• Kurdî
  • Türkçe

  

YJA STAR

ANA SAYFA / MAKELE

 

  1. Buradasınız:  
  2. Anasayfa
  3. ÖNCÜLERİMİZ

ORDULAŞMA TARİHİMİZDE EKİM ŞEHİTLERİMİZ

Berfin Nurhak Ordulaşma-gerillalaşma tarihimizde Ekim şehitleri olarak tanımladığımız kadın yoldaşlar, kadın özgürlük mücadelemizde emekleri, savaşları ile ve canlarını feda etmekle bizlere dağlarda nasıl yaşayacağımızı, nasıl yürüyeceğimizi, silahımızı nasıl kaldıracağımızı, düşmana nasıl darbe vuracağımızı, kendimizi nasıl savunacağımızı, kadın gerillaca nasıl yaşar ve yine mücadelenin en zor anlarında erkek egemenlikli sisteme ve zihniyete karşı nasıl mücadele edeceğimizi gösterdiler. Ekim şehitleri olarak tanımladığımız arkadaşlar düşüncelerinin, yaşam ve savaş anlayışlarının devrim mücadelesinde kültür ve gelenek oluşturduğunun bilincindeydiler, bu yüzden halkın kurtuluşuna, kadınların özgürlük davasına kilitlenmişlerdi. Mücadelelerinin tarih oluşturduğunu ve geleceğe perspektif olduğunu bilecek kadar ideolojik ve felsefik olarak derinlikleri ve buna göre anlamlı yaşam arayışları vardı. Önderliğimiz Bir halkı savunmak kitabında bizim dışımızdaki kadın hareketleri özellikle feminizm için ‘ Güçlü örgütsel temelden yoksunluk, felsefesini tam geliştirememe, kadın militanlığına ilişkin zorluklar iddiasını zayıflatmaktadır.’ Bunları değerlendirerek eleştirmektedir. Bu tespitten hareketle şunu belirtebiliriz, Gerillalaşma mücadelemizdeki Ekim şehitlerimiz Önderliğimizin Kadın özgürlük mücadelesine yönelik ortaya koyduğu perspektifleri derinlikli kavrama çabasına girmiş ve buna göre Kürdistan’da kadın özgürlük mücadelesinin militanlığının zorluğunu görmüşler buna göre militanlık çizgisini, yaşam ve savaş tarzlarını ortaya koymuşlardır. Yani Ekim şehitlerimiz kadın gerillalaşmasının ve zorlu kadın militanlığının tarihi olmuşlardır. Ekim şehitlerimiz imkansızlıklar içerisinde kadın militanlığı ve gerillalaşmasını geliştirdiler. Önderliğimiz de ortaya koyduğu Kadın özgürlük mücadele perspektifi pratikte somutlaşıp yaşam tarzına dönüştükçe mücadelenin kapsamını her geçen gün savaş ortamında sürekli geliştiriyordu. Günümüz Devrimci Halk savaşında, gerilla güçlerinin ve savaşçıların Kurdistan’ın her yerine yayıldığı, Ortadoğu’ya açılım yaptığımız yıllarda Ekim şehitleri olarak tanımladığımız arkadaşlardan öğreneceğimiz devrimci kişilik ve militan özellikleri vardır. Kadın özgürlük mücadelemizde onlarca arkadaş Ekim ayında şehit düşmüştür. Ekim şehitlerimiz; Şehîd Bêrîitan (Gülnaz Karataş) arkadaş; Dêrsîm isyanının çığlığında büyüdü. 91 yılında Bêrîtan arkadaş özgürlük saflarına katılır. Bilindiği gibi 92 yılının kapsamlı operasyonu  Başurê Kurdistan’da gelişiyor. Bu operasyon sürecinde teslimiyeti esas alan eğilimler ve bazı kişiler anlayışlarını partiye  dayatıyor. Beritan arkadaş da diğer tüm gerillalar gibi, şu güce ya da bu güce dayanarak değil de kendi kurşununun öz gücüne dayanarak halkın varlığını ve özgürlüğünü sağlamak için savaşmayı esas alıyor.Bêrîtan arkadaş’ın kişiliği, yaşam tarzı ve eylemi ile oluşturduğu ilke, özgüce dayanarak yaşamak ve savaşmak da ısrar etmektir. Bêrîtan arkadaş son kurşununa kadar savaşır, kurşunu bittikten sonra silahını kırar. Teslim olmamak için uçurum uzaklığı kadar uzaklaşır saldırı güçlerinden. Düşman gücünü şok eder. Hafızalara kazılır Bêrîtan arkadaşın bu eylemi.  Bêrîtan arkadaş’ın eylemi kendisini uçurumlardan atmak değildir. Kayalıklardan  a  atmak değildir. Bêrîtanarkadaş’ın eylemi, uçurumları aşmaktır. Çözümsüzlük  ve teslimiyet değil, uçurumları aşan özgürlüktür. Tıpkı, Önderliğimizin belirttiği gibi ‘ insanlar ancak uçurumun kenarında kanatlanır derler. Sistemin tüm acımasızlığıyla ve gerçek özüyle saldırısı karşısında temel insanlık ve arkasındaki doğal gerçekliği yakalamak ancak kanatlı düşünmekle mümkündür.’ Bu eylemle Bêrîtan arkadaş kadın özgürlük mücadelesinin zorluğunu ve kutsallığını gösterir.  Özgürlük, ateş topu yaparak kendisini yakmayı gerektirdiği kadar, Bêrîtanca uçurumları aşmayı da gerektiriyor. Uçurumun güzelliğidir, asiliğidir Bêrîan. Uçurumlardan süzülüp gelen özgürlük eylemidir Bêrîtan. Fidan arkadaş, Zeynep arkadaş, Şirin (Asiye Yırtlaç, Pazarcık’lı) arkadaş, Mizgîn (Şerife Akkuş, Mardinli), Dicle arkadaş 92 yılı Ekim ayında Tolhildan eyaletinde Pazarcık’a bağlı bir köyde düşmanla çatışmaya girerler, her beş arkadaş  bu çatışmada kahramanca çatışarak şehit düşmüştür. Düşman bu arkadaşların cenazelerine işkence yapmış, panzere bağlayarak köy içinde dolaştırararak insanlık dışı uygulamaları sergilemiştir. Bu arkadaşların şehadetinden sonra eyalet içerisinde yirmi iki genç örgütlenmiş, özgürlük saflarına katılmıştır. İşte kadın ordulaşma tarihimizdeki Ekim şehitlerimizin bir özelliği de faşizmin yoğun saldırıları karşısında direnişleri ile gençlere, kadınlara moral ve cesaret verip onları özgürlük saflarına katmışlardır. Rojîn (Hanım Özdemir) arkadaş; Adıyaman Kâhta’lıdır. 1990 yılında özgürlük saflarına katılmıştır. Kişiliğinde öncülük özellikleri vardır. Önderlik sahasında gördüğü eğitim ile kendisini geliştirerek Tolhıldan eyaletine gelir, 15 Ekim 1992’de Malatya-Doğanşehir’de bir çatışmada kahramanca şehit düşer. Dilan Dılsoz (Taybet Dayan) arkadaş, Cizrelidir. Cizre halkının yurtsever kültürü içinde büyür.  Özgürlük saflarına katıldıktan sonra, savaş içerisinde sorumluluklar alıp düşmana karşı amansızca savaşmıştır. Komutanlaşmada çok iddialıdır. İdeolojik olarak gelişmeye açıktır. Önderlik sahasında gördüğü eğitimde Önderlik gerçeği ve tarzı üzerine yoğunlaşmaları güçlüdür. Bu eğitimde aldığı motivasyon ve güçle tekrar gerilla saflarına döner. Güçlü bir komutan iddiası ve kararlılığıyla savaş alanlarına gider. Yoğun bir çatışmaya girer. Bu çatışmada durumlarını soran arkadaşlara ‘Durumumuz fazla iyi değil, kurtulmamız mümkün değil, kesinlikle teslim olmayacağız, ucuz şahadeti de kabul etmeyeceğiz. Son mermimize kadar savaşarak, direnerek şehit düşeceğiz, siz kendinizi iyi savunun. Başarılar yoldaşlar! ’Bu sözler Dilan arkadaşın çatışmadaki sözleridir. 1995 yılı 10 Ekim gününde çıkan bu çatışmada Dilan arkadaşla birlikte yirmi iki arkadaş şehit düşmüştür. Bu arkadaşların kahramanca direnişini hazmetmeyen düşman vahşice yirmi iki arkadaşın cenazesini yakmıştır. Bu arkadaşların direnişleri bilinmesin, tarih olmasın diye düşman vahşice bu arkadaşları yakmıştır.  Öyle bir düşmanlık ki arkadaşları şehit düşürmesine rağmen kinini durduramamış yakmıştır. İşte Ekim şehitlerimiz yaşarlarken bu düşman gerçeğini çok iyi biliyor ona göre direniyorlar ve biliyorlardı ki kahramanca gerçekleşen direnişleri düşmanı kahredecek. Çigdem (Mizgîn Türk-Hüsne Akgül) arkadaş, Tokat-Zile’lidir. Alevilik kültürü ve sol düşüncelere sahip bir aile kültüründe yetişir. Arayışları güçlüdür. Türkiye Sol gençlik örgütlülüğüne ilgi duyar ve bu ortamda arayışlarına cevap bulamamıştır. Arayışları sürekli devrimci tarzda devam etmiştir. 1991 yılında Cudi dağlarında gerilla saflarına katılır. Bir dönem sonra Önderlik sahasında Mahsum Korkmaz Akademisinde eğitim görür. Gerilla mücadelesine ilgisi çoktur, savaşta yetkinleşmek ister. Bununla birlikte Türkiye Devrimi üzerine de yoğunlaşmaları vardır. Metina’da pratik bölüklerde yerini alır. Kadişe-Enişke taraflarında Türk ordusunun ittifakı ve desteği ile işbirlikçi güçler gerilla güçlerimize saldırır. Bu savaşta arkadaşlar yoğun ve kapsamlı bir çatışmaya girerler ve bu çatışmada yirmi iki arkadaş 10 Ekim 1995 tarihinde kahramanca şehit düşmüştür. Çigdem arkadaş da bu çatışmada şehit düşmüştür. Çiğdem arkadaş gerilla yaşamı ve savaşındaki ısrarı ile Partimizin Enternasyonalist çizgisini direnişiyle halklara göstemiştir. Şehit Rewşen (Leyla Kaplan) arkadaş; Mardin’in direngen yurtseverlik kültürü içerisinde büyür, düşmanın saldırıları  sonucu metropollere göçertilmesi onda intikam ruhunu güçlendirip sürekli serhildanlarda yerini alarak mücadele arayışlarına girmiştir. Genç yaşlarında parti ile tanışır. 1995 yılında Dersim eyaletinde gerilla saflarına katılır. Zîlan arkadaşın fedai eyleminden etkilenir. 25 Ekim 1996’da Adana merkezde fedai eylem yapar.  Rewşen arkadaş mücadele ve eylem tarzı ile  Şehîd Zîlan arkadaşın ardılı olarak fedailikte  yoldaşlığının ilkesini oluşturdu. Yoldaşlık sevgisi; amaçta bir olmadır, aynı yolda ısrarla yürümektir. Düşmana en üst düzeyde intikam ruhu ve düşüncesi ile darbe vurmadır, saldırı gerçekleştirmedir. Şehit Bermal (Güler Otaç) arkadaş; Batman ovalarında yurtseverlik sevgisi bilinçli ve güçlüydü, heval Bermal’ de  buna göre ülke, toprak sevgisi içinde büyüdü.  