“Heyecanlanmamak elde değilmiş. Güneşi arkamıza aldık, bu temelde bir yolculuğa girdik. Amacımız bu Güneş’in ışınlarını tüm dünya ile paylaşmak bu temelde mücadele etmektir. Şu an burada da güneş gerçekten arkamızda ve Önderlik her zaman bizimle birliktedir. Bunu hissediyorum ve hissettirme mücadelesi içerisinde olacağız. Şu an bunun heyecanını da yaşıyorum... “
(ŞEHİT ARJÎN MÎRZA)
Güneş’in yolcularından, Güneş’in ışınlarından olan bir arkadaşın şehadetini sindirebilmek ve kabullenebilmek zor. Yerini doldurabilmek ise imkânsız... Her insan farklılıkları ve yaşama kattıkları ile evrende yer edinir. Mekân ve zaman kapsamında yaratımlarda bulunup, yaratmış oldukları ile de kendi zamanının ve mekanının ötesine geçip tarihsellik içerisinde yerini alır. Arjîn Arkadaşın şehadetini öğrenmek ve bunun bizler açısından yaratmış olduklarını anlatabilmek zor. Son yılların en çetin savaşlarının yürütüldüğü Girê Cudî Savaş bölgesinde yer alan, burada en zor şartlar altında görev ve sorumluluklarını canla başla ve heyecanla yerine getiren, mevzideki ve onu tanıyan tüm arkadaşlarının saygısını, sevgisini ve güvenini kazanmış bir militanı kısa bir yazı ile anlatabilmek daha da zor. Güneş’e olan yolculuğunun en zirvede olduğu bir dönemde tecrübesi ile, yoldaşlığı ile, yetenekleri ile ve en önemlisi de bağlılığı, fedakârlığı ve mütevaziliğiyle bu zorlu sürecin beklenmedik anlarında kişiliğiyle iz bırakandı Arjîn Arkadaş. Fedai yürüyüşü sürekli olarak artan bir tempo, yaratan bir üslup ve başaran, kazandıran bir tarz ile akıyor iken hem de! Kendisi Önderliğin öğrencisi ve savaşçısı, büyük bir anlam arayışcısıydı. Doktor, uzman sabotajcı ve daha birçok yeteneği olan ölümü daha yaşarken öldürmüş olan ve bu yönde hiçbir kaygısı olmayan Özel Kuvvetlerin rol ve misyonunun hakkını veren bir fedaiydi. Böylesi bir yoldaşımızın anısına ne söylenirse söylensin; onu anmak, onu anlatmak için ne yapılırsa yapılsın yetersiz kalacaktır. Ancak onun yaşam mücadelesini ve yaşamını anlatmak, tanımayan arkadaşlara hatta onu tanıyan arkadaşlara da bazı hislerimizi paylaşmak, Arjîn ve daha birçok ortak değerlerimiz olan şehitleri anlamak ve yaşamsallaştırmak açısından önemlidir. Aslında günlerdir Arjîn arkadaş üzerine düşünüyor ve yoğunlaşıyorum. Onu düşünürken onun şahsında bu süreçte şehitlik mertebesine ulaşan birçok yoldaşımız da geliyor aklıma. Sonuçta mücadelenin en zor şartlar altında devam ettiği bir dönem içerisindeyiz. 10 yıldır aralıksız, soluk soluğa devam eden bu savaş henüz hiçbir şey tamamlanmamış ve insan iradesini dahi aşan koşullarda da devam ediyor. Bu süreçte fedailer kurumu olarak birçok arkadaşın fedai öncülüğü de gelişti. Arjîn, Gabar, Armanç, Şahîn, Robîn ve daha birçok arkadaş bizim bulunduğumuz çalışmalar içerisinde yer almış ve düzenlemeleri gerçekleşince yıllardır bu anı beklercesine koşar adımlarla Batı Zap Bölgesinin yolunu tutmuşlardı. Arjîn arkadaşta bu şansa sahip olanlardandı. 2022 yılında doktor olarak Girê Cudî bölgesine düzenlendi ve orada birçok görev ve eylem içerisinde yer aldı. Umarım ki Arjîn arkadaşın Girê Cudî’de gerçekleştirmiş olduğu pratiği ve orada bulunduğu süreç içerisindeki katılımını, o savaşın sıcak koşullarında onunla yaşama şansına sahip olan arkadaşlar anlatırlar. Çünkü o süreçteki Arjîn arkadaşı anlatmak sadece onu ve mücadelesini anlatmak değildir. O süreçteki Arjîn arkadaşı anlatmak; gerilla bir doktorun savaşın ortasında imkânsızlıklardan nasıl imkânlar yarattığını anlatmak ve bunu çetin mücadeleyi insanlığa aktarmaktır. Bu yüzden bunu tarih açısından bir gereklilik olarak görüyorum. Düşmanın savaş tünellerimize yönelik gerçekleştirmiş olduğu saldırılar karşısında sınırlı ilaç ile birçok arkadaşın yaralanmasına ve sağlık sorunlarına cevap olmaya çalışan Arjîn arkadaşın buradaki müdahaleleri ve duruşu tarihe not edilmeye değer olduğu kadar bu mücadelenin hangi şartlar ve koşullar altında nasıl bir irade, bilinç ve kararlılıkla verildiğini anlamak, halkımıza anlatabilmek içinde elzemdir. Halklar tarihinde zalimlere, sömürgecilere ve insanlıktan nasibini almamış hegemon güçlere karşı büyük direnişler gerçekleştirilmiştir. Bunlar bin yıllardır destanlar ve mitler yolu ile anlatıla gelir. Resmi tarihin yazdıkları ise saltanatlıklar, imparatorluklar ve burnunun dibini dahi görmeyen krallıkların anlatımlarıdır. Girê Cudî direnişinin tanınması demek; ezilen halkların büyük mücadele tarihine yeni bir destan ve bu destanın yaşanmışlıklarının, bunları yaratanların tanınması demektir. Şiyar arkadaş Girê Cudî'de gelişen direnişi anarken ‘Vicdan Tepesi’ tanımlamasını gerçekleştirdi. Bu tanımlama aslında Girê Cudî direnişinin manevi yönünün tanımlanması açısından güzel bir niteleme. Tabi ki Girê Cudî'yi Tepe Cudî yapan arkadaşların ‘Vicdanı’ ile anlaşılırsa belki de daha yerinde olur bu tanımlama. Hürrem, Mazdek-Babekler’in, Seyit Rıza’ların torunlarının düşman karşısında kök söktürdüğü tarihteki en görkemli Dımdım Kalesi direnişini geride bırakan bir savaştır Girê Cudî Bölgesinde gerçekleşen savaş. Ve bu savaşın kahramanları vardır bilinmesi gereken. Adı gibi Şahin olan cesur bir yoldaşımız vardır mesela. Botan’ın direniş geleneğinden gelen ve usta bir savaşçı olarak düşmanın üzerine gülümseyerek giden Şahin Botan arkadaşın tanınması gerekir en başta. Heybetli fiziği ve cesaretiyle mitolojideki tanrılar gibi bir duruşu olan Haki arkadaşın anlatılması gerekir. Sonra bu kahramanların en güzel eylem arkadaşlarının, yani Medya, Adar ve Rênas arkadaşların bilinmesi, tanınması gerekir. Doğa’nın ve Sîdar’ın eylemselliklerinin hissedilmesi gerekir. İşte bu savaşçılardır savaşın böylesine nitelikli ve tarihi bir savaş olmasını sağlayan! Tüm bu kahraman savaşçılar içerisinde de Arjîn arkadaş vardır ki bu yiğitlerin hem yoldaşı, hem doktoru, hem de Önderliğin militanı olan… Vicdan Tepe’sinin Doktoru Arjîn arkadaşın henüz düzenlemesi Girê Cudî’ye yeni olmuş iken savaş içerisinde bulunan bir arkadaşın mevzi koşullarında sağlık eğitimi almamış ve bu konuda tecrübesi olmayan arkadaşlarca yaralanmasına müdahale edilmesi gerekiyordu. Arjîn arkadaş ile bu durum üzerine yoğunlaşırken ve arkadaşlara nasıl müdahale yapabileceklerini yazarken bile aslında Arjîn arkadaş o anda dahi acilen orada olması gerektiğinin bilincindeydi. Bir yandan arkadaşların yanında tecrübeli bir sağlıkçı arkadaş olmaması bir yandan da savaşın doğal sonucu olan yaralanmalar ve sağlık sorunlarına cevap olma istemi Arjîn arkadaşın daha istekli ve heyecanlı kılıyordu. Bununla birlikte duygu yüklü bir ruh hali içerisinde olduğunu da insan çok rahat hissedilebiliyordu. Var olan zorluklar içerisinde az kalacağını da bilse yoldaşlarına cevap olmak ve bir doktor olarak yaşam vermek istiyordu. Yaşam verme aşkı ile can yoldaşları ile vedalaştıktan sonra Girê Cudî’ye doğru yola çıktı. Bu yolculuğunun bir aşamasında bende onunla beraber yol alma, onunla beraber bu yürüyüşü hissetme şansına sahip oldum. Bir gecelik bir yürüyüş olsa da oldukça anlam yüklü ve unutulmayacak anlardan birisi oldu benim için. Arjîn arkadaş sırtında ağır çantası ile sabotaj ve sağlık malzemeleri ile yürümekte zorlanmasına rağmen gittiği yer de var olan ihtiyaçları bildiği için ne çantasını hafifletmeyi düşündü ne de yavaş bir tempo ile gitmeyi. Yüksek kararlılığı ve iradesinin yardımı ile fiziksel zorlanmalarına hiç aldırmadan kendisi ile birlikte götürebildiği kadar malzemesini de yanına aldı. Bu bilinç ile yürüdü ve düşmanın sözde denetime almış olduğunu sandığı Şehit Çekdar mevziisine hem ağır bir yük hem de partinin ona vermiş olduğu sorumluluklar ile birlikte ulaştı. Aslında Arjîn arkadaşın bundan sonrasını da anlatabilirim belki. Çünkü PKK içerisinde kendisini böylesine yaratmış bir militanın ideolojik, örgütsel ve sosyal açıdan kritik ve hassas süreçlerde nasıl davranabileceğini kestirebilmek çokta zor olmasa gerek. Onun oradaki anlarını bilmek için geçmiş süreçlerdeki katılımlarına bakmak bile çoğu zaman yeterli olabiliyor. Arjîn arkadaşın var olan fedai katılım tarzının Girê Cudî gibi tarihi bir savaş alanının içerisinde sıradan olması asla düşünülemez. Gökyüzündeki güneşe merdiven dayanmışsa eğer ve bu merdivenin her bir basamağı şehit arkadaşların yaratımları ve emekleri ile gerçekleştirilmişse Arjîn arkadaş bu basamaklarda yürümesini bilen ve yeni basamaklar ekleyerek mücadeleyi büyüten olmuştur. Hakikat Savaşçısı Arjin arkadaşın yoğunlaşmaları ve düşünceleri de karakteri ile bağlantılı olarak anlamlı ve derinlikliydi. İnsanı anlama çabası içerisinde olan bu temelde tarih, felsefe ve bilim başta olmak üzere birçok sosyal bilim alanında okuyan, düşünen ve yoldaşlık ilişkileri geliştiren, pratikleşme çabası gösteren anlam dünyası büyük olandı. Hallacı Mansur ile ilgili eline geçen bütün video, kitap ve belge ne olursa olsun mutlaka alıp incelerdi mesela. Nietzche'nin Zerdüşt felsefesini tartışandı. Buda'nın inancını ve yaşam biçimini anlatandı. Maria Cruie’den Hypatia'ya bilim alanındaki kadınların en meraklı insanıydı. Evrenin yaratılışına ilişkin olarak mekân ve zaman boyutunu anlama çabası ile kuantum ve evrim felsefesinin tarihsel ve güncel bilgi ve yorumlarını analiz eden, bilinçlenen yine tüm bunları Apocu felsefe temelinde temellendiren bir savaşçıydı. Kadın, aile ve toplumsal sorunlar gibi temel özgürlük problemi kapsamındaki tarihsel ve güncel problemler hakkında da düşünen, araştıran ve tartışan bir aydındı. 15 yıl sistem okullarında okuduktan sonra asimilasyon ve soykırım politikalarına karşı anlamlı ve soylu bir yaşam için gerilla mücadelesine katılan, gerillada sağlık çalışmalarından teknik-bilim çalışmalarına, sabotaj alanındaki uzmanlığına ve eğitmenciliğine, istihkam çalışmalarından tüm yaşamsal pratik, eğitim ve hassas çalışmalara hakkı ile katılan çok yönlü, esnek bir zihniyet dünyası ve el becerisi ile bulunduğu tüm alanlarda, çalışmalarda farkını ortaya koyan Arjîn arkadaşın yürüyüşü, katılımı ve parti içerisindeki her anı anlamla yüklüydü. Arjîn arkadaş sistemin ona verdiklerini, vaat ettiklerini kendisi için, toplum için yeterli görmedi. Tersine tüm bunları sistemin afyonları olarak değerlendirdiyse parti içerisinde de kendisine sıradan bir katılımı değil fedai bir katılım biçimini tercih etti. Bir fanusun içerisinde ölü bir kelebek olmak ona göre değildi. Her anını dolucasına yaşamak ve sürekli ateşe doğru gitmek, ki kendisi buna güneş ışığı diyor onun için esas olandı. Eğitimlerdeki konuşmalarını geçmişe dönüp baktığımda anımsadığımda o zaman içerisinde yapmış olduğu değerlendirmeleri çoğu zaman hakkı ile anlayamadığımı fark ettim. O zamanlar yapmış olduğu değerlendirmelere çoğu zaman takılıp espri konusu da yapardık. Hallacı Mansur'un düşüncelerini Nietzche tarzı aforizmalarla dile getirirdi. Aslında Önderliğin felsefesinde yaratmış olduğu derinleşmesinin ve tarihsel süreçler içerisinde hakikat kişiliklerinde vücut bulmuş kimi özelliklerin kendisinde olan yansımasıydı bunlar. Küçük kara balık böylece okyanusa açıldı. Sınırsız bir gelişme istemi, anlama ve görme-şahit olma amacı ile. Tarihi direniş içerisinde silahı elinde, sağlık çantası yanında ve mevzide kimin ne ihtiyacı varsa tecrübe ve yetenekleri ile orada bulunarak. Onu ve yoldaşlarını yutmak isteyenlerin karınlarını delecek kılıcı sürekli olarak yanındaydı. Korkusuzca, fedakârca ve maneviyat doluydu bu yürüyüş... Arjîn arkadaş tarihte böylesi zor koşullarda gerçekleştirmiş oldukları ile anılacak. Yarınlar için destan niteliğindeki bu mücadelede Arjîn arkadaşta yerini alacak. Zor zamanlarda ve yaratım anlarında büyük çıkışlar için sosyalizm mücadelesinde herkese büyük ilham kaynağı olacak...!
