En güzel gülüşler, en güzel yürekleri taşıyanlara aittir. Gerçek bir tebbesüm sonsuz bir sevgiyi, sınırsız bir duruluğu ifade eder. Gerçek ve hakiki gülüşler ancak özgür bir iklimin hüküm sürdüğü yüreklerden yükselir. “Gülmek devrimci bir eylemdir” der Reber Apo, onun için “gülüşü çalınmış kadınların umuduyum” derken aynı zamanda militanlara da asıl görevlerinin bu çalınmış gülüşlerin tekrardan geri alınması olduğuna değinir. En güzel yüreklerin sahibi, gerillaların yüzündeki gülümsemeler bunun için bir başkadır. O gülüşler, yürekte ve beyinde zafere ulaşan bir devrimin kazanımıdır. Kürdistanın engin dağlarında, hiç bir zorluğun yıldıramadığı savaşçı bir kadının gülüşünün kaynağı, bu kızıl kıyamet savaşlarda elde edilen kazanımlardır. Sömürgecinin bir savaştan beklediği kazanım işgal, yağma ve boyun eğdirme iken bir özgürlük gerillasının savaştaki kazanımı esas olarak ‘çalınmış gülüşleri’ geri almaktır. Gülüşüyle korku imparatorluğunu korkudan titreten dağ yürekli kadınlardan biriydi Nalin. O, büyük tufandan sonra insanlığa beşiklik eden Cizira Botan da doğup büyümüştü. Yurtsever Haruni aşiretine mensup ailesinin yaşadığı topraklar ile köklü bir bağı vardı. Çoğu kez göç etmekle yüz yüze geldiyse de her defasında kendi öz topraklarında yaşamayı yeğleyerek vatan topraklarını yeğledi. Nalin bu asil gelenek içersinde asaletli bir çocuk olarak şekillenmeye başladı. Var olan yurt sevgisinin tüm çevrede hakim kültür olması, Nalin’in yüreğine ilk öz savunma anlayışı olarak işlemişti. Öyle ki bu anlayışı küçük yaşlarda almak demek, soykırımcı faşist güruhun tüm asimilasyonist yaklaşımlarına, tüm horlayıcı yaklaşımlara karşı öz benliğin korunması demektir. Nalin büyüdükçe öz savunmasını en aktif mücadele alanlarında etkili kılmaya başladı. Sokaklarına giren düşman panzerlerini hiçbir zaman taşlamadan göndermedi. Minik bedeni biber gazlarını kaldıracak gücü toplamamışken daha, kırmızı, sarı ve yeşil renkli puşisini bir gaz maskesi olarak kullandı. O teslimiyeti yerin dibine gömdü ve giderek asileşti, giderek çetinleşti. Nalin, ilk savaş deneyimini çocuk yaşlarda Cizre sokaklarında edinmişti. Onun minik ellerinden fırlayan taş, 2 kat zırhla kaplı düşman panzerini delip geçerdi her seferinde. Mesele bunun fiziki olmaktan çok ruhen kesinlikle bu anlamı taşıyor olmasıydı. O taş, küçük bir Kürt kızının elinden atılırken faşist eril aklın imparatorluğuna karşı direnişin, özgürlüğün, onurun ve yenilmezliğin ifadesi olarak karşısındakini tir tir tiretmeye yeterdi her seferinde. Büyüdükçe devrimci eylemleri de büyüyordu. Rojava devriminin en zorlu yıllarında günlerce sınırda nöbet tutup geçişlere yardım etti Nalin. Ülkesinin Rojava’sında yaşananlara karşı en büyük duyarlılığı gösterenlerden biriydi O. Ta en başlardan Rojavadaki savaşa katılmak için diretti fakat yaşının küçüklüğü ve savaşın çetinliğinden kaynaklı birkaç defa geri çevrilmişti. En son 2015 yılında yüksek bir kararlaşmayla devrimci saflara katıldı. Yaklaşık bir yıl eğitimlerden geçti, özgürlük savaşçılığına dair temel ilkeleri kısa sürede özümsedi. Büyük intikam duygularının verdiği yoğun bir savaşma istemi vardı, Rojava ve Şengalde DAİŞ’e karşı savaşta birçok hamlede yer aldı. Önder Apo felsefesinin ışıltısıyla yıkılan kapkara hükümranlık onu hiç korkutmuyordu. O, kendilerinin kazanacağından çok emindi ve bunun için ta en başından beri canını ortaya koyarak gelmişti. Nalin bir yandan savaşıp bir yandan Önder Apo ideolojisinde derinleşmeyi yaşıyordu. Savaşın her anında bu felsefenin büyüleyici izi kendini görünür kılıp Naline güç veriyordu. Yürürken düşünüyordu, yani savaşırken ideolojiyi tanıyordu. Nalin, Rojava ve Şengal’de birçok ideolojik ve askeri eğitimden geçmişti. Bu eğitimler onda kısa sürede gözle görülür değişimler yaratıyordu. O çocukluğından bu yana şekillenen direngen ruhu şimdi, fikir ve pratik olarak çok güçlü bir Apocu duruşla donatılıyordu. Nalin, giderek devrimi daha iyi anlıyordu. Onun dilinden Önder Apo’nun “Gülmek devrimci bir eylemdir” sözü, yüzünden bu sözü doğrulayan yaşam dolu tebbesümler hiç mi hiç eksilmiyordu. Derindi Nalin, öyle derin ki çok basit görünen bir çift sözü ondan dinlemek bambaşkaydı, göz parıltısının inlerinde sonsuzlaşan anlamlar vardı. Onun için düşmana inat gülüşüne sahip çıkmak en büyük direnişti. Özgür gülüşleri yaratma savaşı veren bir hareketin savaşçısıydı o. Bir gülüşe sığdırılan uzun soluklu çetin mücadelele ve bunun sonucu elde edilen zaferler vardı. Nalin, devrimin artık tam anlamıyla yaratıldığı ve savaşın en çetin olduğu süreçlerde Şengal ve Rojavada savaşa katıldı. Savaştıkça kendisini buldu, gücünü gördükçe kendinden eminliği pekişti. Savaşın içinde bulduğu en küçük fırsatı dahi Önder Apo’yu okuyarak her koşulda kendi kendisini paradigma temelinde geliştiren bir eğitim sistematiği yarattı. Her geçen gün Kürdistan dağları üzerindeki işgal saldırıları artarken Nalin yaşanan tarihi direnişin içinde yer almak için büyük bir iddia ile yönünü direniş alanlarına verdi. 2019 yılının Mart ayında Kürdistan dağlarına doğru yol aldı. Nalin uzun bir süre Tepe Hakkari de kaldı. Tepe Hakkari, Metina Alanının en yüksek ve en stratejik tepelerindendi. Nalin bu tepenin güçlü bir savaş mevzisine dönmesi için var gücüyle kendini çalışmalara dahil etti. O, sırtında ağır yükle tırmanırken veya elinde kazma kürek tünel açarken bir başka gülüyordu. Daha derinlerden gelen daha kocaman bir tebbesüm kaplıyordu yüzünü. Nalin Arkadaş, emekle harmanlanan dağ yaşamında, bir yudum sıcak çayda, bir yoldaşın kolay gelsin deyişinde ve başarılan bir görevden sonraki halayda gerillacılığın tadına vardı. Yaşamın her anının aslında çok büyük anlamlar taşıdığını fark ettikçe Önder Apo felsefesine tekrar tekrar sevdalandı. Öyleki giderek eski şekillenmelerin kırıntılarını dahi temizleyen yepyeni bir kişilik örülüyordu. Nalin Arkadaş, şimdi her zamankinden daha fazla zafere kilitlenmiş bir militan olarak, gözbebeklerinde kesin başarıyı hedef haline getirmişti. Giderek öncüleşti, giderek komutanlaştı. Nalin üstten gelen bir atama ile değil yaşamın, mücadelenin ve savaşın tam içinde bir komutan olarak kabul görmeye başlanıyordu. Paha biçilmez emekleri ile Tepe Hakkariyi daha da güçlü bir direniş mevzisine döndürdükçe o özgürlüğün namelerini daha iyi duyumsuyordu. Heval Nalin derin sorgulamalar yaşayıp, büyük arınma yaşadığı bu süreçte, Önderlik kurumu olarak bilinen özel kuvvetlere geçme önerisinde bulundu. 2020 yılının Aralık ayında Özel Kuvvetlere geçip kısa bir sürede temel eğitim devresine başladı. O, burada aldığı eğitimden hedefe kilitlenmiş bir militan olarak mezun oldu. Özel Kuvvetler bünyesinde, devamlı eğitimlerin içerisinde kesintisiz bir yoğunlaşma içerisine giren Nalin Arkadaş fedai çizgide yeniden yarattığı kişiliğiyle bundan böyle başarısızlığı asla kabul etmeyen bir duruşu yakalıyordu. El attığı bütün görevleri en iyi şekilde başarıya taşırken aslında o ilmek ilkmek zafer bayrağını örüyordu. 2022 yılında Nalin Arkadaş, Gire FM alanına geçer. Burada büyük bir arzu ve iddia ile geldiği özel kuvvetler kurumunu layıkıyla temsil eden bir Yja Star komutanı olarak rol üstlenir. .. 25 Mayıs 2022 tarihinde düşman Batı Zap alanına yönelmek istediğinde Nalinin mermileri onu ilk karşılayanlardan olmuştu. Denetimindeki yoldaşlarının en ilerisinde düşman üzerine yürürken büyük öfkesi patlayacak yeri bulduğu için gönlü ferahladı. İntikam almak, varlık savaşının esas aracıdır. Nalin intikam aldıkça halkının özgür yaşamı gözünde bir hayalden çıkıp somut bir planlamaya dönüşüyordu giderek. Cizre sokaklarında yüzü kapalı elleri taş dolu küçük ama asil o kız şimdi, apaçık bir şekilde elindeki silahıyla düşmanın zırhlı araçlarını ve tüm savaş tekniğini gerçekten delip geçen bir Yja Star savaşçısı ve komutanı olmuştu. PKK de her savaşçı bir komutan rolünde olduğu kadar her komutan da yeri geldiğinde savaşın en merkezinde yer alan yaman bir savaşçı olabilirdi. Nalin böylesi bir PKK li, böylesi bir Yja Starlı komutandı. En önden yürüyüp 2 gün boyunca gece gündüz istirahat nedir bilmeden düşmanın indirme girişimini engellemek için tüm gücünü seferber etti. 25 Mayıstan 27 Mayısa kadar, Batı Zap Alanında yaşanan savaşın özeti gerilla tekmillerinde kısaca şu şekilde geçiyordu: Güçlerimiz Zap’ın Girê FM ve Girê Cûdî Direniş Alanları’nda Türk ordusunun işgal harekatına karşı Şehîd Savaş Maraş Devrimci Hamlesi başlatmıştır. Devrimci hamle ruhuyla işgalci Türk ordusuna ağır darbeler vurulmuştur. Yarı hareketli timlerin Apocu fedai ruhla gerçekleştirdiği eylemler sonucunda; 1’i rütbeli 22 işgalci cezalandırılmış, 2 işgalci yaralanmış, 1 Skorsky ve 2 saldırı helikopteri darbelenmiş ve 1 jammer cihazı imha edilmiştir. Girê FM Direniş Alanı’ndaki eylemlere öncülük eden, fedai ruhla düşmanın üzerine giden ve ağır darbeler vuran yiğit YJA Star komutanı Nalin Fırat yoldaşımız şehadete ulaşmıştır. Nalin görkemli bir savaşla edebileşmeye adım atmıştı. Onun savaşçılığı, Cizre sokaklarına dek uzanırdı. Cemilalar, Teybet Analar, Seveler ve Mehmet Tunçlar için içtiği yemini hiç unutmadı. Bodrumlardan yükselen siyah dumanı düşmanın kalbinden yükseltti her defasında. Emek verdiği tüneller, Cizre deki bodrum gibi donanımsız değildi şimdi. En büyük intikamını bu tünellerin yapımına verdiği emekle aldı. Nalin yoldaş, her daim güler yüzü, köklü direniş kişiliği ve asaletiyle en zorlu savaş alanlarında en ön saflarda yerini alan ve öncülük eden bir komutan olarak, halkının kurtuluş savaşı tarihinde belirgin bir rol üstlendi. Emeği, yoldaşlığı ve cesaretiyle mücadeyi güçlendirdi. En büyük eylemiyle Kürdistan çocuklarına sarsılmayacak gülüşler bahşetti. Anılarına sadık kalacağımıza ve onların ördükleri zafer bayrağını mutlaka Kürdistan semalarında dalgalandıracağımıza dair sözümüzü yineliyoruz. Mücadele Arkadaşı