1988 yılında parti çalışmalarına çok aktif katılır, bir dönem tutuklanır. Aile çevresinde şehadetler yaşanır. Daha sonra 1993 yılında  Garzan eyaletinde özgürlük saflarına katılır. Bir dönem kitle çalışmalarına katılıp ardından Dersim dağlarına gider. Bermal yoldaş yaşamında ve mücadele tarzında düşmana karşı intikamı güçlüdür. Bu intikamla dağlarda gerillaca yaşam, savaş tarzında ısrar eder. Düşmana büyük bir darbe vurmak ister. Bu yüzden Şehîd Zîlan (Zeynep Kınacı) yoldaşın ‘anlamlı bir yaşam ve büyük bir eylem çizgisinde’ kararlaşarak komplocu güçlere karşı 29 Ekim 1996’da Sivas merkezde fedai eylem yapmıştır. Zîlan yoldaşın ardılı olarak amaçta bir olanlar çoğalmıştır, amaçta bir olanların yani yoldaşların bir olarak çoğalması ile devrimin zafere ulaşacağına dair Şehîd Bermal yoldaşın şahsında inanç güçlenir ve zafere fedaice koşulur. Şehîd Dilovan (Saadet Yılmaz )arkadaş;Malatyalı’dır. 1991 yılında özgürlük saflarına katılır, kısa bir süre geçer ardından Önderlik sahasına gider ve orada eğitim görür. Eğitimde savaş üzerine yoğunlaşır, kendisini savaş alanlarına hazırlar. 1992 yılında Dersim’e gider, belli bir süre orada kaldıktan sonra 1996 yılında Koçgiri sahasına gider. Gerilla için yeni alanlar açmada ısrarlıdır. Koçgiri eyaletinde bu temelde aktif katılır. 14 Ekim 1996’da başarılı bir eylemin geri çekilmesinde otuz üç arkadaşla birlikte Koçgiri-Divriği’de şehit düşmüştür. Dilovan arkadaşla birlikte otuz üç arkadaş; gerillalaşma mücadelemizde düşmanın hakim olduğu alanları daraltıp gerilla için özgürlük alanlarını genişletme, büyütme ve bunu gerçekleştirirken düşmana darbe vura vura ve çatışarak olacağını direnişleriyle göstermişlerdir. Şehîd Meryem (Meryem Çolak) arkadaş;  Meletî, Nurhaq topraklarının Kürtlük özüne dayanarak faşist rejimin asimilasyon saldırılarına karşı mücadele etmeyi  hep esas aldı. Meryem arkadaş 1980’lı yıllarda mücadeleye ilgi duyar ve bu temelde çalışmalara katılır, tutuklanır, işkencelerden geçer, yaşı küçük olduğu için zindanda çıkarılır, çalışmalara yine devam eder, 1991 yılında daha da aktifleşir, çalışmaları yürütüp sorumluluk alır ardından 1994 yılında dağlara, gerilla saflarına gelir. Meryem arkadaşın arayışı güçlü olduğu için partiye katılımında önemli bir düzeyde ideolojik yoğunlaşmaları derinlikliydi. Bu yüzden partiye katıldıktan belli bir süre sonra kendisini Kadın özgürlük hareketinde öncülüğe ve devrim görevlerine karşı kendisini hazırladı. Meryem arkadaş savaşta komutandı. Güçlü ve cesaretli bir savaşçıydı. Meryem arkadaş yaşam tecrübesi, birikimi vardı. Bu yüzden yaşam içerisinde sorumlu yaklaşıyordu. Sözü dinlenen bir arkadaştı. Derinlikli konuşmaları ve özlü yaklaşımları ile arkadaşlarını çok seviyor, arkadaşları da onu çok seviyordu. Tüm arkadaşları ile ilişkileniyor, yüreğine sığdırıyordu. Meryem arkadaş kadın gerillalaşmasında kişiliği ve katılımı ile savaşın zorluğu ve devrimin ağır sorumlulukları karşısında yaşam gücü oluyordu. Zor koşullarda, imkansızlıklarda yaşam gücü olmak derinlikli düşünmek ve büyük bir çaba gerektirir. Devrim mücadelesinde moral ve yaşam umudu ve gücüdür heval Meryem. Meryem arkadaş 1997 yılında  bir grup kadın arkadaşla Heftanîn ve Metîna arasında hain ve işbirlikçi güçlerin kurduğu bir pusuya düştü. Büyük bir direniş ve kahramanlıkla bu savaşta çatışarak şehit düştü. Şehîd Gurbetelli arkadaş; 1990 yılında parti çalışmalarına katılır. 1993 yılında Özgür gündem gazetesinde çalışır, çalışmalarda yetkinleşir ve gazetenin genel yayın yönetmeni olur. Savaşın yoğunlaşması ile gerilla saflarına katılmak için kendisini hazırlar, gerilla saflarına geçmeden önce Önderlik sahasında eğitim görür, burada aldığı eğitimle kendisini daha da yetkinleştirir ve dağlara yönelir. İdeolojik-örgütsel olarak yetkindir. Ülkede YAJK örgütlülüğümüzde yönetim düzeyinde sorumluluk alır. Yaşam içerisinde eğiticidir. Kişiliği ile büyük bir saygınlık oluşturur. Kadın özgürlük ilkelerinden taviz vermeden her türlü gerici, egemenlikli zihniyete ve anlayışlara karşı radikal bir şekilde mücadele etmiştir. 1997 yılı Ekim ayında Gare’ye geçerken  tank pususunda şehit düşmüştür. Şehîd Canda Türk arkadaş 5 Ekim 1997’de bir çatışmada şehit düşer. Rozerîn (Asuman Erdem Mardin-Derik’li) arkadaş 1997 yılı Ekim ayında pusuya düşer ve bu çatışmada şehit düşer. Helin Çerkez (Nermin Akkuş)  13 Ekim 1998 tarihinde Behdinan alanında KDP ile girilen bir çatışmada kahramanca çatışarak şehit düşmüştür. Yine Ronahî Alman (Andrea Wolf) arkadaş, Ronahî (Cemile Akyar) arkadaş, Rewşen Qamişlo arkadaş 1998 yılı Ekim ayında şehit düşmüşlerdir. Dağlarda savaşıp kahramanca şehit düşen bu arkadaşlarla birlikte dağlardaki kadın gerillalaşmasından moral ve güç alarak zindanlarda direnen Rotînda (Aynur Artan) ve Kurdê (Selamet Menteş) arkadaşlar 9 Ekim’de başlayan uluslararası komplo saldırılarına karşı Önderliğimizi savunmak amaçlı Midyat zindanında 23 Ekim 1998 günü bedenlerini ateşe vermişlerdir. Her iki arkadaş birlikte eylemden önce komploya karşı mücadele bilinçliliğini ve bu temelde eylem amaçlarını ifade eden mektup bırakmışlardır. Mektuplarında şöyle ‘Önderlik, özgürlük güneşimiz; bizler de Onu çevreleyen gezegenleriz. Bizler, kendimizi Önderlikte görüyoruz. Başlatılan ‘Özgürlük Güneşimiz Karartılamaz!’ kampanyasının birer neferi olmak istiyoruz. Bunu bir tarihi sorumluluk olarak görüyor ve ancak bedenlerimizi ateşe vererek buna cevap olabileceğimize inanıyoruz. Önderliği korumak; partileşmek, özgürleşmek ve insanlaşmakla mümkündür. Önderliği korumak; insanlığı korumaktır.’ diyerek Ekim Şehitleri kervanına  uluslararası komplocu güçler karşısında Önderliğimizin özgürlüğünü sağlama inancı ve eylemi ile katılmışlardır. Ekim şehitlerimiz 1990’lı yıllarda onlarca, yüzlerce yoldaşlardır. Bu yoldaşlarımız direnişleri ile bu gün Kürdistan’ın dört parçasında ve Ortadoğu’ya açılan coğrafyada binlerce savaşan gerilla, binlerce savaşçı olmuşlardır. Ekim şehitlerimiz  1990’lı  yıllarda  ordulaşmanın, gerillalaşmanın, halklaşmanın, Kürt halkı ve kadınların  dirilişinin kaynağıdır. Ekim şehitlerimiz direnişleriyle kadın özgürlük mücadelesinde zafer kazanacak kişiliği, devrimci mücadelenin ilkelerini, kadın yoldaşlığın ruhunu ve özünü oluşturmuşlardır. Ekim şehitleri tarihimizdir. Bu şehit yoldaşlarımız şahsında öğreneceğimiz çok husus vardır. Öğreneceğimiz esas hususlardan biri de her bir arkadaşın yaşamına, savaş tarzına bakalım, Önderlik gerçeği üzerinde yoğunlaşmalar  güçlü ve derinliklidir. Ekim şehitlerimizde Önderlik gerçeğinde anlam arama ve buna göre yaşama çabası yoğundur. Şunu biliyorlardı ki Önderlikte bulduğu her anlam onu halkı için, kadınlar için mücadele yoluna götürüyordu. Önderlikte bulduğu anlam onu dağlara, gerillaya götürüyordu. Bu yüzden o yıllarda Önderliğin perspektifi doğrultusunda her gerilla arkadaşta bir Önderlik çözümlemesi, bir günlük, bir de temel derslerin; sosyalizm, PKK tarihi, Kadın Özgürlük tarihi ve Savaş tarzı üzerine yazıların olduğu bir defteri çantasında vardır. Bu arkadaşlar bunları okudular, buna göre yaşadılar, savaştılar ve yazdılar. Bu arkadaşların savaşta yaşadıkları ve imkan buldukça yazdıkları her güncesi bizim gerillaca yaşam geleneğimizi oluşturdu. Ekim şehitlerinin bu gerçeği karşısında kendimizi sorguladığımızda özeleştirisini vereceğimiz hususlar çoktur. Amaca kilitlenmede zayıflık, ideolojik düşünme ve yaşam tarzında darlık, felsefik düşünememe, neden savaşıyoruz, nasıl savaşıyoruz sorusuna verdiğimiz cevaplardaki zayıflıklar dolayısıyla savaş taktiğinde ve tarzında yaşanan zorlanmalar, yaşamdaki ilke ve ölçülerimiz neye göre kime göre vb. bir çok konuda öz-eleştirisel yoğunlaşmamız gerekmektedir. Bu konuda Önderlik gerçeğinde yoğunlaşmak bizi doğrulara ulaştırıp zafer kazanma düşüncesi, inancı ve kararlılığını geliştirecektir. Ekim şehitleri şahsında öğrendiğimiz sorumluluklarımız doğrultusunda YJA star gerillaları olarak Ortadoğu’da yaşayan kadınların öz savunma çizgisi ve mücadelesinde öncülük rolümüzün bilinciyle bu arkadaşlar gibi yaşadığı her ana, her mekana, her şehit arkadaşa, her olaya, her taşa, her dağa anlam vere vere yaşamalıyız. Yani felsefik düşünmeli, özgür yaşam tarzını esas almalı, zafere kilitlenen savaş tarzını yakalamalıyız. Ekim şehitlerimiz bunu emretmektedir.  

