yürektendi. Çünkü onlar PKK’ye ruh veren Önderliğin ve onun ilk yol arkadaşlarını görmüş, onları tanımışlardı. Armac da PKK’ye gönül veren böyle bir ailenin içerisinde dünyaya gelmişti. Kürdistan’lı birçok çocu gibi o da anne ve baba kelimelerini söylemeden önce ‘Apo’ demeyi öğrenmişti. Çocukluğunu geçirdiği Lice’de bir yandan özgürlük davasına sonuna kadar bağlı insanların sofrasında yurtseverliği öğrenirken, diğer yandan düşmanın özelde bu ilçeye karşı gerçekleştirdiği saldırılara, imha ve soykırım politikalarına, dil ve kültür yasaklarına şahitlik ediyordu. İçinde büyüdüğü kültür, konuştuğu dil sistem içerisinde ‘yasaklı’ duvarına çarptığında başladı sorgulamaları. Sistemin dayatmalarına karşı red ettikleri, onu özgürlük saflarında yürütülen mücadeleye çekiyordu. Herkes gibi onun da arayışları redleri ve kabul edemedikleri ile başlamıştı. Kapitalist moderniteye, erkek egemen zihniyete ve cinsiyetçiliğe, faşizme ve milliyetçiliğe karşı en radikal, en ciddi mücadeleyi yürüten PKK’yi daha yakından tanımaya, araştırmaya başladı. Gerilla saflarına katılım kararı vermeden önce, Kuzey Kürdistan’ın farklı şehir ve ilçelerinde toplumsal alan çalışmalarında kaldı. Biliçlendikçe örgütlüyor, örgütlendikçe eyleme geçiyor ve kendi toplumsallığını yaratıyordu. O süreçte onlarca genç ve kadın Armanc’ın etrafında toplanıyordu. Henüz bir PKK kadrosu değildi, henüz herhangi bir örgüt eğitiminden geçmemişti. Aynı ne söylediklerine değil, ne yaptıklarına bakılan Apocular gibi samimi, yürekten ve salt kendi duruşuyla etki yaratan bir tutumun sahibi olmuştu. Tartıştığı, sohbet ettiği insanlar onu dinliyor, ona inanıyor ve onun arkasından yürüyorlardı. Toplumsal alanda yürüttüğü çalışmalardan sonra Kuzey Kürdistan basın çalışmalarında kaldı ve dergi çalışmalarında yer aldı. Bu süreçte Önderlik felsefesini daha yakından tanıma ve araştırma şansını yakaladı. Önderlik bilinci ile kendini aydınlatmaya başladığında, daha keskin, daha radikal bir mücadelenin izinden gitme gerekliliğini hissetti. Zihinde ve fikirde sistemden kopmanın yeterli olmadığını öğrendi. Çünkü kendini adamak zihinde ve yürekte, bedende ve fikirde sistemin dışına çıkmak, sistemle mücadele edebilmek için ona karşı bir alan oluşturmak ve o alanda mücadele etmekti. Bu yüzden 2013 yılında kendini adamayı seçti Armanc. İşgalci Türk ordusunun ve DAİŞ çetelerinin Rojava devrimini boğmak için insanlık dışı yöntemlerle saldırdıkları günlerde, bu saldırılara karşı duran ve tarihte eşi benzeri görülmemiş bir direniş sergileyen Kürdistan’lı yiğitlerin yol arkadaşı olmayı seçti. Gıptayla onlara uzaktan bakmayı değil, onlardan biri olmayı tercih etti. Sadece onlara hayranlık duyan ve alkışlayan kesimlerden olmayı değil, onlarla beraber bu mücadelenin parçası olmak için Kürdistan dağlarının yolunu tuttu. Kürdistan dağlarına geldiğinde sanki yıllardır orada, o insanlarla beraber yaşıyormuş gibi katıldı yaşama. Sanki daha öncesinde, ömrünün bir yerinde o insanlarla kalmış gibi tanıdık geliyordu her şey. Sanki yıllar önce bu patikaların üzerinde yürümüş, bu çeşmelerden su içmişti. Çabuk alıştı Armanc. Girdiği her ortamın, edilen her sohbetin, oturulan her sofranın, tüm zorlu ve mutlu anların arananıydı. Yoldaşlar topluluğunun vazgeçilmez bir halkasıydı artık. Kürdistan dağlarına gördüğü eğitimlerden ve katıldığı pratiklerden sonra, katılımını bir üst noktaya taşırmak ve kendini daha güçlü adamak için