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 371
Özgürlük isyanlarının hiç bitmediği, nice acılara tanık olan ihtişamlı bir ülkedir Kurdistan. Bağrında Şêx Saidleri, Seyit Rızaları büyüten ve onların direniş miraslarının tohumlarının atıldığı bu topraklar öyle kahramanlıklara beşiklik etti ki. Bu yüzden tüm yıkımlara, katliamlara inat dimdik ayaktadır hala. Birde Dicle’nin bereketli sularının kenarında onurun ve direnişin kadim şehri, Kurdistan’ın kalbi Amed vardır. Dağlarını nice kahramanlara mekân eylemiş, yıldızlı geceleri ile gerillaya ışık olmuş, onun inancına sahip çıkmış destanların ve inancın, isyanın şehri Amed… Zulüm cenderesinden geçmiş, yakılıp yıkılan, katledilen insanların intikam yemini olan serhildan şehri Amed… Acılarından beslenip başı dik duran direnç şehri ve onun bağrında büyüyen yiğit evlatları var. Tarihi yeniden yazan evlatları bir daha kılıçlardan, tanklardan, toplardan, idam sehpalarından geçmesin diye bir ülkenin, bir halkın tüm umudunu sırtladılar. Zîlan arkadaş Amed’in Licê ilçesinde açar gözlerini. Yurtseverlik duygularının en güçlü, en diri halini yaşayan, mücadeleden kopuk olmayan bir ailede büyümek, şekillenmesinde nasıl belirleyici olduysa, ileride Zîlan arkadaşın geleceğini de şekillendirecek temel nedenlerden biri olacaktır. Bir de gördüğü ve tanık olduğu zulüm, kararlaşmasında ciddi bir rol oynar. Asimile merkezleri olan sisteminin okullarına gitmez. Düşmanın asimilasyon politikalarına verdiği en anlamlı ve ilk cevap bu olur. O hep sade ve temiz kalmayı başarmıştır. O insana ait güzel olan ne varsa ona inanandır. İnsanca yaşama onuru o kadar güçlüdür ki onda, özgür ve anlamlı bir yaşam uğruna bir ömür feda etmeye hazırdır. Bir kadın olarak içinden geçtiği çağ onu hiçleştirmek üzerine ant içmiş bir çağdır. Yok sayılan, görmezden gelinen bir kadın gerçeği vardır. Ona reva görülen bu yaşamda kalmaya ne niyeti ne de sabrı vardır. Alması gereken bir intikamı, kini, öfkesi vardır. Halkının ve ülkesinin umudu olmak ona hep daha anlamlı gelmektedir. Başka türlü bir şeydir onun aradığı. Daha yalın, daha sade, kendini daha rahat ifade edebileceği bir yer tüm ezberlerinin bozulacağı bir yaşam. Bir yer var, dağların koynunda, ormanın içinde. Yeni bir yol aralayan, yaşamın ne kıyısında ne de köşesinde olunduğu bir yer. Yani tam ortasında hayatın ve zamanın. Dağlıların, dağları yüreğine nakşedenlerin mekânı… Dağlar ve gerilla onun için özgürlük sevgisidir, güzelliktir. Dağ demek kadın demektir, yaşam demektir, sırra ermek demektir. Dağları da yüreğine sığdırır Zîlan. Artık nerde ne nasıl yaşamak istediğine karar verir ve 2004 yılı Eylül ayında hakikat savaşçısı olmak için kararlaşır. Yönünü de yüreğini de dağlara çevirir. Hiç tereddüt etmeden bir kere bile acaba duygusunu yaşamadan. Yaşam mücadeledir, mücadele etmeden özgürlüğe erişilemeyeceğini iyi bilenlerdendir. Ondandır bu güçlü duruş. Ondandır bu heyecan. Ondandır bu yola çıkış… Dağları da Yüreğine Sığdırır Zîlan O, her yönüyle iyi bir gerilla olma adayı. Disiplinli, hızlı, tempolu, yaratıcı, girişken, eylemci ve savaşkan. Çabuk yetkinleşir bu savaşta Zîlan. Özgürleşmenin ancak Önderliğin etrafında olduğunu bilir. Bildiği bu çetin gerçek içinde soluksuz savaşır. Adını aldığı, ardılı olmak istediği Zîlan onda can bulur. O, anılarını her daim yaşatmaya yemin ettiği yoldaşlarına bağlılığın ifadesidir. Halkı ve değerleri için savaşıp ve böylelikle yeniden dirilişe anlam atfeder. Savaş gerekçelerini ortaya güçlü koyar. Yüreği sadece amaçları için çarpar. Önder Apo’nun paradigmasına en doğru katılımı sergilemek adına, hareketin en donanımlı, en güçlü akademilerinden geçer. Sadece bununla yetinmez bireysel olarak da kendini eğitmekten asla geri durmaz. PKK’ de her gün yeni bir şey öğrenir insan. Günlük yaşamı bile bir akademi gücündedir. Kendini bildikçe öğrenme istemi daha fazla artar. Öğrenmek onu daha fazla sade ve özlü kılar. Bin yılların öğretilmişliklerinden, çarpıklıklarından kurtulmak adınadır kendini eğitmek. Zihniyet savaşımını verirken fikir-zikir-eylem bütünselliğine ulaşabilmek adına daha çok çaba sarf edip mücadele eder. Kadın Kurtuluş İdeolojisinde derinleşerek kendini yeniden yaratmak onun vazgeçilmezi olur. Sıradan bir kadın olmak istemez, sıradanlık bitirir insanı. Sıradan olmak istemediği gibi yoldaşlarının da gelişiminden kendini sorumlu görür. Yoldaşları geliştikçe düşmandan bir kez daha intikamını alacaktır. Eğitimleri özümseyip yaşamda pratikleştirebilmek; kimliksizleştirilmek istenen bir halk, bir kadın gerçeğine en büyük cevaptır. Kadın ve yaşam diyalektiğini en iyi bilenlerdendir ve bu uğurda savaşan ve savaştıkça da güzelleşenlerinin geleneğinden beslenip gelmektedir Zîlan. Hayali sürekli bir gün doğup büyüdüğü o efsane topraklarda yani Amed’de gerillacılık yapmaktır. Fakat örgütün nerede ihtiyacı varsa oraya yol almaktan da asla geri durmayanlardandır, o olgunluğa erişenlerdendir. Ülkesinde ki iç sınırları yıkarak, Zap’tan, Garê’ye, Heftanîn’e, Rojava’ya, Qendîl’e ve son olarak Metîna’ya yani mücadelenin en yoğun, savaşın en kızgın yaşandığı tüm zamanlarda öncü düzeyinde kaygısız ve hesapsızca katılır tüm süreçlere. İçindeki ülke sevgisi Onu hep bir adım öteye taşır, dur durak bilmeden soluksuzca… Yükü omuzlayandır, öncüdür, ön açandır, düşmanın üzerine korkusuzca gidendir. Bin yılların “savaş erkek işidir” bakışını değiştirmek için gecesini gündüzüne katandır. Bağlı olduğu Önderlik ideolojisinin savunma gücüdür, komutanıdır Zîlan yoldaş. En zor koşullarda mücadele etmeyi ve kendi ayakları üzerinde durabilmeyi öğrenmiştir. En çokta özgürlüğü için savaşmayı ve komutanlaşmayı öğrenmiştir. Yüreği Dicle Nehri Kadar Coşkundur Zîlan demek hesapsızca yoldaşlık demektir. Her bir yoldaşının ruhuna dokunabilen, her birinde iz bırakan asil bir kadındır. Sevdiği yoldaşları tarafından sevilendir, özlenilendir. Berraktır yüreği Zîlan’ın, durudur. Coşkundur Dicle nehri gibi. Onun olduğu her mekân güzelleşir, anlam dolar. Yoldaşlığın güçlü bağları ile çepeçevre sarılır. Herkes kendinden bir parçayı bu asil kadında bulur. Sırtını dayayabileceğin dağ yürekli bir yoldaştır, sınanmış yoldaşlıktır onunkisi. En zorlu zamanlardan onu çıkaran tek bir gerçek vardır Önderliğe olan bağlılığı ve yoldaşlarına duyduğu sevgidir. Coşkuludur, asidir ama en önemlisi de güler yüzlüdür. Tüm zorluklara rağmen ağız dolusu gülümsemesini eksik etmeyendir. Zorluklarla çevrili yaşam ve mücadele gerçeği onda ciddi bir tecrübeye dönüşmüştür. Mütevaziliği ve samimiyeti ile tecrübelerini paylaşmayı eksik etmeyen bilge bir kadındır artık. Girdiği tüm savaşlardan aldığı yaralar olsa da asla yürüyüşünde engel olarak görmeyen, olmasına da izin vermeyendir. Anlamlı yaşamda ısrar edendir Zîlan, kendini adanmışlığın ifadesine kavuşturandır. Adının anlamını bir an bile unutmayan ve sürekli tekrarlayandır. Mücadele gerekçelerini asla unutmayan, zafere kilitlenmiş bir özgürlük komutanıdır. Pusulası Önderlik’ tir, Önderlik O’nun özgürlük çağrısıdır. Kulağında sürekli sevdiği bir ezgi gibi dolaşır bu çağrı, dinledikçe vazgeçilmezi olur. Bir Eylül ayında başlayan, 20 yıl soluksuzca süren özgürlük ve hakikat yürüyüşünün sahibidir. YJA-Star temsiliyetini şahsında somutlaştırandır, hakkı verilmiş bir yaşamdır onunkisi. Bir Anka kuşudur şimdi o. Yaşamı ve duruşuyla özgür kadın kimdir ve nasıl yaşara cevaptır. 2022 yılından şehit düştüğü ana kadar Metîna eyalet yürütmesinde yer alır Zîlan arkadaş, 8 Nisan 2024 tarihinde Metîna’da gerçekleşen düşman saldırısında Şahan Amed ve Serhed Çarçella yoldaşları ile beraber ölümsüzleşir. Mücadele Arkadaşları
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 343
“Yüreğimi alıp kavgaya yürüdüm Yürüdüm, dağların doruğuna eriştim Kurumasın diye sevda fidanı Canımı alıp canan ile bölüştüm…” (Mizgin Umut) İnsan yüreği bir hazine gibidir, her insan kendi yüreğini değerli mücevherlerle doldurur. Kiminin özlemi, hasretiyle dolar. Kimininse umudu aşk ile yeşerir yüreğinde. Kimisi yüreğinin peşinde; yol boyunca tüm zorlukları sırtlar, kimisi de sessiz sedasız hayatı seyreder. Sistem yaşantısının bunaltıcı havasından yüreğine sığınan ve arayışlar içerisinde olan gençlerden biriydi Mizgîn. Rojhilatê Kurdistan’ın Ûrmiye şehrinden olan yurtsever ve kendi geleneklerine bağlı bir aile içerisinde büyümüştü. PKK’yi tanıyan, seven ve destekleyen aile ve çevresinden küçük yaşta hareketi tanıma fırsatı bulmuştu. Sistemin yaratmak istediği insan modelini ve dayattığı yaşam şeklini kabullenmekte güçlük çekmişti. Sistem okullarında liseye kadar okumuş ve eğitim sisteminin dayattığı tekçi, kalıpçı ve baskıcı devlet düşüncesini reddetmişti. Bu nedenle sürekli bir arayış içerisinde olan Mizgîn, PKK ideolojisine yakınlık duymaya başlamıştı. İran devletinin erkek egemenlikçi sistem kurallarının özellikle kadınlar üzerinde uyguladığı baskıları ve yarattığı toplumsal algıları kabul etmeyip her zaman asi bir duruşun sahibi olmuştu. Bir kadını var eden değerlerin yasaklanması ve ortadan kaldırılmaya çalışılmasına karşı onu yaratan değerlere olan inancıyla tüm baskılara rağmen değerlerine daima sahip çıkmıştı. Hırçın, asi ve mücadeleci karaktere sahip olan savaşçılardan, Kurdistan Özgürlük Hareketinde mücadele eden kadın gerillaların heybetli, güçlü ve kendinden emin duruşlarından çok etkilenmişti. Kadın gerillalara olan merakı onun partiye olan yakınlığını, bu yaşama olan merakını arttırmıştı. Bu temelde PKK yaşamı hakkında arayışlar içerisine girmişti. Arayışlarının sonucunda bazı çalışmalarda yer almaya başlamış, Önderlik ve hareket hakkında merak ettiği birçok konuya cevap bulabilmişti. Yer aldığı çalışmada hem gördüğü bazı kadrolar şahsında hem de parti materyallerini okuyarak hareketi, ideolojisini ve amacını daha iyi tanıma fırsatını bulmuştu. Her geçen gün Önder APO’ nun yaratmak istediği yeni yaşama ve özgür insana hayranlık duymaya başlamış ve yaşama bakış açışı değişmişti. Kendi yaşamına Önder APO’nun ideolojisi sayesinde yön veren Mizgîn, yürütülen mücadelenin kalbinde yer almak isteyerek gerilla saflarına katılma kararı almıştı. Yol boyu gönlündeki umudu yeşerten Mizgîn, hayallerindeki aşka kavuşmanın heyecanıyla yürüyordu şimdi. 