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 04 Ekim 2023
Görüntüleme: 531

ÖZGÜRLÜĞE BAĞLI FEDAİ MİLİTAN ‘ZOZAN TOLHILDAN’

Kürdistan dağlarının güzelliğinde binlerce yürek kendini tanımak için büyük anlamlı adımlar atıyor ve özgürlük savaşçıların kahramanlıklarıyla bugün Kürt halkı başı dik bir şekilde biz Kürt’üz, yiğit evlatlarımızın yolunu asla bırakmayacağız diyor. Devrim yolunda bir adım bile geri adım atmayan Colemerg halkının cesur evladı Rabia Kaya yurtseverlik duygularıyla büyür, gerillaya olan özlemi sevgisi çocukluk yaşlarında başlar. Ve hep gözleri dağların doruklarındadır, daha çocukken çevresindekilere; ‘’ben büyüyünce halkımın kahramanı olacağım, halkımı savunmak için dağlara çıkacağım’’ der. Ve Rabia büyüyünce daha çok bilinçlenir. Düşman gerçekliğini daha iyi tanır. Ve çocukluk hayallerine kavuşmak için yönünü Kürdistan dağlarına verir. Özgürlüğe olan umudunu hep taze tutup emin adımlarla Kandil dağlarına doğru ilerler ve Zozan Tolhıldan ismini alır, Kürt halkını yok etmek isteyen sistemden intikam almaya gelir. Güneşin doğuşuyla Kürdistan dağları sarımsı ışınlarla kaplanır. Cesur kadın Zozan Tolhıldan güneşin ışınlarıyla kendisini tanımaya başlar. Ve donmuş kanı yaşam refleksi gösterir.Yeni açılmış bir çiçeğe benzer, çünkü dağları görünce ruhunun güzellikleri açılır. Devrim yolu onun için Kürdistan tarihinin derinliklerine inmekti. Büyük bir heyecan meraklı gözlerle etrafındaki yoldaşlarına bakar, kısa bir süre içinde dağ yaşamına ayak uydurup, yoldaşlarına alışır. Bazen eski arkadaşların yanında oturup, partiyi daha iyi tanımak için soru sorar. Arkadaşlarda partiden ve gerilladan söz eder etmez, gözleri ışıldardı. Yaşamdaki mütevazi yaklaşımlarıyla yanındaki yoldaşların sevgi ve saygısını kazanır. Cesaretiyle etrafına güven ve moral verir. Önderliği daha iyi anlamak için Önderliğin savunmalarını okur. Okudukça Önderliğe ve özgürlüğe olan bağlılığı daha çok artar. Ve her zaman kendini Önderliğe karşı borçlu hisseder. Önderliğin kadına verdiği değeri daha iyi anlayınca, Önderliğe yakışır bir militan olabilmek için daha çok çabalar. Teori ve pratiği bir yapabilmek için durmadan okur araştırır ve araştırdıklarını pratiğe koymak için çabalardı. Zozan yoldaşın yaşamdaki çabaları ve yaşama olan bağlılığı etrafındaki arkadaşlara güç olur, adım atığı ve her bir toprağa anlamlı bakıyordu.  Kürdistan topraklarına Baktıkça düşmana olan kin ve öfkesi artar. Kandil alanında 2 yıldan fazla bir pratik yürüttükten sonra yönünü Zagros dağlarına verir. Ve Zagros dağlarına çabucak adapte olur. Ve pratik yaşam içerisindeki canlılığı, onu mücadele ve azim dolu kişilik yapılanmasına götürür. Ve şehit yoldaşlarına olan bağlılığı onu daha çok olgunlaştırıp ve daha fazla sorumluluk almasına neden olur, özgürlük ateşinin küllerinden kendini yaratan şehit yoldaşlar onun mücadele ve savaşma gerekçesini büyütür. Zagros alanında büyük deneyimler kazanır. Zagros dağlarının asiliği ve güzelliğinden nasibini alır. Fedakâr, cesaretli arkadaşlarına karşı emekçi ve sorumlu olması, özgürlüğe ve değerlere olan bağlılığını gösterir. Duruşuyla yaşamıyla yoldaşlarının sevgi ve saygısını kazanır. Fedakarlığıyla gerilla yaşamını özünü gösterir. Katılımı ne kadar gönüllü ve samimiyse yaşamdaki pratiğini de canı gönünde en iyi şekilde yapmak ister. Aldığı tecrübeleri ideolojik boyuta daha iyi değerlendirebilmek için ideolojik akademilere düzenlemesi olur. Akademi ortamında kendini ve büyüdüğü çevreyi daha iyi tanır, tanıdıkça, kendisiyle büyük bir savaşın içine girer. Önderliğin savunmalarını okudukça, radikal bir şekilde kendine yüklenip kendini geliştirmek için çaba harcar.  Kendinden önce yoldaşını düşünmek onda büyük bir ilke haline gelir. Yoldaşının gelişmesi için her zaman çabalar. Hiçbir zorluk karşısında pes etmez. Ve her bir yoldaşını büyük bir değer olarak görür ve öyle de yaklaşır. Arkadaşlara olan özlü yaklaşımıyla, askeri üslubu, kıvrak zekâsı ve atılgan olmasından dolayı tim komutanı görevini alır. Çevresindeki yoldaşlar onun bu özelliklerini görünce daha çok sever ve kişiliğini kendine örnek alırlar. Ve yıllardır hep hayal ettiği Botan dağlarına kavuşma zamanı gelmişti. Büyük bir heyecanla Botan dağlarına doğru yürüyordu. İlk durağı Kato dağları olacaktı. Kato dağları heybetiyle fedakâr emekçi YJA Star militanını bekliyordu. Ve gün geldi Zozan Tolhıldan yoldaşımız büyük bir heyecanla Kato dağlarıyla buluştu. Ve Kato’nun güzel ve narin toprağını elini alıp kokladı. Şehitlerimizin kanıyla sulanan toprağa kısık bir sesle ben geldim dedi. Kısa bir süre içinde Kato dağlarını avucu içi gibi iyi tanır. Ve buda kadınların doğayla bütünlüğünü gösteriyordu. Zagros dağlarında aldığı pratik tecrübeyi arkadaşlarla paylaşır. Ve Zagros dağlarını hiç görmeyen arkadaşlara Zagros dağlarının heybetinden bahseder. Zagros dağlarının güzelliğini her anlattığında yüreği tanrıçaların meskeninde bir kez daha çarpar. Kıvrak zekasıyla düşman üzerine nasıl etkili eylemler yapılabilir diye yoğunlaşır. Askeri yönde aldığı tecrübeyi Apocu ruhla birleştirerek eylemden eyleme katılır. Araziye olan hakimiyeti eylemlerde aktif rol oynaması için büyük bir avantajdı. Şehitlerin maneviyatına bağlı kalmanın gereklerini yerine getirme konusunda her zaman büyük bir çaba verir. Ölümden yaşam yaratan şehit yoldaşlarının bize emanet etikleri yaşama sahip çıkmak için bütün benliğiyle yaşama katılıp canı pahasına koruyordu. Fedakarlığın ve cesaretin militanı Kato dağlarında büyük bir destan yazmaya ant içmişti. Düşman 2011 yıllının Ekim ayında Kato dağlarına büyük bir operasyon başlatır. Yiğit ve cesur Militan Zozan Tolhıldan yoldaşım büyük bir kararlık ve fedakarlıkla düşmanın Kato dağlarına böyle rahat girmesine izin vermemek için savaş mevzilerinin en ön saflarında yerini alıp düşmanla çatışmaya başlar. Yüreğindeki birikmiş intikam duygusunu savaştaki cesaretiyle, savaşçılığıyla gösteriyordu. Düşman cesurların ve yiğitlerin karşısında savaşmakta gücü olmadığı için, teknikle saldırıyordu. Ve tarih 7 Ekim 2011 yılını gösteriyordu. Zozan Tolhıldan Kato dağlarında cesurca savaşıyordu. Son nefesine kadar parti değerlerine bağlı bir militan olarak savaşıp şehitler kervanına katılır. kanıyla toprağa can veren Zozan yoldaşımın mücadelesi yolumuzun aydınlığı olacaktır. Sorduk seni serpilen Bişeng dallarına Vurup gittin leheng leheng Simgeleşirdin Kato’nun asi kayalıklarını Ve ben geliyorum dedin… Karanlığa inat umuda koştun Gideceğin noktaya kadar Tanık olmuştuk senin güzelliğine Sende öze dönüşü görmüştük Seni Botan dağlarının yüreğine uğurladık Colemergin haykırışı ve inleyen sesi oldun; Ve sana olan sözcükler Kürt halkı ve Colemerg halkı için Özgürlük ve yemin sözcükleri oldun Zozan Tolhıldan oldun PKK’nin tarihinde Tarihi günler yaşadın çağımızda; Ve iddialıydın ismini tarihe yazmaya Sen şu anda ölmeyen Şehitlerimizle yaşıyorsun… Seni yaşatma ve yaşama sözümüz pratiğimiz olacak Mücadele Arkadaşı