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 355
Sema ve Zîlan uçurumun kenarında kanatlanan ve özgürlüğün kanatlarında yaşamla buluşan iki fedai kadın. Aralık ayının soğunda yüreklerinde biriktirdikleri sevda ile özgürlük halayına tutuşmuşlardı. Uzun bir yolun yolcuları olan bı iki kadın büyük zorlukları aşarak dağların yüce zirvelerine ulaşmışlardı. Bu yüce zirvelerde takip ettikleri kadınların izlerinde yürümüş, onların saç örüklerinden oluşturdukları yaşam köprüsünden geçmişlerdi. Tarih onların şahsında bir kere daha canlanacak ve bu iki kadın eylemleri ile fedailiğin öncüleri ve kahramanlığın abideleri olacaklardı. Yaşamı güzelleştirmek ve anlamlandırmak, anlamlı bir yaşamın sahibi olmakla mümkün olacaktı. Yaşarken nasıl anlamlı yaşadıysalar şehadete giderkende anlamlı bir eylemin sahibi olacaklardı. Özgürlüğe sevdalı yürekler diye anılacak ve yaşam onlarla bir kere daha kutsanacaktı. Her kadın onların özgürlük tutkularını yüreklerinde büyütecek ve eylemleri ile kutsayacak ve teslimiyetin değil direnişin sembolü olurken uçurumlarda kanatlanan iki özgürlük meleği olacaklardı. Çünkü onlar tarihi günümüze, günümüzü tarihe taşıran yaşamın bilge soy damarlarına sahip özgür kadınlardandır. Zîlan ve Sema ülkeleri sınırlarla bölünen ve işgal edilen Kurdistan topraklarında açtılar gözlerini. Farklı zamanlarda farklı analarda can bulup yaşama açtılar gözlerini. İki ayrı yaşamdılar. Kendi varlıklarından habersiz oldukları zamanlarda birbirlerinden de habersizdiler. Ayrı mekanlarda büyüselerd e yaşadıkları acıların dili ortaktı. Yüreklerinde ülkelerine besledikleri sevgi de, işgalcilere besledikleri öfke de ortaktı. Onlar ağaçlardaki asi ve onurlu soy damarlarına sahip ve ateşle kutsanmış bir halkın bir ülkenin çocuklarıydılar, farklı mekanlarda farklı anlarda yaşasalar da bu toprak gibi birbirlerine benzerdi. İkisi de aynı toprağın kutsallığından beslenmişti ve yine bu kutsallık onları bir araya getirecek ve büyük bir eylemin sahibi yapacaktı. Kimdi bu kadınlar? Zamanı ve mekanı aşan bu kadınlar nerde ve nasıl kendilerini oluşturmuş ve bu ülkenin meleklerine dönüştürmüşlerdi. Hikayeleri nerde ve nasıl başlamıştı? Zîlan diğer adıyla Gülnaz Demir Mardin’de 1985’de yurtsever bir ailede doğmuştu. Daha çocuk yaşta devletin zulmüne şahitlik etmişti. Bilmediği bir dil bilmediği bir kültür halkına dayatılıyor ve bunun için ülkesi hergün saldırılara maruz kalıyordu. Ülkesinin her yanı işgal altındaydı. Bu zulme tanıklık ettikçe içindeki öfke de büyüyordu. Gülnaz her yanı işgal altında bir ülkede bir yaşam gerekçesi arıyordu. Çünkü bu sistemde bir kadın olarak bir Kürt olarak yaşam bir bütünen lanetlenmiş, yaşamın tüm güzellikleri çalınmıştı. Çok genç yaşta Önder APO’ya karşı gerçekleşen uluslararası komploya şahitlik etmişti. Gerçekleşen bu komplo ve binlerce insanın Önder APO etrafında bedenini ateşten bir çembere çevirmeleri onu derinden etkilemişti. Bir genç olarak o da bir şeyler yapmak ve onuruna, toprağına sahip çıkmak ister. Yüreğindeki öfke her gün daha çok büyür. Böylece 2002’de gerillaya katılım kararı alır. Özgür dağlarda Zîlan adını alır. Daha ilk günden Zîlanca yaşamayı esas alır. Olacaksa bir yaşam olacaksa bir bağlılık Zîlan’ca olmalı diyerek... Zîlan’ca da yaşayacaktı. Zîlan Gare’den Metina’ya Metina’dan Zagrosa, Zagroslardan Zap’a, Zap’tan Botan’a kadar büyük bir cesaret ve inançla mücadele eder. Önder Apo’nun felsefe ve ideolojisinde adım adım kendini oluşturur. Adım attığı her yerde savaşıyla ve duruşu ile öncü bir savaşçı ve komutan olur. Kendi yaşam kaynağına akan bir nehir gibi sade ve coşkuludur. Yüreğinde dağlara olan sevdası büyüdükçe cennet ülkesinin bir meleği olma yolunda da adım adım ilerler. Özgür kadın akademisi olan Şehit Bêrîtan akademisinde bir kadın olarak kendini özgür kadın ilkelerinde yeniden yaratmak için yaratılan tüm geriliklerle savaşır. Yüreğini bu akademide Önderlik ve Şehit Beritan gerçekliğinde arındırmak ve onlara verdiği sözün takipçisi olmak için cesaretle, azimle mücadele eder. Zîlan bir raporunda şunları belirtir. “Önder APO yaşamda zaferi olmayanın hiç bir yerde zaferi olamayacağını belirtir, bende yaşamda zaferi kendim için esas aldım. Büyük komutanlarımız ve öncü yoldaşlarımızın yaşamına baktığımızda onların da öncelikle yaşamda zaferi kazandıklarını görürüz. Düşman Önder APO’nun kadına olan yaklaşımlarını boşa çıkarmak için kadına yöneliyor. Düşman heval Bêrîtan, heval Zîlan, heval Sema, heval Viyan ve pek çok öncü kadın arkadaşlar da açığa çıkan özgürlük düzeyinden oldukça korkuyor. Çünkü bu kadınlar özgürlüğün temsili olurken bu kadınların izinden yürüyen hiç bir kadın köleliği ve teslimiyeti kabul etmeyecektir. İşte bende bu tanrıçaların izinden yürüyen bir kadın olmak için çaba harcıyorum. Amacım APOCU bir militan olarak YJA STAR’ın güçlü, özgür ve savaşçı çizgisinin bir temsilcisi olmaktır.” Zîlan verdiği söze sadık bir özgür kadın olacaktır. Diğer bir hakikat yolunun kızı Sema’ydı. Sema Rojhilat’ın Kotol şehrine bağlı Habeş’de 1987’de doğmuştu. Yurtseverliği ailesinin sofrasında öğrenmiş, toprağı bağlılığı yudum yudum burda içmişti. Kendi tarihine ve özüne bağlı büyümüştü. Parçalanmış ülkesinin tüm acılarını yüreğinde yaşıyor araya konulan tüm sınırlara ve işgalcilere karşı büyük bir öfke besliyordu. Ailesinden katılımların ve şehadetlerin olması onu derinden etkilerken, daha çocuk yaşta özgür dağlarının hayalini kurar. Bu hayalini ise 2004 yılında özgürlük dağlarına ulaştırarak gerçekleştirir. Özgür dağlarda fedai bir militanın Ararat’ın asi kızının ismini alırken, ona büyük bağlılık gösteren ve yoldaşlığı net çizgilerle belirten Fikri Baygeldi’nin ismini de soyadı olarak alır. Sema ve Fikri onun için bağlılığın ve fedailiğin net savunucularındandır. Önder APO’nun yarattığı bu yaşamın savunucusu olmak ve onu her an eylemi ile korumak ister. Sema yaşamdaki duruşu ve bağlılığıyla yoldaşlığı zirvelerde yaşayan bir kadındır. Özgür dağlara adım attığı ilk anda özgürlüğün tüm güzel renkleri ile donatır kendini. Adım adım kendini oluşturur. Önder APO felsefesiyle kendini yeniden var eden Sema, özgür kadının bilge damarlarından beslenerek özgürlük bilincini geliştirir. Bilinci özgürleştikçe yaşamı ve evreni tüm renkleri ile daha güçlü duyumsar. Toprağın yağmurla kutsanması gibi oda yüreğini özgür kadınların mekanı olan bu dağlarda kutsar. Dağlarda adımladığı her yere güzellikleri nakş eder. Sema Qendil’den Gare’ye, Gare’den Zap’a, Zap’tan Botan’a kadar pek çok alanda mücadele ederek binlerce kahramanın ayak izlerini takip eder. Gittiği her alanda duruşu ve katılımı ile yaşamın öncülerinden olur. Sade, mütevazi kişiliği, fedakarlığı ve kaygısız katılımıyla tüm yoldaşlarının gönlünde yer edinir. Gittiği Şehit Bêrîtan akademisi ile kendini Önder APO ideolojisinde ve özgür kadın ilkelerinde daha da netleşir. Bu akademi onun için kendini oluşturduğu kutsal mekanlardandır. Sema katılımı ve yoğunlaşmalarıyla öncü komutan adaylarından biridir. Enerjisi o kadar saf ve akışkandır ki engel tanımaz. Her an akan ve kendini oluşturan bir kadın olur. Gülmek onda ideolojik bir eylemdir. Gülüşünde ülkesinin umutlarını, ölümsüzleşen yıldızların ışığını taşır. Rojhilat’ın asi bakışlı kızı eylemi ile kendini var eden ve yaşamı ile zafere yürüyenlerden olur. YJA STAR’ın direniş bayrağını yaşamın her alanında mücadelesi ve duruşuyla büyük bir onurla taşıyarak temsil eder. Cennet ülkesinin melek kadını tüm saflığın ve güzelliğin temsilcisi olur. İki yürek, iki can, Cudi’nin kutsal topraklarında karşılaşırlar. Bu karşılaşmada bin yılların verdiği bir tanışmışlık vardır. Özgür yaşam aşıklarının yürekleri her zaman aynı coşkuyla atarken, birbirlerindeki güzellikleri de hemen keşfederler. Sema ve Zîlan birbirlerinin yürek atışlarını hisseden ve bu atışlarda buluşan iki kadındır. 2011’de Cudi’de işgalci Türk ordusu kışın ayazında bir operasyon başlatır. İşgalci faşist Türk ordusu gerillayı imha edeceğini ve teslim alacağını düşünür. Bu operasyona gerillalar Cudi’nin görkemine yakışır bir direnişle cevap verirler. Bu operasyanda iki kadın, iki can, iki ruh destansı bir direnişin sahibi olurlar. Birbirlerinin ellerine tutarak korkusuzca yürürler özgürlüğe doğru. Cudi bu iki kadının güzelliğiyle, ruhuyla yeniden kutsanır. Zîlan ve Sema işgalcinin eline geçmemek için uçurumun kenarında zılgıtlar çekerek kanat açarlar özgürlüğe doğru. Zîlan ve Sema işgalcilere ve tüm dünyaya bir kere daha gösterirler APOCU ruh ile arınan kadının yenilmezliğini ve teslim alınamayacağını. O gün Beritan kendini bir kez daha bu iki kadının bedeninde yeniden var eder. Cennet ülkesinin iki meleği verdikleri söze sahip çıkmış ve yaşamlarıyla tanrıçaların izinden yürümüşlerdir. Şimdi analar yeni doğan çocuklarına onların isimlerini vererek onların ruhlarıyla, cesaretleriyle kutsarlar çocuklarını. Kulaklarına onların eşsiz güzelliklerini ve cesaretlerini fısıldarlar. Ve şimdi Cudi semalarında özgürlük yolunun yolcuları onların izinden yürüyerek yol alıyorlar.