2006 yılında katılım yapmış, büyülendiği kadın gerillalarla buluşmuş ve hep aradığı yaşamın kaynağına kavuşmuştu. PKK mücadelesi hakikatin kazanılmasında ilerlenen zorlu bir mücadele sürecidir, bir bütün olarak gerçek ama acı veren türden bir gerçekliktir. Bu yüzden Mizgîn “Bu yaşam sıradan bir yaşam değil kimse oyun sahnesinde değil burası gerçekliklerin diyarı, insanlığın mekânı hani hep derler ya gerçekler acıtır fakat şu bilinmeli gerçekler acıttığı kadar da büyütür” demişti. Mizgin, şimdi dağlardaydı ve karanlığın içinden umut ışığı gibi aydınlanan Önder APO’nun yarattığı, o özgür yaşamın içindeydi. Ve PKK’nin bu emsalsiz yaşamı insanı adeta cezbediyordu. Mutluluğunu gizleme gereği duymadan büyük bir istek ve arzu ile gittiği yeni savaşçılar eğitiminde var olan yoğunlaşmalarını derinleştirmişti. Daha önce çalışmalarda yer aldığından dolayı PKK’ye, yoldaşlık ilişkilerine ve komünal yaşama yabancı olmayan azimli savaşçı kısa sürede dağ yaşamına uyum sağlayarak aktif bir katılım sergilemişti. Mizgîn, dağın çetin koşullarına hemen adapte olmuş ve yaşamdaki dürüst, samimi, moralli ve coşkulu katılımı ile yoldaşlarınca sevilen biri olmuştu. Eğitimden sonra Qendîl alanında pratik yürütmeye başlayan özgürlük yolcusu, yoldaşlarının yardımıyla gerilla yaşamına daha çabuk adapte olmuştu. Çalışmaların yoğunluğuna rağmen hiçbir zaman kendini Önder APO çözümlemeleri ve savunmaları ekseninde eğitmeyi ihmal etmemişti. Bu yüzden her zorluk karşısında çok anlayışlı yaklaşmış ve yeni olmasında rağmen gösterdiği anlam gücü ve direnç sayesinde örnek bir militan olmuştu. Onun için zorluklar olmadan insan özüne, özgürlüğüne kavuşamazdı. Bu yaklaşımla kolaylıkların ardındaki tehlikelerden sürekli uzak durduğu gibi zorlukların ardındaki güzelliklerin peşinden de aşkla koştu. Gerilla Mizgîn, günden güne ivmesi artan bir gelişim temposunu yakaladı. O yalnızca iradi anlamda ve ideolojik boyutta değil şimdi askeri anlamda da profesyonelleşmiş, örgütsel boyutuyla da büyük tecrübeler edinmişti. 2015 yılında DAİŞ’in başlattığı vahşice saldırılara karşı savunmasız kalan halkını korumak için dağlardan inen gerilla kuvvetinin içinde Mizgîn de vardı. Gözünü kırpmadan yedisinden yetmişine kadar insanları katleden ve kadınlara tecavüz edip köle pazarında satışa çıkaran canilerle savaşıp destansı direnişin sahibi olmuştu. Mizgîn de artık küçük yaştan beri hayranlık duyduğu, hep hayalini kurduğu cesur ve yiğit kadın savaşçılardan olmuştu. DAİŞ’e karşı yürütülen savaş mevzilerinde yaralanan Mizgîn, gördüğü tedaviden sonra mevziisine geri dönüp yoldaşlarıyla omuz omuza gece gündüz düşmanla çarpışarak DAİŞ’i yenilgiye uğratmayı başarmıştı. DAİŞ çetelerine karşı verilen mücadelede kadının öncülüğünde zaferler elde edilmiş ve çetelerin işgal ettiği alanlar özgürleştirilmişti. Bu savaş bir anlamıyla 5 bin yıllık erkek egemen sistem ile kadın savaşçıların varlık ve yokluk savaşıydı. Mizgîn ve yoldaşlarının insanlığa armağan ettiği bu zafer bin yıllara bedel bir zaferdi. Savaş ortamı insanı olgunlaştırır, çeliğe su verme misali insanı daha dayanıklı hale getirir. Tüm yaşam gerçekliklerine şahitlik ettiği mevzilerde Mizgîn de bu yaşam alevlerinin içinde yeniden doğmuştu. Tarihi bir direnişte yer alıp büyük tecrübeler edinmiş ve tekrardan dağlara dönmek için yola koyulmuştu. O, bambaşka duygularla Medya Savunma Alanları’na dönmüştü, bastığı topraklar, soluduğu hava, tenine değen güneş, öten kuşlar, yeşeren ağaçlar, açan çiçekler ve baktığı her yüz Mizgîn’e daha anlamlı gelmişti. Çünkü yaşam uğruna savaşmış ve bu yolda yüreğini ağır bedellerin acısıyla doldurduğu kadar dişi ve tırnağıyla verdiği savaşın mutlaka zafere götürdüğünü de bizzat görmüştü. Büyük bir sorumluluk duygusuyla yaşama daha fazla sahip çıkmış ve şehit yoldaşlarının bedenleriyle siper olduğu bu yaşamın en belirgin savunucusu olmuştu. Günlük ve hatta anlık olarak kendini eğiterek öz gücünü en azami şekilde açığa çıkarıyor ve mücadelesinin hizmetine sokuyordu. Kadın özgürlük çizgisinde benliğini yeniden gözden geçiriyor ve daha güçlü bir karaktere ulaşarak komutanlığın büyük görev ve sorumluluğunu üstleniyordu. Askeri anlamda yetkin olan ve ideolojik bir donanıma sahip olan Mizgîn, kadın özgürlük mücadelesinde zaferlerin sahibi olmayı başarmıştı. Komutan Mizgîn, 4 Ekim 2018 günü faşist Türk devletinin gerçekleştirdiği saldırılarda şehadete ulaşmış, bedeni korumakta olduğu vatan toprağına karışmıştı. Mizgîn, mücadele içerisinde Apocu felsefe ışığında kendini arındırmış, özgürlüğü tatmış ve herkesle paylaşmıştı. Her solukta özgürlük için mücadele vermiş, silahıyla destanlar yazmıştı. Hakikate biraz daha ulaşmıştı. Ve Mizgîn büyük bedellerle ekti yarınlara umutları, fidanları büyük emeklerle büyüttü. Anısı her daim mücadeleyi büyütme gerekçesi olacak... Mücadele Arkadaşı
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 335
“Yeter ki istesin insan, sever. Görmek isterse yıldızları, Dokunmak isterse kaleme, Bağırmak isterse gerçeği, İnsan isterse sever. İlk canlıyı düşleyip, bilinci muğlaklıktan sıyırmak, Gülüşlerin perdelerini kaldırıp, mutlak yalnızlığı parçalamak, Yaşamın en doğru tanımıysa farkına varmak Yeter ki istesin insan sever. Evren insan ise, anlaşılmak önemli ise, Yaşam enerjinin akışkanlığı ise, Hakikat, anlam gücü ise, Her şey canlı ise, Kendini aşmak isterse insan, sever…” Böyle dökülür yüreğinden dizeler Eser Yoldaşın. Tıpkı şiirinde de dile getirdiği gibi sever Eser Yoldaş. Sevdikçe daha da büyütür yüreğini. Çünkü sevginin fedakârlık olduğunu bilir ve doğru sevebilmek için kendinden vermesi gerektiğini anlar tüm benliği ile. Taşkın ırmaklar gibi sevilmek için önce taşkın ırmaklar gibi sevmek gerektiğini öğrenir erkenden. Öğrenir ve sever. Önderliğimizin ve kutsal şehitlerimizin yarattığı değerleri beyniyle ve yüreğiyle anlayıp hisseder, hissettikçe gerçek sevginin hakikatine erişir. Yaratılan tüm sevgi değerlerine iman edercesine katılır özgür yaşama. Ayrılıklar da sevdadandır deyip sonrası olmayan ayrılıkları da göğüsler. Zaten sonrası yok ki bu sevginin. Gerillada ki bu sevgiyi tarif etmeye kelimeler yetmez, sadece yürekler yeter. Ki yürekte kavramlarla, tanımlarla sınırlamaz. Bir şeyi tanımlamak ona sınırlar yaratmak değil midir zaten? Bu sevginin bir kalıbı yoktur ki tanımlanabilsin. Tanımlamak eksik bırakmak gibi, hakkını verememek gibi… Mücadelenin en kızgın olduğu demlerde bile kaygısızca, hesapsızca severek, sevginin timsali olan Eser Yoldaş sonbaharın en güzel ayı olan Eylül de İstanbul da açar gözlerini yaşama. Aslen Ardahan-Göleli olsa da hiçbir zaman görmez kutsal topraklarını. Bunun eksikliğini her zaman yüreğinin en derinlerinde hisseder. Yurtsever olmayan bir aile ortamında doğup, büyüyen Eser Yoldaş kendi kültür ve dilini hiç bilmez. Bildiği tek şey, Kürt olduğudur ama bunun ötesi yoktur. Büyüdükçe kimlik arayışı daha da çok gelişir. Kürt halkının bir ferdi olmasına rağmen kendi gerçekliğinden bu kadar uzakta yaşamış olması Eser Yoldaşı belli sorgulamalara sürükler. Yaşadığı sorgulamalardan ve çevresindeki kimi yurtseverlerle yaptığı tartışmalardan yavaş yavaş Kürt ve Kurdistan gerçekliğini bilince çıkarmaya başlar. Her ne kadar soykırımcı Türk devletinin uyguladığı politikalar sonucu kimliğinden, dilinden ve kültüründen uzaklaşmışsa da özünü yitirmemiş bir Serhat kadını olarak özüyle buluşmak için büyük bir çabanın sahibi olur. Eser Yoldaş bu konudaki hislerini şu sözlerle yansıtır; “Hiç köyümü görmedim, bu hep içimde kaldı. Kendimi Serhat topraklarında arayabilmek istemişimdir hep.” Yaşama dair yaptığı sorgulamalarda aynı zamanda toplumun kadına biçtiği rolün de ayırdına varan Eser Yoldaş, bir kadın olarak kendisine dayatılan geri geleneksel yaşam biçimini hiçbir şekilde kabul etmez. Kapitalist yaşam içerisinde hiçbir zaman var olanla yetinmeyen Eser Yoldaş hep bir alternatif yaşam arayışında olur. Tam da bu süreçte tanışır Önderlikle. Önderliği araştırıp incelemeye başladıkça her geçen gün özüne bir adım daha döndüğünün farkına varan Eser Yoldaş, bir kadın olarak özgürlük umudunu daha da güçlendirir. Önderlik gerçekliğinde doğru sevgiye nasıl ulaşacağını görür ve buna ulaşır. Önderliği ilk okuduğu zamanki duyguları şöyle dile gelir yıllar sonra; “Önderlik çok çekiciydi aslında. O’nu tanıma istemim, felsefesini öğrenme hevesim her gücen gün artıyordu. Önderliği okuduktan bir müddet sonra farkında olmadan seni doğruya çekip, seni sana tanıtıp özünle buluşturuyor. Ve yaşamına anlam katmaya çalışıyorsun artık.” Artık daha fazla bu şekilde yaşayamaz Eser Yoldaş. İçindeki o sadece ve sadece kendisine ait olan özü ortaya çıkarmak ve onu yaşatmak ister. Çünkü bir Kürt kadını olarak, birden fazla ve kendisinin olmayan, gerçek mi sahte mi olduğunun ayırdına varamadığı kişilikleri taşımak sıkıntılı bir yük gibidir artık... Peki, gerçek ve sadece ona ait bir özü var mıydı onun? Varsa neredeydi ve kimdi o? Bu soruların cevabını bulduğu Önderlik felsefesinin doğru katılımcısı olabilmek için kendisini özgürlüğe çağıran sese kulak vererek, 2014 yılında yönünü özgür dağlara döner. Gerilla saflarında ilk olarak dürüst, açık, samimi ve istekli katılımıyla dikkatlerini çeker yoldaşlarının. Bir gün bile olsun yaşam heyecanını yitirmeden katılımını güçlendiren Eser Yoldaş Önderliği tanıdıkça daha da çok sahiplenir bu yaşamı. Yıllardır aradığı kökleriyle buluşmadır bu onun için. Eser Yoldaş öyle derinden sever ki bu yaşamı, yoldaşlarını ve kadınları, bütün insanlığın sevgisi onun ruhunda can bulur sanki. Rüzgârda savrulan saçının her telinde Kürdistan’ın karış karış toprağı konuşur. Önderlik felsefesinde, Sara Yoldaşın yolunda öyle güzel büyütür ki yüreğini Eser Yoldaş yeniden kavgayı öğretir gibidir yaşamıyla. Açık ve kaygısız olmak, en çok sevdiğini eleştirmek, ruhunu dağlarla yoğurmak, Kürdistan’ın her karışında mayalamak… İşte bunlar ifade bulur onda. Ne güzeldir ki ona dost olabilmek… Eser Yoldaş asla yaşamının basit, kuytu köşelerde geçmesine izin vermez. Ne kolay ve sıradan yaşayacaktır ne de bu şekilde bir mücadelenin sahibi olacaktır. Savaşa dair yoğunlaşmalarını her geçen gün derinleştiren Eser Yoldaş, Kürdistan’da zaferin ancak fedailik çizgisinde bir mücadele ile mümkün olduğu sonucuna varır. Bunun da Önderlik felsefesinde ve binlerce yoldaşın emek ve kanlarıyla yarattığı kutsal PKK yaşamında kendini eritmekten geçtiğinin bilincine varır. Profesyonel bir özgürlük gerillası olmayı hedefleyerek kendisini askeri taktik ve teknik açısından sürekli geliştirir. Düşmana ağır darbelerin vurulduğu birçok sürpriz eylemin hazırlanmasında ve pratiğe geçirilmesinde emek sahibi olur. Kendisine öncü bellediği başta Güneş’imiz Önder Apo’nun paradigması ile ilerlerken, fedai yoldaşların yarım kalan hayalleri ile yürür. Her geçen günde kararında net, eylemci kişiliği ile yol alan Eser Yoldaş asla pes etmeden, ısrarla başarıya doğru yürür. Sömürgeci Türk devletinin Kuzey Kurdistan başta olmak üzere tüm alanlarda Kürt halkına yönelik soykırım saldırılarını yoğunlaştırması ve katliam gerçekleştirmesi Eser Yoldaşın düşmana olan öfkesini daha da biler. Bunun için Kuzey Kürdistan’a geçme önerisinde bulunarak mücadelesini daha da büyütmek ister. Fedai komutan Zîlan Yoldaşın ardılı olarak, büyük bir hayranlık duyduğu Sara Yoldaşın mekânı olan Dêrsîm’e geçmeyi özellikle isteyen Eser Yoldaş, yoğun ısrarları sonucunda bu amacına ulaşmayı başarır. Gittiği Dêrsîm alanında hiçbir zorluğu gerekçe yapmadan içten yoldaşlığa ve derin özgürlük bilincine anlam verir. Apocu özgür bir kadın militan olarak düşman saldırılarını boşa çıkarma ve darbe vurma arayışlarını sürekli kılar. Düşmanın her türlü engelini ve zorlukları aşarak an’a ve döneme cevap olmasını bilen Apocu bir fedai olur. 14 Ekim 2023 günü Dersim’de gerçekleşen düşman saldırısında Edessa Cejna Yoldaşla beraber son nefesine kadar direnerek şehadete ulaşır. Eser yoldaşımız; özgür kadın ilkelerindeki tavizsiz duruşu, direngen ve yılmaz kişiliğiyle her zaman yolumuzu aydınlatan bir meşale olacaktır. Mücadele Arkadaşı