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 04 Ekim 2023
Görüntüleme: 515

SINANMIŞ YOLDAŞLIĞA

Bir yolculukla başlar serüven. Kimi zaman ne aradığı veya yolculuğunun nereye olacağı, nasıl sonuçlanacağı üzerine binlerce soru işaretiyle  yol alır yolcu. Ama bu basit bir serüven değildir her şeyden önce. Dahası bir serüven bile değildir. Yüreğin bir yolculuğudur kendi benliğine. Bir süre geçer ki anlayıverir o zaman yolcu; aslında esas aradığı, arayışı kendi ‘ben’ idir. Yıllardır arayıp da bulamadığı, bulduğunu sandığı anda yeniden yitirdiği, kendisi olmaktan çıkmış veya kendisine yabancılaşmış olan o verili lanetli ‘ben’ i. ‘Ben’ ini bulmak aslında kendini bulmaktır, ‘biz’ i yani bir bütünü. Ve sen bu arayışın bir yolcusuydun. Sürekli çağlayan, dur-durak bilmez bir nehir. Halen karşımda o duruşun ve hıçkıra hıçkıra ağlayarak bir gün karşıma geçip “Heval ben lanetleniyor muyum yoksa? Bütün çabama rağmen Önderliği yirmi dört saat yaşayamıyorum” diye haykıran sesin. Hangimiz bu kadar yüreklice sorabiliyorduk böyle bir soruyu, bırakalım karşımızdakine büyük yolculuğa sürdüğümüz yüreğimize bile sormayı. Ve sen bu soruyu sorarak başlıyordun yüreğini yargılamayı. Korkusuz ve kaygısızca, yüreklerimize giydirdiğimiz kara çarşaflardan sıyrılmamızı ve ördüğümüz bentleri yıkarak erdem yoluna sel gibi akmamız gerektiğini hatırlatıyordun. Sen yüreğini çırılçıplak aynada seyrederek çıkıyordun karşımıza ve bizden de bunu istiyordun. Bu nedenle seni ‘sen’ olarak anlatmak, seni ‘sen’ olarak yazmak istiyorum. Yanlışların ve doğrularınla, olumlu ve olumsuz yanlarınla seni anlatabilmek, sınanmış yoldaşlığın bir gereği olarak da yüreğimin kaldırabildiği kadar seni yeniden sana anlatmak. Bir gün seni bu şekilde ve böylesi bir durumda yazabileceğimi hiç düşünmemiştim belki de. Ama hep dost yüzün, dost gülücüğünden cesaret alarak anlatmaya çabalıyorum seni. “Benim için en değerli olanları kaygısızca değerlendiren sınanmış yoldaşlıklardır” deyiverişin canlanıyor karşımda. Tüm sorgulamalarına ve kendini ağır yargılamalarına rağmen yaşamda çoğu zaman dengeci bir konumda kalışın ağırlık basardı. Herkes hızla ilerleyip varışa doğru yol alırken, sen ağır ama kararlı ve inatla koşmana devam ederdin. Kimisi takılır sana laf söyler, kimisi eleştirir, kimisi hoş karşılar; ‘Ruken’dir olur böyle şeyler’ derdi. Bir tartışmamızda görmek istemediğin gerçeklikler karşında ‘eline bir taş al, git suya at. Yalnız taşı suya atarken yalnızca suyun yüzeyine yansıyan dalgalanmaları değil, taşın suyun dibine inişini de görmeye çalış’ demiştim. Hırslanmış ve öfkelenmiştin bu sözlerime ve ertesi gün gelip; “taşın sadece suyun dibine inişini değil, hangi hızda ve ne kadar zamanda ulaştığını da görmek önemli. Hedefe ulaşmada zamanlama çok önemli, zamanı gelince bayrağı kapıp hızla ilerlemeyi de bilirim” diye cevaplamıştın beni. Başardın! “Lanetleniyor muyum?” diye sorduğun soruya kendin en anlamlı cevabı vererek, kutsallığın, kutsallaşmanın anlamını çözdün. Hem de gerektiği yerde ve gereken zamanda. İhanetin, çirkinliğin, lanetin erdem yoluna yüzlerce hançer kaldırdığı böylesi bir süreçte, bayrağı hepimizden önce kaparak gerçek bir erdem yolcusu olduğunu kanıtladın. Yalnızca bu mu? Anlayarak uygulamanın önemini kavrayarak yolculuğuna devam ettin ve halen de devam ediyorsun. Bize çoğu zaman çok sıradan veya hiç dikkat çekmeyen herhangi bir ülke güzelliği, dağların görkemi karşında hemen heyecanlanman, şiirler yazman, romantik gerillacılığa başlaman hala canlılığını koruyor benliğimde. ‘Nasıl doğal karşılarsınız, şu güzelliğe bir bakın’ deyişlerin. Sen buydun Ruken, göremediklerimizi gören, yaşamın her sahasında bir soluk alanı açabilmeyi başarabilendin. Ruken, güler yüz anlamını ne kadar taşıyorsa, sen de bu ismi o kadar layıkıyla taşıyordun. Tüm olumsuzluklara, olmaması gerekenlere karşı her zaman yaşamda gülebilecek, gülümseyebilecek bir yanı bulabilmek çok az insana nasip olan bir erdem. Sen bu erdemden yeterinden çok bile nasibini almıştın. Yaşama tek bir pencereden bakmaktansa birçok açıdan, tüm renklerini görerek bakmayı öğrenmiştin ve yaşam bağlılığında özgürlük atının nasıl koşturulmasını gerektiğini hiç zayıflamayan moralinle belirliyordun. Başardın! Belki kimi zaman bunu da çok gördüler sana. Toplumda kadına gülme yasaklanmıştır, kadın başı önünde, sesi kısık, gülmesi tutsak olarak yetiştirilir. Şimdi kahkahan özgür yoldaşım, dudağını ısırmadan özgürce gülümseyebilirsin tüm insanlığa. Tıpkı eyleme gitmeden önce hayalimde canlandırabildiğim gülümseyişin gibi. Birçok şey yarım kalır yaşamımızda, tamamlamak, paylaşmak isteyip de zaman ve fırsat bulamadığımız birçok duygu ve düşünce. Seninle de böyle oldu. Son tartışmamızda böyle yarım kalmıştı ve sen ardından sessiz-sedasız, hiç sezdirmeden yürümüştün Gabar’ a. Çıktığın erdem yolculuğunda kimliğini bir de kutsal mekanda aramak istemiştin. Aynı zamanda bu bir görev ve sorumlulukla yüklenmiş sana. Devrimci, fedai olmanın gereklerini yerine getirerek zafere göz dikmendi, görüşmeden gidişindeki son dileğim. Kimliğini İmralı’ ya köprü olarak buldun, bize de özgürlüğün gerektiği yerde kendini feda etmek olduğunu bir kez daha hatırlatarak çağrıyı yineledin. Tıpkı “kendini bulmak ve anlayarak uygulamak” der gibi. İçerlemiştim aslında sessizce Gabar’a yürüyüşüne. Son bir kez bir kucaklayış, bir gülümseyiş olmalıydı diye durup durup söylenirdim. Her zaman tekrardan buluşma sözüyle, yarım kalanları tamamlama kararlılığını gösterirdik. Buluşma çok büyük oldu Ruken. Buluşan bu kez tüm özgürlük tutkuları, özlemler, yarına dair hayal edilen ne varsa. Eylemin yalnızca seni değil, özgürlüğe koşan, selama duran binlerce yüreğin varlığını anlatır anlaması gerekenlere. Gösterişten, şaşalı duruşlardan, konuşmalardan hoşlanmazdın zaten hiçbir zaman. Gidişinde yine sade ve gösterişten uzak oldu. Sessiz ve kendini bulduğuna inanarak yürüdün iman getirdiğin yola. Lanetlenmedin yoldaşım, aksine nasıl havari olunması gerektiğini çözerek tamamladın yolculuğunu. Bize kalan ise yarım kalan tartışmaları, pratikleri tamamlamak görevi. “Bugün veya yarın olmasa da bir gün bastonla buluşuruz” derdin sürekli. “Ben yaşlanmış eski bir askeri komutan, sen ise kalemi titrek bir yazar.” Sen askeri bir komutan, askeri komutanım olmayı başardın, beni ise bir yazar olmayı başaramadımsa da kalemi titreyerek seni yazmaya çabalıyorum gücüm yettiğince. Yalnızca yarım kalanları tamamlama sözünü yeniden tekrarlayarak. Mücadele Arkadaşı