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 442
Fedailik, PKK yaşamının özüdür. PKK, yaşamı uğruna ölecek kadar sevenlerin ve her biri bir fedai olan şehitlerimizin partisidir. Daha ilk çıkışından itibaren büyük bir fedailiği göze almış ve fedaice bir yaşamın sahibi olmuştur. PKK Önder APO’nun ve şehitlerimizin fedai ruhundan beslenir. Kurdistan’da başta Önder APO’nun fedai ruhu olmasaydı bir dal bile kıpırdamazdı. Çünkü Kurdistan gibi bir ülkede insanlık ve sosyalizm için mücadele etmenin diğer anlamı fedaice bir yaşamı göze almaktır. Yani Kurdistan’da yaşamın, özgürlüğün anahtarı fedaileşmektir. Sadece eylem ile değil yaşamdaki duruş ile fedai bir ruh kazanmak ve yaşamın savunucusu olmaktır. İnsan sevdiği, aşık olduğu bir yaşamın fedaisi olabilir. İşte PKK bu aşkın ve sevginin en üst düzeyde yaşandığı yerdir. Büyük yaşam gerekçeleri olanların partisidir. Bir partiden öte bir yaşam kaynağıdır, çorak toprakların yeniden su ile buluşması ve yeşermesidir. PKK’nin fedaileri bunun için oldukları her yerde yaşamı yeşerten, filizlenip boy veren bir yaşam ağacıdırlar. Yaşamla kurdukları bağ kutsaldır. Bu yüzden onlar tüm güzellikleri buldukları, uğruna ölecek kadar sevdikleri bu yaşamı korumak ve büyütmek için yaşamın, ilkelerin ve insanlık değerlerinin koruyucuları oldular. PKK’nin fedailik çizgisinde ilerleyen ve bunu yaşamın damarlarıyla buluşturan ilk yoldaşlarımızdan biri de Zîlan (Zeynep Kınacı)’dır. Zîlan yaşadığı zamanı aşan, tarihi ve geleceği kendinde birleştiren özgür bir ruhtur. Kendi sınırlarını aşıp, tüm ruhuyla evrene yayılan sonsuz bir enerjidir. Zîlan evrenselleşen, evrendeki sonsuz enerjiye dönüşen en güzel insani örnektir. ‘O’ yaşamdaki duruşuyla, zorluklara karşı mücadele ruhu ile moral kaynağı olan Önder APO’nun ve şehitlerin en büyük takipçisi ve uygulayıcısı olurken, PKK ruhunu yükselten bir kadın oldu. Zîlan insanların binlerce yıldır aradığı ölümsüzlük sırrına Önder APO’nun ışığıyla yürüdüğü yolda, kendini eylemsel kılınmış hakikate dönüştürdüğü anda ulaştı. Özgürlük tanrıçamız Zîlan diğer adıyla Zeynep Kınacı 1972’de Malatya’da doğdu. Aslen Malatya’nın merkeze bağlı Elmalı köyündendir. Ailesi Mamureki aşiretindendir. Zeynep orta halli, sosyal yapı açısından da feodal etkilerin görüldüğü, küçük burjuva ve kemalist etkilerin olduğu bir ailede büyür. Ailenin ailevi olması ve hala aleviliğe ait sosyal yapılarını korumasından dolayı Zeynep aile içinde rahat büyür. Zeynep ilk ve ortaokulu ve liseyi Malatya’da okur. Lise yıllarında sol düşüncelerle ve Kürtlükle tanışır. İnönü üniversitesinde psikolojik danışmanlık bölümünden birinci olarak mezun olan Zeynep, bir dönem Malatya devlet hastanesinde röntgen teknisyeni olarak çalışır. Üniversite okuduğu yıllarda yaşadığı çelişkiler artar. Sosyalist ideolojiyi benimsedikten sonra sosyalist ideoloji üzerine daha fazla yoğunlaşır ve dünya devrim örneklerini, yürütülen özgürlük mücadelerini inceler. Dünya devrimlerini inceledikten sonra Kurdistan coğrafyasını ve tarihini de araştırır. Ülkesine olan sevgisini, toprağına bağlılığını evrensel bir bilinçle, sosyalist bir anlayışla yoğurur. Zeynep ulaşmış olduğu entellektüel düzeyle artık yetinmez. Ona göre yaşam dolu ve doğru yaşanması gerekir. Bu süreçte Zeynep hem kendini, hem ait olduğu toplumunu daha yakından tanır. Zeynep’in yaşam arayışları güçlüdür. Arayışlarına bir cevap olarak bulduğu Kurdistan özgürlük mücadelesi PKK’ye katılma kararı verir. Ancak o dönem ailesinin ekonomik olarak zorluklar yaşaması katılımını geciktirir. Bu süreçte netleşme ve olgunlaşmayı yaşayarak kendini tanıma, kendini bilme aşamalarından sonra kendini gerçekleştirmenin ilk adımlarını atar. 1994 yılında Adana’da cephe çalışmalarını yürütür. Bu çalışmalar içinde bir yıl kalır. Bu süreç içinde heval Zeynep herhangi bir ideolojik eğitim görmese de her an kendini bireysel olarak eğitmeyi esas alırken, işgalci Türk devletinin gerçekliğini daha yakından tanır. 1995 yılında Dersim’de gerilla saflarına katılan Zeynep, Zîlan ismini alır. Zîlan ismini seçerken tarihsel bir bilinçle bu ismi seçer. Zîlan onun için unutulmaması gerken tarihsel bir hafızadır. O, Zîlan katliamının ve Kurdistan’da yaşanan tüm katliamların öfkesini ve intikamını yüreğinde taşır. Zîlan sonradan hem eylemini gerçekleştireceği ve hemde aldığı isim ile tarihi bir hafıza ve büyük bir intikam ruhu olacaktır. ( Zîlan ismi Van’nın Erciş ilçesinde yer alan bir dereye denir. Fakat Kürtlerin toplumsal hafızalarında Zîlan katliamı olarak daha çok yer edinmiştir. 1930 yılının Temmuz ayında Ağrı dağı isyanı sırasında Kürtler Zîlan deresine sığınmıştır. İşgalci Türk devleti buraya sığınan Kürtlere mitralyözler ve hava saldırıları gerçekleştirerek büyük bir katliam gerçekleştirmiştir. İçlerinde kadın, çocuk ve yaşlılarında bulunduğu yaklaşık 15 bine yakın Kürt katledilirken, 200 üzerinde köy yakılıp, yıkılır. Zîlan deresi Kürtlerin cansız bedenleriyle dolup taşarken aylarca su yerine bu dereden kan akar.) Zîlan kısa bir süre içinde gerilla yaşamıyla bütünleşir. Önderliğe hitaben yazdığı mektubunda şunları belirtir. “Ordu safları içerisinde olduğum süre içerisinde geçmişe oranla kişiliğimi tüm yönleriyle tanıyarak, belli bir gelişmeyi sağladım. İddia, kararlılık, moral, netleşme gibi konularda güçlendiğimi belirtebilirim.” Gerilla yaşamını her an büyük bir heyecanla yaşar. Yaşam onda coşkunca akan bir nehirdir. Zîlan yoldaş fiziki olarak dağlarda zorlansa da asla pes etmez ve her an kendini yeniden yaratarak büyük bir enerji açığa çıkarır. PKK’nin özünü en sade haliyle kavramış ve bunu kişiliğinde yaşamsallaştırmıştır. PKK engel tanımayanların ve yaşam karşısında gerekçeler üretmeyenlerin partisidir. Zîlan Önder APO’nun büyük emek ve çabalarla oluşturduğu bu yaşama karşı kendini en üst düzeyde sorumlu görürken önündeki tüm engelleri kaldırmayı da başarır. Egemen sistemin Kürt ve Kürdistan’da yarattığı tahribatları gördüğü kadar bunlar karşısındaki direnişi de görür. Önder APO’nun yarattığı dirilişi, yeni yaşama yönelişi anlamlandırır. Önder APO’yu tanıma, anlama düzeyi güçlüdür. Önder APO gerçeğinin şehitlere, ülkeye, kadına, özgürlüğe, yaşama yaklaşımını anlamıştır ve anladığı kadarını uygulama kararlılığındadır. Önder APO’nun bir halkı, bir yaşam umudunu, aydınlık bir geleceği ve geleceğin insanını temsil ettiğinin bilincindedir. Bu bilinçle hareket eden Zîlan, 6 Mayıs 1996 yılında Önder APO’ya suikast girişimi olduğunda bununla hedeflenenin ne olduğunun bilincindedir. İşgalci Türk devleti Kürtlere uyguladığı soykırım politikalarında ısrar etmekte ve Önder APO’yla yeniden insani değerlerine kavuşan Kürtleri ve sosyalizmi ve kadınları hedef almaktadır. Zîlan bu saldırılara güçlü bir cevap verilmesi gerektiğini ve düşmanın bu girişimine karşı bir intikam eylemi geliştirmeyi kendine hedef bilir. Böylece heval Zîlan düşmanın gerçekleştirdiği bu saldırıya karşı 30 Haziran 1996’da Türk işgalcilerine karşı herkesi şok eden bir eylemle cevap verir. İlk defa bir kadın olarak fedai eylem gerçekleştirir. Böylece PKK yaşamında fedailiğin ruhunu yükseltirken, Önder APO’ya bağlı olmanın ve yaşamı sevmenin anlamını gösterir. Kendini bir bütünen eylemine kilitleyen Zîlan, özgür kadının yaşama karşı tutkusunun ifadesidir. Bu eylemi sadece bir intihar eylemi olarak ele almak ne Kürdistan gerçekliğini, ne de PKK gerçekliğini anlamamaktır. Heval Zîlan’nın özgürleşme düzeyi O’nu bu zirveye taşıyan yaşam adımları olmuştur. Kendini bir yaşam kaynağına dönüştüren Zîlan kendi yatağında akarak yaşamın oluşturucularından olur. O eylem esnasında değil eylem öncesinde kendini oluşturan bir kadındır. Eylemini planlayan ve kendini eyleminde kilitleyen Zîlan, 4 gün boyunca büyük bir sabırla kendine bağladığı bombalarla eyleminin geleceği anı bekler. Dersim’de askeri bir tören esnasında eylemini geliştirmek ve gerekli cevabı vermek için sabırla, aşkla bekler. Kendinden emin yürüyüşü, yüzündeki gülümsemesiyle eylem alanına yürürken kimsenin dikkatini çekmez. Eylemi anı geldiğinde bombasının pimini çekerek Dersim’in, Zîlan’ın ve katliama uğrayan tüm halkının intikamı olur. Ondan önce Dersim’de yaşlılar 38’e,(Dersim’de 1938’de binlerce alevi Kürt katliama uğramış, pek çok kadın Munzur suyuna kendini atarken daha doğmamış bebekler anne karnında süngülerle katledilmiştir.) Zîlan katliamına ağıtlar yakarken, Zîlan’nın eylemi ile direniş ve yaşam türküleri söylenir oldu. Zîlan tüm görkemiyle özgürlük dilini konuşuyor. Onun gerçekleştirdiği bu eylem Kurdistan topraklarında yeni bir dönemi başlattırken Zîlan’ın eylemine en güzel cevabı ve bağlılığı ise Önder APO göstermiştir. Önder APO heval Zîlan’ın eylemini bu sözlerle değerlendirmiştir: “Zîlan bir manifestodur. İnsanlığı tercih etmek Zîlanların dilinden olmak, düşüncesinden olmakla mümkündür. Şahadetlerin toplam ifadesi, ideolojik donanımın üst düzeyde temsili, duygunun, düşüncenin bireyi aşarak, toplumun örgütlü dili haline geldiği Zîlan gerçeği ile kurumlaşarak, kurtuluş çizgisinin somut ifadesi olmuştur. İnsanlığı tercih etmek Zîlanların dilinden olmak, düşüncesinden olmakla mümkündür. Şahadetlerin toplam ifadesi, ideolojik donanımın üst düzeyde temsili, duygunun, düşüncenin bireyi aşarak, toplumun örgütlü dili haline geldiği Zîlan gerçeği ile kurumlaşarak, kurtuluş çizgisinin somut ifadesi olmuştur. En büyük eylemciler esasta güvendikleri değerler için eylem yaparlar.” Zîlan