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 347
Kalmışsa insanın yüreğinde, biraz insanca yaşama onuru, en güçlü dürtüdür onda özgürlük arayışı. Ekmek ve sudan daha acil, hayatındaki tüm sorunlardan daha vahimdir. Onun için yüreğini kopartırcasına ağırdır düşman kafesinde yaşamak ve en ürkütücü şeydir doğru yoldan habersiz yaşamak. Dilinin, kültürünün, varlığının, anne ve babasının dahi hor görüldüğü, emeğinin sömürüldüğü, her sözünün yasaklandığı bir sistemde yaşamak en ağır işkencedir onlar için. Eğer varsa insanın yüreğinde biraz insanca yaşama onuru, Hallac’ca derisi yüzülse de dönmez sözünden, vazgeçmez özünden. Kurdistan dağları yarım asır kadardır sözünün arkasında, hayallerinin ardılı, onurlarının savunucusu olmakta karar kılanların kadim meskeni oldu. Dağlara nice dağlar ekildi, dağ gerilla rengine büründü, gerilla dağ oldu sarsılmaz kayalıklar misali ve dimdik durdu işgalin, işgalcinin karşısında. En cehennemi ateşlerde dahi özünden, sözünden hakikatinden vazgeçmedi. Apoculaştı gerilla, o yüce, o tarihin eşini daha görmediği saf irade, saf onur ve saf kararlılığın gücünü şahsında somutlaştıran Önder Apo’un öğretisinde kendini yeniden yarattı gerilla. Bugün de bu yola giren gerilla kudretinin neleri başardığının eşsiz sahneleri somut bir şekilde gözler önüne serilmiştir. Tarihi Zap savaşı devam ederken amansız bir iradeyle bir halkın kurtuluş savaşını yürütenler Onur diye haykırıyor. Onur onların tek emeli, onur onların dayanağı ve onur onların umutları oluyor. Kurdistan’lı Yurtseverler Metropollere Göçerken Kendileriyle Birlikte Bir Kurdistan Taşıyordu Şükran Arvas (Onur Artos) Wan’ın heybetli Artos dağının eteklerine kurulan Westan ilçesinde Kürt kültürüne ve yurtsever değerlere bağlı bir ailede dünyaya geldi. Ailesi düşman politikaları karşısında diz çökmediğinden köyleri yakılıp metropollere taşınmak zorunda kalan yüzlerce aileden biriydi. 1993 yılında metropollere taşınan aile tüm baskılara rağmen değerlerine sadık kaldı ve yurtsever özünü korudu. Yurdundan uzakta büyüyen Şükran her daim en derin tarafında, ülkesini beraberinde gittiği her yere taşıdı. İmha ve inkâr zihniyeti Kürtleri Kürdistan’dan uzaklaştırarak onları Türkleştireceğini, Türk milliyetçiliği içerisinde eritip sindireceğini zannederken Kürdistanlı yurtseverler kendileriyle birlikte bir Kürdistan taşıyordu metropollere. Şükran, köylerinin yakıldığı anın annesi tarafından hazinle anlatıldığı hikâyelerle büyüdü. Erken yaşlarda aklı ermişti büyük sorunlara, yaşıtları bez bebeklerle oynarken o hep bir yabancılık hep bir yarım kalmışlık hissediyordu. Bir ülke davası vardı ve bu dava onun zihninde ‘ONUR’ un eş anlamlı kelimesi gibi nakış etmişti kendisini. Onuru için dağlara çıkan, onuru için zindanlarda yatan akrabaları vardı. Sistem okulunda 7 yıl okumak onun için devlet yolunun hiçbir getirisi olmadığını anlamaya yetmişti. 7. Sınıftayken terk etmişti okulu ve kendi emeğiyle yaşama atılmaya o küçük yaşında başlamıştı. Çocukluğundan beri içinde yurtsever özler taşısa da partiyi yakından tanıması 2011 yılında seçim çalışmalarına girmesiyle başlar. Partiyi yakından tanımasıyla beraber hemen mücadelede aktif rol almak ister ve gençlik çalışmalarına dâhil olur. Bildi bileli maruz kaldığı ötekileştirilme ve hor görülme duygularının sebebini bilince çıkarttığında coşkun dereler misali akmaya başlar Şükran. Akar kurutulan tarafının üstüne, besler yurtsuzluğun yarattığı kuraklığı, akar savrulan benliğinin üstünü toplar her bir parçasını sistem kuytuluklarından, akar düşman üzerine en sert dalgasını düşmanın kolluk kuvvetinin suratına vurur. Aktıkça berraklaşır, aktıkça umudu olur bir halkın ve aktıkça bulur kendini ve onurunu. Gençlik çalışmalarındaki faal katılımından kaynaklı 2012 yılında tutuklanır. Yine bir sindirme politikası ters teper, yine ‘ONUR’ en yenilmez, en zapt edilmez bir insanlık değeri olarak kendini sere serper. Şükran zindanda olduğu süreç içerisinde Şehit Viyan Soran’ın, Şehit Andok ve Şehit Êrîş’in fedai eylem raporlarını okur. Viyan Soran arkadaşın mektubunda gördüğü Önderliğe derin bağlılığın sebebini merak eder ve o zaman ciddi anlamda Önder Apo’yu merak etmeye başlar. O Şehit Viyan’ın mektubundan o kadar etkilenmiştir ki o mektupla kalkıp o mektupla yatar. Zindan ortamında doğal olarak artık Viyan adıyla çağırılır. Bu temel üzerinde ilk kararlaşmasını yaşar ve zindanda iken kadro olma sözü verir. Büyük zindan direnişlerinin, açlık grevlerinin olduğu bir süreçte zindanda geçirdiği dönem onun benliğine sarsılmaz bir mücadele aşkı bahşeder. 2014 yılında tahliye olduktan çok kısa bir süre sonra yönünü direkt Kürdistan dağlarına döner. Verili Sisteme Yetinen ‘Şükran’ Değil, Öz İradesini Aramaya Koyulan ‘Viyan’ Oldu Viyan koyar adını, Viyan Artos. Çünkü o metropollerde büyümüş olsa da Artos’ların çocuğudur ve sistem pençesinde açmış olsa da gözlerini Vîn’dir O, Viyandır, ete kemiğe bürünmüş iradedir ve Viyan Soran’ın bir ardılıdır. Dağda geçirdiği her ana büyük anlamlar sığdırır Viyan, Apocu felsefeyi günden güne daha yakından tanıdıkça fikri ve zikri berraklaşır, benliği daha da güzelleşir daha da kendi kılıfını aşar olur. Dağda aldığı ilk gerilla eğitiminden sonra düzenlemesi Basın çalışmalarına yapılır, bu çalışmaları yürütürken derinlemesine yoğunlaşmalar içerisine girer. Basına işlemiş olduğu her bir şehit yoldaşı aslında en çok kendi içine işler. Her şehitte daha da bilenir, keskinleşir irade ve kararlığı. 2016 yılında Şehit Mazlum Doğan Parti Okuluna giderek yoğunlaşmalarını daha kolektif ve daha sistemli bir hale getirebileceği bir ortama girer. Akademi süresi boyunca hemen her konuda kendi benliğine dokunur Viyan. Zaten her şey benlikte başlamıyor muydu? Kendine hâkim olduğun an evrene hakim olduğun an değil miydi? Önderlik felsefesinde derinleşip aydınlandıkça daha da güçlendi daha da güzelleşti Viyan. Akademi sürecinden sonra tekrar basın çalışmalarına dönen Viyan Arkadaş bu defa Xakurkê ve Xinêre alanlarında savaşın içinde yer alarak savaş muhabirliği yapar. Sıcak savaşın yüzünü ilkin orada görür, kendi gözleriyle kendi kamerasıyla şahitlik eder bir tarafı muazzam irade öte tarafı feci bir vahşet olan savaşa. Düşmanın gerçek yüzünü o zaman görür kazan bombaları ve siha roketleri üzerinde. Anlar o zaman, anlar ki savaş yegâne umut yegâne onur kaynağıdır. Her ne kadar kaldığı basın çalışmasının öneminin farkında olsa da kalbi hep ön cephelerde atar, orada bulunmak, orada namlusunun ucundan kinini kusmak ister. Yoğun önerileri üzerine askeri kuvvetlere geçer. Askeri açıdan her zaman bir gelişme gerekliliğini derinden hissedip buna göre kendine bir disiplin kazandıran Viyan Arkadaş bir süre sonra yoğunlaşmalarını tırmandırarak bir zirveye çıkartmaya çalışır ve özel kuvvetlere geçme önerisinde bulunur. 2019 yılının başından itibaren özel kuvvetlere dahil olur ve burada inanılmaz duygular yaşar. Zindandayken mektuplarını okuduğu Şehit Andok ve Şehit Êrîşlerin mekânındadır, Doğaların, Zınarların yoğunlaşmalarını zirveye taşırdığı yerdedir, Şehit Zîlan’ın adını alan Ölümsüzler Taburunun çok yakınındadır. Bu başlı başına onu derin sorgulamalara yönlendirirken benliğinin sınırlarını aşmada da yapıcı bir sorgulama dönemi olur. Adını, tüm hücrelerine kadar uğrunda savaştığı Onur koyar. Onurdur o, onurludur, onuru için göğüslemiştir onca zorlu koşulu, onuru için âşık olmuştur Apocu felsefeye. 2021 yılına kadar da Özel Kuvvetler bünyesindeki çalışmalara dâhil olup buradaki yoldaşlarıyla sarsılmaz güven bağları geliştirir. Onur, derinleştirdiği yoğunlaşmaların meyvelerini pratik savaş sahasında alıp halkına sunmak ister. 2021 yılında düşmanın Garê Siyanê operasyonuyla startını verdiği pençe kilit operasyonuna karşın etkin bir şekilde savaşın içerisine dâhil olmak isteyen Onur Arkadaş önerisi üzerine 2021 yılı sonbaharında Medya Savunma Alanlarına hareketli birim endamı olarak geçti. Zap Vadisinin Tam Kalbinde, Şehit Ümit Direniş Kampında ‘Onur’ Savaşının İçinde Buldu Kendini Zap’ın hareketli birlikleriyle beraber hareket ederken Partiyi tanıdığı ilk yıllardaki heyecan yine sarıp sarmalar yüreğini. Coşkun bir nehir misali akar yine, akar akar durulmaz, akar akar berraklaşır Onur. Birçok eylemde rol üstlenir, birçok mevzilenme çalışmasına öncülük eder. Her anını savaşa göre düzenler. Kısa bir süre içerisinde hesapsız ve adanmış kişiliğiyle oradaki tüm yoldaşlarının yüreğinde yer edinir, güven verip güven yaratır. Hem eylemlere katılır hem de hazırlıklara öncülük eder. 2022 yılında T.C hükümeti tüm Türkiye’yi borç batağına sürüklemek pahasına olsa da her türlü masrafı göze alarak dünyanın en gelişmiş tekniklerinin elinde bulunmasına duyduğu güvenle Zap üzerine yürüdü. İlk geceden 300’ü aşkın hava saldırısı gerçekleştirmişti. Onlar bu hava saldırılarından sonra zaten savaşacak kimsenin kalmayacağına kalanların da savaşamayacak durumda olduğuna ikna etmişlerdi askerlerini. Tabi Türk askeri Zap toprağına adım atar atmaz hezimete uğruyordu. Direniş kalelerinden çıkıp vuranlar, araziden vuranlar nefes aldırmıyordu Türk askerine. Tarihi bir savaş, eşine rastlanmamış bir iradem sergiliyordu gerilla. Zap yüzyıllarca konuşulacak, örneği verilecek bir destan yazıyordu. Onur bu savaşın tam kalbinde bulmuştu kendini. Kürdistan Halkının kurtuluş ve özgürlük hayalini kendi eliyle resmeder gibi hissediyordu, ülkesine karşı inanılmaz sorumluluk duyguları o savaşta çok daha fazla pekişmişti. Durmuyordu, duramıyordu. Bir şeyler yapmak istiyor, hemen darbe vurmak hemen intikam almak istiyordu. Savaş başladığında Zap’ın hareketli birliğinde yer alıyordu Onur. Sayısız fedakârlığa ve sayısız eyleme katıldı Onur. En çok da Şehit Şahin tepesi üzerinde toplanan düşmana vurdu, en çok onları cezalandırdı. Şehit Avzem ve Şehit Bagerlerin öncülük ettiği direnişe müthiş bir saygıyla bir kutsallıkla yaklaştı ve oradaki fedai arkadaşlarının yükünü hafifletmek için muazzam bir çabanın sahibi oldu. Cihaz üzeri gelen Avzem’in sesinden Onurlar, Onur’un sesinden Avzem’ler güç aldı. Her yerde tek bir ruh olmuştu gerilla. Gerilla her yerde aynı gerilla, düşman her yerde aynı düşman kesilmişti. Onun için her mevzi bir diğer mevziyi derinlemesine hissediyor ve anlıyordu. Onun için yoldaşlık sevgisi, fedailiğe biçilen saygı öyle bir derinleşmişti ki ortaya çıkan sinerji her türlü düşman saldırısını yok sayıyordu, yoktu onlar, olsalar dahi değiştiremezlerdi hiçbir şeyi, edemezlerdi gerillayı dağlardan Kürdü toprağından. Uğruna canlarından çok daha fazla şeyi verecek olanlardan biriydi Onur. Şehit Şahîn Tepesi üzerindeki askerlere yaptıkları eylem sonrası birimleri Şehit Ümit kampına çekilmişti Heval Onur’un. Şehit Ümit kampı Şehit Şahîn tarafından gelindiğinde Çemço’nun girişinde yer alan bir yerdedir. 30 Haziran’dan itibaren onlarca tankları ve yüzlerce askeriyle Çemço alanına girmek isteyen düşmana karşı kendini siper edercesine fedaice bir savaşın ve direnişin sahibi oldu Onur. Sürekli dışarı çıkıp ferdi silahlarıyla yaklaşık 15 gün boyunca çatışarak düşmanın Çemço içlerine kadar girmesini engellediler. En son düşman Şehit Ümit kampı üzerine geldiğinde tüm imkânsızlıklarına ve tüm zorluklarına rağmen amansız bir direniş örneği sergilediler. Komutanını arayan savaş gelip orada onları buldu. Yaklaşık 40 gün boyunca dişlerini tırnaklarına, gecelerini gündüzlerine katarak en büyük adanmışlık timsallerinden biri oldular. Onur yoldaş burada doğal bir komutan rolünü üstlendi. En zor koşulların içlerinde yer almasına rağmen her zaman güç veren, moral veren konumunu korudu. O adına yaraşır yaşayıp savaşanlardan oldu. Ömrünü onuruna adayanlardan oldu, Şehit Viyan Soranların, Şehit Êrîş ve Şehit Andokların, Bager ve Avzemlerin ardılı oldu. Derin bilinci, samimiyeti, mütevazı kişiliği, sonsuz bağlılığıyla yoldaşlarının güven kaynağı oldu. Onurlu bir yaşamın nasıl yaratılacağını cümle cihana gösterdi. Mücadele Arkadaşı
