• Kurdî
  • Türkçe

  

YJA STAR

ANA SAYFA / MAKELE

 

  1. Buradasınız:  
  2. Anasayfa
  3. ÖNCÜLERİMİZ

TÜRKİYE METROPOLLERİNDEN DAĞLARA YOL ALAN BİR ‘ÜLKE DAVASI’: DOZA WELAT…

Bir dava vardı ki haklı ve haksızın düpedüz aşikâr olduğu. Bir dava vardı, en büyük suçlusunun ‘hâkim’ olduğu. Asırlar boyu talik edilerek artık kör düğüm halini almış olan, ‘haklı ve halklının hak tanımaza açtığı’ dava; mazlum Kürt Halkı’nın ülke davası…

Ülkesinden Gelen Feryat Ve İsyan Çığlıklarını Duyarak Büyüdü

1983 yılında Mardin’de yurtsever bir ortamda dünyaya geldi Özlem Seyhan. Sömürgeci Türk devletinin baskıları nedeniyle İstanbul’a göç etmek zorunda kalan ailesi hiçbir zaman ulusal değerlerine sırt çevirmedi. Uzun yıllar Kurdistan’dan uzak kalmalarına rağmen derinlerdeki Kürt kültürünü korumayı bildi ve yürekleri hep ülke topraklarında attı. Türkiye metropollerinde büyüyen Özlem, yüzü hep Kurdistan’a dönük bir şekilde yaşadı. O çocukluk yıllarındayken Kurdistan şehirlerinde görkemli başkaldırılar yaşanıyordu. Newroz partisi olan PKK’nin gelişiyle yeniden anlam kazanan Newroz’larda zulme karşı Demirci Kawa misali özgürlük meşaleleri yakılıyordu. Özlem bu direniş ruhundan müthiş bir coşku duyuyordu. Yaşadığı en özlü mutluluk; halkının, zalim düşmanını bertaraf ettiği anlar oluyordu. Yaşadığı duygular bilinçle buluşuyor ve giderek bir yaşam felsefesi halini alıyordu.

Günden güne, ülkesinde amansız başkaldırılar ve gerilla savaşları yaşanırken kendisinin düşmanın kalbi sayılan şehirlerde, işgalcinin diliyle okuduğu okulun, varlığına yapılan en büyük hakaretlerden biri olduğunu anladı. Giderek derinleşen bilinci ona derinlerden bir şeyler fısıldadı: “Bu sistem senin varlığına bir bütün düşman, görünen o süslenmiş mutlulukların hepsi sahte, en hakiki ve sadık insan ilişkileri dağlarda…” Bu derin ses en iç tarafından, en kendisi olduğu yerden geliyordu. Yaşamının her anında bu sese kulak vererek adımlar atıyordu. Hazmedemediği çok şey vardı. En çok da Kurdistan’daki çocukların mermi ve top sesleriyle uyanıyor olmasını yüreğine yediremiyor ve onları her daim özgür bir ülkede, güneşli bahar günlerinde oynarken hayal ediyordu.

Ve Özlem’in giderek biriken devrimci duyguları onu bir kararlaşmaya götürdü. Rêber Apo’nun özgürlük felsefesini tanıdı, derinden etkilendi ve komplonun ayak seslerinin duyulduğu yıllarda Tanrıça Zîlan misali kendisinin de canından fazla bir şeyi varsa bile bu davaya adaması gerektiği düşüncesinde karar kılarak saflara katıldı.

En Kutsal Bağlılık, Ülke Davasına Olandır

Her gerilla, dağ yaşamına başlarken kendi iradesiyle kendine yeni bir isim bulur. Özlem de adı her anıldığında ona yaşama ve savaşma azmi verecek olan Doza adını aldı. Doza… Doza Welat…Ülke Davası. O ömrünü adayacağı mücadelenin adına bürünür, içinde erir ve yeknesak olur. Ülkesiyle ilk sözleşmesini adıyla yapar. Hayal ettiği yoldaşlığı bulabildiği dağlar, çok kısa bir sürede Doza’ yı sardı sarmaladı. O kendini hiç olmadığı kadar özgür ve güçlü hissediyordu. İlk gerillacılığını Botan alanında yapan ve kısa bir zaman içerisinde gerillacılığı bir yaşam tarzına dönüştürebilen Doza arkadaş, aktif bir şekilde devrim görevlerini omuzlamaya başladı. Botan’da en çok da yurtsever halkın fedakârlıklarından etkilenen Doza arkadaş bu davayı zafere taşımadaki kararlılığını her geçen gün daha da biledi. Bir yıl Botan’da kaldıktan sonra Haftanîn alanına geçti. Haftanîn alanında temel eğitimlerini, gerilla pratiği içerisinde daha da pekiştirerek belli bir olgunlaşma yaşadı. Hesapsız bir şekilde her türlü göreve koşan Doza Arkadaş, her zaman yoldaşlığa büyük değer biçti, kendi öz emeği sayesinde arkadaşlarının derin sevgisi ve güvenini kazandı.

 Ve Bağlılık İlkelerden Taviz Vermemektir…

1999 yılında Rêber Apo uluslararası bir komployla T.C. hükümetine teslim edildiğinde tüm Kürt halkının yaşamış olduğu atmosfer gerilla için daha da tarifi zor bir durum çıkarmıştı ortaya. Hiç akla bile getirilmek istenmeyen şey şimdi çok yakıcı bir gerçeklik olarak önlerinde duruyordu. Adeta bir fedailer ordusu halini alan ARGK gerillaları, sabredemiyor her an gidip düşmanın kalbinde kendilerini bomba yapmak için ısrarla eylem önerilerinde bulunuyordu. Doza Arkadaş da aynı atmosferi soluyordu. Apocu tarzı yakalamak demek fedailiğin bir diğer adıydı, işte o bu tarzı yakalayabilmek için kendini derinlemesine eğitti. Sarsılmaz ilkeler edinen ve sonuna kadar ilkelerine bağlı yaşamasını bilerek adım adım zafere yürüyen çetin bir Apocu oldu. Rêber Apo’nun yetersiz yoldaşlık eleştirisini çok ciddi bir biçimde gündemine aldı ve yeterli bir yoldaş olma iddia ve çabasını yaşamının her anında sergiledi.

Kürtler İçin Tarihiyle Ve Özüyle Buluşma Mekanıdır Zagroslar

Yoğunlaşmalarında yakaladığı kararlılık onu çelikleşen bir irade haline taşıdı. Devrimci yaşama karşı olan derin sorumluluk yaklaşımlarıyla doğal bir yaşam tarzı haline getirdiği öz disiplini onu başarıdan başarıya taşıdı. Zagros alanına geçen Doza Arkadaş, çetin Zagros coğrafyasında her zaman en zorlu görevlere talip olmasıyla yoldaşlarının hafızalarına kazındı. Burada günden güne Önderliğin Kadın Kurtuluş İdeolojisinde derinleşen yoğunlaşmalarıyla adım adım özgür kadın duruşuna doğru yol aldı. Eril egemen zihniyetin her türlü köleliğin başlatıcı ve derinleştirici aktörü olduğunu bilerek net bir duruşun sahibi oldu. Gerillacılığın yetenekleriyle kuşanan Doza Arkadaş hem savaşmasını hem de savaştırmasını bilen öncü bir YJA Star komutanı oldu.

Uzun yıllar Zagros’ların; Zap, Xakurke ve Xinêre alanlarında kalarak hesapsız bir biçimde verdiği emeklerle gerillanın alanda aktifleşip süreklileşmesinde büyük pay sahibi oldu. Cesaretiyle ve hedefteki kilitlenmesiyle üzerine gittiği her görevi başarıya taşıdı, yoldaşları içinde kendisine karşı sarsılmaz bir güven yarattı. Edindiği pratik tecrübelerin ardından yönünü Şehîd Bêrîtan Özgür Kadın Akademisi’ne verdi. Burada özgür kadın duruşu üzerine daha da yoğunlaşarak ileri düzeyde bir bilinç edinen Doza Arkadaş akademiden sonra özellikle bu boyutta daha çok sorumluluk üstlendi. Her zaman köle kadın duruşundan nefret ederek yaşamış olan Doza Arkadaş, özgür kadın duruşunu hem kendinde hem de çevrede yaratıp hâkim kılmak için amansız bir mücadele verdi. Yanındaki genç yoldaşlara PAJK kadın çizgisi duruşunun, savaşan kadın duruşu olduğunu öğretmeyi kutsal bir görev bildi.

Fizik Değil Fikirdir İnsanı Yürüten

Doza Arkadaş yoğun ısrarları üzerine 2008’de Erzurum gruplarına dahil oldu. Uzun soluklu yolculukların ardından hayal ettiği yere varan Doza arkadaşın ne yazık ki ağır sağlık sorunları yaşandı. Buna rağmen dönmek istemese de parti yönetimimiz tarafından çekilerek tedavi sürecine alındı. Önderliğin sözleriyle kendini yaşama ve savaşa kilitlemiş olan Doza Arkadaş, hiçbir zaman durmak nedir bilmedi. Çabucak toparlandı ve devrim görevlerine sarıldı. Sağlık sorunları olsa da çelikten iradesiyle dimdik bir mücadelenin sahibi oldu. Yapısı ve arkadaşları tarafından oldukça çok sevilen Komutan Doza, Önder Apo’nun fikirleriyle insanları eğitmeyi çok büyük bir tutkuyla gerçekleştirdi.  Tekrar yoğun ısrarları üzerine 2015 yılında Kuzey gruplarına dahil oldu.

Amed, Davamızın Zaferini Kutlayacağımız Mekandır

Bu defa yolculuk Amed’eydi. Amed tüm Kürt halkının hayallerindeki ortak nokta…Orası, Sur’larında Önderlik ile buluşulacak ve zaferin kutlanacağı mekân. Orası mahşeri kitlelerin tek yürek olduğu, tek ses olduğu mekân. Orası Ortadoğu’nun kalbi ve asırlar boyu süren özgürlük susuzluğunu aştıracak olan akarsu kaynağı. Amed, Medlerin olan, bizim olan toprak ve Amed Doza’nın davasını yürüttüğü ülkesinin başkenti…  Doza Arkadaş büyük bir coşkuyla adım adım dağları arşınlayarak gittiği Amed alanında Eyalet Komutanlığı düzeyinde sorumluluk üstlendi. Hiçbir ayrım yapmadan bölgedeki her türlü pratik çalışmadan tutalım yanındaki arkadaşların eğitimine kadar her şeyde sorumlu bir yaklaşım gösterdi. Çevresi için bir çözüm merkezi olabilmeyi başarabilen Doza Arkadaş, doğal otoritesiyle genç arkadaşları için hep örnek bir duruşun sahibi oldu. Her  gece Amed Surları’ndaki mahşeri zafer buluşmasının hayaliyle uyuyup her güne, davası adına verdiği sözlerle uyandı.

24 Kasım 2016 tarihinde düşmanla yaşanan çatışmada son mermisine kadar savaşan Doza Arkadaş 6 yoldaşıyla beraber kahramanca şehadete ulaştı. 33 yıllık ömrüne 20 yıllık amansız savaşlar ve büyük başarılar sığdıran Doza Arkadaş, Kürt Kadın Mücadelesi için unutulmaz öncülerden oldu. İlkesel duruşuyla tüm yoldaşlarının yüreğini fetheden Doza Arkadaş hiçbir engel tanımayan engin bir irade timsali oldu. O tüm varlığını adadığı davanın adı oldu. Doza Welat, emeği, çabası ve duruşuyla özgürlük savaşını bir adım daha zafere taşıdı.

                                                                                                                Mücadele Arkadaşları

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 19 Temmuz 2024
Görüntüleme: 354

Bir Hayalin Gerçekleşeceği Varsa, Betonları Da Deler Geçer Kayalıkları Da…

Kurdistan, Kurdistan olalı istilaların ve buna karşı isyanların yurdu oldu hep. İsyanlar çoktur Kurdistan tarihinde. Kendisinden sonra bir başka isyan gerektirmeyecek olan son isyanının adı ise PKK dir. PKK, Seyid Rızaların, Şêx Seidlerin, Qazi Muhammedlerin ve Mir Bedirxanların torunlarının bir araya geldiği tek yerdir çünkü. Zilan’lardan, Munzur’lardan ve Halepçe’lerden kurtulanların intikam için birbiriyle sözleştiği yerdir PKK. 