Kurdistan topraklarında yaşamı oluşturan bir tanrıçadır. Bugün binlerce özgürlük fedaisi onun izinden yürüyerek PKK’nin fedai ruhunu büyütüyor. Zîlan’ı en iyi onun dilinden anlarız. O eylemi ve yazdığı raporu ile kendini en yalın ve güzel şekilde anlatmıştır. Raporundan bir bölümünü sizlerle paylaşıyoruz: “Partimiz PKK öncülüğünde gelişerek tüm insanlığa mal olan ve giderek ezilen halkların yüce sosyalizm yolundaki tek umudu haline gelen mücadelemiz, bir bütünen ulusal yok oluş sürecini yaşayan, soysuzlaşmanın eşiğine getirilen bir halkı, tarihte ilk defa yücelterek hak ettiği yere getirmiştir. Yurtseverlik rolünden uzak, düşmana tabi, vatansız, tarihi egemenler tarafından gerçek aydınlarını ve önderlerini istenilen düzeyde çıkaramayan yitik bir ülke ve halk gerçekliği karşısında PKK ve onu var eden Başkan APO, aleyhte gelişen bu gelişmeyi ters yüz ederek sadece kimliği değil, beyni de egemenler adına çalışan, ve emperyalizmin de hizmetine sunulan Kürt halkını ölüm uykusundan uyandıran, dirilten, kendi özgürlüğü için savaşan, savaştıran bir konuma getirmiştir. Başkanım! “Kendimi böyle bir eylem gerçekleştirmek için aday görüyorum. Bizler, sizin bitmez tükenmez emek ve çabalarınıza karşılık canımızı bile versek yeterli değildir. Keşke canımızdan başka verecek şeylerimiz olsaydı. Siz yaşamınızla bir halkı yeniden yarattınız. Bizler sizin eseriniziz. Tüm Kürdistan halkının ve dünya insanlığının geleceğinin teminatısınız. Yaşamınız bize onur veriyor, sevgi, cesaret, inanç veriyor. Tüm Kürdistan halkı ve milyonlarca insan size ölümüne bağlıdır. Sizin bu çekiciliğiniz bizi de oldukça etkilemektedir. En zorlandığımız anlarda sizim bizlere olan sevginizi düşünüyor ve manevi güç alıyoruz. Şehide en çok bağlı olan sizsiniz. Bu temelde gözümüz kesinlikle arkada kalmayacaktır. Bu eylemi, gerçekleştirmem gereken bir görev olarak görüyor ve kendimi sorumlu hissediyorum...” Başkan APO ve partimiz PKK’nin çabalarına layık olma, genelde sömürülen bütün insanlığa, özelde Kürdistan halkının özgürlüğü ve Kürt kadınının özgürlük istemlerine cevap olmak ve onların temsili olmak amacıyla aldığım bu karar, bana büyük bir moral ve cesaret veriyor. Tarifi imkansız güzel duyguların sahibi olmama neden oluyor. Kadın özgürlük şehitlerimiz ve büyük direnişçilerimizin izinde yürümek, onların mirasına doğru bir şekilde sahip çıkmak çok şerefli bir duygudur. Tüm dünyaya haykırıyorum! Bizler artık vatanımızda, özgürce yaşama, insanca yaşama olanaklarına kavuşmak istiyoruz. Kan, gözyaşı ve zulüm halkımın kaderi olmamalı artık. Barışa, kardeşliğe, sevgiye, insana, doğaya ve yaşama en çok sevgi dolu olan biziz. Bu sevgidir bizi savaşa zorlayan. Ölmek ve öldürmek istemiyoruz. Ama özgürlüğümüzü kazanmanın da başka yolu yoktur. Bu savaşın suçlusu emperyalist güçler ve onun uşağı TC’dir. Susmak en büyük suçu işlemektir. Eğer gözlerimizin önünde akan bu kanı görüyor ve sessiz kalıyorsanız, en büyük suçlu sizlersiniz. Bütün insanlığa sesleniyorum! Eğer bu insanlık suçunu işlemek istemiyorsanız, Kürdistan halkına omuz verin, destek olun, Emperyalizmin dumura uğrattığı beyinlerinizin ve yüreğinizin pasını silin ve bir halkın özgürlük çığlıklarına kulak verin. Bu seste kardeşlik var, insanlık erdemleri var, dostluk var. Yurtsever halkım! Bu eylemle yüreklerinizin dili olmaya çalışacağım. Bizler dağlarda binlerce evladınız sizlerin özgür yarınları için bir kez değil, binlerce kez canımızı feda etmeye hazırız. Savaşımızın bu en kızgın günlerinde sizler de saflarınızı netleştirmelisiniz artık. Savaşımımızın adı halk savaşıdır, öyleyse halk savaşının gereklerini yerine getirelim. Özgürlük ağacı kanla sulanır diye bir deyim vardır. Özgürlüğünüzü ucuz terk etmemelisiniz. Şunu çok iyi bilince çıkarmak gerekiyor ki, ülkemiz çok değerli. Bunun için düşman bu kadar ısrarlı. Biz neden ısrarlı olmayalım ki? Canımızdan başka kaybedecek neyimiz var? Onurluca ölmeyi, onursuzca yaşamaya tercih edelim. Özgürlüğe çok yakınlaştığımız bu süreçte halkımızın şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da PKK’nin başlattığı direniş mirasına sahip çıkacağına, ödediği bunca bedelden sonra bir o kadar da ödeyeceğine ve özgür yarınları kendi elleriyle yaratarak dünya toplumları içerisinde şereflice yerini alacağına olan inancımla selamlıyorum! Kahrolsun Emperyalizm, Sömürgecilik ve Her Türden Gericilik! Yaşasın Ordulaşan Halk Gerçeğimiz! Yaşasın Başkan APO!
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 329
Bereketli toprakların bereketli insanları, kendini yeniden var etmenin, büyük savaşını veriyor. Kendi topraklarında kendi köklerine tutunarak sırtlarını dağlarına, yüzlerini Urfa’da doğan güneşe dönerek kendi var oluş tarihlerini yazıyorlar. Kanları mürekep, defterleri dağlar oluyor. İnsanlık var oldukça bu direniş hep sürsün ve anlatılsın diye. 21. yüzyılın Dehak’larına karşı çağdaş Mazlum’ların direnişi sürsün ve dağlar gibi hep var olsun diye. Tüm şarkılar, türküler onların adına yakılıyor. Onlar bir çağın sorumluluğu ile savaşıyor ve bir sanatkar ustalığı ve hasaslığı ile bu direnişi, özgürlüğü nakş ediyorlar. Toprağa düşen yağmur misali çoğaldıkça çoğalıyorlar. Yağmur yüzlü, dağ gülüşlü savaşçılardan bir tanesidir Ronahî. Yüreğini dağlara armağan eden, çağdaş Dehaklara karşı bedenini halkına ve insanlığa siper eden öncü bir kadın. Ronahî bereketli toprakların, direnişçi bir halkın yiğit bir evladı. Adı gibi karanlığı parçalayan bir zühre yıldızı. Güzelliği karşısında yıldızlar bile utanırken, cesareti ve heybeti ile dağları mahçuplaştıran ateşten bir yürek. Ronahî isyanlarla, dağlarla yaşayan, yiğit ve savaşçı bir halkın çocuğu olarak Colemêrg’de açar gözlerini. Yurtsever bir ailenin içinde büyürken, ninesinden dinlediği direniş masalları ile büyür. Yüzü hep dağlara dönük, dağ zirvelerine bakarak masallardaki kahramanları arar. Mayasının dağlarda olduğunu bilir. Dinlediği her türküde, yakılan her dengbejde, anlatılan her destanda, zulüm varsa direniş dağlardadır. Anlatılanlar onun için bir masaldan ötedir. Anlatılanlar kendisi bulacağı yerin birer haritası yol göstericisidir. Karanlıklar içinde gelen sözde, yakılan ışıkta dağların zirvesi onu çağırır. Ronahî hevalde bu sese genç yaşta kulak verir. Zalim Dehak’ların olduğu süreçte bilirki, direniş Kawaca, Mazlumca olmalıdır. Nasılki yüzyıllar önce, dağlarda özgürlük ateşi yakılmış ise bugünde o ateş hala dağlarda daha da gürleşerek yanmaktadır. Ronahî’de dağlı bir kavmin evlatı olarak yakılan ateşe doğru 2003’de yol alır. Asi ve heybetli dağların eteklerinde büyümüştür Ronahî. Bunun için mayası dağlarda yoğrulan bir kavmin asi damarlarına sahip bir kadın olarak dağlarla çabuk bütünleşir. Dağla ve yoldaşlarıyla sağladığı uyum onun bir gerilla olarak çabuk geliştirir. Gördüğü ilk eğitimleri büyük bir başarı ile tamamlar. Katıldığı süreçlerde özgün kadın birliklerinde kalması bir kadın olarak kendisine olan güvenini daha da artırır. Tanrıçaların mekanı Zağroslarda kalan Ronahî, tanrıçalar mekanında güzelliğine ve asiliğine tanrıçanın güzelliklerini de katar. Zagroslarda kadın kimliğini keşfederken, tanrıçaların izinden yürümenin yüceliğini ve gerekliklerini daha iyi anlar. Zagroslarda başlayan yolculuğu, Xakurkê, Dêrsîm ve Garê’ye kadar devam eder. Dağları adımlarken daha ada güçlenirken. Her mekandan, her yoldaşlarından kendine birşeyler katarken kendinden birşeyler de katar o mekanlara. Onun yürüdüğü yoldan yürürken hissedersininz sizden önce dağlı ve asi bir kadının bu yollardan geçtiğini. Onun güzelliği karşısında dağlar utangaç kalır, gözleri güzelliği keşfetmiş, ayla dans eden bir yıldız gibi parlar. Yoldaşlarını bahar yağmurunun güzelliği ve sadeliğiyle kucaklar. O, PKK yoldaşlığını yaşayan ve yaşatan dağlı bir kadındır. Kimi zaman bilge bir kadın kimi zaman öğrenmeye hevesli heyecan dolu bir öğrencidir. Öğrendikçe kendini oluşturan, oluşumuna anlamlar katandır. Kolektif bir aşkla yaşar. Tüm yoldaşlarına duyduğu sevgi dağlar gibi doğa ana gibi adaletlidir. Bireycilikde değil, toplumsallıkta özgürlüğü arayan Ronahî, kolektifleştikçe güzelleşen ve partileşen bir kadındır. Kendini oluşturmanın tüm hayecenı ve coşkuduyla özgür kadına doğru yürür. Özgür kadın kimliğine ulaşmanın tüm sınırları parçalamakla, olacağını bilirken yıkılması gereken ilk duvarlarında kadında yaratılan geleneksel özellikler olduğunu bilir. Kendiyle başlar savaşmaya, ilk zaferlerini sisteme ait özellikleri yıktıkça kazanır. Kendiyle buluştukça güzellikleri keşfettikçe çirkine olan nefreti artar. Ronahî heval “Kendini zaferde kilitleyen bir insanın önünde hiç bir engelin durumayacağını” belirtir. Önderlikle yoldaşlık yapabilmek için partileşmeyi kendine esas alır. Partileştikçe bir ordu gücüne ulaşacağına ve yaşam bağlarını daha sıkı dokuyacağını bilir. Partileşmek onun için Mazlumlaşmak, Zîlanlaşmaktır. Onun için partileşen bir kadın yaşamın koruyucusu ve dokuyucusuyken, kendindeki tüm bireysellikleri aşmış çizgiyle bir olmuş militan demektir. Heval Ronahî bunun için sürekli olarak partileşmeyi esas alır Partileştikçe zafer tanrıçalığı yolunda daha sağlam adımlarla yürür. Bir komutan olarak görev yürüttüğü en zor süreçlerde bile yoldaşlarında partileşme ilkelerini oluşturmak için büyük bir çaba harcar. Önder APO’yu anlamanın uygulamak olduğu gerçekliğini bilerek yaşar. Büyük bir mücedale ve bedellerle yaratılan tüm değerlerin güçlü bir temsilcisi olmak için büyük bir sorumluluk duygusuyla hareket eder. Cesur kişiliği ile düşmanın mevzisine ilk saldırandır, çektiği zılgıtlar, özgürlüğün sesi olduğu kadar, ülkesindeki tüm kadınların sesidir. Yoldaşları onunla aynı mevzide savaşmanın gururunu yaşarken, duruşuyla bir dağ kadar güven yaratır. Heval Ronahî mücadele yaşamı boyunca yüreğinda özgür kadının tüm güzelliklerini topladı. Dokunduğu he yoldaşında bu güzellikleri yaratmak için çaba harcadı. Bir bahar yağmuru gibi, toprağı ve yaşamı bereketle kucakladı. Önder APO’ya olan sevgisi ile yaşamı sevdi. Savaştıkça güzelleşen, güzelleştikçe sevilen bir tanrıça oldu. Kadın özgürlük ordusunun bir komutanı olarak aldığı bayrağı büyük bir inançla ve bağlılıkla dalgalandırdı. Onu 2016’da Dersîm dağlarında uğurladık yıldızların arasına. O gök yüzünde parlarken ay utanarak bir adım geriye çekilir şimdi gök yüzü semalarında... Mücadele Arkadaşı