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 04 Ekim 2023
Görüntüleme: 520

MEZAR KARANLIĞINDA BETONU PARÇALAYAN BİR GELENEĞİN ARDILI SARA GOYI

Mezar Karanlığında Betonu Parçalayan Bir Geleneğin Ardılı Sara Goyi Bizler mezar karanlığında bile betonu parçalayan bir geleneğin ardıllarıyız. Hangi zulüm hükümran olabilir yüreğimize. Ya da kimler durdurabilir Sara Tolhildan yoldaş gibi yüreğinde özgürlüğün ateşini yakanları. Tarihin coşkun yolunda özgürlük ve savaş tanrıçası olan, Önderlik sevdalısı, kardelen yürekli Sara yoldaş Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Çeman köyünde dünyaya gelir. Yurtseverlik duygularının baskın olduğu Önderlik ve partiye bağlı bir aile ortamında doğar ve PKK’nin özgürlük suyundan yudumlayarak büyür. Ancak TC soykırımcı ve işgalci devletinin 93-94 yıllarında köyleri boşaltma, halkı toprağından, kültüründen, varlığa dair tüm yaşam değerlerinden kopartıp göçe zorlama politikalarının sonucunda dünyanın dört bir yanına savrulan Kuzey Kürdistanlı birçok aile gibi Sara yoldaşın ailesi de Güney Kürdistan’a Maxmur mülteci kamplarına göç etmek zorunda kalır. Bu temelde çocukluk yılları, yaşamı öğrenmeye çalıştığı anları Güney Kürdistan’ın zor koşulları altında geçer. Bu zorlu koşullar Sara yoldaşın kişiliği üzerinde olumlu ve olumsuz yönleriyle etki yaratır. Kamp koşullarında yaşamak, köyünden sürgün edilmek düşmanını erken tanımasına yol açar. Minik gözleriyle gördüğü ve hayal meyal hatırladığı yakılan köylerinin ardından Güney Kürdistan’da da  işbirlikçilerin yaptırımlarına, yasaklamalarına tanıklık eder. Bu ona tarifini yapamadığı ve anlatamayacağı derin acılar yaşatır. Büyüdüğünde mutlaka bunların intikamını alması gerektiğinin yeminini eder. Bu nedenle daha çocuk yaşlarda yaşlarında iken bir özgürlük savaşçısı olabilmenin hayalini kurar. Bazı nedenlerden kaynaklı 2000’li yılların başında Maxmur’ kamptaki değerli insanlardan ayrılıp yönlerini Türkiye metropollerine verirler. Nasıl ki kök topraktan koparıldıktan sonra başka bir toprakta yetişemezse Sara arkadaş da oralarda barınamaz ve birgün tekrar köyüne dönmenin hayalini kurar. Bu yüzden kapitalist sistemin ona sunmuş olduğu yaşamı, okulları ve kurumları kabul etmez. Kürdistan tarih bilinci ile aydınlanmış olan Sara yoldaş geçmişine sahip çıkmak ve gerillaya katılım sözünü tutmak adına 7 Temmuz 2009 yılında İstanbul’dan PKK saflarına katılır. Sara Yoldaş “PKK’ye katıldığımda yük olan değil, yük kaldıran olacağım” diyerek bilinçli bir katılım sergiler. O sistemin onda yaratmış olduğu özellikleri Önderliği okuyup araştırarak ve şehit yoldaşların miras olan günlüklerini okuyarak aşmaya çalışır. Böyle bir süreçte ‘Fedai Yaşamlarıyla Üç Ölümsüz’ kitabını okur ve Özel Kuvvetlerin varlığından haberdar olur. Ve mutlaka kendisinin de böyle bir ortamdan geçmesi gerektiğinin kararına varır ve yapmış olduğu öneri kabul edilir. 2010 yılının son aylarında Özel Kuvvetler çalışmalarına geçer. PKK’nin yaşayan özü olarak tanımlanan fedailik gerçeği ile tanışır. Bu ortamda “Düşmana ait olmuş benliğim ile mücadele edip ruhumu özgürleştirmeliyim” der. Yine şu sözlerle devem eder, “Önderliğim ve halkım için savaşmak istiyorsam önce kendimin olmalıyım. Xwebun’u yaşamadan nasıl kendimden çıkıp milyonlara mal olabilme iddiasında bulunabilirim ki” diye ekler. Kendisinde bunları fark etmesi ile yaşama ve sürece daha güçlü katılmaya başlar. Ancak zaman geçtikçe var olan katılımın sürece cevap olmadığını, güncel görevleri aşıp tarihsel görevleri üstlenme hissiyatını ve yoğunlaşmasını yaşar. Çünkü amacı Zilan’lara, Zinar’lara, Doğa, Munzur, Rojhat ve Jinda’lara cevap olma ve onların izinde yürümektir. Gare operasyonu, Sara ve Ruken arkadaşların fedai eylem yapma isteminde, bardağı taşıran son damla olmuştur. Çünkü düşman teknikle yaratmış olduğu ordu ile vahşice saldırmıştır. Bu operasyona takviye güç olarak giden Sara arkadaş operasyon alanına yetişemeden, Şehit Şoreş Beytüşebap ve yanındaki arkadaşların destansı savaşmaları ve direnmeleri karşısında düşman amacına ulaşamadan kaçar. Sara Arkadaş günlüğünde “Düşmana vurmak için yetişemedik en azından arkadaşları kontrol etmek için şikefte girdim ancak yoğun gaz kullanımdan kaynaklı fazla ilerleyemedim. Oysaki ben sadece tünelin kapısından birazcık içeriye girmiştim. Peki şimdi düşünüyorum da şikeftin içindeki yoldaşlarımın durumları nasıldı? Nasıl dört gün boyunca bu kadar yoğun gaz, kazan, C-4 ve her türlü saldırıya karşı göğüs gerip direndiler? Ne büyük ne soylu bir ruh! Biz ise yetişebilecekken yetişemedik. Bu durumun vebali çok ağır, nasıl altından çıkacağım? Tabi bu operasyondan sonra arkadaşlara söyledim. Benim direkt bir şeyler yapmam lazım. Ve yapacağım! Söz veriyorum ki; size karşı özeleştirimi yürekten vereceğim. yeter ki pratik sahaya ineyim. Yeter ki şu lanet olası bitmek bilmeyen uzadıkça uzayan beklemelerden kurtulayım! En yalın en temiz ve düşmanı kahreden duruşumla özeleştirimi vereceğim ve bir nebze de olsa belki o zaman vicdanım rahatlar. Sizi unutmak ihanettir!” der. Fedai eylem yapma önerisinde bulunur tekrardan. Örgüt bu defa onun uzun zamandır beklemiş olduğu olumlu cevabı verir. TC devletinin teknik ordusuna karşı Ruken arkadaşla birlikte Mersin Mezitli’ye yol alır. Eylem hazırlığında olan Sara ve Ruken arkadaşlar direnen yoldaşlarına günlüklerinde şöyle yer veriyolar; “Kalbimiz Medya Savunma Alanlarında direnen, savaşan yoldaşlarla birlikte atıyor... Her ‘an’ ve anılarımızda yoldaşlarımız var. Hele bir de sergilenen soylu duruşları duydukça!!! Bir yandan gururlanıyor ve inanılmaz bir güç alıyoruz diğer yandan ise bu soylu direnişe destek olacak, onlara layık olacak tarzda eylemlerin sahibi olamadığımız için ezildikçe eziliyoruz.’’ Bunun için onlar fedailerin ışığında Önderliğin, Kürt halkının ve şehit yoldaşlarının intikamı için, tarih boyunca ezilen ve sömürülen kadınların intikamının somut ifadesi olarak düşmanın üzerine yürümüşlerdir. Sara ve Ruken arkadaş, coşkulu bir halayın başını çekerek, ellerinde silahlarıyla özgürlük tarihinin yaratıcılarından olmuşlardır. Onlar fedailiğin, fedai duruşun resmini çizerek Zilan’laştılar.   Mücadele Arkadaşları