İşte, o onurlu ataların sözüne bağlı olanlardan biri olan Fatma Eskin, son isyandaki ilk kurşunun patladığı yılda, son isyandan bir önceki isyanın yaşandığı topraklarda Agirî ye bağlı Bazîd ilçesinde dünyaya gelir. Broyê Hesikê Têlîlerîn korkusuzca yaktığı isyan ateşinin topraklarına düşman, hunharca saldırmış, katliam yapmış ve en son ‘Hayali Kurdistan Burada Meftundur’ yazılı, beton örülü bir mezar bırakmıştır. Hayali Kurdistan(!) Oysa o toprakların gelmiş geçmiş en kadim gerçeğidir Kurdistan. Tabi söz konusu ‘özgür’ Kurdistan ise evet o, açgözlüler sürüsü geleli beri bir hayal olmuştur. Fakat bir şey daha var ki o da gerçekleşmek için can atan bir hayalin, kayada yeşeren ağaç misali gücünün, o betonu parçalamaya bir hayli yettiğidir.

Berfîn Arkadaş, Serhad’ ın soğuk ikliminde, sıcak yurtseverlik duygularıyla kendini ısıtan bir ortamda doğup büyür. Erken yaşlarda gerilla mücadelesinden haberdar olur ve buna gönül bağlar. İçinde hiçbir güzellik bırakılmamış ve posası çıkarılmış olan bu yaşamda gerillanın varlığı, ona büyük bir yaşama sevinci ve umut bahşeder. Çocukluk yıllarında gerillayı görebilme şansı yakalar, onlardan Rêber Apo’ yu dinler. Rêber Apo’nun fikirleri, özellikle de kadının merkezinde olup öncülük ettiği bir ordunun varlığı ona büyük bir özgüven duygusu verir. Bu orduda yer almak, rext ve silahını kuşanarak ‘betoncuların’ üzerine yürümek ne de ihtişamlı bir erdemdir. Fatma, sıradan bir yaşam yerine çok zorlu da olsa en büyük güzellikleri barındıran ihtişamlı yaşamda karar kılar. Fatma’nın bir abisi ondan evvel davranarak bu yola koyulmuştur, bu ona daha da karşı konulmaz bir cesaret vermektedir. Abisinin katılımından sonra ona engel olmaya çalışan aile, durdurabilir mi ki Fatma’ yı. Bir kere kafa tutmuştur o bu düzene. Değil karı, betonu delen bir kardelen olmakta ısrarcıdır, yeni adıyla Berfîn.

Berfîn Mazlum Arkadaş, 2005 yılında, ardındaki tüm gemileri yakarak yönünü Gilidax’ a, Kurdistan’ın en yüksek dağına verir. İlk pratiğini 2006-2009 yılları arasında Kandil ve Hewreman alanlarında yapar. O zaten ülkesinin doğu ve kuzey yakaları arasında sınır bir bölgede büyümüştür. Rojhilata aşinadır, çabucak bütünleşir buralarla. Nefes nefese yürüdüğü patikalar, tüm kuvvetiyle omuzladığı yükler ve dağların durmak bilmeyen yağmurlarında ıslak ıslak geçirdiği gece ve gündüzler ona bir şiir tadında anlamlı ve duygulu gelir. Zaten PKK, hiçbir zaman angaryaların yeri olmadı. Tersine çalışmanın, emek vermenin ve son zerresine kadar zorlanmanın en çok zevk ve heyecan veren yeri oldu hep. Berfîn Arkadaş, 4 yıllık gerilla pratiğinde piştikten sonra Şehit Beritan Özgür Kadın Akademisine düzenlenir. Burada, kadın yoldaşlığının derin bağları içinde gördüğü eğitimde kendini yeniden yaratma sürecine girer. O yıllarda, son cildi yeni yayımlanmış olan Önderlik savunmalarının tamamını okuyarak özümseme çabasına girer. Savunmalarda özellikle Önderliğin, sadece Kurdistan’a ilişkin değil tüm dünya insanlığına karşı olan sorumluluk yaklaşımından derinden etkilenir. Zihnen daha arınmış ve güçlenmiş bir şekilde eğitimden çıkan Berfîn Arkadaş, 2011 yılında bu defa Şehit Mahir Akademisine gider. Burada gerillanın profesyonel branş eğitimlerinden geçer. Kendisinde yüksek bir askeri disiplin yaratarak gerillanın yeni dönem taktikleri üzerine yoğunlaşır. Devre sonunda yetkin bir suikastçı olarak çıkıp kendini zorlu alanlarda savaş yürütebilecek kıvama getirir.

PKK’nin bağrında aldığı eğitimlerle kendini profesyonel bir gerilla haline getirmeyi başarabilen Berfîn Arkadaş 2012 yılında yoğun isteği üzerine Dersîm alanına düzenlenir. Dersîm’in berrak sularından yudumlar, o tarih kokan havasını solur. Agirî’lerîn kızıdır o, isyanı da tanır, katliamı da onun için Dersîm’i çok iyi anlar. Aliboğazı’nın, Munzur suyunun anlattıklarını şimdi silahının namlusuna fısıldayan odur. Berfîn arkadaş, uzun yıllar Dersîm’de savaştı, savaştıkça yetkinleşip mahir bir komutan haline geldi. Komutanlığı süresince birçok zorlu eylemi, görevi, yükü omuzladı ve başarıyla tamamladı. Jindar Ezgi’lerle beraber kat etti arşın Dersîm dağlarını ve hiçbir zaman keyfi bir duruş sergilemedi, her zaman üstün bir sorumluluk bilinciyle savaştı, mücadele etti. Görevlerine karşı her zaman ciddiyetle eğilerek, gerilla yaşamında birçok başarıya imza attı. Sadeliği ve hesapsız kişiliğiyle yoldaşlarının güvenini derinden kazandı.

Berfîn Mazlum Arkadaş, ilk kurşunun patlatıldığı yılda dünyaya gelmişti. Ne tesadüftür ki ilk kurşunun 34. Yıldönümünde, 15 Ağustos 2018 tarihide, Dersîm merkeze bağlı Xaçali köyünde düşmanla yaşanan çatışmada son mermisine kadar savaşarak şehadete ulaştı.  Berfîn arkadaş, hep hayalleri için yaşadı ve savaştı. En büyük hayali olan Önderliğin fiziki özgürlüğü için verdiği mücadelenin anlamı büyüktür ve bu mücadelesini başarıya taşımak biz arda kalanların görevidir.13 yıl boyunca en doruklarda dalgalandırarak taşıdığı mücadele bayrağı asla yerde kalmadı, kalmayacak…

 

                                                                                          Mücadele Arkadaşları

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 18 Temmuz 2024
Görüntüleme: 388

DAĞLARA KALBİNİ NAKŞ EDEN ÖNCÜ BİR KOMUTAN; RONAHİ TENDÜREK

Bazı anlar vardır anlatılması zordur. Bazı kişiler vardır siz onu değil o kendini anlatır size. Yaşamının her anı bir romana konu olacak kadar destansıdır. Yaşamıyla anlatır size bağlılığın, inancın, mücadelenin, emeğin ne demek olduğunu. Hiç tanımamış, görmemişsinizdir ama yüreğinizin derinliklerine işler, çünkü yüreğinize dokuna bilen ender insanlardandır. Yaşamın her anında hep var olan, var olacak olandır. Tıpkı bu dağlara taht kuran tanrıçalar gibi. Bu dağlarda yürüdüğünüz her an onların izleriyle karşılaşırsınız. Yüzünüzü her güneşe döndüğünüzde ışığıyla kutsarken sizi, dağların sırrını fısıldar kulaklarınıza. Onları başka mekanlarda, başka anlarda aramanın anlamsızlığını dile getirirken, size özgürlüğe, yaşama akanların sırrını verirler. Bu dağlarda özgürlüğe akanlarla karşılaşırken, tanrıçaları sadece tarihte aramanın anlamsız olduğunu anlar ve düşersiniz tanrıça güzelliğinde olan Star ordusunun kadınlarının peşine. Bu dağlarda yürüyen, savaşan kadınların bakışında, sevgisinde ve bağlılığında mitolojik varlık olmaktan çıkıp can bulurlar. Star kadınları tanrıçalara yeniden can verirken, çağdaş enkilerinse kabusu olurlar. Zorla kabul ettirilmeye çalışılan yalanlara inat, kadınlar özgür tanrıçayı özgürlük dağlarında kendilerinde var ediyorlar. Tıpkı yok edilmeye çalışan Kurdistan gibi. Bu kadınlardan biridir Ronahi Tendürek. Hakikatin peşinden yüreyerek dağlarda Starlaşan öncü bir komutandır. Yaşamı ve mücadelesiyle bize bu dağların sırrını anlatıp hakikate akarken, bizde onun açtığı yola akarız ardı sıra... Ronahi Tendürek diğer adıyla Şükran Çiftçi isyanları ile bilinen Serhat’ın Ağrı ilinde dünyaya gelir. Ailesi Serhat’ın o direngen, yurtsever özelliklerini koruyan bir ailedir. Serhat sert ve soğuk havasıyla Kurdistan’ın en zorlu yerleşim yerlerinden biridir. Serhat’lılar Kurdistan’ı bu zor koşulları ve yaşamıyla sever, onun için en zor koşul ve şartlarda da Kurdistan’dan asla vazgeçmezler. Tıpkı yaşanan tüm katliamlara, işgallere karşı Kürtlükten vazgeçmedikleri gibi. Serhat insanı iklimi gibi serttir, bu yüzden kolay pes etmez, zorluğa boyun eğmez. Bu özellikleri ile her zaman her koşulda mücadele etmeyi öğretmiştir insanlarına. İşte komutan Ronahi’de bunlardan biridir. O Serhat’ın dengbejleriyle büyümüş,  dinlediği dengbejlerle ülkesini kalbine nakş etmiştir. İsyanı, zulmü, işgali, yurtseverliği, dağları, özgürlüğe duyulan sevdayı bu dengbejlerle duyumsamıştır. Genç yüreğinde daha fazla tutamaz özgürlük sevdasını ve bir isyan olur Tendürek semalarında. 1992’de Serhat’dan katılır güneşin çocuklarına. Henüz genç bir kadın olan Ronahi, zamanla dağların büyüttüğü, komutanlaştırdığı öncü bir kadına dönüşecektir. Dağlar onu yeniden yaratırken o dağlara nakş edecektir Önderliğe ve özgürlüğe olan sevdasını. Yaşama ilk dokunuşları Serhat’da başlar, tüm silahlarını orada kuşanır. Bunlar hem kendini hem düşmanı tanımadaki ilk adımlarıdır. İnatçı ve cesaretlidir. Çok genç olmasına rağmen yaşamdaki duruşuyla bundan sonra nasıl yüreyeceğini gösterir. Zor olan Serhat koşullarında adımlarını da, yürüyüşünü de daha ilk günlerde belirler. Zor koşullar onu durduramaz, engelleyemez, zor koşullarla mücadeleye etmeye çocukluğundan alışkındır.  Bu birde PKK iradesiyle birleşince, öncü bir komutan olur. Dokunuşuyla Güzellikler Yaratan Bir Kadın 26 yıl boyunca nehir olup akar Kürdistan dağlarında, hiç durmadan, engel tanımadan, mücadele ede ede akar yaşama. Serhattan Gare’ye, Gare’den Zap’a Xakurke’ye kadar soluksuz yürür. En zor zamanlarda iradesini, Önderliğe olan bağlılığını daha da güçlendirir. Hakikatin peşinden giderken kendini bulur bu dağlarda. Dağlara öyle sevdalıdır ki, dağla olan ilişkisini; “Dağlar güzelleşme mekanlarıdır. Doğal koruyucu gerilla mekanlarıdır. Dağları anlayarak sevmezsek yaşayamayız. İnsan dağlarda savaştıkça güzelleşir” sözleriyle dile getirir. Dağlarda savaştıkça güzelleşir, dağları bir tanrıça güzelliği ile anlayarak yaşar. Nasıl ki dağlar onu güzelleştirmiş ise o da dokunduğu her şeyi güzellleştirir. Güzelliğin savaşarak, mücadele ederek oluşacağını bilir. Güzellik özgür alanlarda mekanlarda açığa çıkar, nasıl ki bir çiçek doğasında özgür ve güzel ise kadında özgür olunca güzelleşir ve güzellikler yaratır. Tüm gerilliklerle savaşmak, özgürlüğe, yaşama yer açmaktır. Yaşamı, özgürlüğü işte bu cümle ile anlatır dağların asi kadını komutan Ronahi, “Gelişim geriliklere karşı savaşmayla olur. Kendisiyle savaşan geriliklerle de savaşma cesareti kazanır. Özgür yaşam insan için en büyük güzelliktir. Yaşamı seven özgürlüğü yaratabilir. İnsanı güzelleştiren yaşam, yaşamı güzelleştiren insandır. Yaşamayı sevmeyen mücadeleyi sevemez, en güzel yaşam iradeli duruşla yaratılır.” ‘Önderliği Tanımak Yaşamı Tanımaktır’ Bir kadın olarak kendini var ettiği her anı bilince çıkarmanın büyük savaşını verir. Düşmanla savaşımı nasıl keskin ise kendiyle savaşımı da aynı oranda keskindir. Özgürlüğe giden yolda önünde her ne engel varsa ona karşı savaşmayı, mücadele etmeyi esas almıştır kendisine. Çünkü onun için özgürlüğe akmak Önderliğe akmak, Önderliğe akmak ise yaşama yeniden ulaşmaktır. Yaşamı; “Önderlik gerçeği yürekte ve beyinde yaşatılmalıdır. Önderliği tanımak yaşamı tanımaktır, gerçek militanlık düzeyidir. Kadın olarak fedailikte derinleşmek güçlenmeyi ve iradi gelişimi esas almaktır. Bu aynı zamanda kendini her zaman Önderliğe yakın hissetmektir’’ sözleriyle tanımlar. Önderlikle kadının, insanlığın bağını koparmak isteyenlere karşı kendini bu yaşamda yeniden yaratarak, Önderlikle arasındaki mesafeleri kaldırarak cevap olur. Kadın kurtuluş ideolojisinin ve Star ordusunun yarattığı bir kadın olarak her an kendini özgürleştirmenin mücadelesini verir. Yaşamdaki duruşuyla, emek ve savaşçılığıyla yaşamı yaratan dağlı kadınlardan biridir hakikat savaçısı Ronahi. Dağları anlayarak seven bir kadının başka nasıl yaşaması beklenir ki? Dokunduğu her şeyde iz bırakan güneşin kızı Ronahi, dokunduğu her yoldaşında da güzellikler yaratan bir komutandır. Mütevazi yaklaşımı, yanındaki yoldaşlarını eğitmesi, her an yoldaşlarına destek olması güven yaratır tüm yoldaşlarında. En zor zamanlarda dağlar gibi dik dururken, umudunu her zaman diri tutanlardandır. Önderliğin “yoldaş yoldaşın alnını yıldızlara değdirendir” sözünü en güzel uygulayarak, yoldaşlarına yayar. Yoldaşlarını böyle sever ve emek verir. Demiştik ya bazı kadınlar vardır anlatılması zordur, siz onu değil o kendini size anlatır, komutan Ronahi de bu kadınlardan biridir. Onun 26 yıllık mücadele hayatı bir yaşamın yeniden yaratılışı iken, fedaileşen Apocu kadın ruhunun, kendini dağlarda savaşarak özgürleştirmesinin hikayesidir. Ölümü Aşmak Ve Kendini Her Anda Yeniden Yaratmak O anlamlı yaşamayı seçerek bu dağlarda öncü bir komutan olarak rolünü oynadı. Güneşin kızı, tanrıçaların yeryüzünde bu dağlarda bize gülümseyen yüzü olurken, nasıl savaşarak özgürleşeceğimizin yol göstericisi oldu. Tanrıçalar gibi ölümü ve zamanı yenerek, şu sözleri dile getirdi: “Ölümü iki biçimde değerlendiriyorum, anlamlı bir ölüm ya da yaşadığını fark etmeden ölmek. Onurlu bir ölüm özgür yaşam mücadelesiyle olur. Ölüme gitmek kolay değildir ancak başarı için ölüme gitmenin bir anlamı vardır. Yaşamda güzelliği yaratmak böyle bir yaşamın mücadelesini vermek ölümü aşar. Önderlik bunu gerçekleştirmiştir. İnsanın kendi kişiliği ile her an mücadelesi başarının yoludur. Kadın olarak iradeli ve başarılı bir kişilik benim için temel bir mücadele perspektifidir.” Güneşin kızı, mücadelemizin öncü komutanlarından Ronahi 2018’de Xakurke’de işgalcilere karşı savaşırken katılır ölümsüzler kervanına. Dağları nasıl sevip mücadele edeceğimizi anlatarak ömrünü halkına adayan büyük komutan PKK dergahında Starlaşan fedai bir ruhtur. Tendürek semalarında ölümsüzleşirken, dengbejler bu defa onu konuk eder kılamlarına...    