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 333
Yangınlar sarar gök kubbeleri ve bulutların içinde yağmurlar kurur Toprak yarık yarık olunca susuzluktan, Birileri gökten değil yerden, ta en derin yerden yağdırır yağmurları. Birileri hep yıkıp yaksa ve kurutsa da bulutları Başka birilerinin yüreğine işlemiştir, yağmuru yerden fışkırtan kudret Ve onlar hep yoğunlaşma ve yağış halindedir. Gökte sekteye uğratılmak istenen doğal döngüyü yer altından yaşatırlar. Onlar toprağın derinliklerinde dahi GÜNEŞ’İN sıcaklığıyla yoğunlaşır, buharlaşır ve yağarlar. Onlar doğal yaşamı sürdüren direnişçiler ve ‘Onlar’ kurak zamanlarda insanlığın susuzluğunu gideren nebilerdir. PKK saflarındaki görkemli yeraltı direnişlerinin zirveye doğru tırmandığı 2021 yılında, Avaşîn Alanındaki Aris-Faris tünellerinde, 5 yiğit birleşip bir elin 5 parmağı misali düşmana tarihi boyunca unutamayacağı bir tokat attı. Her biri bir derviş ve her biri tek başına bir komutan olan bu yiğitlerin öncüsü Diyana’nın resmini çizmek istiyorum. Diyana tam anlamıyla yoldaş, Diyana öncü, Diyana öteki yarı, Diyana canan, Diyana sevda, Diyana güven, Diyana berrak bir su ve Diyana bütün güzelliklerin toplamı. Onu tanımış olmak onu tanıtmayı zorunlu bir görev kılıyor. Diyana, ülkemizin Rojava yakasında, Dêrîk kentinde, gözleri hep Cûdî’ye bakan bir çocuk olarak büyümüş. Diyana dümdüz şehirlerin engebeli insan ilişkilerinden yorulmuş, Diyana engebeli dağların dosdoğru insanlarını merak etmiş, onları tanımadığı halde hep özlemiş durmuş. Diyana kolayın ardındaki bataklığı fark etmiş ve Diyana hep zorluğun ardındaki güzelliğe ulaşmak için didinmiş. Diyana, çok küçük yaşlardan itibaren, yaşam mücadelesini kişiliğinde özümsetmiş dağ yürekli bir kadındır, ondandır ki onu tanıyan herkesin hafızasında güçlü ve özgür iradeli kadın resmini çizmiş. Diyana’nın koskocaman yüreği her daim Tanrıça döneminden kalan gücünü ve güzelliğini dipdiri koruyabilmiş kadınları anımsatırdı. Duygu yoğunluğu, gözlerinde sönmeyen bir parlaklık yaratmıştı, ışıl ışıl baktığı yoldaşlarına her bir gülüşü, her bir kulak verişi, her bir sözüyle en büyük gücü ve morali aşılardı. O gerçek anlamda doğal bir öncüydü. Bazı insanlar yetki olmaksızın bulunduğu ortamda direkt doğal bir otorite kazanırlar. Diyana bu doğal öncülerden biriydi bulunduğu her ortamda. Onu birçok defa gördüm, bir komutanken, bir savaşçıyken, tünel hazırlıklarında veya arazi birimlerinde. O her defasında gördüğüm her yerde öncüydü. Onun bulunduğu tüm ortamların ortak bir rengi vardı. Apocu felsefenin insanda yarattığı güzelliğin ışıltısı çekiciliği, berraklığı, saygı değerliği ve politik düzeydeki kudreti Diyana’da somut bir oluşum olarak gözlenirdi. Onu ilkin 2015 yılında Heftanîn’de görmüştüm. İlk gördüğüm gün, elindeki şiir defterine Arapça yazdığı şiirlerden okuduğu mısraları hatırlıyorum. Öylesine derin, öylesine çekici bir edebiyat vardı ki yazılarında, saatlerce oturup onu dinlemek istemiştim. Bende böyle entelektüel bir görüntü yaratmıştı ilkin. Daha sonra kış hazırlıklarına başladığımızda ise ne kadar yaman bir Kürt kadını olduğunu fark etmiştim. Yaşı çok genç olmasına rağmen el attığı her işi öyle büyük bir yetkinlikle başarıya ulaştırıyordu ki sanırsın asırların tecrübesini toplamış kendinde, oysa 1 yıllık gerillaydı daha. Ben daha birkaç aylık yeni savaşçıydım onun komutası altına girdiğimde. Kışın bir operasyon bilgisi gelmiş ve arazide birimler şeklinde dağılmıştık. Ben ve iki kadın arkadaş daha önce kullanılmayan bir araziye gitmiştik, burada kaya altı bulamadığımız için dışarıda çadırımızı kurup akşam içine girmiştik. O akşam öyle bir kar yağmaya başlamıştı ki bizler üç deneyimsiz gerilla olarak orada karın içerisinde kalmıştık. Önümüzde tek çare olarak çadırın içerisinde karın biraz dinmesini beklemek kalmıştı. Sabaha doğru çadırımız yarıya kadar karın altında kalmıştı ve uzun bir uğraştan sonra kapıyı zar zor açmıştık. Bizler karın durmasını fırsat bilip hemen sağlam bir yerde ateş yakmak ve bir kaya altı bulmak için harekete geçmiştik. Ne kadar yeni de olsak bize ilk verilen eğitimlerden gerillanın hiçbir zaman çaresiz kalmaması gerektiğini bilerek hareket ediyorduk. Bizler daha böyle sağlam bir yer arama hareketliliğindeyken, baktık ki aşağıdan Diyana Arkadaş ardına bir arkadaş vermiş, omzunda da kürek bize doğru geliyor. Heval Diyana bizim yeni olduğumuzu ve büyük ihtimalle o yoğun kar yağışında tedbirsiz olduğumuz için karda takılacağımızı düşünerek akşamdan yola koyulmuş ve yerimizi bilmediğinden sabaha doğru bizi bulmuştu. Heval Diyana’nın dize kadar olan karda, elinde kürekle yamacın aşağısından bize doğru ilerlerken ki görüntüsü benim hafızama bir kahramanlık resmi olarak kazınmıştı. Bize ulaştığında ve bizleri iyi gördüğündeki heyecanı sevinci, göz parıltısı hepsi gözlerimin önünde. Daha sonra parti saflarında belki bunu kat be kat aşan kahramanlık abidelerine şahitlik ettim ama bu anı bende ilk yoldaşlık ölçüleri nasıl olmalı sorusuna somut bir cevap olmuştu. Heval Diyana ile daha sonra 2016-2017 kışında Xantur tepesinde Şehit Rojîn Gewda Akademisi’nde bir araya geldim. Orada da takım komutanımızdı. Heval Diyana, duruşu ve katılımıyla hepimiz için örnek bir öncüydü. O yaşamın her anında, her alanında vardı. Bireysel bir yaşamı, bireysel bir arayışı yoktu. Yoğunlaşmaları komünaldi, mücadelesi komünaldi, çalışması ve başarısı komünaldi. O kendini gerçek anlamıyla adamış bir kişilikti. İnanılmaz bir tempo ve büyük bir uğraşla ve büyük bir zevkle yaşamın ve mücadelenin her alanında yetkinleşme çabası veriyordu. Ondaki çalışkanlık, üretkenlik, yenilik tükenmek bilmiyordu. Tüm bunların yanında son derece mütevaziydi, bir arkadaşın bir sıkıntısı varsa o mutlaka bundan kendini sorumlu görür ve arkadaşlara karşı sonuna kadar emek verirdi. Yani hem düşünsel hem ruhen hem de pratik olarak her yönlü emekçiydi. Kurdistan’ın kadim anneleri gibi sac ekmeği yapardı, bunu da parti saflarında kısa bir süre içerisinde öğrenmişti. O, sacı ateşin üzerine koyduğu gibi etrafında bir topluluk oluşurdu, her arkadaş ona el ayak olur “Heval Diyana, sen yeter ki o sac ekmeğinden yap gerisini biz hallederiz” derdi. Bir tarafı bilge bir filozof, sana hep en doğru yolu gösterir, bir tarafı maharetli bir Kürt kadını. Kürt kültüründe olan her türlü yemeği en lezzetli şekilde ve en kısa sürede yapar. Bir tarafı müthiş bir direnişçi her türlü doğa koşulu ve düşmandan kaynaklanan zorluklara karşı hep dik başlı. O her türlü, her yönden sevilesi ve saygı duyulası bir yoldaş ve komutandı. Berrak bir su gibi oluşu, ortamda sonsuz bir güven yaratıyordu. Yapı yönetim tüm arkadaşlar Heval Diyana’ya her türlü güveniyordu. En zorlu ve kritik görevlerde, en kısa zamanda ve en fazla sonuçla tamamlanması gereken çalışmalarda mutlaka ilk akla gelen Heval Diyana olurdu. O böylesi sayısız görevin üstesinden gelmişti. 2017 baharıyla birlikte düzenlemelerimiz olmuş ve yollarımız ayrılmıştı. O Haftanîn’de kalmış ben Haftanînden çıkmıştım. Yıllar sonra 2019 yılı baharında Avaşîn’de görmüştüm bu defa onu. Heval Diyana’nın yaşıyor olması ve aynı alanda bulunuyor olmamız bana çok büyük manevi bir güç vermişti. O etrafındaki her arkadaşa karşı kendini sorumlu görüyor her bir arkadaşa güç, moral veriyordu, işte bu anlamda fedai bir yoldaştı. Onda yoldaşlık sevgisi bir sel misali taşkın taşkın akardı. İlkin Stûnê bölge komutanlığını yapıyordu, ben de görev için oraya gitmiş, orada görmüştüm onu. Heval Diyana bir gün olsun kendi noktasında kalmıyordu, her gün bir tepede, her gün altyapı çalışması yürüten arkadaşların yanında. Bu arkadaşları tamamlamak ve güçlendirmek için ne gerekiyorsa yapıyor, dışardan gelen arkadaşlara da her türlü öncülüğü yapıyor ve desteği sağlıyordu. PKK de ayrılıklar zor olduğu kadar gereklidir ama böylesi buluşmaların verdiği mutluluk da tarif edilemez bir değerdedir. Sevincime sevinç, gücüme güç katmıştı, kararlılığımı biledikçe bilemişti. İşte Heval Diyana böyle bir parti insanıydı, her bir tavrı ayrı bir yönüyle ilkeli yaşamın ve mücadelenin zafer yolunu örüyordu. Bir bütün olarak o devrimin hizmetindeydi. Stûnê’den sonra bu defa da Mamreşo bölge komutanlığında yer almıştı. Orada da kesişmişti yollarımız, Heval Diyana kendisinden hiçbir şey kaybetmeden aynı enerji ve coşkuyla yine her türlü göreve koşuyordu, her bir arkadaş ile ilgileniyordu. Parti yaşamının her alanından kendisini sınırsız sorumlu görüyordu, O, adım adım kusursuz bir militanlığa yürüyordu. 