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 347
Sara Tolhildan (Leyla Aykut) yoldaş, Beytuşebap’da dünyaya geldi. Kurdistani değerlere ve parti ahlakına sahip bir ailede büyüdü. Heval Sara’nın yurtsever ailesinde temellerini attığı ahlaki duruş, parti saflarında onu hakiki Apo’cuların asil bir timsaline dönüştürmüştü. Ve 2015 yılında PKK saflarına katılarak mücadelesini daha çok büyütmenin arayışları içerisine girmişti. 2015 yılına kadar da ‘ben o coğrafyanın güzelliğinde, o dağların vadilerinde hep özgürlük tanrıçalarını aradım’ dediği Heftanîn alanında kaldı. ‘Ben Kurdistan dağlarıyla ve Önder Apo’yla Heftanîn’de sözleştim’ derdi. En basit diyaloglarda bile şiir gibi konuşmayı, şiir gibi yaşamayı ve şiir gibi bir kadın olmayı Heftanîn’de öğrenmişti. Onunla yaşadığınız tüm zamanlarda, onda şahitlik ettiğiniz her anda sanki etrafında ideolojiden örülmüş bentler olduğunu sanırdınız. Boş konuşmazdı. Önderliğin söylediği ‘24 saat durmadan çalışan motorlar gibi olmalısınız’ sözü belki de en fazla heval Sara’nın kişiliğinde somut olarak yaşanırdı. Boş konuşmadığı gibi, bir gün olsun zamanını boşa geçirdiğine de şahit olmadık. Çünkü onu yürüten en önemli güç önce ahlak, sonra vicdandır. Yaşamdaki disiplinsizliğe, yoğunlaşmayan, üretmeyen, tempolu çalışmayan, düzene gelmeyen yaklaşımlara karşı müthiş bir öfkesi vardı. 2017-2018 yıllarında gördüğü Mahsum Korkmaz Akademisi ve Xeyri Durmuş Akademilerinden sonra Avaşîn alanına geldiğinde doktordu heval Sara. Ama onun yaşam ve çalışma tarzını görenler onun yalnızca bir doktor değil, sanki ardından bir ordunun birliklerini yürüten bir savaş komutanı olduğunu sanırdı. O onu bekleyen süreçleri öngörür, o süreçlere ilişkin planlamalara gider, zamanı geldiğinde de sanki yıllardır o ana hazırlanıyormuş gibi soğukkanlı bir şekilde dönem görevlerini yerine getirirdi. Hep çok sakin, çok soğukkanlı, çok akıllı ve çok disiplinliydi. O yaşarken dahi bizler onun yaşam disiplinini hayranlıkla izlerdik ve hepimiz ona katılırdık. Onun yanında uykuda kalmak, onun yanında bir çalışmaya katılmamak, onun yanında disipline olmamak mümkün değildi. Yaşayan ve yaşatan, katılan ve katandı o. Etrafındaki herkeste de o ağırlığı yaratırdı. 2 yıl boyunca Avaşîn’de doktorluk yaptı heval Sara, hem doktorlukta hem gerillacılıkta uzmanlaşmayı Avaşîn’de öğrendi. Yaralı bir arkadaşa ulaşmak ve onu iyileştirmek için keşif uçaklarının altında saatlerce yürüdü, suları, köprüleri geçti, tepelere tırmandı, yoruldu ama her seferinde ağırlığı çok fazla olan o sağlık çantası sırtında bir gün olsun vazgeçmedi yoldaşlarını iyileştirmekten. Yaralanan her arkadaş onun vicdanıydı. Birinin yaralandığını duysa ve o an koşullar dışarı çıkmak için uygun olmasa yerinde duramazdı, dakikalarca tünellerde volta atar, sürekli düşünür ve bir çare arardı. En sonunda yine risk alır, mutlaka kendini ulaştırırdı o yaralı arkadaşa. Heval Sara hastayı ve yaralıyı ayağına bekleyen doktorlardan olmadı hiç. ‘Gitsem de bir şey yapamam, hastaneye gelmesi lazım’ sözünü ondan hiç duymadık. Hiçbir şey yapamayacağını bilse bile her zaman ‘heval bir umut’ deyip yine giderdi. Yoldaşlarının umuduydu bu yüzden Sara. Avaşîn operasyonunda yaralı bir şekilde 12 gün arazide kaybolan bir kadın arkadaşı bulmaya gidenlerden biriydi. Eğer bulurlarsa hemen ilk tedaviyi yapmak için o da gruplarla beraber aramaya gitmişti. Yaralı arkadaşı bulduklarında arkadaş şahadetin eşiğindeydi, çok kan kaybetmişti. Heval Sara’nın ilk müdahalesi sayesinde yaşama tutundu. Heval Sara ilk müdahaleyi yapmadan önce arkadaşa demişti ‘önce şunda anlaşalım, ölmek yok, böyle kolay ölmeyeceksin. Düşmanı sevindirmeyeceksin, hadi şimdi dirençli ol ve bana yardım et’ demişti. O kadın arkadaş daha sonraları bu olayı anlattığında ‘Sara’nın o sözleri olmasa, onun o gülümsemesi olmasa, benim o ölü bedenime kimse can katamazdı’ demişti. O sadece doktor olduğu için değil, aynı zamanda Apocu bir fedai, çok derin bir yoldaşlığa sahip olduğu için yoldaşlarının canına can veren, ruhuna ruh katandı. Ölüyü dirilten, dizleri titreyenleri yürüten, adeta bedenlere ruh üfleyen bir sihir vardı Sara’nın karakterinde. Ona her baktığımda her seferinde ‘bir insan ancak bu kadar adının anlamını taşıyabilir’ diyordum. Büyük Sara arkadaşı hiç görmemiştik, ama binlerce kez dinlemiştik. Nasıl direndiğini, yaşam ve çalışma ahlakını, kavgacı karakterini, dimdik duruşunu ve mücadelesini hep dinlemiştik. Sara Tolhildan arkadaş yürüdüğünde Sakine Cansız yürüyor dediğim zamanlar çok oldu. Aynı onun gibi mücadeleci, güçlü, kavgacı ve direngendi. Bu yüzden Sara adı en çok da ona yakışmıştı aslında, Sara en çok da onda anlamını bulmuştu. Sara’ca yürümeyi, Sara’ca kavga etmeyi çok iyi bildi çünkü. 2 yıl boyunca Avaşîn alanında pratik yürüttü heval Sara. Orada hem doktorluk yaptı, hem de 2021 yılında yaşanan Avaşîn operasyonuna damgasını vuran Werxelê Savaş Tünellerinin (2. tünel) inşa edilmesinde büyük emek sahibi oldu. O Avaşîn’de hem bir doktor, hem eli silahında gerilla, tünel yapımında emek işçisi, her çalışmada yoldaşlarının öncüsüydü. Belki de onu tabir edebileceğimiz tek cümle ‘dağ gibiydi’ cümlesi olur. Gerçekten tek cümleyle ‘dağ gibiydi’ 2021 yılında Avaşîn alanında operasyon başladığında, savaş ve direniş alanlarında yıpranan, yaralanan, ya da geri çekilen arkadaşların hepsi o zaman Sida alanına gelirdi. Sida alanındaki Şehîd Doğan şkeftinin yönetimiydi heval Sara. O süreçte savaşta yıpranan, yaralanan arkadaşların bakımı, geri çekilen arkadaşların ihtiyaçlarının karşılanmasından birebir kendini sorumlu gördü. Tüm arkadaşların ihtiyaçlarıyla ilgilenen, sürekli koşuşturan, sürekli arkadaşlara hizmet etmek için bir arayış içinde olan muazzam bir temposu vardı. O zamanlar ona hep ‘heval ne olur biraz dur artık, tamam herkes iyi ve herkesin ihtiyaçları karşılandı’ derdik. Bazen sabahlara kadar arkadaşların başında bekler, yolda olan gruplar varsa eğer yollarını gözler ve onlar içeri girene kadar uyumazdı. Büyük Werxelê direnişimizin devam ettiği günlerdi, o zamanlar neredeyse her gün aynı şeyi söylüyordu ‘heval arkadaşlarımız direniyor, onlar 24 saat ayakta, bir uyku bile uyumuyorlar. Biz onların 2, 3 saat uzağındayız, yanı başımızda bunlar yaşanırken, nasıl sıradan katılabiliriz’ Bu vicdan muhasebesini, bu sorgulamayı her gün yaptığını çok iyi biliyorum. Sloganı ‘sıradanlık ölümdür’ cümlesiyle. Mamreşo direnişinin başladığı günlerde yazdığı günlüğünün başına ‘sıradanlık ölümdür’ diye yazmıştı. Bu yüzden hiç sıradan olmadı heval Sara, direniş sürecine hiç basit yaklaşmadı ve özellikle tünel direnişlerini çok derinden yürekten hissetti. Layık olma arayışı çok güçlüydü. Mamreşo, Werxelê, Tepe Sor direnişlerine layık olmak için hem manevi olarak kendini hazırlama boyutu, hem d-e bulunduğu tüneldeki somut hazırlıklara katılma ve o mevziyi bir savaş mevzisi haline getirme çabası çok güçlüydü. 2022 yılının 17 Nisan’ında düşman Zap alanının birçok tepesine indirme yaptığı esnada Sara arkadaş Şehîd Doğan savaş tünelleri olarak adlandırılan Sida hastanesindeydi. Düşman Werxelê ve Kuro Jaro’ya indirmeler yapmaya başladığında çok olmasa da yine biraz o bölgelere uzak olan Sida’da bulunan heval Sara, ilk geceden o tüneldeki hazırlıklara hız vermeye başladı. Hemen ilk gece rextini taktı ve kendi bireysel cephanesini kontrol edip hazır hale getirdi. Bazı arkadaşlar ‘heval Sara düşman daha çok uzağımızda sen hemen rextini taktın’ diyorlardı, ancak heval Sara daha ilk günden bu operasyonun ne demek olduğunu çok iyi anlamıştı. O gün yani ilk gece heval Sara’nın talimatıyla Şehîd Doğan savaş tünelinde bulunan tüm erzak varillerini boşalttık ve erzakları en baştan sayıp, tünellere yerleştirdik. Boşalan erzak varillerine de su doldurduk. Heval Sara boş ne bulduysa su dolduruyordu, bardakların bile hepsini su doldurmuştu. Çünkü tünel savaşı demek önce psikolojik ve manevi olarak hazırlanma, sonra altyapı, daha sonra da sağlam mevzi çalışmasıdır. Heval Sara daha Mamreşo operasyonu başladığında kendini bir tünel savaşı için hazırlamıştı, ‘keşke ben de bir gün Serhad arkadaş gibi direnebilsem’ dediğini biliyorum. Onların ardılı olma arayışı, istemi çok güçlüydü. Şehîd Doğan tünelindeki altyapı çalışmasının başında duran yine Sara arkadaştı, erzakların çarçur edilmemesini denetleyen, sürekli erzak sayımı yapıp ona göre bir lojistik politikasını belirleyen ve altyapının tamamlanması için sürekli emek verenlerin başında heval Sara vardı. O tünelin tamamlanmasında en yoğun tempoyla çalışan arkadaşlardan biriydi. Erkek arkadaşlar gece kırıcı ile tünelde çalışıyorlardı, diğer arkadaşlarda hiltici arkadaş işini bitirdiğinde gider toprak atardı. Heval Sara çoğu zaman geceleri hiltinin sesini takip eder ve hilti durduğu gibi gece saat kaç olursa olsun yanına bir arkadaş alır gider toprak atardı. Yani hiçbir zaman ‘şimdi kalsın, yarın sabah yaparız’ demezdi. Gerçekten muazzam bir temposu vardı. O tünellerde toprak attığımızda birden şak diye elini tünelin duvarına vurur ‘savaş olacak burada savaş’ der ve kahkahayla gülerdi. Şehîd Doğan tünelindeki en ciddi hazırlıklar ve en tempolu çalışma Zap operasyonu başladıktan sonra yapıldı. Yani arkadaşlar savaşın içinde savaşa hazırlandılar. Şehîd Doğan’ın pencereleri operasyon içerisinde çıkartıldı, yine tünellerdeki birçok tedbir operasyon içinde alındı. Bu sürecin öncüsü de Heval Sara’ydı. 15 Ağustos 2022 tarihinde biz Zap alanındayken gönderdiği bir notunda aynı şu cümleleri yazmıştı. ‘Burası da bir Mamreşo olabilir, burası da bir Werxelê olabilir. İrade aynı iradedir, inanç aynı inançtır. Eğer böyleyse neden buradan da büyük kahramanlıklar çıkmasın ki. Neden burada da bir destan yaratılmasın. Onlar bize bir miras bıraktılar, biz bu mirasın devralanları olarak kendimize bir misyon biçtik. Ben de kendimi buna hazırlıyorum ve kendimi düşmana karşı her zamankinden daha güçlü ve kararlı hissediyorum. Düşmanla karşı karşıya geldiğim anda ne yapacağım konusunda çok düşündüm. Belki yoğun savaş tecrübelerim yok, belki şimdiye kadar hep bir doktor olarak kaldım alanlarda. Ancak biliyorum ki ben direnenlerin yoldaşıyım. Ve direnmek için gerekli olan ilk şey silah değil, yürektir. Yüreğim ve aklım bana bir fedai olmam konusunda talimat verdi. Ve ben bu talimatı bu savaş tünelinde uygulayacağım’ Düşman Eylül 2022’de Şehîd Doğan savaş tünellerine geldiğinde heval Sara aynen bu sözlerin uygulayıcısı oldu. O tünelin emekçisi, o tünelin doktoru, yoldaşların yoldaşı, savaşın komutanı, düşmanının korkusu oldu. 2 yıldır, belki yaşamanın bile çok zorlaştığı bir koşulda düşmana aman vermeden direndi. Aynı büyük Sara arkadaş gibi düşmana teslim olan değil, düşmanın yüzüne tüküren oldu. Bizler onların yoldaşları ve onlarla aynı zamanları paylaşmış olmanın şansına erenler olarak mücadelemizin her anında onların duruşlarının mücadelemize ışık tutacağına söz veriyor ve anılarına bağlı kalacağımızı belirtiyoruz. Mücadele Arkadaşları