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 17 Haziran 2024
Görüntüleme: 345

ADANMIŞ BIR YAŞAM VE FEDAI BIR KOMUTAN; HÊVÎ HÊLÎN

Her insanın bir hikayesi vardır. Her kadının, yüreğinin derinliklerinde barındırdığı ve anlatmak istediği onlarca hikaye. Hele ki o kadın bir devrimciyse eğer bu hikayeler daha da anlam kazanıyor. Çünkü bir devrimcinin anlatacağı o kadar çok şeyi vardır ki. Bu hikayelerle sadece kendilerini değil, bizlerinde hikayelerini anlatırlar. Onlar bu toprakların kutsal savaşçıları, hakikat arayışçılarıdırlar. Onların ardı sıra yürüyebilelim diye, bize patikalarda izler bırakırlar. Gülüşleriyle, fedailikleri ve savaşçılıklarıyla yüreğimize dokunurlar. Yüreğinde hikayeler barındıran bu kadınlardan biride Hêvî Hêlîn’dir. Hakikat savaşçılığına adımını attığı ilk andan itibaren mücadelesi ve savaşçılığıyla fedai bir komutandır. Şengül Yılmaz 1982 yıllında yurtsever bir ailenin çocuğu olarak Muş’un Bulanık ilçesinde dünyaya gelir. Büyüdüğü köy ortamı kişiliğinin şekilenmesinde büyük bir etki yaratırken, ailenin yurtsever olması onda yurtseverlik bilinci geliştirir. Daha çocuk yaşlarda her Kürdistan çocuğu gibi düşman saldırılarına  şahitlik eder. Kimliğinden dolayı yaşadığı bu saldırılar onu kimliğine daha da bağlarken, düşmana karşı öfkesi de artar. Düşman, korkutmak ve yıldırmak için her türlü saldırıları gerçekleştirirken bu saldırılar karşısında Şengül daha da köklerine  bağlanır, bu duruşu onda pes etmeyen, direnen bir kadın gerçekliği yaratır. Doksanlı yıllarda dayısı ve kuzeninin şehadeti onu derinden etkiler, içindeki arayışı da derinleştirir. Bu yıllarda düşman ailesine daha da yönelir, aile bu baskılar karşısında metropollere göç etmek zorunda kalır. Şengül bu zorunlu göç yollarına düşerken toprağından koparılmanın öfkesini daha da büyütür ve yüreğine direniş tohumları da eker. Ülkesinden, toprağından uzak bu şehir ona bir bütünen yabancıdır. O faşizmin içinde dayatılan kimliksizliğe karşı kendi kimliğine daha çok sarılır. Yüreğine ektiği tohumlar büyür ve 2000 yılında yüzünü dağlara döner. O artık dağların Hêvî’sidir. Hêvî dağlara ilk adım attığı günden itibaren dağlarla bir olur. Dağlara geldiği süreç ağır bir süreçtir, uluslararası komplonun üzerinden sadece bir yıl geçmiştir. Böylesi bir süreçte katılmak Hêvî için anlamlıdır. Uluslararası komploya cevap olmak için büyük bir iddiayla yaşama katılır. Kürdüstan dağlarında bir şelale olup aktı yaşama. Mücadelesiyle, yaşama can verdi. Geçtiği her yerde kendinden birşeyler katarken dağlara, yüreği, mücadele aşkı ile büyüdü. Hêvî ara vermeden mücadele edenlerdendi. Kandil ile başlayan hakikat yürüyüşü  Dersim, Kerkük, Metina ve Botan’a kadar sürer. Aynı yolu paylaştığı yoldaşlarını bu yolculuklarda yüreğine nakş eder. Bu yolculukta yaşam ağacını umut, bağlılık, irade, bilinç ve inançla sulayıp besler. Karşılaştığı her olay onun için sonun başlangıcı değil, yeniden kendini bulmanın ve yaratmanın adımı olur. Hêvî  zorluklara, çirkinliklere boyun eğmeyen bir savaşçı, komutandır. Zorluluklarla mücadele ede ede yürür ve yaratır kendi toplumsallığını. O zor süreçlerin komutanıdır. Yaşamı zorluklarıyla sever, özgür kadını yaratmanın zorlukları, engelleri aşmaktan geçtiğini bilir. Yüreği tüm güzellikleri kucaklarken, çirkinliklerle savaşan bir kadındır. Yaşam ilkelerinde tavizsiz bir militandır. Toplumun tüm geri bağlarından ve bağlayıcı bireysel sözleşmelerinden bir kadın olarak kendini kurtaran, zincirlerini kıran cesaret ve özgürlük bilincidir. Duyguları akışkandır, kalıplara sığmaz. Nehir gibi akan bir dağlı kadının önüne engel koyulamaz. Berrak bir su gibi özgürlüğe, Önderliğe akmanın yolunu bulur. Tüm yollar kapatılsa da bir su gibi yolunu bulur akmaya devam eder yaşama. Hakikat savaşçısı kadınlar kendilerini küllerinden yaratanlardır. Hangi güç onları bu yoldan alıkoyabilir? Hêvî de bu kadınlardandır. İşgalcilerin eline  2003 yılında esir düşer. Bu süreç onun için zor olsa da hiçbir güç onun yüreğinin dağlara akmasını engelleyemez. Esir düşen sadece fiziğidir, ruhu ve düşüncüleri dağların yüksek semalarında bir şahin gibi kanat çırpar. Güç kaynağı, hakikat ışığı olan Önderliği düşünür. Önderliği okudukça, felsefesinde derinleştikçe mekanları aşar, kendini aşar ve hakikate ulaşmanın sırları ile karşılaşır. Dağla olan bağını koparmaz, çünkü o mekanlara sığdırılamayacak, özgür ruhlu bir kadındır. Böylece  6 yıl kaldığı zindandan çıktığı gibi yüreğini bıraktığı dağlara döner. Dağlarla Yeniden Buluşmak 2013’de tekrar dağlara gelen Hêvî dağlarla yeniden buluşmanın heyecanını yaşar. Yüreği yeniden özgür mekanlarla buluşmuş ve bir şahin gibi gökyüzünden süzülerek seyre durur Kürdistan dağlarını. Şehid Zilan akademisinde eğitim görür ve bu akademide kendini yeniden ele alırken, bir kadın olarak mücadele duruşunu tekrar tekrar gözden geçirir. “Önderliği anlamak kendini anlamak, evrene ulaşmaktır “der. Böylece kendini aşmanın hakikate ulaşmanın takipçisi olur. Her saldırı, her zorluk onu daha da bağlar PKK yaşamına. ‘’Her zorluk her engel beni bana keşfettirir, beni bana yaklaştırır.  Yaşam benim için her an kendimi keşfedeceğim bir yolculuktur”der. Bir hakikat savaşçısı girmiş ise yola, her adımda kendini ve toplumunu arar. Bu yol ne kadar uzun ve meşakatli olursa olsun, yolcu durmadan yol alır. Dağların Hêvîsi, fedai komutanda durmadan yol alan bir nehirdir. Özgürlük Tohumlarını Yüreğinde Yeşerten Bir Kadın O mücadelesi buyunca bu yaşama büyük bir aşkla bağlanmıştı. Zorlu süreçlerde kişiliğini daha da güçlendirirken, inancını dağlar gibi sağlamlaştırdı. Yanlışa karşı durmayı bilirken, en zor süreçlerde kendi eksiklikleri, yetmezlikleriyle de mücadele etmesini bilen bir komutandı. Önderliğe olan bağlılığı onda büyük bir anlam dünyası oluşturmuştu. Önderlik ideoloji ve felsefesinde kendini derinleştirmek ve Demokratik Modernitenin bir öncü kadrosu olmak için her daim mücadeleyi esas almıştı. Sadece Kürt kadını için değil özgürlük için yüreği çarpan tüm kadınlar için savaşan mücadelen eden hakikat savaşçısıdır. Bu bilinçle kendini kadın kurtuluş ideolojisinde yeniden yaratan  öncü kadınlardandır. Komutan Hêvî, Dersim yolculuğunun arifesinde tanrıça Zilan ile sözleşmiş ve yaşamı  boyunca  onun bir takipçisi olacağının sözünü vermiştir. Bu inançla fedaice yaşamayı esas almıştır. Yüzüde yüreği de Dersim’den sonra her an Zilan’a dönük olan bu güzel ve cesur komutanın,  yaşamı  ve eylemi Zilanca olacaktır. Çıktığı Bakur yolculuğunda yüzünü bu defa Mardin’e  verir. Mardin’de kaldığı süreç boyunca düşmana büyük darbeler vurur. Eylemlilikle, büyük bir inançla yaşar ve mücadele eder. Dokunduğu her şeyde güzelikler yaratan bir kadındır. O Apocu yaşama adanmışlığın timsallerindendir. Söze bağlılığı, korkusuzca savaşmayı, umutla, aşkla yaşamı sevmeyi bize öğreten fedai bir komutandır. Onun hikayesi özgürlüğün, hakikate ulaşmanın hikayesidir. Biriktirdiği hikayelerle bize hakikatin sırrını verendir. Savaşarak güzelleşen, güzelleştikçe toplumsalığı yaratan kadınların yolundan ilerleyen fedai komutandır. Dağların hakikat savaşçısı, fedai komutan  Hêvî,  2018’de Mardin Omeriya köyünde katılır ölümsüzler kervanına. Çıkan  çatışmada düşmanın eline sağ geçmemek için yoldaşı Amara’yla birlikte bombalarını kendilerinde patlatarak fedai eylem yapar. Eylemiyle Zilanlaşan Komutan Hêvî, sadece son eylemiyle değil yaşamının her anında fedaiydi. Onun gibi yüreğine inancı ve umudu alanlar,  ölümsüzleşen komutanların ismini alarak destanlar yazmaya devam ediyor. Tüm ezilen halkların özgürlüğü için…