2019’un başından 2020’nin sonuna kadar sık sık karşılaştım Diyana yoldaşla, daha sonra tekrar ayrıldı yollarımız, yine kalan O, giden bendim. 2021 yılında düşman Avaşîn’e yönelik operasyon başlattığında Mamreşo bölgesine bağlı Aris-Faris tünellerindeydi. Yanında Amara, Jîn, Sarya ve Rûbar Arkadaş vardı. İnsiyatifliydiler, beş yiğit bir olup fedaice bir direnişte karar kılmakta kullandı insiyatiflerini. Beş yiğit bir elin beş parmağı misali bir olmuş, birlik olmuşlardı. Alınan her bir kararda ortak, atılan her bir adımda birlikteydiler. Beş yiğit birbirlerinin yoldaşlığına kenetlenmiş ve bırakmıyordu biri bir ötekini. Beş yiğit, sınırsız imkanlarını seferber ederek gelen lanetli orduya meydan okuyordu. Heval Diyana’nın anlam yüklü sesi duyulurken cihazdan onu tanıyan ve tanımayan her arkadaş hemen onlara varmak için neleri feda etmezlerdi ki? Diyana somut olmayan bir şekilde fedaice savaşacaklarını duyuruyordu, en son sorumluluğunu da yerine getirerek arkadaşları kendi akıbetleri hakkında bilgilendiriyordu. Ve 8 Mayıs 2021 günü Aris-Faris tünellerinden büyük bir patlamanın sesini bastıracak türden zılgıtlar yükseliyordu. Mamreşo’da ki 7 kişilik halayın ertesinde 5 yiğitin zılgıtlarıyla milyonlar, bu halaya davet ediliyordu. Heval Diyana, aşkla dolu bir yaşam yaşadı ve aşkı yakalayan bir şehadetin sahibi oldu. Heval Diyana yaşarken komünal yaşadı ve hep öncülük rolünü aldı, şehadete yürürken de komünal bir yiğitliğin öncüsü olma sorumluluğunu cesurca omuzladı. Diyana’lar ölümsüzdür, Aris-Faris tünellerinden yükselen zılgıt direniş çağrısıdır ve bu çağrıya yol almak her şerefli Kürt gencinin ve kadının kendini var kılma şartıdır. Mücadele Arkadaşı
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 511
SOKAK LAMBALARININ AYDINLIĞINDA ZİFİRİLERLE DANS EDEN KELEBEKLERİN RESMİ... Her yüreğin hakikatini resmettiği bir yaşam vardır. Bu yüzden yaşamın her anı bir başka resmin ifadesidir. PKK yaşamının bir güzelliği de herkesin kendi yaşamının resmini çizebilmesi ve herkesin fırçasının en güzel dokunuşunu bir başka yoldaşın yaşamına nakşetmesidir. Öyle güzel ve tarihi tablolar oluştu ki bu özgürlük galerisinde. Burada her resim bir diğerinden daha güzel ve her biri bir diğerinden biraz daha eşsiz. Beraber çizilen resimler ise bambaşka. Aynı anda iki fırçanın, üç fırçanın aynı tuvale dokunarak aynı şeyi çizdiği görülmüş müdür? PKK’nin özgürlük savaşçıları dışında bunu başaran ressamlar olabilmiş mi? Oysa Êrîş ile Andok, Şiyar ile Welat, Harun,Botan ve Erdal, Zerdeşt ve Pirdoğan, Rojhat ve Munzur Yoldaşlar bunu başarmıştı. Sara ile Rûken Yoldaş kusursuz bir resim çizdiler... Yıllarca bu resmin son halini hayal ettiler, her rengi, her dokunuşu özenle seçtiler ve nihayetinde tam da istedikleri gibi muazzam dokunuşlarla hayallerini eylemlerine nakşettiler. Bu eylem iki fedai yüreğin özgürlük mücadelesindeki hayallerinin nakşedildiği bir resimdi. Kusursuz...emsalsiz... Bu eylemin hakikatinin sırrına ermek ancak bu iki fedai yüreğin Önderlik felsefesiyle bütünleşen yaşamlarını anlamakla gerçekleşecektir. Her bir PKK’li büyük bir yaşam arayışı ile Özgür yaşam yolculuğuna başlamış ve her adımda biraz daha buna yakınlaşmışken aslında ardına verdikleri de artmıştır. Bu yaşamı anladıkça ve tanıdıkça sırrına kavuştuğun onlarca duygunun taşıyıcısı olursun. Kimi an ve zamanların, duyguların hissinin yüceliğinin farkındalığına çoktan erişmiş olsan da birçoğunun henüz tanımını koyamazsın. Bu sefer bu tanımların peşine düşersin. Yaşamın her anı bir başka anlam arayışını sarmalar. Giderek her şey, her kes biraz daha farklı görünmeye başlar. Aslında hiçbir şey, hiç kimse değişmemiştir. Sen giderek farkına varmaya başlamışsındır yaşama dair her şeyin bir anlamının olduğunun ve PKK hakikatinin bir anlam deryası olduğunun. İşte bu deryada kulaç atmaya başlamaktır fedailik. Yaşamın farkına varmak, yaşam aşkının benliğinde yarattığı o titrekliğin yüreğindeki nidasını dinlemek, kendi özünün rengini görebilmek ve giderek özgürlüğü hissetmektir fedailik inancı ve ısrarı. Hele hele ruhunla ve bu ruhun sarmaladığı bedeninle bir kadın olarak bu fedailik yolunda adım atmaya başladıysan ve kulaçlıyorsan yaşamın tüm zorlu dalgalarını artık mesele kıyılara ulaşmak değil, yeri geldiğinde vurup vurup kıyılara yeniden dalmaktır derinliklere. Çünkü dağların zirvesindedir özgürlük, kıyıların çok ötelerinde. Mavilerden mavilere geçebilmektir mesele. Denizde boğuştuğun dalgaların gücüyle göklerde rüzgarların sert vuruşlarında kanat çarpmaktır aynı hakikate. Tıpkı Sara ve Rûken Yoldaş gibi... Kimi yaşamını anlatır ciltlerce, kimileri de yaşamında anlatır kendini... Tıpkı Sara Yoldaşın yaşamı gibi... Tıpkı Rûken Yoldaşın yaşamı gibi... Sara Yoldaşı ilk defa 2016 yılında tanıdım. Tanıdığın her yoldaşın ilkin sende yarattığı bir gözlem vardır. Mutlaka her yoldaşın kendisine dair bir özelliği benliğinde izini bırakır. Kimisini zamanla unutursun da. Fakat yeniden karşılaştığında ve yaşamdaki katılımına yeniden tanıklık ettikçe o güzelliği hep fark eder ve artık unutmazsın onu. Heval Sara’yı sonra dönem dönem hep belli zaman aralıklarıyla gördüm. O yüzden hiçbir özelliğini unutmadım. İlkin bende iz bırakan yanı ise sade ve ciddi oluşuyla birlikte herkese manevi duygularla yaklaşımıydı. Bu O’nunla ilk sohbetten itibaren güçlü bir yoldaşlık kurmanı sağlıyordu. Beraber aynı zamanı ve mekânı paylaşmış olmanın şanslılığını hissederek Onları anlatmayı da bir görev olarak ele alıyorum. Heval Sara Şırnak’lıydı. Goyî’ydi. Daha çocuk yaşta düşman gerçekliğiyle karşılaşmıştı. Her çocukluk anısında öfkeli yüreğinin gözlerine taşan ifadesine rastlıyordun. Bir çocuğun yüreğini büyüten, o küçük gözlerinin tanıklık ettikleri ve göz bebeklerinden o küçük kalbine fısıldadıklarıdır. Birçok Kürt çocuğu gibi Heval Sara’nın da o küçük kalbine sığdırdığı o kadar çok şey olmuştu ki böylece hem hiç büyümemiş hep bir yanı çocuk kalmıştı hem de çok çabuk büyütmüştü kalbini. Bu yüzden dostunu da düşmanını da iyi tanımıştı ve zaten ülkesine, halkına olan sevgisi ve bağlılığıyla çok erkenden yemin etmişti intikamcı olmaya ve çok geç kalmadan koyulmuştu dağların yoluna. Bu yüzden Heval Sara’ya her baktığında gözlerinde iki ifadeyi çok keskin ve net görürdün; sevgi ve öfke. Yürek dolusu severken yoldaşlarını hınca hınç öfke doluydu düşmanına karşı. Bir bütünen yaşamı bu iki duygunun harcıyla örülmüş gibiydi. Yaşama olan sevgisi ve bağlılığı öyle belirgindi ki bunu herhangi bir ifadeye kavuşturmasına gerek yoktu. Sabah uyandığı andan gece uyuyana kadar zamanının hepsini değerlendirme çabasına, emeğine, fedakarlığına, yoldaşlarıyla sohbetlerine tanıklık etmek bunu anlamak için yeterliydi. Zaman çok anlamlı ve değerlidir bir devrimci için. Geçen her an, her saniye bir halkın ve bir ülkenin kaderini belirlemekte. O yüzden her anı bir görevle karşılamak sorumluluk duygusunu derinden hissetmekle alakalıdır. Heval Sara bu duyguyu derinden hissediyordu. Zaman geçirmek, zaman öldürmek, zamanın öylece akıp gitmesine izin vermek Onun için asla olmaması gerekenlerdi. Çünkü yaşamı başlı başına eylem gibiydi ve eylem odaklıydı. Mesele gidip son anda büyük bir patlama gerçekleştirerek bir eylem sahibi olmak değildi. Bu eylemin onuruna erişebilmek için kendini, yaşamını bu eyleme adamak gerekliydi. Her anı bir eylem olmuş oluyordu. Bu yüzden her görevi, yaşamdaki her çabası da bir eylem hazırlığı. Bu yüzden her işine ciddi yaklaşıyordu ve bu ciddiyetle başarıyı kazanmış oluyordu. Başarısızlık yoktu Heval Sara’nın yaptığı hiçbir işte ve görevde. Mükemmel insan yoktur. En güzel insanlar PKK’de toplanmış olmasına rağmen mükemmel değil kimse. Ama kusursuz ve mükemmel bir Önderliğin militanları olarak her işini mükemmel yapma çabaları vardır hepsinin. Bu Heval Sara’da belirgindi ve bu konuda başarılıydı da. Yaşamını büyük bir amaca doğrultmuş ve tüm yaşamını buna göre şekillendirmişti. Disiplinliydi mesela; her şeyiyle. Bir yanıyla var olan bütün askeri işleyiş ve yaşam düzenine katılırken bir yanıyla kalan zamanı için kendisinin örgütlediği bireysel bir planlama ve programı vardı. Okurdu, yazardı, araştırırdı; çünkü peşinde oldukları vardı. Arayışları bitmezdi bu yüzden. Azimliydi, hırslıydı; yıllarca aynı amaç uğrunda hazırlandı, görevlere gidip geldi, birçok alanda kaldı. Önünde hep bir aksilik çıktı. Kendisinden çok başka etkenlerden kaynaklanan bu engelleri aşmak için pes etmeden elinden gelen her şeyi yaptı. Fakat her zaman eksik kalan yanı kendi kişiliğinde, Önderliğe olan bağlılığının hakikatinde aradı. Mücadele hayatı boyunca birçok fedai ile aynı zamanı ve mekânı paylaştı Sara Yoldaş. Bu O’nun için hem yaşamın geçen her anını daha değerli kılıyor hem bundan sonraki yaşamında önüne koyacağı görevleri, hedefleri arttırıyordu. Şehit Jînda Özgür, Şehit Ekin Deniz Fırat, Şehit Rojhat ve Şehit Munzur, Şehit Jiyan, Şehit Sema Acem, Şehit Harun Fırat Heval Sara’ nın yaşamında hem yaşamları ve yoldaşlıkları hem de şehadetleriyle önemli bir yere sahipti. Bağlılık kavramının anlamını birçok Şehit Arkadaşın yaşam duruşunda, anılarında, son nefeslerini vermeden önceki yoldaşlıklarından ve fedakarlıklarından öğrenmişken Heval Sara ile bunu tüm hücrelerime kadar hissettim. Önderliğe ve Şehit arkadaşlara olan bağlılığı öylesine gerçek, özlü ve içtendi ki. Onlardan öğrendiği her şeyi yaşama akıtıyordu. Eyleme gitme istemi hep engellerle karşılaşınca Heval Sara bu sefer