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 11 Eylül 2023
Görüntüleme: 515

APOCU MİLİTAN KİŞİLİĞİN ARAYIŞÇISI GULAN DİREN ARKADAŞ

Bin bir zenginliğe sahip olan ve cennet diye tabir edilen bir güzellikten de öte olan Kürdistan toprakları sömürünün merkezi haline getirilirken, Kürt halkı egemen ve sömürgeci güçler tarafından Önder Apo’nun belirttiği gibi “nanın ülkesinde nansız” bırakılmıştır. Ancak sömürgeci güçlerin hesap etmedikleri şey Önder Apo ve O’nun yarattığı felsefedir. Kürt halkı Önder Apo öncülüğünde nanın ülkesinde nansız kalmayı reddetmiştir. Kürt halkı ve onun yiğit evlatları canları pahasına tercihini özgür, onurlu, şerefli ve namuslu yaşamdan yana yapmışlardır. Mardin’de bu felsefeye ve özgür yaşama sahip çıkan, bedeller veren Kürdistan şehirlerinden biridir.  Kadının boyun eğmeyen, asil ve doğal otoritesine sahip bir ananın kızı olarak doğar Gulan DİREN Arkadaş. Onun dünyaya geldiği ortamın yurtsever, Önderliğe bağlı bir ortam olmasından kaynaklı daha küçük yaşlarda yurduna bağlıdır ve yurtseverdir. İşgalci TC devleti yurtsever Kürt halkını öz benliğinden uzaklaştırma politikası ile göçe zorlamış, doğup büyüdükleri köylerini yakıp yıkmışlardır. Ancak Kürt halkının ruhu Özgür Önderlik ruhu ile bütünleştiği için beden ister Avrupa’ya, ister İstanbul’a, isterse de kapitalist sistemin her hangi bir merkezine gönderilsin yine de köklerinden, özlerinden kopmamışlardır. Gulan Arkadaşın ailesi de göçe zorlanan ailelerden biridir. Metropol yaşamı, taş duvarlı ve gerçeklikten uzak ışıklar hiçbir zaman Gulan Arkadaşa huzur ve mutluluk vermez. Onun hayali taş duvarlara sığmayacak kadar büyük, sahte ışıklarla aydınlatılmayacak kadar gerçektir. Onun yürüdüğü yolların tek aydınlatıcısı gökte parlayan ışıl ışıl yıldızlar olmalıdır.  Bunun için 2015 yılında yönünü Kürdistan’ın özgür dağlarına yani PKK saflarına verir. Gulan arkadaş katılım yaptığı dönem Ezidi Kürt halkı soykırımdan geçmeyle yüz yüzeydi. Gulan arkadaş da burada mücadele edip katledilen halkın, tecavüze uğrayıp kaçırılan kadınların intikamını almak için Şengal’e geçer ve insanlıktan payını almamış olan DAİŞ çeteleriyle savaşır. Önder Apo’nun yaratmak istediği bilinçli, mücadeleci ve özgür kadın kimliğine kavuşmadaki temposunu, savaşarak bir üst seviyeye çıkarır. Burada önüne verilmiş olan bütün görevleri büyük bir azim ve başarı ile yerine getirir. Ancak yaptıklarını yeterli bulmaz. Şengal’de kaldığı süreçte düşmana kini halkına da sevgisi büyür. Bu sevgi ve intikam duygularının Apocu militan olma isteminden kaynaklı olduğunu bilir. Çünkü Apocu militan kişilik sömürge duvarlarını yıkan, köleliği ifade eden her şeyin karşısında duran kişiliktir. En önemlisi de kendisi olabilen kişiliktir.  Apocu militan Gulan arkadaş fedailer ocağı olan Özel Kuvvetler’e geçer. Buraya büyük bir heyecan ile gelen Gulan Arkadaş askeri ve ideolojik eğitimlere büyük bir heyecan ve moralle katılır. Burada savaşta kazanan yaşamda da kazanır inancı ile katılır. Gulan Arkadaş 4 Eylül 2017 günü görevinin başında iken işgalci TC ordusunun gerçekleştirmiş olduğu hava saldırısında ölümsüzler kervanına katılır.

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 11 Eylül 2023
Görüntüleme: 536

‘Zîlan’a Geldim’

Disiplini anlayabilmek için amaçta müthiş yoğunlaşmak gerekir. Rêber APO Amaçta yoğunlaşan kişilikler nasıl olur, ne yaparlar, nasıl yaşarlar? Büyük amaçları olanlar verili yaşamı red ederek başlarlar yaşam kavgalarına. Verili cinsiyet rollerine karşı çıkarlar, verili sınıfsal özelliklerinin üzerine giderler. Büyük amaçları olanlar Zilan gibi bombayı kendinde patlatmayı, Beritan gibi uçurumlardan atlamayı, Sema gibi ateşlerde yanmayı göze alıp yola çıkarlar. Zin de büyük amaçlar uğruna yola düşenlerden oldu. Qamişlo’dan yola düşen Zin başladığı ilk günden beri engellerle savaşmayı kendisine esas aldı. O da tıpkı Zilan gibi büyük ve anlamlı bir yaşamın sahibi olmak istiyordu. Katıldığı ilk günden beri Zilan, O’nun pusulasıydı. Zilan kişiliğini merak eden, Zilan kişiliği üzerine yoğunlaşan Zin fiziki hastalıklarını mucizevi bir biçimde bu yolla aşmış oldu. Kimsenin beklemediği bir anda ayaklandı ve dağlarda ceylan gibi sekerek özgürlüğe koştu. Zin’in bu kadar hızlı iyileştiren neydi, insanlar neden PKK’ye gelince en ağır hastalıklarını bile aşabiliyorlardı? Bunun bir nedeni olmalıydı. Zin de bu nedenler üzerine düşündü. Doğal kaynakların vahşice sömürülmesi, suların kirletilmesi, havanın kirletilmesi, hayvan türlerinin gün geçtikçe azalması, insan emeğinin talana uğraması, insanların kendiliğinden çıkarılması onları hasta ediyordu. Toplumda yaygın hastalıkların nedeni buydu. Fakat PKK yaşamı bunun tam tersi bir yaşamdı. Ekolojik bakış açısı insanı doğanın parçası kılardı, insan doğa karşısında hükmedici güç değildi. Kendisi de bir doğa olarak doğanın içinde var olurdu. PKK’nin ekolojik bakış açısı insanın öze dönüşünde en büyük aşamaydı ve Zin bunu bilince çıkarmıştı. Politik ve ahlaki toplumsallığıyla PKK yaşamı insana gerçek değerin verildiği yerdi. İnsan burada irade sahibi olur, kararlara katılır, inandığı gibi yaşamanın olanaklarını yaratabilirdi. Bunun mücadele ortamıydı PKK. İnsanın en büyük hastalığı inandığı gibi yaşamasının mümkün olmadığı sistemlerde açığa çıkardı. Ama inandığı gibi yaşayan, düşündüğünü pratikleştiren PKK ortamı hastalıklara zemin vermezdi. Hele bir kadın olarak özgürce kendisini ifade edebilme imkânı, kendin olma yolunda yürüme iradesi PKK’ye katılımın esasıydı Zin için. Zin tüm bu nedenlerden dolayı PKK’yi yeni yaşamının mihengi yaptı. Zin PKK yaşam felsefesini şöyle tanımlıyordu; ‘’ PKK güzel yaşamın, sağlıklı ve özgür yaşamın yaratıldığı toplumsallıktır.’’ Zin de bu toplumsallığın bir parçası olarak verili olanları teker teker kişiliğinde ortadan kaldırmak için canla başla vurdu verili sistemin kalıntılarına. Kendisindeki özellikleri aştıkça yüceleşti, güzelleşti ve Zilan yoldaşlığına adım adım yaklaştı. Zümrüt yeşili gözlerinde güneşi taşıyan yoldaşımız dağlarla buluştuğunda büyük bir heyecan duymuştu. Durmadan gülümsüyor, büyük bir coşkuyla yolları, patikaları aşıyordu. ‘’Zilan’a geldim’’, diyordu büyük bir sevinçle. Dağların heybetine kapılan Zin, bir soluk arasında durup dağları izlemeye koyuldu. Tam o anda güneş yeryüzüyle vedalaşıyordu. Güneşin kızıllığında parlayan zümrüt yeşili gözleri birazdan çöken karanlıkta yıldızlarla buluşmuş, gecenin ferine dönmüştü. Öyle ki kırk yıllık bir gerilla gibi gece yürümekte hiç zorlanmamıştı. Ona baktıkça amaçta yoğunlaşan kişinin her zorluğu nasıl kolaylıkla aşabildiğine bir kez daha tanık olmuştuk. Amaç dağlardı, amaç özgür yaşamdı, amaç Zilan’a yoldaş olmaktı. Ve Zin bunu başarmak için disiplini kişiliğinin özü haline getirmişti. Bu nedenle de devrimci görevleri yerine getirmek de hiç zorlanmadı. Zilan’ın yoldaşlığına talip olduğundandır bu kelimeyi yani zorlanmayı sözlüğünden çıkarıp atmıştı. Ve büyük ceng günü gelmişti. Ahura Mazda ve Ehriman’ın yeryüzü cenginde Zin Hürmüz’ün ordusunda sarı kuşağını beline bağlamış koşturmuştu atını karanlığın üzerine. O gün Zin tıpkı dağlara geldiği ilk günkü gibi çocuksu bir coşkuyla atılmıştı en öne. ‘Yaşam keşfim asıl şimdi başladı’ diyordu. Savaşın insanı pişirdiği söylenirdi. Bu öyle bir ateşti ki, kendisine benzemeyeni, kendisinden olmayanı yakıyordu. Fakat Zin o ateşe dokunduğu andan itibaren tepeden tırnağa ateş kesilmişti. Ateş kendisinden olanı, aydınlık kendisinden olanı tanımıştı, bağrına basmıştı. O yanmamış, yakıcı ateşin ta kendisi olmuştu. Ve Zin Zilanlaşmıştı, Medyalıların adına layık bir direnişle dağlara karanlığın gölge düşürmesine izin vermemişti. Fedailerin ceng meydanında ilk mermiyi atanlardan olmuş ve sonuna kadar direnerek Ehriman’ın ordularını tarumar etmişti. Yüreğindeki bitmeyen heyecanla, yüzündeki sonsuz gülümsemeyle güneşe yolcu olmuştu.   Mücadele Arkadaşları