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 17 Haziran 2024
Görüntüleme: 367

BOTAN KOMUTANLARININ İZİNDEN YÜRÜYEN GENÇ ÖNCÜ BİR KADIN

Bir direniş türküsü söylenmeye başlandı, bir isyan bayrağı dalgalandı. Adsız, kimliksiz bir halk yeniden canlandı hem de umudun zerresinin bile kalmadığı bir anda. Ölü toprak kalkarken yaşam yeniden canlanırken, unutulan direniş türküleri yeniden hep beraber söylendi. Eruh’da sıkılan ilk kurşun bir halka dayatılan kaderi öldürürken, korkuyu bu defa yok edip, yaşamı yarattı. Eruh büyük komutan Egit’le bir türküye dönüştü ve Kürdistan’da yepyeni bir süreci başlattı. PKK’nin söylediği türkü güzelliği tek değil yeni yaşamıda anlatıyordu bunun için sadece çölde değil, tüm cihanda dinlendi, dimlenmekle kalmadi herkesi bu türküye ortak etti. Bu türküye kulak verenlerden biride Nupelda oldu. Güler 1992’de yurtsever bir ailede dünyaya gelir. Botan halkının toprağa, özgürlüğe, kültürel değerlerine bağlı özelliklerini koruyan bir ailede büyür. Güler’de bu değerler içinde kişiliğini şekillendirir. Küçük yaşta pek çok haksızlığa şahitlik eder, bunlar kişiliğinde derin sorgulamalar yaratırken yaşam karşısında daha güçlü durur. İşgalcilerin her türlü zulmune daha küçük yaşta şahitlik eder. Eruh nasıl ki PKK tarihinde önemli bir yere sahipse, aynı zaman da düşmanında yoğun saldırılar gerçekleştirdiği ve politikalar uyguladığı bir yerdir. Bunun için her türlü katliamları yapmaktan çekinmezken, gençler üzerinde ise tüm asimile politikalarını uygular. Güler’in ailesi de bu katliamları yaşayan bir ailedir. Babası devlet tarafından şehit edilir, köyleri yakılır ve Siirt’e göç etmek zorunda kalırlar. Burda da baskılardan kurtulamazlar. Kürdistan’daki pek çok çocuk gibi o da erken büyüyenlerdendir. Daha küçük yaşta sorumluluk kaldıracak kadar olgundur, emek olgusuyla o yaşlarda tanışır ve aileye destek olabilmek için çalışmaya başlar. Bu süreçte yaşanan olaylarda her daim arayışını artırır. Düşmana olan öfkesi, alacağı intikamlar o kadar fazladır ki bu işgalcilerden bir an önce hesap sormak ister. Yerinin dağlar olduğunu bilir, zaten dağlara da gerillaya da yabancı değildir, O da her Botanlı çocuk gibi anlatılan kahramanlıklarla büyümüştür. Güler sadece ait olduğu yere gideceği günü bekler. Çocukluk hayali olan dağlara 2010’da ulaşır. Bu yeni yaşamında kendine verdiği isim Nupelda’dır. Yeni yaprak yani yeni bir yaşam, yeni bir oluşum, yenilikler güzellikler barındıran yeni bir yol. PKK’ye geldikten sonra ki süreci şu cümlelerle anlatır:  “PKK benim yeniden yaşadığım yer, aslında ben bundan önce yaşamamış, nefes almamış gibiydim, kendimi bulduğum yer burası” Böylece yeni yolunda Nupelda ismi onunla bütünleşir. İlk geldiği yer büyük komutanlar yaratan, Botan’ın en güzel ve en kutsal yerlerinden biri olan Gabar’dır. İlk gerilla adımlarını burada atar. Burda Gülbahar’ların, Nudalar’ın Çiçekler’in ve Adıllar’ın izine rastlar ve onların adımlarını takip eder. Gabar bağrında öyle komutanlar yetiştirir ki her biri ölümsüz birer komutandır. Nupelda hep duyduğu bu büyük komutanların mekanın da olmaktan kaynaklı çok mutludur. Bir yanda bunun verdiği ağırlığın da farkındadır. Yeni olmasına rağmen yaşamda ve gerillacılıkta çabuk pişer. Yaşama karşı meraklıdır, çabuk öğrenen bu genç kadın yoldaşlarının dikkatini çeker. Sanki hep bu dağlarda yaşamış gibi atik ve yaşama çabuk uyum sağlar. Botan’ın koşulları da onu gerillacılıkta oldukça geliştirirken, yaşanan yoldaşlık ilişkileri onun yüreğinde büyük bir yer edinir. Botan ona büyük tecrübeleri kazandırır. Uzun süre kaldığı Botan’dan hiç istemese de 2013’de ayrılır. Güney’e geçen Nupelda burda merkezi eğitimler görür. Burda gördüğü eğitimleri ve Botan’daki pratiğini birleştirince kişilik olarak kendinde büyük çıkışlar yaratır. Her zaman derin sorgulamaları olan Nupelda, yaşamda daha güçlü bir katılımın ve sürece doğru cevap olabilmenim arayışı içindedir. Kendini bir kadın olarak ele alırken güçlü yanlarını büyütürken, onu geriye çeken yanlarıyla da savaşır. O her zaman Önder APO’nun bu sözünü esas alır; “Başkalarını özgür kılmak isteyenler önce kendilerini özgür kılmayı bilmelidir’’ Bunun için önce kendine karşı sorgulayıcı ve radikaldır. Aynı zamanda yoldaşlarına karşı da anlayışlı olduğu kadar ilkelerde tavizsizdir. Cins mücadelesi onun en önemli gördüğü mücadeledir, bu konuda doğru bir mücadele tarzı yakalamak için kendini kadın kurtuluş ideolejisinde derinleştirmek için çaba harcar. Daha küçük yaşta sorumluluk almayı bilmiş ve zorluklarla mücadele etmiştir, bu özelliği PKK’de daha da gelişir ve anlamlaşır. Önder APO’nun yaratığı bu yaşama karşı, halkına karşı kendini sorumlu görür. Bu duygu ve bilinçle yaşama katılır ve mücadele eder. Nupelda yaşama heyecanlı, coşkulu katılışıyla APO’culuğun ruhunu yakalayanlardandır. Önder APO’nun savunmaları ekseninde her daim kendine yön verir ve derinleştirir. Apoculuk demek zoru tercih etmek, kolaya tenezül etmemektir. İşte Nupelda tam da böyle bir kadındır ve her zaman kendini en zor yere hazırlar ve önerir. Nerde zorluk varsa orda olmak, yoldaşlarına nefes olmak ister. O Botan kadınının doğal otoritesini, öncülüğünü PKK ile birleştiren genç bir kadındır. Fedakarlığı, cesareti, bağlılığı O’nu öncü bir genç kadın komutan yapar. O zor günlerin yoldaşıdır, duruşuyla, sevgisiyle her daim yoldaşlarının aradığı biridir. Doğal katılımı, içten yaklaşımları onu bu dağlarla bütünleştirirken, yanındaki yoldaşlarına da büyük güven verir. Yürüyüşü, bakışı, dağlarda açan uçurum çiçekleri gibidir. Herkesi kendine çeker. Nupelda bu defa bir komutan olarak çevirir yüzünü Botan’a. Botan onun yüreğinde her daim farklıdır. Çünkü ilk gerilla adımlarını burda atmıştır. Botan O’nun gönlünde her daim büyük komutanlarının yeridir. Botan’da olmak onlarla olmaktır, kendini her daim şehitlere karşı borçlu hiseder.  Önder APO’ya ve şehitlere layık olmak için daha da güçlü yaşama katılır. Eylem yapmak için her daim düşmanı gözler ve doğru zamanı bekler. Önder APO’ya cevap olmak, şehitlere layık olmak eylem yapmak, düşmanı vurmak demektir. Bunun için her zaman tarzda, taktikte derinleşmeyi esas alır. Duruşuyla, öncülüğüyle, cesareti ile sadece yoldaşlarının gönlünü değil, Botan’ın gönlünü de fetheder. Nupelda 2018’in bir sonbahar günü çok sevdiği Botan’da katılır ölümsüzler kervanına. Eruh’lu genç, yiğit bir kadın komutan olarak yer edinir tarihte. Ardından gelen genç kadınlara güzelliğin, mücadelenin, savaşın türküsünü bırakarak… Mücadele Arkadaşları

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 30 Nisan 2024
Görüntüleme: 325