bu engelleri aşmak için geçen süreyi dağda daha yoğun bir pratiğin içinde geçirmek istiyordu. Bu yüzden yüzünü Zagros dağlarına dönerek Zap’a gitti. Orada da güçlü katılımı ve yoldaşlığıyla kısa zamanda yoldaşlarının sevgisini kazanmıştı. Çünkü yaşamı, yoldaşlarını ve gerillacılığı çok seviyordu Heval Sara. Sakine Cansız Yoldaşın yalnızca ismini değil mücadele ruhunu da taşıyordu Heval Sara. Bir kadının her zorlu koşulda, tüm engellere rağmen başaracağına ve azmiyle her şeyi aşacağına inanıyor ve pratiğiyle bunu yanındaki yoldaşına da ispatlıyordu. Zap’ta güzel bir yoldaş, fedakar bir komutan, iyi bir dinleyici, öncü bir kadın fedaiydi O. Her işte yoldaşlarıylaydı. Onlarla kervana gidip saatlerce uzaklıktaki yoldan yoldaşlarının erzaklarını getirmeye çalışırken karda ne üşümeleri ne ayaklarının yanmalarını ne de buz kesen yanaklarındaki titrekliği dert etmemişti aksine gülüşleriyle allandırarak o yanakları yine ısıtmıştı yoldaşlarının yüreğini. Görevden gelip dikiş yapan yoldaşlarına katılmıştı ve o esnada kazayla elindeki büyük iğne gözüne batmıştı ve gözü göremeyecek kadar kötüleşmişti. Tedavi için alandan zorla çıkarılmıştı. Bırakmak istemiyordu yoldaşlarını. Zaten kendisine asla kabul etmezdi bir hastalık için geri adım atmayı. Öyle basit bir yara değildi gözündeki ama gözü de gitse bırakmazdı Heval Sara. O yüzden tedaviden döndüğü gibi yeniden Zap’ a gitmek için ısrar etti. Fakat yine kendisinin elinde olmayan durumlardan dolayı Zap’ a gönderilmedi. Bu duruma çok kızmıştı. Bu yüzden yeniden göreve gitmede, eylem yapmadaki ısrarına devam etti. Bu arada ideolojik akademide eğitim gördü. Bu eğitim sürecinde bir arkadaşıyla birlikte kamp dışında bir göreve gidiyorlar ve bir depoya giriyorlar. Depoda erzak, sağlık malzemeleri her şey birbirine karışmış durumda. Heval Sara için her yer örgütündü, her örgüt görevi de kendisine aitti. Birilerine yaptırmayı, şikâyeti ya da bu ne demeyi değil de hemen işe koyulmayı ve yanındakinin onun aşkıyla aynı göreve katılmasını sağlardı. Hiç kimseye sormadan ve bir şey demeden tüm erzakları paketleyip sağlık malzemelerini düzenlemiş ve depoyu tertemiz kılmıştı. Bu görüntüyle karşılaşan Doktor Arkadaş biraz öncesinde kendisine ‘bu ne hal doktor’ diyen arkadaşa dönüp ‘’Bak işte Apoculuk budur, fedailik budur’ der Heval Sara’ yı göstererek. Heval Sara yaşamda hepimize Fedailiğin, Apoculuğun yaşam ölçülerini, katılım ölçülerini gösterirdi. Birçok erkek arkadaş hem Heval Sara’yı çok sever, Onunla paylaşmak, sohbet etmek, aynı çalışmayı yürütmek isterdi hem de hep çekinerek, her söylediğini düşünüp tartarak konuşurdu Heval Sara ile. Sevgi ve saygıyı yoldaşlığın her paylaşımında öyle güzel konumlandırmıştı ki ne sevgisi saygısından taviz verirdi ne de saygısı sevgisine sınır koyardı. Özgür kadın arayışları yüksek olan Heval Sara bu konuda yoğunlaşmalarını hep güçlü tutardı. Düşüncesi, ruhu hep kadınca olmanın çabasındaydı. Kendini Önderlik felsefesiyle yaratmaya çalışmayan erkeği görünce tepkilenmez, hayıflanırdı Heval Sara. Özgürlükten bu kadar uzak durmaya ve özgürlük için çabalamamaya anlam vermezdi, buna öfkelenirdi. Çünkü yaşamın anlamını bu arayışta bulmuştu Heval Sara. Son zamanlarda Şehit Atakan Mahir arkadaşın eğitimdeki değerlendirmelerini dinler ve söylemlerin ne anlama geldiği üzerine kafa yorarak hem Şehit Atakan’a duyduğu hayranlıkla hem de kendi sorgulamalarıyla açığa çıkanları yaşamdaki örneklerle bütünleştirir ve sohbetlerinde sık sık paylaşırdı. Düşünmek, düşündüklerini hissetmek ve hissettirmek herkesin benliğiyle bütünleştirerek yaşama akıtabildiği bir hakikat olamazken Heval Sara bu konuda bir derya gibiydi. Düşüncelerinin ve hislerinin, yüreğinde dile gelmek istenenlerin yoğunluğu gözlerine öylesine yansırdı ki hem parlaktı gözleri hem de hep dolu dolu… Bu sevgisini yaşama ve yoldaşlarına da aynı yoğunlukta akıtırdı. Nihayetinde bu sevgisi, bağlılığı, ısrarı ve inancı bir cevap bulmuş ve fedai eylem önerisi kabul olmuştu. Yıllarca Şehit Zîlan Ölümsüzler Taburu’nun bir fedai adayı olarak hep bugünü beklemişti. Ama iki isteği aynı anda kabul olmuştu. Çünkü bir diğer isteği de bir kadın yoldaşıyla beraber gerçekleştirmekti bu eylemi. Ekinlerin, Zeyneplerin,Semaların, Göksunların, Aventlerin de hayalini gerçekleştirmekti. Bu süreçte Heval Rûken ile bir ekip olup koyuldular yola… Heval Rûken’i Heval Sara kadar çok tanıma şanslılığına ulaşamazsam da beraber geçen her an ve zaman bu fedai yüreği tanımak için yeterliydi. Heval Rûken Rojava’ lı bir arkadaştı. Yurtsever bir ailede büyüdüğü Kurdistan’ın her dört parçasına olan bağlılığı, Kürt halkına karşı duyduğu sorumluluk duygusuyla her anında aşikardı. Nitekim şehadetinden sonra ‘’Rûken bu eylemi yalnız kendisi için yapmadı, hepimizin adına yaptı. Bu eylemi benim yerime de yaptı ve O’nun sayesinde içim rahatladı; oxx’’ diyen büyükannesini görünce Heval Rûken’in bu bağlılığının derinliğini değerli ailesinden alarak beslediğini daha iyi anladım. Heval Rûken’i de ilk defa 2016 yılının sonlarında görüp tanıdım. O zamanlar daha çok sakin, sessiz bir katılımı vardı. Fakat bu sessizlik hali O’nu yaşama rengini akıtmaktan alıkoymuyordu. Meraklıydı ve sürekli Önderliği okuyor, fedailik üzerine tartışıyor, yoğunlaşmalarını ortamda ideolojik bir tartıştırmaya dönüştürmenin çabasını veriyordu. Özellikle Şehit Arkadaşlara olan bağlılığı dikkatimi çekmişti. Şehit Arkadaşlardan bahsederken ağzından çıkan her cümlenin yüreğinin derinliğinden, anılarının gözlerinin önünde resmolan canlılığından geldiği çok netti. Bir fedaiyi en iyi tanıma hakikati yaşamdaki duruşu ve katılımıdır. Bu yüzden o an gelip bir eylemin sahibi olduğunu duyduğun yoldaşının bu eylemi gerçekleştirmiş olmasına çok da şaşırmazsın. Öyle bir yaşam ancak böyle bir şehadetle ölümü yitik kılabilirdi dersin o an. Heval Rûken ismini her zaman resmediyordu. Güler yüzlü ve coşkuluydu. Yaşamda morali ve heyecanıyla sempatik kılıyordu kendisini. Yoldaşlık sevgisi ve bağlılığı güçlüydü ve bunu yalnızca zor anlara da sığdırmıyordu. Bir sohbet anından beraber göreve giderkenki yol yürüyüşüne kadar her zaman paylaşımcı ve tamamlayıcıydı. Bir süre görevden gelenlerin, göreve gidenlerin toplandığı yerde komutanlık yaptı. Sanırım en iyi bu süreçte onu gözlemleme ve tanıma, yaşam güzelliğinde farkına varma şansım olmuştu. Zor bir çalışmaydı. Kimi arkadaşlar ilk defa alana gelmişti, kimileri ilk defa dağa gelmenin zorluğunu yaşıyordu, kimisi döndüğü görevin çıkarımlarına yoğunlaşıyordu, kimileri ise yeni gideceği görev için hazırlanıyordu. Heval Rûken’ in de görevden dönüp alana geçmesi çok uzun zaman olmamıştı. Fakat aldığı sorumluluğun da ciddiyetiyle çabuk alışmıştı ortamdaki çok renkliliğe, koşuşturmaya, heyacana, telaşa. Sayı da kalabalıktı ve bu yüzden çalışmalara, yoğunluğa yetişmek zordu. Fakat her çalışmada Heval Rûken vardı. Bir yanıyla da her arkadaşla sohbet edip ilgilenmeye çalışıyor ve her arkadaşa zaman ayırabilmeyi de başarıyordu. Bu süreçte en çok paylaşımı da Önderlik üzerine uygulanan tecrit ve Şehit düşen arkadaşların intikamını alma esasıylaydı. Heval Rûken bir an olsun bu düşünce ve yoğunlaşmadan vazgeçmedi. Bu yüzden yaşamda ne kadar emek verip çabalasa da yetmiyordu O’na. Hep daha fazlasını yapmak istiyordu. Bu yüzden Heval Sara, Heval Rûken ile göreve gideceğini söylediğinde bunun öyle sıradan bir görev olmadığını hissetmiştim. O an iki duygu sarıyor yüreğini. Yoldaşının şehadete yürüdüğünü hissetmenin büyük acısı ve O yoldaşlarının onurlu bir zafere koşuşunun heyecanı…İkisi de fedaice yaşamı resmediyordu. Bir süre sonra görevden döndüklerinde ikisinin de morali yerindeydi ve görevlerinin güzel geçtiği belliydi. Şehadetinden sonra bu görevlerinin bir hazırlık aşaması olduğunu öğrenmiş olduk. Orada ikisinin kendisini düşmana vurmak için nasıl büyük bir inançla eğittiğini, birbirlerini asla düşman karşısında zayıf düşmemek için nasıl zorlayıp geliştirdiklerini anlamış olduk. Büyük amaç ortaklığında başlayıp sevgi ve saygıdan duvarlarla giderek büyük bir aşk yolculuğuna taşınan yoldaşlıkları iki kadın fedainin Önderlik aşkıyla nasıl PKK’lileşip yıldızlaştığının da resmi oldu. Önderlik ‘’Çözümlemelerimde ve anlatımlarımda epey ipucu verdim. Bu ipuçlarına değer biçin ve o temelde dönüşüm sağlayın’’ dedi. Özgürlük Tanrıçalarımız Heval Sara ve Heval Rûken bu ipucularının izinden gidip yüksek değer biçerek kendilerinde dönüşümü sağladılar ve başardılar. Onlar o ipucularıyla resmi tamamladılar ve özgürlüğü resmettiler. Bize düşen yalnızca aynı ruhun izinden devam etmek… İKİ FEDAİ KELEBEK… Sokak lambalarının aydınlığında Öyle rahat, öyle sakin Ve bir o kadar seri adımlarla Kuytulara sığınmadan Meydanın tam da ortasında Meydan okuyan Gencecik Uzun ve ince bedenli İki güzel kadın... Mermilerin haykırışı sarmışken geceyi Namlulardan yıldızlar saçılıyordu aynı geceye Yerde uzanmış bir mavi tişörtlü ödlek Parke taşlarının ardına sığınmıştı cesaret Bacağını tutmuş, sürünmekte Çok uzak değildi son nefesi vermeye Bir adam mıydı yerde bağıran Yoksa yitirilmiş yiğitliğin son naraları mı Korkakların eceli cesurların gülüşlerinde Kavuşuyordu tarihin hakikatine. Ve iki cesur yürek Sırtlarında iki siyah çanta Sanırsın ki Yılların umudu ve hayalini sırtlanmış Öyle yürüyorlar Kararlı ve emin… Korkusuz ve başları dik… Birinin Sol bacağına değiyor Alçak bir elin tabancasından Sıyrılan mermi Bir of demeden Uzanmaya çalışıyor az uzağına savrulan silahına Bir an geçmeden Yanına doğru adımlarını serileştiriyor diğeri Yine sakin, yine rahat Adımları ve yüreği yoldaşına doğru Namlusu yine düşmana kin kusmakta. Her adımda biraz daha alevler saçıyor namlusundan geceye Bu gece yıldızların gecesi. Ardından Sessizlik sarıyor geceyi Bağırışlar, naralar yine dolu dizgin Namlular soğumakta Meydana çıkan er yok! O zaman üstüne üstüne gitmeli korkakların Kopsa da bacağım, Ardımdan yalpalasa da Az yokuş aşmadı bu ayaklar, Ne yaralarla yürüdü dağlarda Gelmişken celladın mekanına Durur mu? Oluk oluk akabilir kanım Damla damla bu an için Biriktirdim ya ben… An intikam anı… Kanımın son damlasına kadar demiştim Son nefesime kadar demiştim Son mermiye kadar demiştim Bu gece sonların başlangıcı; Birazdan gecenin sessizliği yırtılacak Ve yer gök şahitlik edecek Fedai yıldızların dansına... Bu gecenin zifirisi ve Sokak lambalarının aydınlığı Şahitlik etsin ki Birazdan kopacak fırtınalar Bedenimdeki her parça Göklerdeki tanrıçaların göz bebeklerine değecek Ve bedenimdeki her zerre Göğün ayrı bir ışıltısına dönecek... Çok özlediğim yoldaşlarım var dağlarda benim Şimdi o soğuk gecelerde Onları ısıtan gecenin mavilerine karışıp Örteceğim üstlerini Hep sımsıcacık kalsın diye düşleri… Onlar benim umudumdu Ben de onların intikamı. Adım Sara, Adım Rûken; Şimdi adım umut…adım intikam… MÜCADELE ARKADAŞLARI