fedailerin kurumu olan Özel kuvvetlere gitmek için öneride bulundu. Kısa sürede önerisi kabul edildi. Özel kuvvetlerde hem ideolojik, hem askeri birçok eğitimden geçti. Düşmanın kalbinde bir ateş topu gibi patlayan fedailer ile yol arkadaşlığı yaptı ve onlardan çok şey öğrendi. Fedailer kurumunda eğitim gördüğü sırada fedailik üzerine yoğunlaşmalarını şu sözlerle dile getirmişti: ‘’Bizler fedaileşme için eğitim görüyoruz. Her Apocu militanın kendinde yaratması gereken fedailik ruhudur. Fedailik kendini tümüyle adamaktır. Anda gerekene cevap olmaktır. Tüm değerleri kendi kişiliğine taşırma ve yaşanan en güzel duyguları, anlamları , insanlığı kendinde yaratmaktır. Her zaman için insanlık ve toplumsallık için yeniyi yaratmaktır. 24 saat Önderliği yaşama ve yaşatmak, onda kendini sürekli yenilemektir. Partiye en büyük hizmeti yapmak ve partiyi yüceltmektir. Fedaileşmek ve Önderliğin militanı olmak kolay olmadı hiçbir zaman. Bu en sancılı süreçlerden geçmek demektir. Ama bu sancılı süreçlerin yarattığı değişimlerle Önderliğe daha yakın olacağıma ve Önderliğin bizden istediği özgür kişiliği kendimde yaratağıma gönülden inanıyorum. Bizler Kürdistan’da büyük devrimsel çıkışlar yaratmak istiyorsak fedailik her zaman yol haritamız olmalıdır. Doğada bile bu böyledir aslında. Bir hücrenin oluşumu için diğer hücre kendini feda eder. Bu evrenin bir hakikatidir. Her oluşum, her varlık büyük fedakarlık, sancılar ve bedeller ile açığa çıkar. Özgürlük hareketinde de şimdiye kadar ne değer yaratılmışsa bunlar büyük bedeller ve emekler verilerek gerçekleşti. Bunun sürdürücüsü olmak için de bu anın fedaisi bizler olmalıyız.’’ Yurtseverlik, sorumluluk, devrimcilik ve fedailik... Bunlar Armanc’ın yaşamının her evresine damgasına vuran en anlamlı gerçekliklerdi. Yaşamının her dönemecinde bu manevi değerlerin  sırrına erişmeyi amaç edindi. İyi bir yurtseverden, Apocu fedailiğe emin adımlarla, bir an bile sendelemeden yürüdü. 2022 yılında işgalci Türk ordusu Zap alanında işgal operasyonu başlattığında, bu düşmana karşı nasıl duracağını, nasıl direneceğini çok iyi biliyordu. Yıllarca kendini bu an için, düşmanı vurmak için, intikam almak için hazırlamıştı. Faşist Türk ordusu Batı Zap bölgesine yöneldiğinde en ön saflarda işgale karşı direnen, düşmanı vuran gerillalardan biriydi Armanc. Cenga Xabur Şehid Savaş Maraş devrimci hamlesinde kadın ordusunun en güçlü temsilini yapan militanlardandı. 30 Mayıs 2022 tarihinde yine Batı Zap alanında düşmanının üzerine yürürken, bir an bile korkmadı. Ne çatışmaktan, ne düşmanından ne de ölümden. Fedailik sözüydü çünkü, düşmana karşı diz çökmektense onurlu bir ölüme yürümek Apocuların yaşam felsefesiydi. Armanc Arin, Amed’ten Zap’a savaştıkça özgürleşen ve güzelleşen Kürt kadınının en anlamlı temsilini yaptı . Başta da söylediğimiz gibi o kendi kahramanlarını yaratan büyük Zap direniş destanının en okunası hikayelerinden biri olarak gerilla tarihinde iz bıraktı. MÜCADELE ARKADAŞLARI

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 02 Aralık 2023
Görüntüleme: 517

Sayfa 4 / 12

  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • FEDAİLERİN KOMUTANI: SARYA QAMIŞLO

  • YJA STAR’IN ONURLU SAVAŞÇILARINDAN: RUKEN MAMXURÎ

Ana Menü

  • ANA SAYFA
  • ÖNDER APO
  • AÇIKLAMALAR
  • GÜNDEM
  • ÖNCÜLERİMİZ
  • STAR AKADEMİSİ
  • STAR GÜNLÜKLERİ
  • DAĞ DÜŞÜNCELERİ
  • VİDEO GALERİ
  • FOTO GALERİ

Ara Menü

  • Sitede ara