RAHŞAN VE BERİTAN’IN RUHDAŞI

Yüreği ateş topu, bağlılığı dağlar kadar sağlam ve sarsılmaz, sevgisi nehir gibi akan bir kadın. Kendinde tüm güzellikleri toplayan ve bunu etrafına dağıtan. Fediailer kervanına gülüşüyle seslenen ve “Bana da yer açın, ben de bu kervanda Önder APO’ya yol alacağım” diyerek fedailişen. Rahşan’ın ruhdaşı, Beritanın şervanı, Doğa ve Eylem’in yoldaşı. Mardin nasıl ki tüm kültürleri içinde barındıran bir kültürler mozaiği ise aynı zamanda serhıldanlarıyla da bilinen ve serhıldan ruhlu çocuklar yetiştiren kadim bir şehirdir. Serhıldan ruhunu hep koruyan bunu hiç yitirmeyendir. Mardin’in serhıldanlarla ayakta olduğu, Kadife Kale’de Rahşan’ın yüreğini Newrozlaştırdığı bir süreçte 1992’de Mardin’e bağlı Ömerli’de Amara dünyaya gelir. O dünyaya ‘Merhaba’ dediğinde kutsanır serhıldan ruhuyla. Yurtsever olan ailesi onu bu yurtseverlik ruhu ile büyütür. Annesi ona bir varmış bir yokmuş masalları değil hep var olacak Kürdistan hikayeleri anlatır. Bu hikayelerde yüreğini ateş topuna çeviren Rahşan, ihanete teslim olmayan Beritan vardır. Amara onlarla büyür, onları nakşeder yüreğine ve düşlerine. O’nun yaşındaki bazı genç kadınların düşlerini şehirler kaplarken, serhıldan ruhlu bu kadına ne şehirler ne de O’nun yaşamı çekici gelmez. Orda kendine ait, düşlerine ait bir şey bulamaz. O düşlerinde özgürlüğü, dağ gülüşlü kadınları görür. Yaşıtları yüzlerini koca metropolere verirken o kendine doğru yol almak için yüzünü güneşe döner. Serhıldan ruhlu bu kadın 2010’da ulaşır hayali olan dağlara. Dağların yenilmezliği ve yüceliği onun serhıldan ruhu ile birleşince güçlü savaşçı bir kadın belirir. Bir süre Botan’da kalır ordan gerilla yaşamını daha iyi öğrenmek için Metina’ya gelir ve yeni şervanlar eğitimi görür. Bu eğitimle gerilla yaşamını tanır. Yeni şervan eğitiminden sonra tanrıçalar mekanı olan Zap’a geçer. Amara Zap’da gerilla yaşamında oldukça gelişir. Zap’ın asiliği, koşulları onun kişiliğini daha da güçlendirirken yaman bir savaşçı kadına da dönüştürür. Zaman geçtikçe onun serhıldan ruhu bu dağlarda daha da büyür. Amara yaşama hep büyük bir heycan ve coşkuyla katılır. Sürekli “Ben bu yaşama, bu dağlara sevdalıyım bu yaşamı korumak için yapamayacağım şey yoktur’’der. Yaşama katılışında bu çok iyi yansır. Bir kadın olarak bu mücadelede yer almanın heyecanını, sevincini her daim yaşar. Bu dağların, bu yaşamın Önder APO’nun büyük çabaları sonucu yaratıldığının bilincindedir. Bunun için büyük anlam vererek, büyük savaşarak Önder APO’nun çabalarına layık olmak ister. Kendini her an eğitmeyi esas alır. Sadece düşmanla savaşmayı değil, aynı zamanda bir kadın olarak dayatılan her türlü gerillikle de savaşmayı esas alır. Kendine ulaşmak, kendi farkına varmak tüm kadınlara, topluma ulaşmak olduğunu bilir. Bunun için bu savaşta en çok kendini arar. Tüm kadınların savaşı olmak, onların yüzünde tebessüme sevgiye dönüşmeyi her daim amaçlar. Bunun için kadın olmanın öz bilinciyle, toplumsal bir hafıza kendinde yaratarak yürür düşmanın üzerine. Dağlar gibi saf ve temizdir yüreği, bir a o kadar da serhıldanla dolu. Haksızlığa gelemez, nerde bir haksızlık görse sıkar yumruklarını atılır kavgaya amasız, fakatsız. Bu ruhla gezer Kürdistan topraklarını, Şengal de Ezidi halkı katliamla yüz yüze kalınca, Ezidi kadınları pazarlarda ahlaksızca tüm dünyanın gözü önünde satıldığını görünce duramaz yerinde ve O da bu savaşa gitmek için ısrar eder. Amara, savaş nerde ise orda olmak ister. Savaşarak ancak özgürlüğün yaratılacağını bilir. Cesaret dolu yüreği Önder APO’nun felsefe ve ideolojisi ile yoğrulunca aman vermez bir savaşçı olur. Her savaşta daha da gelişir ve daha fazla öncülük eder yaşamda. İnsan iradesinin zor koşullarda bilendiğini bilerek her daim en zoru başarmayı esas alır kendine. Ne düşmanla savaştan ne de kendi ile mücadele etmekten kaçar. Daha iyi nasıl olabilir daha fazla nasıl mücadele edebilir arayışı her daim vardır. Yaşama karşı sorgulayıcıdır, kendinde evreni, savaşında tarzını, tarihi her daim sorgular. Yol, yöntem arar hem daha iyi savaşmak için hem daha çabuk kendini aşmak için. Amara’da savaş ve yaşam birbirinden farklı iki olgu değildir. Savaşın önce yaşamda kazanıldığının farkındadır. Amara Kürdistanın dağlarında da savaşır, şehirlerinde de. O tam bir hakikat savaşçısıdır. Şengal’de, Rojava’da, Nusaybin’de savaşır işgalcilere karşı. APOcu militanlık bir de O’nun şahsında yeniden şahlanır. En büyük arzusu Gabar’a gitmektir her yerde savaşsa da “Gabar’da savaşmak benim için farklıdır” der. Gabar sevdadır onun için, Gabar’a gitmek nefes almaktır. Öyle sever Gabar’ı. Hep bir gün gideceği günü bekler. Amara’nın serhıldan ruhu her daim güzeli aradı, güzeli yaratmak için savaştı. Verdiği sözü tutmak için her daim hakikatin ardından koştu. Amara amacını bu sözlerle ifade etti: “Sözüm hedefimdir. Hedefim amacımdır, amacım özgürlüktür ve bunları gerçekleştirdiğim an Zilan, Sema, Egid, Kemal, Viyan, Beritanların gittiği yola yetişeceğim, tüm yaşamda, savaşta yürüttüğüm mücadelem bu yoldaşların fedai ruhuna yetişmektir”. Bu ruha erişmek içim her daim verdiği söze sadık kaldı. Bir hakikat arayışçısı şöyle der; ‘’Kendin olmadan, kendini adayamazsın, fedai olamazsın’’ fedaileşmek kendin olmak, an da kendini yaratmaktır. Kendine ulaşan insan evrene ulaşmış hakikati keşfeden insandır. Amara mücadelesi boyunca her daim hakikati aradı hemde büyük bir aşkla. Önderliğin bir militanı olmak için tüm engelleri aşmayı göze aldı. An’da kendini yaratan, an’da özgürleşerek evrenin sırrına ulaşanlardandı. 2018’de Mardin’de işgalciler tarafında geliştirilen operasyon da son mermisine kadar çatıştı ve sağ ele geçmemek için yoldaşı Hevi ile fedai eylem yaparak bombalarını kendilerin de patlattı. Amara sözünü tutmuş amacına ulaşmıştı. Serhildan ruhlu kadın Rahşan ve Beritan senle tekrar canlandı ve Mardin’de ölümsüzlüğe doğru yol aldı. Mücadele Arkadaşları  

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 30 Nisan 2024
Görüntüleme: 500

ŞEHİT ZİN AVESTA ARKADAŞIN ANISINA

Şafak vaktinde başlayan yolculuğuyla, Gün batımına ulaşmadan yetişebilmeliydi gerillalara... Dağlara ve deryalara, Mazlumlara ve Zilanlara... Besta’ya, Herekol’a, Gabar’a. Kim bilir belki daha da uzak diyarlara. 1976 yılında Şırnak’ta dünyaya gelen Hafize Özdemir, yurtsever bir ailede büyür. Ailesinin yurtsever değerlere sahip olması, kendi özünü, kimliğini benimsiyor olması onunda bu değerler ile büyümesine neden olur. Daha çocukluk yıllarında gerillaya karşı büyük bir ilgi ve sevgi duyar. Hergün gerilla olma hayali ile yaşar şahit olduğu halkın gerçekliğinin farkındadır. Düşmanın yoğun baskılarından kaynaklı Avrupa’ya göç etmek zorunda kalan Özdemir ailesi, burada yaşamlarına devam ederler. Bu yer değişimi Hafize ve ailenin diğer çocuklarında çelişkilere yol açar. Daha küçük olduğu için bu gerçekliğe anlam veremez fakat zamanla bu gerçekliğe karşı en büyük cevabı verecektir. O halkının sesi, o Botan’ın onuru olacaktı. Ve o gün gelip çatmıştı. Takvim yaprakları soğuk bir kış gününü gösterirken, yollara düşecek ve uzun yolun yolcusu olacaktı. Özgürlük hareketi PKK’ye en çok saldırıların gerçekleştirildiği bir dönemdi 1990’lı yıllar. Ve bu saldırılar her Kürt gencinde olduğu gibi onda da sorumluluk bilincini daha da geliştirir. Kürt halkına karşı gerçekleştirilen bu saldırılar karşısında öfkesi dağlar kadar büyük ve her geçen gün bir kar topu misali gittikçe daha da büyüyordu. Bu onurlu yola canını bahşedenleri düşündü birbir. Botan’ın savaşçı gençlerini, Serhed’in intikamcı gençlerini, Amed’in kavgacı gençlerini ve daha nicesini... Bu temelde kendi sorumlu görerek Kürt halkına karşı gerçekleştirilen bu saldırılara karşı sessiz kalmayarak özgürlük mücadelesine katılım kararı alır. 1993 yılının bir sonbahar gününde doğduğu toprakların vermiş olduğu bir öz güven ile çıkmıştı yollara. Botan kadınları gibi kendinden emin ve sağlam adımlarla attığı her adımla daha da kaldırıyordu başını dim dik. İlk durağı Botan dağları olur. Bu sefer yüksek dağlardan bakıyordu geride bıraktığına, bıraktıklarına... Yeni doğuşunda Zin Avesta adını alır. Yeni yaşantısında aldığı bu isim onun için çok önemli bir değer taşır. Yaşam ateş kadar değerli olduğu gibi aynı zamanda yakıcıydı da. PKK yaşamını somut bir anlamda ifade eden bu gerçeklik yeni yolculuğunda sonuna kadar eşlik edecekti ona.  Çocukluk hayallerinin ilk adımını attığı özgür dağlar, Zin arkadaşın narin gerçekliği ile de buluşunca artık müthiş bir kadın açığa çıkarmıştı. Kürdistan dağları kendi gibi özlü, narin, doğal ve de sevecan bir Kürt kadını ile karşı karşıyaydı. Avrupa’dan yola çıkan Zin Avesta 1993 yılında Botan alanına geçerek gerillacılığa başlar. Botan alanında uzun yıllar kalarak gerillacılığa erken adapte olan Zin arkadaş, bu alanda yetkin bir savaşçı olmayı başarır. Gerilla yaşamına dair herşeyin ilkini bu alanda tadan ve bu alanda yaşayan Zin arkadaş, yaşamda gösterdiği istikrarlı duruşu ve katılımı sayesinde çok çabuk gelişir. Adeta emek kokan elleri her an, her iş ve zorlu göreve amade idi. Zin arkadaş emek ve sevgi arasındaki bölünmez bağı kendi özgün doğasında çok güçlü inşa etmişti. Zira Zin demek; emek demek, sevgi demek anlamına geliyordu yoldaşları içinde. Uzun süre Botan alanında kalan Zin arkadaşın gerillacılık yaşamında ikinci durağı Behdinan alanı olur. Behdinandan Zagroslara, Zagroslardan Kandil’ê, Xakurkê, Xınêrê, Dersime kadar uzanır gerillacılık serüveni... Kendini Apocu Felsefe İle Donattı Her yıl daha bir çekici buluyordu dağları ve dağlıları. Özellikle bir kadın olarak elinde kleşi belinde raxtı ile daha da heybetli buluyor kadınları. Kadınları özgürlüğe olan tutkularının onları bu dağlara getirdiğinin bilincindeydi. PKK saflarında kadının kendi kendini yönettiği, kendi kendini örgütlediği gerçekliği hep büyük bir coşku ve heyecan veriyordu ona. Kadının bunu bilince çıkarması, kadının bu denli bilinçlenmesi Önder Apo’nun açığa çıkardığı bir gerçeklikti. Bu temelde Önderliğe olan sevgisi ve bağlılığı her geçen gün daha da arttı. Sonuna kadar Önderliğe inandı ve bu inancının ardına verdi durmadan... Kendini donatacağı mekanlara döndü yüzünü, Önder Apo’nun okullarına... Önder Apo’nun okullarında kendini donatan Zin Avesta gerilla komutanı olarak devrimcilik hayatında devam eder. Komutanlığının yanı sıra yoldaşlığındaki özlülük, yaşama karşı duyarlılığı, güven veren ve güvenen yaklaşımları ile tam da bir komutan kişiliğini barındırıyordu benliğinde. Kendini tam bir Apocu felsefe ile donatarak yürüdü. Çünkü o Önder Apo’nun takipçisiydi.   Kuzey’e Olan Tutkusunun Peşine Verdi Kürdistan devriminin kalıcılaştırılmasının Kuzey topraklarından geçtiğine inanan gerilla komutanı Zin Avesta 2012 yılında PAJK eğitimi görerek 2014 yılında yönünü özlemini duyduğu kuzey Kürdistan topraklarına döner. Bu sefer Dersim yolcusudur komutan Zin. Dersim; dağları ki Besêleri, Zarifeleri bağrında büyütmüş. Bu dağlar ki Zilanları, Beritanları büyütmüş, bu dağlar ki Saraları bugünler için yetiştirmiş. Dersim dağları tecrübeliydi. Direnişçiydi de aynı zamanda. Yine acımasız bir savaşa şahitlik ediyordu Dersim dağları... Mertçe göğüs göğüse değilde, namertçe yürütülen bir savaştı bu. Kürt halkı için ‘varlık ve özgürlük savaşı’ olarak adlandırılan bu savaş’ta Zin Avesta arkadaş da Dersim alanlarında gerilla komutanıydı. Alan yürütmesi olarak Dersimde görev yapan Zin arkadaş, yılların verdiği birikim ve tecrübe ile bu savaşın gidişatını belirleyecekti. Savaştı ve savaştırdı. Düşman askerlerini defetti Dersim dağlarından. Yaşanan bu savaş gerçekliğinde soğukkanlılığı, savaşta geliştirdiği taktiksel yönleriyle her defasında düşmanın ensesinde aldı soluğu. Çünkü yeminliydi Kürdistan devrimi kalıcılaştırılacaktı... Katıldığı günden şahadete ulaştığı güne kadar durmadan, yorulmadan amansızca mücadele ederek kazanımlar elde eder. 28 yıllık devrimcilik hayatına çok şey sığdırır. 2014 yılından 2020 yılına kadar Dersim alanında amansızca savaşan, savaştıkça kazanan komutan Zin Avesta 2020 yılının Şubat ayında yıldızlaşarak sonsuzluğa erişir. Zin Avesta arkadaş birlikte yaşadığı yoldaşlarının gönlünde en güzel yerini aldı. Çünkü o; Başarının en kararlı yolcularındandı.   Mücadele Arkadaşları      