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 24 Temmuz 2023
Görüntüleme: 332

GARZAN DAĞLARINDAN ZAGROSLARA

Kürdistan’da gözünü açmak demek bir savaş çoçuğu olacaksın ve her zaman kendini bir ceng meydanında bulacaksın, demektir.Bu ceng meydanlarımızdan biri olan Çewlig’te Seran Arkadaş dünyaya gelir. Seran, yurtsever bir aile ortamında büyür. Amcasının PKK hareketine katılımı ve kardeşinin TC faşist devleti tarafından tutuklanması Seran arkadaşta çelişkilere ve arayışlara neden olur. Bunun için de gerillayı daha küçük yaşlarda tanır. Seran’ın geleceğine yön verecek olan hayallerinden biri de gerilla doktoru olmaktır. Bu hayaller, çelişkiler ve arayışları içinde büyüyen Seran Arkadaş Bitlis Eren Üniversitesinde okumaya başlar. Bu dönemde partiyi daha yakından tanır, aktif olarak çalışmalara katılır. Devlet aygıtı nereden bilebilirdi ki Seran Arkadaş’ın hayallerine ulaşmadaki bir araç olacağını. Devlet Seran’in kendisine koştuğunu sanırken, Garzan’ın Siser, Kuris, Kember dağları çoktan kulağına ‘gel’ diye fısıldamış, bağrına basmış, saçlarını okşamış, asiliği ve heybetiyle yüreğine dokunmuştur. Çok fazla beklemeden bir grup arkadaşıyla katılım kararı alır. Şehit Mizgin’in, Arjin, Toprak ve Berfinler’in diyarına, dağlarına gelir. Onların yürüdüğü patikadan yürümek, onların içtiği kaynaklardan su içmek onların kaldığı yerden devam etmek hayalini yaşatır ve amaç haline getirir. Seran arkadaş ilk şekillenmesini Şehit Mizgin’in diyarında atarken bu onda büyük bir Garzan sevdası ve bağlılığını geliştirir. Bu sevgi ve bağlılık gamzeli gülüşlerde kendini nakşeder. Tabi bu gamzeli gülüşlerin nakşedeceği özgürlük kareleri Seran’ın yolculuğu ile büyümeye devam eder. Medya savunma alanına geçtikten sonra gördüğü eğitimlerde;  Kemal Pir’in duruşunu, Zilan’ın Önderliğe olan bağlılığını ve Beritan’ın cesaretini almıştır. Bir devrimci gereklilikleri ve ihtiyaçları bekletmeyen ve gerekliliklerine girişendir. Hesapsızca ve fedaice görevinin üstüne gitmek için, kadın ordusunun özgür bir militanı olabilmek için Zap’a yol alır. Zap Seran’ı, Seran Zap’ı kucaklar. Orada ilk eylemini, orada düşmana ilk darbesini vurur. Ve düşmana; ‘’Seni kabul etmiyorum, sana yar olmuyorum, ben sadece ve sadece beni bana hatırlatan, Önder Apo’nun savaşcısıyım’’ der. Bu inancını her gün yeniden sabah duasına kalkan bir mümin gibi gündelik yaşamında, yoldaşına olan sevgisinde, partisine olan bağlılığında düşmanına olan öfke ve intikamında gösterir. Seran Arkadaş Zap’ta Berfin adını alır ve Zap’ın en güzel tepelerinin birinde bir berfin çiçeği olur. Cesaretiyle kendisine hayran bırakan, berraklığıyla bir kar tanesini andırna Seran artık güneşle buluşmasında tüm engelleri aşan Berfin çiçeğidir. Gururlu, onurlu ve başı dik, dağ başlarını sonsuza değin mesken alır. Anısı yüreğimizde sonsuzdur. Mücadele Arkadaşları      

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 24 Temmuz 2023
Görüntüleme: 353

FEDAİ, GEÇTİĞİ YERDE GÜZELLİKLER BIRAKANDIR

Yaşam; 5 harflik bir kelime, ama nelere bedel? Bir kapı ama ardında neler gizli? Uğruna nice yiğitlerin canını siper ettiği, anlam deryası partimizin fedaileri yazıyor bu tarihi. Hem alın terleriyle hem de damla damla kutsal kanlarıyla. Belki de hiç bulunamayan parçalarıyla bedenlerinin. Bu fedailerle yaşama, çok anlamlı ve çok büyük bir şans. Birçok yoldaşım Kürdistan topraklarıyla birleşti. Birçok fedai hakikat yolunda başarıyla kucakladı Güneş’i, her bir güneşten bir avuç yüreğini hakikât yolunda anlamla döşedi. Yüreğinde bir avuç güneş taşıyanlar, güneşin anlamına anlam kattılar. Gerillada yaşam apayrıdır. En zor olan şey ise ayrılıklardır. En çok ayrılıklarda gerillanın yüreği zorlanır.  Çünkü savaş gerçekliği var. Bazen yan yanasın en güzel yoldaşlarınla, bazen senden uzaklaşırlar ve şahadet haberlerini alırsın. Tarife gelmez bir acıdır bu. Ama yine de umudu bağrında taşır. Bir daha tekrar görüşme umudunu. Aslında bizim yüreğimiz birbirimiz için, bizi biz yapan Güneşimiz için çarpıyor. Amaç birlikteliği, yürek birlikteliği her zaman beraber olmamızı sağlıyor. Bizim ruhsal birlikteliğimiz ayrılığı bir nevi anlamsız da kılıyor. Ama yine de fiziki olarak yoldaşlarından ayrılmak istemez gerilla. Hiç batmayan güneşimizle, binlerce yoldaşımızla Özgür Kürdistan’da halkımızla Newroz’lu günlerin hayali hiç eksilmez gerillada. İnsanlıktan çıkmış düşmanından, binlerce yoldaşının, halkının, tarihinin ve Güneşimizin intikamını almak için kuşanır silahını.   Gerilla yaşamı denince dağlar gelir akla. Özellikle dağlı kadınlar. APO klanının dünyaya nam saldığı Apocu dağlı kadınlar. Onları tanımak için beraber çok vakit geçirmek gerekmez. Çünkü bazen bir kelamı, bazen bir selamı Apoculuğa olan bağlılıklarını gösterir. Heval Göksun’u düşününce sevda ve sadakat bu olmalı diye düşünüyorum. O 21. yüzyılın özgür kadın tarihini yazan kadınlardan biri oldu. Apoculuğa sevdalı, dağlara bağlı, sonuna kadar yoldaşlarına güvenen ve 5 bin yıllık intikam hırsıyla son nefesine kadar savaşan kadınlardandı. Son hatır istemeler, son gülüşler, son sözler, son bakışlar yüzümde hep canlanıyor. Heval Göksun’un kararlı, sevda dolu bakışları ‘’düşmanın buraya gelmesine izin vermeyeceğiz’’ sözleri sımsıkı sarılışları hafızamdan hiç ayrılmıyor. Gerillada yine en zor olan şey; gidenlerin arkasından onları anmak, akıllara kazımak  ve yüreğe nakşetmektir. ‘’Fedai geçtiği yerde güzellikler bırakandır’’ der Heval Göksun.  Adım attığınız ter döktüğünüz, bakışlarınızla, selamınızla ve kelâmınızla yüreğe dokunuşunuz; bizim için güzelliklerle doludur heval. Bu yüzden de sevda kadınlarılarına söz olsun ki; bu güzellikleri çiğnetmeyeceğiz! Kirli ellere ve kirli yüreklere dokundurtmayacağız! AN İNTİKAM ANIDIR...     Mücadele Arkadaşları    

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 08 Temmuz 2023
Görüntüleme: 352