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 317
Evrende her oluşum kendi zamanını bekler. Kendi zamanı içinde kendini güçlü ve anlamlı var eder. Bu ahenk sayesinde evrenin oluşum kanunları işler. Evrenin bir parçası olan biz insanlar içinde bu geçerlidir. Hepimizin bir oluşum süreci vardır. Bu hem fiziki hem de düşünsel süreçlerdir. Kendi oluşumunu tamamlayamayan her canlı ölüm riskiyle karşı karşıyadır. Erken doğan bir bebeğin yaşama tutunması için büyük bir savaş vermesi ve kendini tamamlaması gerekir. Yani zamanında gerçekleşen her doğum sağlıklıdır. Kendi oluşum zamanını bilmek oldukça önemlidir. Belki de bu yüzden evren, ana karnında cereyan etmekte denmektedir. Doğa içinde bu örnekler verilebilir. Geç gelen yağmur kuraklığa neden olurken, erken gelen ve fazla yağan yağmur da yaşamın dengelerini bozabilir. Bunun için evrenin oluşum dili ile bizlerin oluşum dilli aslında aynıdır. Tıpkı evrendeki her canlı gibi insanında farklı süreçlerde farklı oluşum aşamaları vardır. Buna değişim de diyebiliriz. Mesela bir tırtılın kendini oluşturduğu ve başka anlamlar bulduğu an, kelebeğe dönüştüğü andır. İnsanlarda yaşamları boyunca birbirinden farklı olarak kendi oluşum süreçlerini gerçekleştirirler. Bu oluşum süreçleri oldukça sancılıdır. Kendi oluşum süreçlerimizde verdiğimiz mücadele nasıl bir doğum gerçekleştireceğimizi belirlerken doğru anda ve zamanda olmakta bir o kadar önemlidir. Doğru zamanı yakalayanlar kendi oluşumlarını güçlü oluştururken, kendi zamanlarını da yaratırlar. Hem de hiç unutulmayacak izler bırakarak. Çoğu zamanda kendinizi onun zamanında görürsünüz. Çünkü o, tam olandır ve sizde kendinizi o tam olanda ararsınız. Bu oluşumu güçlü bir şekilde gerçekleştirenler tarihin seyrini değiştirdikleri gibi bir halkın yaşamını da değiştirirler. Bir mücadelenin gidişatına yön verdikleri gibi, üzerinden yıllarda geçse unutulmazlar ve her zaman ilk tazeliklerini korurlar. Önder APO’nun “sürecin ruhunu iyi okuyanların tarihe mal olacak ve okuyamayanların ise tarihin çöp sepetine gidecektir” belirlemesini her hatırladığımda aklıma ilk gelen eylemleriyle ölümsüzleşen fedai yoldaşlarımız olmuştur. Onlar eylemi ile sürecin ruhunu hem okumuş hem de doğru zamanda doğru anda kendi oluşum süreçlerini güçlü bir şekilde eylemleri ile gerçekleştirmiştir. PKK’nin oluşum süreçleriyle tam bir ahenk içinde yürümüşlerdir. İşte bu yoldaşlardan biride Viyan Soran yoldaştır. Viyan kendi oluşumunu tamamlayan ve kendi zamanını bilenlerdendi. Bunun için kendini tamamladığı anda zamanın ruhunu yakalayıp eylemiyle sonsuzlaşan bir hakikate dönüştü. Heval Viyan kendi oluşum sürecini şu sözlerle belirtir; “Bir meyve olgunlaşana kadar dalından kopmamak için zamanla yarışa girer ve vakti gelene kadar bekler. Böyle olmazsa meyve, meyve olmaz. Varlığındaki inceliği, nazikliği ve canlılığı ispat edemez. Volkan da böyledir. Meyve ağacı güzelliğini, renkliliğini bir elmada, narda ve birçok meyvede ürün olarak, emek vermiş yetiştiricisine sunar” ve yüreğindeki volkanında patlamak için zamanını beklediğini dile getirir. Böylelikle heval Viyan sürecin ruhunu okuyan ve kendi oluşumunu kendi zamanında gerçekleştiren bir kadın olarak sözün anlamını yitirdiği bir süreçte eylemiyle kendini oluşturmuş ve kendini hakikat içinde sonsuzlaştırmıştır. Hatırlamak bağ kurmaktır derler. Bu yüzden bizler her şehit yoldaşlarımızı hatırladığımızda onlarla yeniden bağ kurar ve onların hakikatleri karşısında kendimizi sorgular ve öz eleştiri veririz. Eylemiyle yoldaşlarına özgürlük mesajı veren ve büyük bir uyanış yaratan Viyan’ın hakikatiyle Önder APO’ya karşı eksik yoldaşlığımızın öz eleştirisini verirken, onun yaratığı mücadele azminin inancı ile kendi oluşumumuzu daha güçlü yaratma kararlılığını bugün daha da yükseltiyoruz. Çünkü Viyan’ın eylemini doğru anlamak, doğru mücadele yürütmek demektir. Savaşan özgür kadın çizgisinde, Önder APO’yla yaşamda ısrar etmektir. Ateşle arınan Viyan bizlere ateşin sırrını eylemiyle verdi. ‘Her an har yerde ve her zamanda mücadele edin, savaşın ve bir an olsun Önder APO’suz bir yaşamı asla kabul etmeyin’ dedi. Bugün binlerce özgürlük militanı Heval Viyan’ın yaktığı ateşte yüreklerini arındırırken, kendi zamanlarında kendi oluşumlarını büyük bir aşkla gerçekleştiriyorlar. Özgürlük tanrıçamızı Viyan’la tekrar bağ kurarken O’na mücadeleyi yükseltme sözümüzü tekrarlıyor ve Önder APO’suz bir yaşamı asla kabul etmeyeceğimizi belirtiyoruz. Heval Viyan’ın Önder APO’ya ve özgür yaşama bağlılığını en iyi anlatacak olan elbette kendisidir. Biz Viyan’ı ne kadar anlatırsak anlatalım her sözcük her kelime yarım kalacaktır. Ateşle dans eden bir kadının yüreğini ve bağlılığını anlatmak ateşin hakikatine ulaşanlar ancak dile getire bilir. Bizlere ise o ateşin etrafında ateşe doğru yürüyen yolcularız henüz. Ama biliyoruz ki onlarla o ateşte elbette bir gün buluşacağız. “Karanlık Gecelerin Aydınlığı” Başkan Apo’ya! Senin ismini duyduğum ve tanıdığım günden beri yaşamı hissediyor, kim olduğumu ve nasıl yaşamam gerektiğini biliyorum. Yani fikirlerin beni bana tanıttı ve anlamlı yaşamayı öğretti. Özgürlüğün alfabesini bana öğrettin. Senin okulunda zorlanmalar yaşamışsam da hiçbir gün ikirciklik yaşamadım ve pişman olmadım. Çünkü ben okulunda anlamın, düşüncenin ve insanın gücünü keşfettim. Çok az da anladım ki, mümkün olmayan hiçbir şey yoktur. Ama insanın amacında ciddi olması, ona inanması ve ona ulaşması şartıyla. Bir kadın ve bir Kürt olarak özgürlük bana amaç oldu ve bu amaca yürekten inandım. Bunun için hasretle bir anlığına da olsa seni yakından görmek, kucaklamak, omzunda nefes almak sonra da özgürlüğe, kadın ve halkıma ilişkin yüreğimdekileri seninle tartışmayı isterdim. Ancak 1998’deki içten ve dıştan geliştirilen kirli uluslararası komplo, senin ve benim aramda bir ayrılık yarattı ve bu komplo benim gibi seni görmek isteyen binlerce arkadaşımın da umudunun arasına girdi. Seni görmenin özlemini ve umudunu hiçbir zaman yitirmedim. Seni her zaman yakından hissetmenin çabası içinde oldum. Bundan dolayı içimde her zaman seninle diyaloglar yaptım. Bir enerji ve ses gibi içime dolduğunu hissettim. Ve bundan ilham aldım. Birçok kez de rüyalarımın misafiri oldun ve bundan çok büyük bir mutluluk duydum. Ama gerçek şu ki, sana yönelik tüm duygu ve düşüncelerimi dile getiremiyorum. Ancak 1999 yılından sonra her zaman bir gerçek beynimde yankılanıyordu. O da şudur; senin gibi büyük bir insanın esir alınışını kabullenemiyordum ve “o insan orayı hak etmiyor” diyordum. Şüphesiz bu esaretin, bir halkın Önderinin ve insanlık rehberinin tecride alınışının sorumlusu olarak yalnızca komplo içinde yer alan sahtekâr devletleri görmüyorum. Sahtekâr, ikiyüzlü, ihanetçi devletlerin ihaneti kadar benim ve diğer arkadaşlarımın zayıf ve yetersiz yoldaşlığını da bu komploda sorumlu görüyorum. Bu yüzden halk ve özgürlük umutlarını size bağlayan kadınlar her zamanlar kendilerinden utandılar. Bugün de 15 Şubat 2006’da Önder Apo’nun esaret altına alışının 8.yılına giriyoruz. Önder Apo ve Kürt halkının barış ve demokrasi çabalarını boşa çıkarmak istiyorlar. Çok açık teslim olma ve Başkan Apo’dan vazgeçme çağrısı yapıyorlar. Bizi ehlileştirmek, Başkan Apo’suz, ideolojisiz, iradesiz bir yaşama alıştırmak istiyorlar. Bu nedenle bugün Kürt halkı dünyanın dört bir yanında Başkan Apo’ya yönelik imha ve inkâr siyasetine karşı tepkilerini haykırıyor. Ben de sizin bir öğrenciniz olarak, meşru olmayan saldırılar karşısında bu yılın 15 Şubat’ında halkımın içinde size olan bağlılığımı yenilemek istiyor ve halkımın direniş eylemlerini gürleştirmek istiyorum. Başkanım! Bir tek kişi kalsak bile senin ideolojik çizginin ve felsefenin başarıya ulaşacağına dair iddialı ve inançlıyım. Birçok kişi senin şahsında ideolojik hattı yok edeceklerini düşünüp, söylemektedirler. Ancak ben bunu çok ciddiye almıyor, boş bir iddia olarak görüyorum. Çünkü sen artık milyonlarca insanın ve özellikle de kadınların yüreğinde, beyninde ve tüm hücrelerinde yer edinmişsin. Sen tarihe ve topluma mal oldun. Sen her zaman kadınının bağlılığını ve dürüst oluşunu bize tanıttın. Çoğu zaman şehit arkadaşlar gibi “keşke canımdan daha değerli bir şey olsaydı ve Başkan Apo’nun, halkımın ve ezilen kadınların yoluna feda edebilseydim” diyordum. Başkanım! Yüreğim siz olmadan, ülkemin çocuklarının yüzünde gülücükler olmadan huzur bulmuyor. Çok inançlı ve umutlu olduğumu da söylemek istiyorum. Son olarak görüşme hasretimi, sevgilerimi ve selamlarımı siz emsalsiz insana sunuyorum. Başkanım bunu hiç unutmayın, sizi çok özlüyoruz, sizi çok özlüyoruz. Mücadele Arkadaşı
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 335