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 31 Mart 2024
Görüntüleme: 326

ŞEHİT BAHARİN DERSİM ANISINA

Leyla Şexo 1983 yılında Rojavayê Kurdistan’ın Halep kentinde yurtsever bir ailede dünyaya gözlerini açar. Aslen Efrin’li olan Leyla yaşantısını Halep’te geçirir. Çocukluk ve gençlik yıllarını her ne kadar Efrin’de geçirmemiş olsa da kendi halkının diline, kültürüne, örf ve adetlerine göre büyütülmüş, kendi yöresinin özelliklerini kişiliğinde oturtmuştur. Tarihimize bakıldığı zaman Efrin’de yaşayan halkımız Önder Apo’nun emeği sayesinde her zaman en çok direnenlerden olmayı başarmıştır. Hep direnen, haksızlığa ve yolsuzluğa asla tahammül etmeyen Efrin halkı zamanı geldiğinde en önde savaşmasını, savaşarak kazanmasını bilmiştir. Leyla Şexo böyle bir halk gerçekliğine sahip olduğu için şanslıydı. Zira Önder Apo gerçekliği, Kürt özgürlük hareketi ve gerillayı erken yaşlarda tanır. Böylesi değerlerle büyüyerek kendi toplum gerçekliğiyle erken yaşlarda tanışan Leyla, bu halkın bir parçası olduğu gibi bu halk için savaşan bir savaşçı olacaktı. 1998 yılında Önder Apo’ya karşı uluslararası komplonun planları konulmuştu. Önder Apo’yu esir almak isteyen hegemon güçler bir çok bölgede Önder Apo için suikast girişimlerinde bulunmaya başlamışlardı. Rojava ve Suriye topraklarında yaşayan halkımızın zarar görmemesi için Önder Apo yurtdışına çıkınca, Rojava halkımız bunu her ne kadar kabul etmemiş olsada Önder Apo’nun bu kararını saygıyla karşılamışlardı. 15 Şubat 1999 yılında bir komplo sonucu Önder Apo Yunanistan’da fiziki olarak hegemon güçlerin eline düşmüştü. O gün tüm dünyanın durduğu, o gün insanlığın öldüğü, o gün söylenecek hiçbir sözün kalmadığı bir gündü. Önder Apo’nun fiziki esareti ile birlikte adeta insalığın utanası bir dönem yaşanmaya başlanmıştı. Önder Apo için hiç düşünmeden bedenini ateşe veren onlarca genç, Önder Apo için tereddütsüzce ateşten çember oluşturan insan zincirleri ile karşı karşıya kaldı tüm evren. Kürt gençleri yönünü akın akın dağlara verdi. Çünkü Önder Apo’nun fiziki esareti tüm Kürt halkının esaretiydi. Kürt halkının tekrardan betonlara gömülmesi demekti. Bu tehlikeyi fark eden her nefer Önder Apo’nun yanında olduğunu belirterek eylemlere dahil oldu. ‘Önder Apoya dokunanı yakarız!’ mesajını veren ‘‘Güneşimizi karartamazsınız şehitleri’’ Önder Apo’nun bizler için vazgeçilmez olduğunu kanıtlamışlardı. Uluslararası komplo ile birlikte bir çok Kürt genci bedenini yakmış ya da yönünü akın akın dağlara vermiştir. Bu Kürt gençlerinden biride Leyla Şexo’dur. Leyla Şexo 1999 yılının sonları 2000’li yılların başlarında yönünü Önder Apo’nun dergahı olan dağlara vermiştir. Aslında o Önder Apo’ya verilmiş bir armağındı. Leyla’nın ailesi Önder Apo’nun esaretinden sonra Leyla’yı PKK saflarına hediye etmiştir. Leyla Önder Apo’ya karşı gerçekleştirilen uluslararası komplonun intikam ateşidir. Leyla böylesi karışık bir süreçte gerilla saflarına katılır. Tüm karanlıklara rağmen, tüm olumsuzluklara rağmen ülkesine bir gün mutluka baharın geleceğine olan inancıyla Bahardan esinlenerek adını Baharin, ve Dersim topraklarına olan sevgisiyle de Dersim adını alarak, gerilladaki adını Baharin Dersim koyar. Gerilla yaşantısına Medya Savunma alanlarında başlayan Baharin Dersim her şeyi çok çabuk öğrenir. Benimsediği gerilla yaşamına çabuk adapte olur. En büyük hayali Dersim topraklarında gerillacılık yapmaktır. Bu temelde kendini eğitir. Çünkü Kürdistan devriminin Bakûr topraklarından geçtiğine inanır. Bu uğurda olan inancıyla isteğinde ısrarcı olur. Dersim dağlarının zirvelerine ulaşmak, Dersim topraklarında gerillacılık yapmak Zilanların, Mahirlerin ardılı olmak ona bunu emrediyordu. Şehidin gereklerine göre yaşamak ve layık olabilmek her gerillanın olmazsa olmazıdır. Baharin Dersim’de bunun somut takipçilerinden oldu. Ve 2003 yılının sonlarına doğru sevgisini ve umutlarınıda sırtlayarak Dersime doğru yol aldı. Önder Apo’nun ve şehit yoldaşlarının intikamını almak için Dersim alanına geçen Baharin, henüz gerillacılıkta ilk yıllarını yaşarken geçtiği Dersim’den bir savaş komutanı olarak geri dönecekti. Ve sekiz yıl boyunca orada emek veren, çaba sarf eden Baharin, artık yetkin bir savaş komutanıydı. Komutan Baharin Önder Apo’nun açığa çıkardığı özgür kadın kişiliğini kendinde somutlaştırarak yoldaşlarının gönlünü feth etmiş, yoldaşlarının yanında sözü geçen, sevilen bir yoldaş ve komutan olmuştur. güzelliğin abidesi olan komutan Baharin gittiği her yerde beraberinde götürmüştür baharı. Bulunduğu her yerde moral ve neşe saçan güzellik abidesi her seferinde derin sohbetleri ile yoldaşlarını etrafında toplamayı en iyi şekilde yapmıştır. Sekiz yıllık amansız bir mücadelenin ardından Başûrê Kürdistan’a dönen komutan Baharin Dersim Zap, Metina, Avaşin, Çemço, Xinêrê gibi bir çok alanda gerillacılığına devam etmiştir. Komutan Baharin özgürlük hareketine katıldığı günden itibaren şahadete ulaştığı güne kadar hep fedailik çizgisini esas alarak katıldı. Özellikle sıcak yoldaşlık ilişkileri, güler yüzlülüğü, yoldaşlarına olan güven ve bağlılık ölçüleri hep en çok sevilmesine neden olan özelliklerinden oldu. Komutanlık yaptığı alanlarda ve sorumluluğunu üstlendiği yoldaşlarının arasına hiçbir zaman farklılık koymayan komutan Baharin her zaman yoldaşlarını eğitmeyi esas alarak Önder Apo paradigması doğrultusunda yeni fedailer yetiştirme çabası içerisindeydi. Çünkü kendiside Önder Apo’nun bir fedaisi aynı zamanda fedailerin komutanıydı. Fedailiğin şerbetini içmiş, fedailiğin sırrına ermişti. Baharin komutanın olduğu yerde fedailik vardı. Baharin komutanın olduğu yerde aşk, sevgi, bağlılık, başarı kısacası olması gerekenin hep en iyi vardı. Çünkü o kendini tamamen Önderliğe ve onun yoluna adamıştı. Bakûrê Kurdistan ve Medya Savunma alanlarında derin tecrübe sahibi olan komutan Baharin; tekrar Bakurê Kürdistana geçmek ister. Bu temelde 2019 yılında bu defa yönünü Garzan eyaletine verir. Garzan Mîzginlerin, Arjînlerin, Kemallerin, evrimlerin ve daha nice yiğidi bağrında büyütüp özgürlük mücadelesine veren kutsal topraklardır. Garzan Eyalet Komutanlığı olarak alan geçen Baharin arkadaş özgür kadın çizgini geliştirmek, özellikle yoğun savaş koşullarında YJA Star güçleri olarak düşmana büyük darbeler vurmak için büyük çaba sarf eder. Her yoldaşını tek tek eğiterek, bire bir ilgilenerek birlikte omuz omuza savaşa komutan Baharin kesin zafere olan inancıyla her seferinde büyük başarılar elde eder. Baharin yoldaşın komutasında gerçekleştirilen her başarı eylem beraberinde büyük başarılar getirir. Düşmanın her türlü kirli savaş ve oyunlarına karşı büyük direnerek cevap veren Baharin arkadaş müthiş direnerek büyük savaştı. İki yıl kadar bir zaman dilimi içerisinde hemen hemen Garzan eyaletinin her karış toprağını dolaştı, emek verdi. Emek verdiği bu topraklar 23 Kasım 2021 günü Baharin Dersim yoldaşı ve beraberindeki Mizgin Boran arkadaşı sarmalayarak bağrına bastı. 22 yıllık devrimcilik hayatının bir çoğunu savaşın en yoğun olduğu alanlarda geçiren fedai komutanımızın ardılları olarak onların emeğine sahip çıkacak, özgürlüğe olan inancıyla yürüyerek, ülkemize baharın gelişini sağlayacağız...   Mücadele Arkadaşları

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 31 Mart 2024
Görüntüleme: 331