TEMİZ VE SADE YOLDAŞIM AXİN SOZDAR

Yağmurlu bir günde, Yol aldım özgürlüğe, Güvercinler eşlik ediyordu, Umut yolculuğuma, Birden bir güvercin yanıma yaklaşarak Kulağımda fısıldadı yaşamın tutkusunu Dağlarda özgürlük çemberini oluşturan yiğit insanlar var dedi. Aralarında biri oturmuş gökyüzüne bakarak kahramanları anlatıyor. O bir tanrıça, o bir doğa ahengi, o bir dost canlısı O özgürlük pınarlarında akan suyun sade sesi Axin yoldaştır dedi. Ve başladı bizim yaşam hikayemiz...   Bakışlarıyla özgürlüğü müjdeleyen Axin yoldaşımla yağmurlu bir günde başlamıştı tanışmamız, mütevazi, olgun ve güzel bir tebessümle karşıladın bizi. Ve o an seni gördüğümde ne kadar güzel ve bir o kadar da sade dedim, evet seni ancak güzel ve sade kelimeler anlatabilir. Yaşamdaki sade ve güzel karakterliğinle, yaşamın özünü adeta keşfediyordun. Sadeliğin ve yaşamdaki dürüst katılımınla yoldaşların arasında güzel bir bağ kuruyordun. Bu bağ özgürlük yolunda şehit düşen yoldaşlarımızın bıraktığı mirasa sahip çıkmanın bağıydı. Sanki yüreğinde binlerce şehit yoldaşın hikayelerini taşıyordun. Olduğun her ortamda şehit yoldaşlarının yaşam hikayelerini anlatmaya başlardı. Sanki o an onlarlaydı. Yaşayarak hissederek anlatıyordu. Gözlerini gökyüzüne çevirip, bir ah çekerdi yüreğinde. Axin yoldaş yaşama anlamlı, bakarak derinliğine kadar iner ve özgürlük nefesini içine çekerdi. Yağmurlu günleri çok severdi. Yağmur bereketi, yeniliği ve yeniden yeşerecek olan insanlığın haberini getiriyordu. Bazen oturduğu yerde kulağını rüzgârın sesine verirdi. Sanki umudun sesini duyar gibi olur ve kulaklarını pür dikkat rüzgârın yönüne verir. Ve daha sonra sevinç dolu gözlerle gökyüzüne bakardı. Axin yoldaş doğayla bir olmuştu, yerinde durmayı sevmezdi. Yüzünde hiçbir zaman mutsuz bir tebessüm görmezdin. Hep oradan, oraya koşup duruyordu. Yorulmak bilmezdi. Devrimcilik büyük bir fedakârlık ister derdi. Bu yüzden nerde bir boşluk varsaydı oraya koşardı. Gözleri doğayla hep bir iletişim halindeydi. Doğanın güzelliğiyle ruh dünyasını buluşturmuştu. Görevlerin üzerine son derece kararlı bir şekilde giderdi. O görevi başarılı bir şekilde bitirmeyene kadar geri gelmiyordu. Hiçbir zaman yoruldum demez, onun bu hallerini gördükçe büyük bir güç alıyordum. İşte yoldaşlık bir güç bağıdır. Bu bağı koruduğun an, isterse binlerce düşman aynı anda saldırsın, zaten bu kurulan bağda sen kazanmışsın demektir. Biz kazandık Axin yoldaş, biz oluşturduğumuz dost bağında düşmana bir sıfır gol atık. Sen zor dönemlerde bile yoldaşının elini asla bırakmayan devrimci bir kadınsın. Her gün Önderliği görme hayaliyle, devrim ateşinde kendini yeniden yaratmanın adı oldun. Annen seni gibi bir evladı yetiştirdiği için kendinle gurur duyuyor, Xakurke dağlarının asi kadını, dağlar senin direnişinle bir daha sallandı. Dağlar direniş çığlığına cevap olabilmek için kendini, aydınlığın kollarına bıraktı. Katıldığın ilk günden beri kendini halkın özgürlüğüne adadın. Tarihi bir direniş içinde en ön cephede yer alıp işgalcilere tarihe gömdün. Tarih senin bir kahramanlara şahitlik ettiği için çok şanslı. Tarih bu kahramanları bu fedaileri yazıyor. Temel mücadele önüne Önderliğin özgürlüğün koyup öyle mücadele etti. Dürüst emekçi fedakâr katılımıyla yoldaşlarının yüreğinde büyük yer edindin. Yaşamda ve savaşta örnek bir PKK ve PAJK militanı olmayı başarabildi. Ardında bıraktığı mücadele mirasını devralıp özgür yarınlarla buluşturacağız. Mücadele Arkadaşları

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 18 Haziran 2023
Görüntüleme: 337

ÖZGÜRLÜĞÜN SESİ ARİN ZİLAN YOLDAŞIM’A

Özüne bağlı yurtsever bir aileden, partiyi tanıyarak sevdalanmıştı dağlara. O aşk, sevda ve onurun müjdecisiydi. Bir kadın olarak sistemin kulu olmak yerine, kendi kimliği için savaşmayı tercih etti. Gözlerinin içi gülerdi. Gözleri güneş gibi parıl parıldı. Yoldaşlarına her baktığında, gözlerinin içindeki parıltı yoldaşlarının yolunu aydınlatırdı. O bir dağ tutkunu, bir yoldaş canlısı ve bir Kürt evladıydı. Önderliğin militanı olabilmek için kendini savaşla yeniden yaratan devrimci bir kadındı. Dağlar Arin’in ana ocağı oldu. Gerillacılıkta gelişti ve YJA Star’ın yıldızı gibi parladı dağlarda. Yaşamda zeki ve pratik yönüyle Arin hep bir öncüydü. Yoldaşlarına büyük değer verirdi. Yoldaşlarına her baktığında, ‘yoldaşlarım önderliğimizin değerleridir’, derdi. Ve yoldaşlarına Önderliğe karşı duyduğu sorumluluk bilinciyle yaklaşır, ona göre hareket ederdi. Arin, katıldıktan sonra özgür kadın çizgisini kendisine esas aldı ve bu çizgide derinleşmek için büyük çaba sahibi oldu. Kendini yeniden var etme başarısı göstererek, kadın özgürlük mücadelesinde büyük adımlar attı. Yaşamı büyük bir heyecanla karşılayıp, yaşamın bütün zorluklarına karşı büyük bir amansız mücadele verdi. Arin, yoldaşlarına sadık ve çok bağlıydı. Tüm benliğimle can yoldaşım Arin’in o narin temiz yüreğini anlatmak isterim. Kalemi elime alıp, çizmek isterdim yüzündeki özgürlük tebessümünü. Biliyorum seni ifade etmekte az kalacağım. Ancak seni bu dağlar seni anlatır. Çünkü bu dağlar senin narin bakışlarında can buldu.  Yaşamdaki coşkun ve moralin bizlere büyük bir sevda ve bağlılık bıraktı. Önündeki aydınlık yolu keşfetmiştin, büyük ve kararlı adımlarla aydınlıklı yola doğru ilerliyordun. Önüne çıkan engelleri, Önderliğin bize verdiği güçle aşıp, aydınlıklı yola doğru koştun. Mücadele hayatın boyunca hiçbir zorluğun karşısında pes etmedin. Çünkü sen pes etmeyi bir kadına hiçbir zaman layık görmedin. Bu güzel özelliğini her zaman kendime esas aldım. Yoldaşın yoldaşı olmayı bildin. Biliyorum seni anlatmakta yetersiz kalıyorum. Ama seni her andığımda, sanki dağların zirvesinde bizi izlediğini hissediyorum. Zirvelerde dolaşmayı, yoldaşların için, ot, çiçek toplamayı çok severdin. Ve her bir kadın yoldaşına, o güzel kokulu topladığın çiçeklerle narin taçlar yapar ve yoldaşlarına hediye ederdin. Bilinçli ve anlam dolu bakan bir yoldaştın. Tanrıça özelliklerini özünde saklamıştın. Tanrıçalar diyarında kendini küllerinde yaratıyordun. Çiçekleri her topladığında, ona uzaktan baktığımda ve yüzündeki gülüşlere baktığımda, bana küçük bir kız çocuğun yüzündeki sevinç ve mutluluğu anımsatıyordu. Yaşadığı her anı dolu dolu yaşayan ve büyük anlamla sığdırarak, yaşama bir daha aşık olup derin izler bırakan Arin yoldaşımın hayali, davası, yolu biz geriden kalan yoldaşların hayali, davası ve yoludur. Dağlar tarihin en yiğit kadın ve oğullarına şahitlik etti. Dağlar şehit yoldaşlarımızın emek kokusuyla renk buldu, canımızı bu dava uğruna siper ederek, dağlarımızı şehit yoldaşlarımızın özgürlük kıblesine dönüştürüp, şehit ailelerimizi bu dağlarda karşılayıp yiğit kadın ve oğullarının bıraktığı izleri anlatıp göstermeye çalışacağız. Arin yoldaşımızın bağlılığıyla yaşamın her bir saniyesine fedaice katılacağız. Mücadele Arkadaşları

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 18 Haziran 2023
Görüntüleme: 341

Sayfa 5 / 12

  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • FEDAİLERİN KOMUTANI: SARYA QAMIŞLO

  • YJA STAR’IN ONURLU SAVAŞÇILARINDAN: RUKEN MAMXURÎ

Ana Menü

  • ANA SAYFA
  • ÖNDER APO
  • AÇIKLAMALAR
  • GÜNDEM
  • ÖNCÜLERİMİZ
  • STAR AKADEMİSİ
  • STAR GÜNLÜKLERİ
  • DAĞ DÜŞÜNCELERİ
  • VİDEO GALERİ
  • FOTO GALERİ

Ara Menü

  • Sitede ara