Bazı insanlar vardır ilk gördüğünüz anda yüreğinize bir nehir gibi sakin ve berrak bir şekilde akarken onun güzelliğiyle yüreğiniz bir nehre dönüşür. Böylesi kadınlar aslında tanrıçanın güzelliğine ve büyüleyiciliğine sahiptirler. Güzel olan her şey etrafında güzellik topladığı gibi aynı zamanda bir çekim merkezide oluşturur. Heval Hêjar’da bu kadınlardan biriydi. Onu ilk gördüğüm andan itibaren duruşu, cesareti sadeliği ve yoldaşlığı ile bir çekim merkeziydi. Heval Hêjar’ı ilk olarak 2019 yılında Heftanîn alanında tanımıştım. Kısa bir sohbetimiz olmuştu. Bu kısa sohpet esnasında bile aklımda ve yüreğimde çok güçlü bir iz bırakmıştı. Sanki heval Hêjarı yıllardır tanıyormuşum gibi bende bir rahatlık yaratmıştı. Üslubundaki netlik, dolu dolu konuşması duruşu ve bakışı ile kendinde bir bütünlük yaratmış ve onunla sohpet eden herkeste ilk bu izlenimleri uyandırıyordu. Önderliğin belirtiği Afroditleşen ve Melekleşen kadın gerçekliği ile karşı kaşıya olduğumu hissediyordum. Ondan ayrılırken de bu güzel ve cesur kadın hep aklımda ve yüreğimde bir iz bırakacaktı. Aradan bir süre geçmiş ve 2020 yılında başlayan Heftanîn operasyonunda tekrar görüşmüştük. Onu tekrar görmenin mutluluğunu yaşıyordum. Heval Hêjar Xantur, Perax alanlarında ben ise biraz daha uzak bir alanda kalmama rağmen arada haberleşiyorduk. Bu operasyon sürecinde heval Hêjarı daha yakından tanımıştım. Onu tanıdıkça ilk izlenimlerimde yanılmadığımı daha iyi anladım. Bu arada yalnızca bende böylesi bir efsuni etki yaratmamıştı. Onu gören ve tanıyan her arkadaşta bu etkiyi görebiliyordum. Genel alanda bütün yoldaşların çok sevdiği, güven ve saygı duyduğu arkadaşlardan biriydi. Heval Hejar’dan bahseden tüm arkadaşların gözlerinde yıldızlar parlar, insanın yüreğinde bir tohum gibi filizlenirdi. Mavi gözleri insanı içine işler ve sizi mavinin sonsuzluğuna doğru bir yolculuğa çıkarırdı. Operasyon sürecinde tüm arkadaşlara üstün bir moral ve cesaret aşılarken, savaşçılığı ve duruşu ile efsanelerden çıkmış bir kahraman duruşu sergilerdi. Operasyonda sergilediği duruşu ve savaşıyla bizlere ne kadar cesaret verdiyse, işgalci Türk ordusuna karşıda bir o kadar korku veriyordu. PKK’nin komutanlaşan kadın çizgisinin en güzel temsilcilerindendi. Bu operasyonda aktif bir rol oynamış yaşamı ve duruşu ile YJA STAR komutanlık çizgisini bir kere daha netleştirmişti. Onun yanında kendinize büyük bir güven duyardınız. Sezgiselliği ve yoldaşlığı ile yaşamı duyumsayarak yaşayan bir kadındı heval Hêjar. Onun bu güzel yoldaşlığından pay almak beni oldukça mutlu etmişti. Birlikte kaldığımız bu kısa zamanda ondan yaşam, örgüt ve yoldaşlık adına pek çok şey öğrenmiştim. Hakikatin ışığından pay alan bu kadından bir süre sonra ayrıldım. Düzenlemem başka alana olmuştu. Mavi gözlerini, umut dolu gülüşünü ve sıcacık yoldaşlığını yüreğime nakşederek ondan ayrılmıştım. Onun gibi bir yoldaştan ayrılmanın burukluğunu da yaşıyordum. Çünkü heval Hêjar gibi bir yoldaştan partileşme adına öğreneceğim çok şey vardı. Fakat uzun bir süredir beklediğim alana gidecektim. Ama içimden çok güçlü bir şekilde onu tekrardan göreceğimi hissediyordum. Büyük bir sezgi yüreğimi kaplamıştı. Nasıl ki bu hakikat yolunda yollarımız kesişmişse evren tekrardan yollarımızı kesiştirecekti. Bunu hissediyordum... 2021 yılında Heftanîn alandan Serhat alanına gitmek için çıktım. Binlerce gerillanın iz bıraktığı patikalardan, zozanlardan, tepelerden ölümsüz kahramanlarımızın izini takip ederek Serhat alanına doğru yol almıştım. Aradan uzun bir süre geçmişti. Arkadaşlar bize bir grubun yolda olduğunu söylemişti. Grubu karşılamaya benle bir arkadaş kurye olarak gidecektik böylece yola çıktık. Alana ulaşmadan bir gece önce iki arkadaş kurye olarak gelen grubun önüne gittik. Grubu karşılamaya gideceğimiz zaman içimde anlam veremediğim bir his oluşmuştu. Kimin geleceğini bilmiyorduk ama sanki tanıdık birilerini göreceğim hissi yaşıyordum. Grup bize ulaştığında heval Hêjar tüm öz güveni ve asaleti ile grubun önünde yürüyordu. Onu tekrardan görmenin mutluluğunu ve coşkusunu yaşadım. Alana girişi tüm hepimize büyük bir moral ve güç vermişti. Büyük ve küçük Gilîdax’ın yıllar önce nasıl ki Kürde mesken olmuş onu bağrında saklayıp korumuş ise bu günde gerillayı bağrında büyüterek ona mesken olmuştu. Bugün onun bağrında bizden önceki kahramanların izini takip ederek onun patikalarında yol alıyorduk. Heval Hêjar’la birlikte üç Gilîdax’ımız olmuştu. Heval Hêjar gümüş renkli saçları ve gök yüzü tanrıçalarından aldığı gözleri ile Gilîdax’ın beyaz ve gri tondaki güzelliğini, heybetini tamamlıyordu. Gilîdaxa ve heval Hêjar’a aynı anda baktığımda işte Gilîdax tanrıçasına kavuştu dedim. İkisi de aynı güzellikte ve yücelikte birbirini tamamlayan bir resim gibiydi. İkisinin güzelliği ve yüceliği bir olmuş Serhatı, Serhat halkını ve militanlarını kucaklıyordu. Yaklaşık 5 ay bu alanda kalırken her doğan güneşle heval Hêjar’ın asaletine ve cesaretine daha yakından tanıklık etmiştim. Onda somutlaşan ve yaşamsallaşan APOCU iradeyi gördükçe, özgürleşen kadının güzelliğine ve yaratıcılığına daha yakından şahitlik ediyordum. Kış kampımız süreci boyunca bizim öğretmenimiz, yoldaşımız ve eksikliklerimizin tamamlayıcısı olmuştu. Onda doğal bir otorite vardı. Öyle sade ve yalındı ki yaşamda bir nehir gibi hem yüreğimizde hem de yaşamımızda akıp dururdu. Öğretirken sabırlı, her yoldaşının dünyasına girmede ısrarlıydı. Bir sorun karşısında kolay pes etmez o sorunu çözene kadar emek harcardı. Onun için yaşamdaki her ayrıntı, her yoldaşı değerli ve önemliydi. Kendimizi hiç kimsenin yanında olmadığı kadar Heval Hejar’ın yanında rahat hissederdik. Bir tanrıça adaletine ve mütevaziliğine sahipti. Tüm yoldaşlarıyla aynı oranda ilgilenirken, ister yeni ister eski olsun tüm yoldaşlarından bir şeyler öğrenmeye çalışırdı. Bunu yaparken o kadar doğaldı ki doğanın en saf halini görürdünüz onda. Heval Hêjar askeri mantığı ve Serhat gerillacılığındaki ısrarı ile örnek bir komutandı. Zor koşulların hakim olduğu bu alanda sürekli olarak planlamalar yapar tarz ve hareketi ile düşmanın planlamalarını boşa çıkarmak için yoğunlaşırdı. İşgalci türk ordusuna karşı yüreğinde biriktirdiği tüm öfke ile savaşmak ve eylem çıkarmak için sürekli bir arayışı vardı. Yıllara dayanan tecrübelerini tüm yoldaşlarına aktarır, onlarında gelişimine katlı sağlardı. Yaşamda olduğu kadar düşünce üretmede, pratikte de kolektifdi. Tüm yoldaşlarının önerilerini, görüşlerini dinler ve dikkate alırdı. Onun duruşu ve cesaretini hepimiz kendimize örnek alırken, bizleri daha da cesaretlendirirdi. Heval Hêjar Serhat’ın dağlarında bir tanrıça güzelliğinde yaşamı yaratırken ve bize yaşam kaynağı olurken aynı zamanda kendini işgalci ile büyük bir hesaplaşma içinde hazırlardı. Bu tarihi hesaplaşma içinde yüzünü Gelîyê Zîlan alanına vermişti. Katledilen binlerce Kürt’ün hesabını sormak ve binlerce yoldaşı gibi katledilenlerin sessiz çığlıklarına ses olmak için Gelîyê Zîlan’a doğru yürüdü. Namlusundan çıkan her mermi katledilen canların hesabını soruyor, onunla birlikte Serhat yeniden görkemine kavuşuyordu. Heval Hêjar kısa zamanda Serhat’da duruşu ve cesareti ile abideleşen bir komıutan olmuştu. Onu görüp tanıdıktan sonra tanrıçaların yeryüzünde nasıl yürüdüğüne ve nasıl mücadele ettiğine şahitlik ettim. APOCU’laşan kadının kendini nasıl da tüm hücrelerine kadar özgürleştirdiğine ve saf bir enerjiye dönüştüğüne örnektir. Hêjar arkadaş APOCU’laşan ve özgürleşen komutanımız şehadete yürürken de bağlılığın timsali oldu. Serhat’ın asi ve güneş yüzlü kadını gözlerindeki mavilikle umudu, inancı ve bağlılığı bize aşılarken, bizlerde mücadelemizin her alanında onu hem yüreğimizde hemde mücadelemizde yaşatacağız. Mücadele Arkadaşı
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 363
Yüreği özgürlüğe hasret bir kadındır Zîlan. Nasılki toprak suya, nehirler denizlere, denizler okyanusa, bülbül güle hasret ve sevdalıysa, Zîlan’da çocukluk hayali olan dağlara ve dağlarda yaşayan efsanevi kahramanlara o denli hasrettir. Zîlan kavuştuğu dağlara hala özlemle aşkla bakar, halkına ülkesine olan bağlılığı evren gibi sonsuzdur. Yoldaşlarına olan sevgisi, özgürlüğe olan tutkusu sınırsız olduğu gibi kavuşmaklada tükenmez. O yanındayken ve içindeykende özlem duyanlardandır. Tıpkı bitmeyen bir türkü, bir şiir gibi... İsmini aldığı özgürlük tanrıçası gibi yüreğini adadığı bu yolda tüm hücrelerine kadar hakikat aşkıyla yanan asil bir savaşçıdır. Zîlan sevdikçe yaratan, yaratıkça sozsuzlaşanların mekanında, Zerdüşt’ün ateşgahında yüreğini, bilincini ve ruhunu arındıranlardandır. Arzu Yurtseverliği, direnişiyle bilinen Van’ın Qelqelî ilçesinde binlerce acıya, zulüme şahitlik etmiş, kimliğine ve köklerine derinden bağlı olan bir ailede dünyaya gelir. Büyüdüğü ortamdan yurtseverliği, toprağa bağlılığı öğrenir. Zîlan katliamının derin acısı halen de yakılan dengbejlerde, anlatılan hikayelerde ilk günkü gibi canlıdır. Unutulmasın diye bu katliam, nesilden nesile aktırılır. Arzu bu hikayelerle, dengbejlerle büyür. Anlatılan her hikayede kökleri kendi toprağında daha da güçlenirken yüreğinde halkının derin acısını hisseder. Büyüdükçe zulmün hala devam ettiğine daha yakından şahitlik eder. Arzu zulmün olduğu yerde direnmenin bir onur olduğunu bilir. Onun damarlarında da atalarından kalma baş eğmeyen, direniş ruhu vardır. Zarifelerin, Rindexanların, Beselerin direniş ruhu damarlarında gezmekte, onun ruhuna işlemektedir. Atalarından aldığı bu ruhu ona haksızlığa, zulme karşı sürekli olarak tavır aldırır. Nasıl ki Kürt’ler her zulme başkaldırmış ve boyun eğmemiş ise ve sırtlarını dağlara dayamış ise bu günde dağlarda zülme karşı büyük bir direniş vardır. Arzu tıpkı büyüdüğü topraklar gibi dik duruşlu,ülkesi gibi güzel ve direngen çocuk her gün kendisiyle birlikte özgür yarınlar hayalini büyütüyordu. Arzu, PKK ismini ve gerillayı duyduğu anda artık yerinde duramaz ve o anda yüreği ve ruhu çoktan dağlara koşarken, kararını verir ve kararıyla sözlenir. Böylelikle 2007’de yüreğini ve ruhunu bulmak için yürür Kurdistan dağlarına. Özlem duyduğu dağlara ulaştığında Zîlan Cudî ismini alır. Gerilla yaşamının zor olduğunu bilir, her zaman da öyle hayal etmişti. Hayallerden en zor olanını kurmuş ve ona yürümüştü. Dağlara vardığında Kürdün yaşam kaynağı olan mekanlarda yaşamanın zor olmadığını anlamıştı. Kürd’ün özünde dağlılık vardı. Kürtler dağlar ile bütünleşen bir kavimdi. Onun için dağlar onun asıl mekanı ve yuvasıydı. Eğer bir kürt yüreğini nadaslara bırakmamış ve hala dağların yüceliğini ve asiliğini barındırıyorsa, o dağları dağlar onu çabuk bağrına basar. Onun için dağlarda yaşamak, ve yol almak bir nehrin kendi yatağında aktması gibi akar yaşam. İşte Zîlan yüreğini nadaslara bırakmayan genç yürek, sistemlin tüm saldırılarından kendi özünü korumuştur. Böylelikle dağlarla çabuk bütünleşir. Dağların nasıl gerillayı sarıp sarmaladığını, Apocu felsefenin, güzelliğini, yaşam dolu oluşunu, yoldaşlığın sıcaklığı, mücadele etmenin huzurunu şimdi yaşıyordu. Gerilla yaşamına ilk adımlarını Xakurkê’de atar. Xakurkê’nin güzelliği yüreğini büyüler. Zîlan yeni savaşçılar eğitimin Xakurke’de görür. Gördüğü bu eğitimle Önder APO’nun felsefesini daha yakından tanırken, gerilla yaşamının inceliklerini öğrenir. Burdan edindiği ilk tecrübelerle dağlarda hiç durmadan yol alır. Kurdistan halkının acıları onu dağlara çeken ve yine Kurdistan halkının umutları, özlemleri, fedakarlıkları ve cesaretleri onu korkusuzca dağlarda yürüten bir savaşçıya dönüştürür. Yüreğinde halkına, toprağına ve Önder APO’ya olan sevdasını, bağlılığını her an daha da derinleştirir. Yaşama karşı oldukça duyarlı ve meraklıdır Zîlan. Büyük bir öğrenme isteği ile katılır yaşama yaşamın, savaşın tüm inceliklerini öğrenmek ve güçlü bir şekilde bu yolda yürüme idaasındadır. Yeni ve oldukça genç olmasına rağmen kararlı, çoşkulu, kendinden emin duruşu tüm yoldaşlarının dikkatini çeker. Zîlan ne istediğini bilen bir kadın olarak hakikat yolunda yürümeye adım atmıştır. Daha ilk adımlarında toprağını ezgisine kulak veren Zîlan toprağıyla bütünleşmek için kendini yaratım savaşın daha güçlü vermesi gerektiğinin farkındadır. Hakikat yolundaki ilk adımları sağlam ve bilinçle örülmelidir ki bu yolda zafere doğru yürüyebilsin. Zîlan sağlam bir yürüyüşe de