ADI KADAR EYLEMCİ YOLDAŞIM

 Eylem arkadaş adı kadar eylemci, şen şakraklığıyla yaşamın rengi, yoldaşlık ruhuyla yoldaşlığın sembolüydü. Sevginin kaynağıydı, mertliğin abidesiydi. Heval Eylem Amed’in Çınar ilçesine bağlı bir köyde büyümüş, din etkisi kadar yurtseverliğin olduğu bir ortamda büyümüş ve şekillenmesini bu özelliklerinden almıştı. Özellikle şehir yaşamının yozlaştıran, asimile eden, kendi kültüründen uzaklaştıran bir gerçekliğe sahip olması, bunun karşısında köy gerçekliği ise günümüz koşullarında her ne kadar geçmiş özünü korumasa da hala kominal yaşamın ve kendi dilini kültürünü koruduğu yerlerdir de. Heval Eylem şehir yaşamı karşısında özellikle Kapitalist Modernitenin gösterişli kültürüne karşı köy ortamını hep tercih etmiş ve bu köy ortamı içerisinde şekillenmesini almıştı. Ancak var olan yaşam onu tatmin etmemiş ve hep bir arayış içinde olmuştur. Eylem arkadaş kişilik olarak ele avuca sığmayan hiperaktif yapılanması, ta o yaşlarda ailenin özelde kız çocukları üzerinde dayattığı kalıplara gelmeyen sınır tanımayan bir kişiliğe sahipti. Bu kişiliği daha sonra özellikle gerilla saflarına da yansımasını da bulduğu kadar bu özellikleriyle de hep bir renk olmuştur. Özellikle 1990’larda APO’cu hareketin gelişimi büyümesi halk serhıldanlarının gelişimi Kürdistan’da genç kadınların yönünü dağlara ve özgürlüğe verdiği bir süreçte o da etkilenmiştir. Özellikle Amed’in mücadelemizin başından itibaren böylesi bir gerçekliğe hep bir öncülüğünün olduğunu biliyoruz. Buradan da etkilenen Eylem arkadaş özelde mevcut gerçekliği kabul etmeyen ve bu gerçekliğe baş kaldıran bir yapıya sahiptir. Yönünü, tercihini özgürlük mücadelesi olan APO’cu felsefeye, ideolojiye ve onun mücadelesine vermiştir. Eylem arkadaş genç yaşlarda Botan üzeri saflara katılır. Botan sahası mücadelemiz açısından özellikle gerillacılığını birçok arkadaşın yaşadığı bir saha olma çekiciliğine her zaman sahipti. Bunun için Eylem arkadaş açısından birçok ilkin yaşandığı bir saha olduğunu, mekân olduğunu belirtebiliriz. Önderliği tanıma, sınıf gerçekliğini tanıma, düşman gerçekliğini birebir tanıma, yoldaşlığı tanıma, kendini tanıma gelişmiştir. Eylem arkadaşı Güney sahasında tanıdım. O zaman yaşama katılımı beni çok etkiledi. Fakat o süreç açısından özellikle Önderliğin üzerinde yaşanan komplo sonucu giderek içte de çok zorlayıcı yaklaşımlar vardı. Yine mücadele açısından iç tasfiyeciliğin giderek kendini örgütlemeye çalıştığı, başta kadın hareketimiz olmak üzere bunun üzerinden hareketi tasfiye etmeye çalışan, Önderlikten uzaklaştırmaya çalışan, marjinal çizgiye çekmeye çalışan tutumların yoğun olduğu bir süreçti. Bu anlamda Eylem arkadaşın o süreçte genç olmasına rağmen onun tutumu davranışı, yaklaşımları beni çok etkilemişti. Ve bu anlamda ideolojik olarak buna tam güç getirme ya da anlamlandırma olmasa bile ancak ondaki Önderliğe bağlılık, özelde şehitler gerçeği karşısında değerlere tutku derecesindeki bağlılığı, bu anlamda özellikle yaşamı yozlaştırmaya çeken aslında sisteme çeken, marjinalleştirmeye çeken duruşlara karşı, kişiliklere karşı Eylem arkadaşı kendime örnek alıyordum. Çünkü Eylem arkadaş bir refleks sahibiydi. O süreç açısından tutum sahibiydi. Bu anlamda Eylem arkadaş örnekti. Zaten özelde daha sonra 2002 ile beraber giderek tekrardan kuzeye gitme kararı açıklanınca, gündemimize geldiği zaman biz beraberdik. İlk atılımda bulunan Eylem arkadaştı. Mücadelenin yoğun olacağı ve bu anlamda Önderliğe daha yakın olma, direnişe yönünü veren arkadaşlardan biriydi. 2003’ün sonunda hem genel açısından hem kadın gücü olarak tekrardan başta Dersim, Botan olmak üzere Meşru Savunma savaşını bu anlamda direnişini geliştirme açısından giden ilk gruplarımız arasında yer alan arkadaşlardan birisiydi. Bir de Eylem arkadaşın özelde Sorxwin arkadaşla geçmişte Botan’da tanışmış olmanın getirmiş olduğu yoldaşlık bağı vardı. Ve bu anlamda zaten Sorxwin arkadaşın bulunduğu grupla, bir yoğunlaşma sonucu Eylem arkadaş yönünü Dersim sahasına verdi. Bu anlamda bu önemli bir karardı. Ve daha sonra Eylem arkadaşın gelişi oldu. Dört yıl Dersim sahasında beraber kaldık. O koşullarda tekrardan bizim açımızdan özellikle direniş savaşını doğru oturtma, yeni stratejiye göre onun anlayışı ve yaklaşımıyla onun taktiğini yürütme, onun yaşamını yürütme yani böylesi bir süreçte giden kadroların da önemli bir rolü vardı. Birçok şehit arkadaşın büyük çabası, fedakârlığı ve anlayışıyla bu sürecin özellikle o mevzilerimizde bir kazanıma döndüğünü belirtebiliriz. Ve bu anlamda büyük emekleri oldu. Yoğun bir katılım kararlılık, fedai bir katılım tarzı diyebileceğimiz bir katılım tarzı oldu. Bunlardan birinin Eylem arkadaş olduğunu belirtebilirim. Eylem arkadaşı pratikte çok daha iyi tanıma fırsatım oldu. Özelde gerillacılığın yine birebir kuzey sahalarımız gerçekten zorlukların birebir yaşandığı bir alandır. Düşman yoğunluğunun da o sahalar üzerinde bir yaklaşımı var. Eylem arkadaşı o koşullarda çok daha iyi tanıdığımı düşünüyorum. Ve bu anlamda Eylem arkadaş şahadetine alışamadığım arkadaşlardan biridir. Onun duruşu, bizi etkileyen neydi? Eylem arkadaşın kişiliği nasıl bir kişilikti ki onunla yaşayan bütün arkadaşlar için bir etki bıraktı. Eylem arkadaş doğal bir öze sahipti. O dürüstlüğüyle katılımcılığıyla, pratik zekâsıyla tanıdığım arkadaşlardan biriydi. Eylem arkadaş bir coşku seliydi. Bundan kaynaklı, olduğu ortamda varlığı çok etkili olurdu. Ve o olmadığı anda boşluğunu en çok hissettiğin arkadaşlardan biri oluyordu. Bundan kaynaklı onu tanıyan yaşayan arkadaşlar için Eylem arkadaşın şahadeti çok ağır oldu. Ve bu anlamda hepimize örnekti. Bu özelliklerini yitirmeyen arkadaşlardan biriydi. Büyümüştü fakat o çocuksu yanları vardı. Özgürce gülüyordu ve belki geçmişinden de kaynaklı onu belki de bu dağlara çeken yönlerden biri olduğunu düşünüyorum. O kalıplara giremeyen ama kendi sadeliğiyle, kendi doğallığıyla kadın özüyle özgürlüğü bu anlamda arayan ve Önderliği tanıdıktan sonra da bunu Önderliğin felsefesiyle onun militan ölçülerine kavuşmak isteyen, mücadele veren bir kişilik yapısına da sahipti. Onun için Eylem arkadaşın yokluğu her anlamda belirgindi. Çok belirgin bir özelliği olarak hem genele hem de kadın yoldaşlarına güven veren bir özelliğinin de bu olduğu söylenebilinir. Özellikle onun askeri yönü ön plandaydı. Pratik zekâsı ve yaratıcılığı ön plandaydı. Örgütlenme tarzıyla çok koparıcı bir kişilikti. Ve bu anlamda Eylem arkadaşın gittiği eylemsellik çalışmaları onun örgütlenme tarzından tutalım kısacası en küçük bir işinden tutalım en büyük işine kadar, sonuna kadar o arkadaşa güvenirdin. İşini beceriyle, zevkle, moralle, yetenekle yapan bir arkadaş olduğu için o mutlaka işini başarırdı. Yetersizlikleri kabul eden bir kişiliği yoktu. Mükemmeliyetçi bir kişilik yapısına da sahipti Eylem arkadaş. Onun için eksiklikleri çok kabul etmezdi. Eylem arkadaşın yanında olmaz teorisi yoktu. Yapamam, edemem, olmaz yaklaşımları Eylem arkadaşın yanında yoktu. Bu anlamda da örnek bir kişilikti. Eylem arkadaşın cesareti hepimize örnekti. Onun cesareti fedakârlık yaklaşımıyla birleşince tarzı sürükleyiciydi. Onun görevi olsun olmasın zaten biz Eylem arkadaşı doğal bir komutan olarak benimserdik, yetkisi olsun olmasın o çok sorun değildi. Eylem arkadaş olduğu ortamda bundan kaynaklı her zaman etkiliydi. Bundan kaynaklı Eylem arkadaşı doğal komutan olarak bilirdik. Bu özellikleriyle de damgasını vuruyordu. Düşmanı tarzda çok iyi takip eden, ayrıntıda düşmanı tanıyan, bununla beraber taktiksel anlamda da yaratıcı bir zekâsı vardı. Bu onun cesaretiyle birleşince de etkili sonuç alabiliyordu. Katıldığı eylemsellik anlamında da etkili sonuç alabiliyordu. Özellikle şehitler karşısındaki, süreç karşısındaki her zaman özel de cevap verme ruhu Eylem arkadaşın yanındaki o sorumluluk duygusundan kaynaklı öne çıkardı. Eylem arkadaş demek hesapsızca katılım demekti. Fedakârca katılım demekti. Doğalca bir katılım demekti. Bu özellikler Eylem arkadaş açısından çok belirgindi. Bu özelliklerinden kaynaklı güven veren ve güven alan bir arkadaştı. Bunun için düzenlemeler sürecinde hep arkadaşlar Eylem arkadaşın yanında yer almak isterlerdi. Zamanı hep dolu dolu yaşama, özgürce yaşam anlayışını yaşama sığdırma ve bu anlamda yaşamı dolu dolu yaşama açısından bunun onun özelliklerinden biri olduğunu düşünüyorum. Ve onun için zamana çok şey sığdırma bu onda bir ilkeydi. Yaşama bağlılığından da kaynaklı yaratma anlamında da olabilir. Ve bunun için korkunç çalışma, bunun için emek verme, böyle bir inanca, böylesi bir güce sahipti. Ve onun güç kaynağı da temel de Önderliğe bağlılığı, şehitlere olan bağlılığıydı. Gerçekten onun manevi dünyası çok güçlüydü. Bu anlamda manevi gücüyle çalışmalara yüklenme onda bir prensipti. Onun için asla inançlarına, inandığı şeye ihanet etmeme onun dürüstlüğünün bir kaynağı da buydu. Ondan kaynaklı da eksikliklere karşı hep tavır sahibiydi. Bunu kabullenememenin de yarattığı bir refleksti. Eylem arkadaşın şahadeti 2008’de Ovacık’ta bir göreve giderken gerçekleşti. O ve Zilan arkadaş birlikteler. İkisi pusuya düşerek şahadete ulaşıyorlar. Eylem arkadaş o alan açısından görev yürüten arkadaşlardan birisiydi de. Tabi sorun salt görev de değildi. Çünkü Eylem arkadaş aktif katılan arkadaşlardan biriydi. Bu anlamda olduğu ortamda yük kaldıran arkadaşlardan biriydi. Şahadeti bir boşluk yarattı. Şahadeti arkadaşlara da ağır geldi. Şahadet gerçekliği karşısında her zaman şöyle bir yaklaşımımız olmuştur. Belki bu anlamda en büyük değeri, şahadet gerçeğine en büyük değeri ve anlamı biçen Önderliktir. Şunu Önder APO’nun felsefesinden öğrendik. Bize zor da gelse acı da gelse arkadaşların şehit gerçeğine gerçekten sonuna kadar bağlı kalmak ve bu anlamda onun yarım bıraktığını tamamlamak bu da bizim bir ilkemizdir. Bu da bizim şehit gerçekliğine karşı vereceğimiz en büyük cevap olacaktır. Yarım kalanı devam ettirme ve şehitler çizgisinde başarı sağlamak bu bizde temel bir yaklaşımdır. Bu anlamda şahadetleri bir kez daha Eylem arkadaş şahsında başta Dersim sahamız olmak üzere tüm şehitlerimizi anıyor ve YJA-STAR olarak bizim şehitler karşısında vereceğimiz en büyük söz çalışmayı büyütmek, çalışmayı geliştirmek, Önderlik şahsında Önderliğin özgürlüğünü sağlamaktır. Özgür geleceği yaratmadır. Özgür toplumu yaratma olayıdır. Ve bizim de bu anlamda direniş çizgisinde ve şehitlere vereceğimiz en büyük sözün pratiğimizle, duruşumuzla, yaklaşımımızla mücadelemizi geliştirmektir.   Zozan Çewlig

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 27 Şubat 2024
Görüntüleme: 318

Yaşam Pusulası; Fedailiğin Sırrına Ermek!