ancak kendini Önder Apo ideolojisinde eritmekte, bir bütünen APOCU’laşmakta olduğunun farkındadır. Bunun için her adımda kendini büyük sancılarla yaratmayı, yüreğini ve ruhunu bir sevgi çağlayanı haline getirmeyi esas alarak güneşe doğru, yol alır. İlk yolculuğunda umudu, inancı ve özgürlüğü heybesine sığdıran Zîlan bu defa dağları yüreğine sığdıran bir kadın olur. Zîlan sadeliği, cesareti, fedakar duruşu ve yarattığı büyük anlam dünyası ile dağlarda kendi özüne yavaş yavaş kavuşur. Mücadele ettikçe kendini, yoşdaşlarını, düşmanını daha iyi tanırken, zayıf yanlarınıda görerek kendini daha da güçlendirir. Gördüğü eğitimlerle özgür kadın ilkelerinde yeniden yaratarak yaşama büyük anlamlar yükleyerek savaşan özgürleşen ve toplumsallaşan kadın gerçekliğine daha da yaklaştırır. Önder APO’nun ışığıyla yenilmez bir zafer kişiliği kendisinde oluşturmak için büyük bir coşkuyla, aşkla mücadele eder. Kendini tek bir yönde geliştirmeyi eses almaz. Her yönüyle kendini geliştirirken bütünlüklü bir duruşu esas alır. Yaşama katılımı da bir suyun sadeliği ve saflığı gibi berak olan Zîlan, tüm yoldaşlarının çekim merkezi olurken, yoldaşlık ilişkilerinde her zaman ilkeli bir duruşu esas alır. Apocu ruhla kendini donatan Zîlan, işgalcilerle savaşıyla kadın komutanlaşmasıyla zafere yürüyen özgür kadının yenilmezliğini bir kez daha gösterir. Genç bir komutan olarak yaşamda ve partileşmede öncülük yapar. PAJK ve PKK kimliğini güçlü bir şekilde temsil etmek için tüm parti dışı anlayışlarla da, işgalcilerle de güçlü bir savaş yürütür. Anladığı kadar yapan, yaptığı her işe büyük anlam yükleyen Zîlan, komutasındaki yoldaşlarınada örnek olur. Büyük bir fedekarlıkla her işe koşturarak bir an olsun yerinde durmaz. Onun için yaşam emek harcandıkça güzel ve anlamlıdır. Dağları büyük hissederek yaşayan Zîlan özgürlüğe kanat açtığı andan itibaren asla durdurak bilmeden hakikat yolunda yürümeyi esas alan güzel dağ kadınlarından biri oldu. 9 yılık mücadele yaşamına, aşkı, bağlılığı, cesareti, yoldaşlığı, umudu, pes etmemeyi ve her koşulda apocu duruştaki ısrarı sığdırdı. 2016 da ilk gerilla adımlarını attığı, ilkleri yaşadığı Xakurkê alanında bu defa savaşta öncülük eden bir komutan olarak rol oynadı. İşgalcilerle girdiği savaşta cesurca şehadete yürüdü. Ardından mücadele etmenin güzelliğini ve Apocu’laşan kadının onurlu duruşunu bıraktı. Mücadele Arkadaşı
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 337
O bu topraklarda filizlenen ve bu topraklara can veren bir yaşam ağacıydı. Tarihi değiştiren, kendi halkının, kadınların özgürlük tarihini yazan bir kadındı. Bizlerin binlerce Jan Dark’larımızdan biriydi. Ömrünü özgürlüğe adamış dağlı bir kadındı. Yüzündeki her çizgide, attığı her adımda Mezopotamya tanrıçalarının bilgeliğini, güzelliğini ve izdüşümlerini görürdük. O yaşamına dokunduğu her kadında her insanda güzellikler yaratır, tıpkı beslendiği ve yüzünü döndüğü güneşi gibi karanlık olan tüm yürekleri, tüm ücraları aydınlatırdı. Onu ne anlatmak ne de yazmak kolay. Evrenin sonsuz enerjisi nasıl tarif edilmezse, özgürlük nasıl kelimelere sığdırılmazsa bizim Nujiyanımız, özgürlük tanrıçamızda kelimelere sığdırılamaz. Çünkü o zamanı, sınırları aşan bilge bir tanrıçadır. Önder APO kadın arkadaşlardan kendilerini ‘günebakan’ bir çiçek değil, güneşin kendisi olmalarını ister. Tıpkı güneş gibi yaşam kaynağı olmak, tıpkı güneş gibi erişilmez ve göz kamıştırıcı güzellikte olmak. Onun gibi tüm karanlıkları aydınlatmak ve gerçeklikleri tüm çıplaklığıyla en sade haliyle açığa çıkarmak. Heval Nujiyan’da 30 yıllık soluksuz mücadelesiyle durmadan yorulmadan emekle, aşkla dağları aştı, güneşe doğru durmadan yürüdü. Taki kendini güneş gibi aydınlatan ve göz kamıştıran bir güzelliğe dönüştürünceye kadar, tıpkı Zîlan gibi Bêrîtan gibi. Şimdi bizde onun aydınlatıcılığında, yolumuzu bulmaya çalışırız. Dağlı kadınların hikayesinin oluşturucu kahramanlarından biri olan Nujiyan, 30 yıllık mücadelesi ile özgür yaşamı dağlarda ilmik ilmik örerek, destansı bir mücadele bıraktı ardından. Onun yürüyüşü özgür kadının kendini bu topraklarda yeniden var etmenin yürüyüşü ve sancılarından biridir. O kendi hikayesinde binlerce kadının hikayesini barındırır. Dağ tanrıçası Nujiyan tarihi direnişleri ve güzeliğiyle destanlar yazan isyan şehri olan ve bilge kadınların yüz çizgisine sahip Amed’de gözlerini açar. Amed’in asi ve direngen damarlarından beslenir. Bu şehrin asiliği ve güzelliği onda da can bulmuş, kişiliğini şekillendirmiştir. Amed’den aldığı bu güzellikler gittiği her yerde onun asi ruhunda sürekli var olmuş ve haksızlığa karşı her zaman baş kaldırmıştır. İşgalci Türk devletinin zulmune asla baş eğmemiş, zulüm artıkça içindeki isyanda daha çok büyümüştür. 90’lı yıllarda faşizm Kurdistan topraklarında katlimalar gerçekleştirmeye başlayınca bu zulme isyan bayrağı çekerek, bu zulme dur demek için 1993’de özgürlük hareketine katılır. Gençliğin verdiği dinamizm ve heyecanla devrimci bir yaşamı tercih eden Nujiyan bu yaşamda kendini yeniden özgürce var etmenin adı olur. Yüzünü dağlara döndüğü andan itibaren kendi özgürlük hikayesini yazmaya başlar. Kıbrıs’la başlayan yolculuğu, özgür dağlarda devam eder. Kurdistan topraklarında adımlamadık yer, emek vermedik alan bırakmaz. O dağları aşa aşa, mücadele ede ede yürür güneşe doğru. Bütünlüklü bir devrimci olarak tam bir parti militanıdır. Her göreve her zaman hazır olan heval Nujiyan mücadele yaşamında her alanda çalışma yürüterek büyük bir devrimci sorumlulukla hareket etmiştir. Onun için devrimci olmak her zorluğun üstesinden gelmek ve kendini her koşula bütünlüklü hazırlaya bilmektir. Yaşamda gerekçeler üreten, şartlı katılan ya da kendini sadece bir çalışmaya odaklayan bir devrimci değildir. Apocu olmanın özünü yakalayan heval Nujiyan, tüm zorlukları aşan, gerekçeleri ortadan kaldıran ve kendini tüm hücrelerine kadar yaşama ve güzelliğe adayan bir kadındır. Örgütün en zor süreçlerinde duruşuyla katılımı ile sürecin görev ve sorumluluklarını kaldıran biridir. Kadın ordulaşma sürecinde emek harcayan her alanda mücadele eden bir kadındır. Sadece işgalcilerle değil, geri erkek egemen zihniyetlede pes etmeden, geri adım atmadan kıyasıya bir mücadele verir. Ne bedel vermekten ne kavga etmekten korkmaz, geriliğin olduğu her yerde o Apocu ruhla mücadele eden her zorlukta iradesini bileyerek daha da güçlenmiş olarak atılır kavgaya. Güney savaşında ihanete geçit vermeyen ve binlerce kahramanla omuz omuza savaşmış, ihanetin önünde o da bedenini bir sipere dönüştürmüştür. Kendini adadığı bu yolda bir an olsun ne Önderliğe bağlılığınından ödün vermiş ne de gözünü başka bir yaşama dönmüştür. Katıldığı ilk günden beri yüzünü döndüğü kıblegahından ayırmamıştır. Bir kadın olarak Önderliğin tüm emeklerine cevap olmanın ve içinde yaşadığı bu hakikatin anlamına ulaşmanın arayışçısı olmuştur. Önderlik üzerinde gerçekleşen komplo sürecinde yaşanan tüm zorluklara rağmen kendinde mücadeleyi bir an bile dondurmaz heval Nujiyan. Önder APO’nun dediği gibi amacı güneş gibi net olanlar mücadele etmenin yüntemini de bulurlar. Oda bu felsefeden beslenerek amacındaki netliğini mücadelesinin her alanınan yansıtır. Komploya karşı geliştirilen fedailer ordusunda ye alır. Karanlığa mahkum edilmek istenilen halkının, güneşi çalınmak istenilen bir ülkenin savaşçısı olarak kendini güneş için feda etmekten bir an olsun teredüt etmez. Önder APO’dur, güzelliğin toplamı, yaşamın kurucusu ve kadının en sadık dostu. Güzellikler için kendini kendini adamak, ölümde yaşamı oluşturmak ve güzelliklerde ebedileşmek bir devrimcinin en büyük hayalidir. İşte bunun için ilk fedai gruplar içinde ye almaktan geri durmaz. Özel kuvvetlere katılarak yaşamdaki duruşunu ve katılımını bir kez daha netleştirir. Yıllarcada bu ruhla katılmaktan geri durmaz. Verdiği söze bir tanrıça sadıklığında bağlı kalır. Yürüdüğü vardığı her yerde bunu yansıtır. Nujiyan bir yaşam ve sevgi kaynağıdır. Dokunduğu her yerde bir sevgi kaynağı oluşturur. Sevmekten, severek emek vermekten geri durmaz. Kadının yıllarca sevgisizliğe mahkum edilmiş yada yalan sevgilerle haps edilmişliğinden intikam alırcasına, sever yaşamı, insanlığı ve kadınları. Gerçek sevginin sırına erişen bir tanrıça kutsallığında sever ve bunun için dokunduğu her yerde güçlü sevgi bağları oluşturur. Kendi toplumuyla özgürce oluşturduğu bağlar onunla Önder APO arasındaki bağlarıda her an güçlendirir. Önder APO’nun kadın özgürlükçü paradigmasına inanan ve bu inanca göre hareket eder. Demokratik, ekojik, kadın özgürlükçü paradigmanın yaşamsallaşması için her alanda bir demoktaik modenite kadrosu ve öncüsü olarak çalışma yürüterek, kapitalist uygarlıa karşı amansız mücadele eden biridir. Güney halkının örgütlemesinden tutalım, Rojava devrim sürecinde oynadığı role kadar yaşamın her alanında mücadele yürütmüştür. Nujiyan hem bir sosyolog, hem bir siyasetçi, hem bir örgütleyici, hem bir psikolog, hem tarih yazan bir kahraman hemde elinde silahı ile savaşan bir dağlı kadın, Apocu ruhtur. Kendinde insan olmanın tüm güzelliklerini biriktirmiş ve biriktirdiklerini cömertçe sunan ve güzellikler resmeden eşsiz bir resamdır. Konuşurken ve yaşarken bilge bir kadındır. Kendinde yılların biriktirdiği bilgelikle yaklaşır tüm yoldaşalarına. Dilden önce yürekle kurur gönül bağlarını ve gözleriyle konuşur insanla. Yıldızlı gecelerde kayan yıldızların acılarınıda, parlaklığını ve güzelliklerinide biriktirir, yaşamın hakikatina varmış ve yaşama tanıklık etmiş gözlerinde. Onu tanımazsanızsanız da yanında rahat olur ve dökerseniz içinizde biriktirdiklerinizi. Bakışıyla güven verir size ve yıllardır tanıyormuşsunuz hissi oluşturur yüreğinizin derinliklerinde. 30 yıllık mücadele yaşamını çetin ve amansız bir direniş gerçekliğiyle ile geçirir. Bu süreçte pekçok görev alır ve görevin sorumluluğu ile başarıyı esas alır. Kendi doğuşunu gerçekleştirdiği bu yaşamda başka özgür doğuşlar geliştirmek için mücedele eder. Kavgayla örülen yaşamının ilmiklerini sağlamlaştırırken, Apocu olmanın, Apocu ruha ulaşmanın hakikatini paylaşır bunca yıllık mücadelesinde. Kendini güneşle arındıran bu bilge kadın, tüm zorluklarla mücadele ederek ve her an devrim coşkusundan hiç bir şey kaybetetmeden oluşturur kendini. Özgürleşen kadının temsili olurken, yüzündeki çizgilerde görürüz evrenin izlerini, gülüşlerinde şahit oluruz özgürlüğün ve yaşamın güzelliğini. Kendini adadığı bu yaşamda şimdi binlerce genç yüreğin aydınlatıcısıdır. Onun ve onun gibi kahramanlaşan özgür kadınların ışığında buluyoruz yolumuzu. Devrimci olmanın anlamını onun mücadelesinde bir kez daha anlıyoruz. Yaşamın tüm hücrelerine sinen ve evrenin tüm zerelerinde var olan dağlı kadınlardan biri olan heval Nujiyan her zaman mücadelemizde yaşayacak ve her doğan güneşle binlerce şehit kahramanlarımız gibi karanlığı ve karanlığa mahkum edilmiş yürekleri aydınlatacaktır. İnsanlık onların bilgelikleriyle ve mücadeleriyle yolunu bulacaktır.
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 316