   Dolunayın en güzel demlerini yaşadığı anlar yaşanırken ülkemin her karış toprağında, bir şafak vakti yüksek bir nidayla serzenişe kulak vermişti dağlılar... Kimdi bu dağlılar, nereye ve kime bakıyorlardı? O an zaman diliminin neyi ve nereyi gösterdiği çokta önemli değildi. Zira bir güneş gibi günü aydınlatan, bir kar beyazlığında sade ve duruydu peşinden yürüdükleri. İnandıkları uğruna başardıkları ve başarılmayı bekleyen demleri yaşıyordu dağlılar. Anahtar sözcük olarak belirlenmiş olan ‘Serkeftin’, sahi ya beraberinde açıyordu tüm zorlukları. Göğüslenmesi gereken o kadar gerçeklikle karşı karşıya kalınmıştı ki, nereden tutulsa orada derin izler bırakıyor, bir kez daha anlamlı sahnelere şahitlik ediyordu tarih. Tarihe iz bırakanlar vardı. Kimi direnişiyle kimi ihanetiyle, kimi ısrarıyla kimi işbirlikçiliğiyle. Bir şekilde iz bırakılırdı arda kalanlara. Evet onlar tarihte derin izler bırakanların ardıllarıydılar. Onlar ‘Torunlarımız bizleri düşmanımıza karşı mahçup etmesin yeter!’ diyenlerin torunlarıydılar. Onlar Seyit Rızaların soyundan süre gelmiş, Şeyh Saidlerin destanıyla büyümüş, Demirci Kavaların hikayelerini duymuştu. Onlar duydukları hikayelerde bazen Amed Zindanında üç kibritle destanlaşarak Newrozlaşan Mazlum, kaygısız ve korkusuzca düşmanın yüzüne tüküren Sakine, yaşamı uğruna ölecek kadar seven Kemallerin, dörtlerin ve daha nicelerinin gerçek hikayelerinin en duyarlı dinleyicisi olmuşlardı. Nevrozlaşan Mazlum, cesur yüreği ile Sakine, yaşam sevdalısı Kemal ve yoldaşlarının intikam kıvılcımlarını yakmışlardı yüreklerinde. Ve bu genç yürekler tarihte destansı kahramanlar sergileyen Kürt halkının yeni neslinde yeni kahramanlara gebe oluyordu. Bu kahramanlardan biride Gülbahar Hizmali, PKK’de ki adı ile Doğa Viyan’dı. Kadın ordulaşması YJA Star’ın genç ve cesur komutanlarından Doğa Viyan’ın yaşam öyküsüne şahitlik edeceğiz. Aslen Siirt’in Kurtalan ilçesinden olan Doğa Viyan, Elih’te dünyaya geldi ve Elihte büyüdü. Yurtseverlik bilinci ve değerlere sahip olan  bir ailede büyümenin vermiş olduğu şansla kültürel değerler ve tarihyle erken yaşlarda tanıştı. 10 yıl boyunca var olan kapitalist modernitenin okullarında okuyan Doğa Viyan, başarılı bir öğrenci olmanın yanı sıra toz penpe hayellere kapılmayarak sistem okulunu reddetti. Genç olmasına rağmen varolan düzeni benimsemeyerek her zaman derin arayışlar va derin sorgulamalr içerisinde oldu. Genç olmasına rağmen kişiliğindeki olgunluğu, saygın kişiliği çevresinde bulunanlar tarafından her zaman örnek alınan davranışları oldu. Arayışlar içerisinde olan Doğa Viyan, yaşadığı çelişkilerin ve arayışların anlam ve cevabını özgür insanda bulacağına inanarak, Önder Apo ile yürümeyi seçti. Bu temelde 2015 yılında yönünü kadınların dergahı olan dağlara verdi. Doğa Viyan için dağlardaki ilk adres Zagroslar olur. Doğa şanslı bir gerillaydı ki, gerillacılıktaki ilk eğitimlerini, ilk tecrübelerini ve dağlardaki herşeyin ilkine Zagrosların Avaşin’in de yaşayarak, görecek ve öğrenecekti. Eğer ilk pratiğin ve ilk yıllarında Zagroslardaysan bu senin çok şanslı olduğun, gerillacılıkta çabuk pişeceğin, çok çabuk tecrübe edineceğin anlamına geliyordu. Çünkü Zagroslar güzel olduğu kadar zorlu, romantik olduğu kadar asi ve göz kamaştırıcı olduğu kadar hırçındı aynı zamanda. Zagroslara gönül vermek lazım, yoksa orada yaşaması güç gelir insana. Bir Zagros aşığının gözüyle bakarsan her kareye o zaman aldırış etmezsin hiçbir zorluk ve zahmetine. Ama eğer bir aşık gibi değilde bir ... gibi bakarsan işte o zaman barınamazsın Zagroslarda. Çünkü Zagros demek emek demek, bağlılık demek, mücadele demek ve aşk demekti. Hem tam ortasında yaşanmamış mıydı Cilo ve Çarçella’nın aşkı. Onların arasına giren ve kavuşmalarını engelleyen Belkız ve Çeko taşlaşmamış mıydı hemen oracıkta? Anlamlı aşkların yaşandığı mekanlardı Zagroslar... Dağların aşığı Rojinlerin, toprağın aşığı Reşitlerin, doğanın aşığı Devrimlerin mekanıydı. Bunca güzel insanı bağrına bastığı için daha da güzelleşmişti aslında... Doğa Viyan’da tıpkı kendinden öncekiler gibi gerillacılığa Zagroslarda başlayarak önde başlamıştı gerilla yaşamına. Bu erken tecrübe sahibi olacağı, erken komutanlaşacağı ve erkenden büyüyeceği anlamını taşıyordu... 2015 yılından 2019 yılına kadar Zagroslarda gerillacılık yapan Doğa, 4 yıl içerisinde tecrübeli ve bilinçli bir gerilla olmayı başarır. Bu süre zarfında Avaşin’in bir çok bölgesinde kalan Doğa bu süreçte gerillacılıkta daha da derinleşmek için ağır silahlar birliğine olur. Yoğun savaş pratiğinde yer alan Doğa, bir çok eylemde yer aldı ve bu temelde kendini yetkinleştirdi. Yaşanan sıcak savaş gerçekliğinde kendini bir bütünen donatan Doğa 2019 yılında Zap alanına geçti. Avaşin’de Zap’a kadar bulunduğu her birlikte, dahil olduğu her time hesapsız ve kaygısızca katılarak kısa bir zamanda arkadaşlarının güvenini aynı zamanda saygınlığını kazandı. Emekçi kişiliği ve özlü kişiliği ile her yoldaşının yüreğinde yer edinmesini bildi. Söylediğini mutlaka pratize eden bir militandı. Doğa sözü neyse özüyde oydu. Önder Apo’ya olan bağlılığı onun tüm samimiyeti ile katımasına en büyük etkendi. Bu temelde sürekli kendini eğiten, öğrendiklerini yoldaşları ile paylaşan ve paylaştıkça daha da derinleşen Doğa, bir fedai düzeyinde yaşamı kendine esas alır. Binlerce fedai yoldaşımız Rêber Apo’nun açığa çıkardığı ideoloji gerçekliğinde  hakikatin bir parçası olabilmek için kendisini bir bütünen adar. Bu temelde kendini Önder Apo’nun daha yakının da hissetmek için fedailere dahil olarak ölümsüzler taburuna düzenlenir. Burada daha derin birbiçimde kendini eğitip, örgütleyerek daha kızgın savaş pratikleri için kişiliğini amade bir hale getirir. Aldığım eğitimlerle birlikte tam bir profesyonel gerilla düzeyine geln Doğa Viyan artık Ceng meydanına atılarak düşmanın üstüne üstüne yürür. Faşist Türk devletinin Kürdistan’ı işgal etme girişimleri devam ederken, işbirlikçi ve ihanetçi KDP güçlerinin izni ve desteğiyle birlikte güney topraklarına yönelen sömürgeci Türk askerlerine karşı yoldaşları ile birlikte göğsünü siper eden Doğa, düşmana dur demesini bildi. Düşmana karşı büyük bir öfke ve kin güden Doğa, düşman üzerine yürürken adete yılların intikamını alırcasına hızlı adımlarla yürür, hedefini imha eder ve döner… Büyük cesareti ve kaygısız oluşu en çok da yoldaşlarına yol gösteren yönü oldu. Özellikle yoğun saldırıların artmasıyla beraber gerillanında tünel savaşlarının yanı sıra en çok da profesyonel ve uzman arazi birimlerinde yer alarak adeta düşmanın korkulu rüyası haline geldi. Doğa arkadaşın en çok dikkat çeken yönü eylem anında atik ve soğukkanlılığının yanı sıra tereddüt yaşamadan yoldaşlarını yönlendirmesi ve büyük darbeler sonucu her seferinde düşmanının içinden çıkmayı bilmesiydi. Adeta düşmanla alay edercesine savaşa Doğa, her defasında başarıyıda cebine koyarak dönüyordu. Tam bir yeni dönem gerillasıydı. Duruşu, yaşama ve savaş pratiğine katılımı, inancı ve bağlılığı, düşmana vuruş tarzı ile Önder Apo’nun fedailerindendi… Özgürlüğe olan inancı, hayallerine karşı tutkulu düzeydeki bağlılığı onu Önder Apo’nun bir fedaisi düzeyine ulaştırmıştı. Onun yaşam pusulası fedailiğin sırrına ermekti. Onun için bu denli işlemişti bedenine fedailik. Çünkü o ruhta, düşüncede, bilinçte ve duyguda hep Önder Apo ile birlikteydi. Onu fedaileştiren de Önder Apo gerçekliğiydi. Doğa arkadaş Şehîd Delîl Batı Zap bölgesinde 12 Ekim 2023 günü bir saldırı eyleminde yine düşmanın üzerine kararlı adımlarla yürürken, böylesi tarihi bir eylemde şehadete ulaştı. Doğa yoldaş belirlediği yaşam pusulası ile yolunu buldu. Bizlerde onun ardılları olarak bu anlamlı yolda yürümenin onuru ile zafere ulaşacağız.  

Ayrıntılar
Oluşturuldu: 27 Şubat 2024
Görüntüleme: 325

Sayfa 9 / 12

  • 3
  • 4
  • 5
  • 6
  • 7
  • 8
  • 9
  • 10
  • 11
  • 12
  • FEDAİLERİN KOMUTANI: SARYA QAMIŞLO

  • YJA STAR’IN ONURLU SAVAŞÇILARINDAN: RUKEN MAMXURÎ

Ana Menü

  • ANA SAYFA
  • ÖNDER APO
  • AÇIKLAMALAR
  • GÜNDEM
  • ÖNCÜLERİMİZ
  • STAR AKADEMİSİ
  • STAR GÜNLÜKLERİ
  • DAĞ DÜŞÜNCELERİ
  • VİDEO GALERİ
  • FOTO GALERİ

Ara Menü

  • Sitede ara