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 369
Toprağa düşen her bir şehit yüreğe ekilen yeni bir çiçektir, faşizmin kalbinde bir bomba, evrende yeni bir yıldızdır. Tüm karanlıklara inat, dağlara vuran ay ışığı ve yeni doğuşların sancılarını, zafer müjdeleriyle dindiren umut abideleridir. Onlar toprağa can, doğaya uyum, halka özgürlük ve düşmana hak ettiği cezayı verenlerdir. Mêrdîn’in yüreği tufan, gözleri sevda dolu kızı Evîndar Kavak, Stewrê de gözlerini açtı dünyaya. Gözlerini açtığı dünya, cennetin içinde cehennemin yaşatıldığı bir dünyaydı. Asıl güzelliklerin ve gerçeklerin hapsedildiği, sahteliklerin hüküm sürdüğü bu dünyaya her adımında bir arayış ile baktı Evîndar. Her gün, başka bir şiddet yönelimiyle karşısında gördüğü, robot suratlı, taş yüreklilere kanı ısınmamıştı oldu olası. Zaten o daha bebekken her ağlayışında annesi “sus bak yoksa Rom askerleri gelecek” diye onu susturmaya çalışmıştı. Kulağına fısıldanan bu söz, bir korku hissi olarak, tiksinti duyduğu en eski anılarından olmuştu. Kendi ayakları üzerinde yürüdüğü ilk an, onun için özgürlüğün başladığı andı. Bu duyguyu kendisiyle büyüterek büyüyordu Evîndar. Büyüdükçe ve koskocaman yaşam aşkını daracık bir yaşam alanına sığdırmaya çalışanlarla karşılaştıkça, iyiyi kötüden, güzeli çirkinden ayırmaya başladı. Ayırıyordu artık, haklıyı haksızdan, gerçeği sahtesinden, dostu düşmandan. Sevmeyi ve nefreti de derinlerden yaşıyordu git gide. Adı Evîndar’dı, sevdalıydı o, hem de yaşamı anlamaya başladığı ilk andan itibaren. O, sadece sevdasının adını bilmiyordu daha. Ama içinde en güzelin, en gerçeğin, en sadenin, en cana yakın ve dost olanın, en iftihar duyulan ve en cesur ve yürekli olanın sevdalısıydı o. Gel zaman git zaman Evîndar gizemli bir hareketten haberdar oldu, adına PKK denilen bu gizemli hareket Evîndar’ın moral merkezi oluvermişti hemen. PKK onun için en yüce, en gizemli, en gururlu, en cesur ve özgürlükçü bir olgu olarak onu heyecanlandıran en büyük varlık olacaktı bundan sonra. Sevdasını bulmuş gibiydi Evîndar, şimdi yaşamın büyük bir anlamı vardı onun için, yaşamı daha çok sevmeye başlamıştı. Bir de dayısının onlara katıldığını duymuştu, dayısı katılmış ve bu yüce yolda şehadete ulaşmıştı. Bu demek oluyordu ki o da ulaşabilirdi gizemli harekete. Bunun hayali günden güne Evîndar’i sarıp sarmaladı. Gençlik yaşlarına varır varmaz devrimci gençlik çalışmalarına dahil oldu ilkin, halkının özgürlük sorununu kavramaya başladıkça intikam ve özgürleşme hırsı belirdi bu sefer de. 2014 yılında Kobanê ve Şengal halkı üzerine yapılan çete saldırıları ve buna karşı Özgürlük savaşçılarının destansı direnişi Evîndar’daki sorumluluk duygusunu üst bir aşamaya çıkardı. Sorumluluk, vicdan sahibi insanın kaldırabileceği ve özgürlüğün en büyük gerekliliklerinden olan bir duygudur. Evîndar, karar verdi ve büyük sorumluluk duygusunun emri olarak sevdasına doğru yol aldı. 2014 yılında gerilla saflarına katılan Evîndar adını Eylem koydu. İlk büyük eylemi PKK saflarına katılmak olan Eylem’in, daha yapacak çok büyük eylemleri olacaktı. İlk gerilla eğitimini adını sıkça duyduğu gerilla alanı Qendîl de almıştı. Eylem için Qendîl demek, gerilla demekti. Burada hızla gerçek bir gerilla olabilmek için büyük bir hırsla, askeri ve ideolojik eğitimlerden geçer ve kısa sürede aktif bir savaşçı olarak devrim görevlerini omuzlamaya başlar. Mêrdîn kadınının kültüründen gelen özgüveninin üzerine gerillada aldığı eğitimlerle YJA Star savaşçı özelliklerini ekler ve kendini en zor sahalarda savaşmak için önerir. Eylem, önerisi üzerine Zagros alanına düzenlenir. Parti eğitimindeki tarih derslerinden aşina olduğu Zagros dağları, tanrıçaların taht kurduğu dağlar olarak bir resim bırakmıştır Eylem’in hafızasında. Şimdi Zagroslar’da bulunmak, Tanrıçaların hüküm sürdüğü özgür toplum ütopyasında yaşamak gibi efsanevidir onun için. Bir de böylesi bir mekânda Tanrıça kültürüne yapılan ataerkil ihanetten hesap sormak, anlama anlam katmaktadır. Eylem Zagroslar’ın Zap Alanında amansızca yaşanan Kürt’ün kurtuluş savaşına, kendini fedaice katmaya başlar. Zamanla nerdeyse Zap’ın her alanını, avucunun içi gibi bilir. İçindeki doğal kadın özü Zap’ta Tanrıçaların mekânında kendini yeniden bulmuş gibi asaletli bir duruşa dönüşür. Girdiği her ortama canlılık ve moral katar, en çok da doğal özellikleri, içten samimi yoldaşlığı ve girişkenliğiyle gördüğü her yoldaşın yüreğinde çabucak yer edinir. Zap’ta uzun yıllar emek verdiğinden Zap’ın bir parçasıymışçasına Zap’a gelen her arkadaş onu görmek, tanımak ister. Zap’ta savaşın içinde kendini hem ideolojik hem de askeri olarak eğitir. Bu tarz, Önder Apo felsefesinin bir parçasıydı, yürürken düşünmek, düşünürken yürümek. Heval Eylem de bir yandan savaşın içinde “her türlü görev, devrime hizmettir” anlayışıyla yürürken öte yandan daha güçlü bir duruşla, daha yetkin bir militan olabilmek için kendini sürekli eğitir. Zap’ta aldığı ağır silah eğitiminden başarıyla çıkar ve eğitimi tamamlanır tamamlanmaz düşman üzerine yürümek, düşmana intikam darbesini indirmek için hazırlıklara başlar. Karşılaştığı hiçbir zorluk ve engel onu yıldırmaz, hedefinden şaşırmaz. Büyük mücadeleler sonucunda hazırlıklarını ve eylem ihtiyaçlarını tamamlar ve gider eylemini başarıyla gerçekleştirir. Heval Eylem, yanındaki kadın yoldaşlarının da muazzam çabalarına, emeklerine büyük değer biçtiğinden onlara, tecrübelerine dayanarak öncülük eder. Yanındaki kadın yoldaşları için de sürekli bir mücadele verir. Eril egemen sistem içerisinde kadın demek, tüm kapıların yüzüne kapatıldığı ve önüne dağ yığınları misali engel konulan kişi demektir. Önder Apo’nun PKK saflarında kadına açtığı kapı ise bir sonsuz gelişme kapısıdır. Yeter ki kadın mücadeleye dört elle sarılsın ve kendini sürekli eğitip aydınlatsın. Eylem yoldaş bu bilinçle dört elle mücadeleye sarılan YJA Star öncülerinden biri haline gelmişti. O kızgın savaş ateşinde pişmiş yetkin bir komutan olarak şimdi kendini ideolojik alanda daha çok derinleştirmek için bir ideolojik eğitimin yolcusuydu. PKK’deki eğitim, dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bir tarzla, çok kısa bir zaman diliminde insanda müthiş değişim dönüşümler yaratan bir eğitimdir. Heval Eylem, Zap pratiğinde aldığı tüm yaşam ve savaş tecrübelerini Önder Apo felsefesi ışığında değerlendirip, eksik kalan taraflarını tamamlamak ve önüne bir perspektif olarak koymak için bu akademi ortamını, bir yoğunlaşma süreci olarak ele alır. Düşüncesi ve eylemiyle dünya hegemonlarına meydan okuyan Önder Apo’nun, uluslararası bir komplo sonucuyla girdiği İmralı cezaevinde, dünya gericiliğine karşı Özgür insanı savunmanın savunması olarak yazdığı 5 ciltlik Demokratik Toplum Manifestosunu, ilk defa burada sistematik olarak okur. Bu manifesto, bin yıllardır ezilen halklara en büyük umut olurken, özgürlük savaşçılarına da daha büyük bir inanç ve ciddiyetle görevlerini yerine getirmenin manifestosu gibidir. Savunmalardan derinlemesine etkilenen Heval Eylem, kişiliğinde gözle görülür değişim ve dönüşümler yaşar. İdeolojik boyutta yetkin bir aşamaya ulaşan Heval Eylem, şimdi her türlü devrim görevine daha güçlü bir şekilde hazırdır. Eğitimden sonra yoğun ısrarları üzerine, düzenlemesi Bakur alanlarından Botan’a olur. Botan her bir gerilla için büyük anlamlar taşıyan ve merak edilen bir savaş alanıdır. Halkıyla, toprağıyla Botan daima gerillaya kol kanat germiştir. İlk kurşundan bu yana Mawa, Cûdî, Gabar, Herekol, Kato, Besta kısacası tüm Botan kırsalı gerilla ile dolup taşmıştır. Düşmanın her defasında özel savaş politikalarıyla yaydığı Kuzey alanlarında gerilla kalmadı haberlerinden sonra, tekrar tekrar eylemleriyle, çatışmalarıyla buradayım diyen gerilla halkın umut ve cesaret kaynağı olmayı sürdürmüştür. Heval Eylem, bu zorlu süreçte Botan’a yolcu olmaktan büyük bir iftihar duymaktadır. Gerçek bir halk fedaisi olan Komutan Eylem her zaman zorluklara doğru koşan yaman bir YJA STAR komutanıdır. Hem ilk kurşunun patladığı yer hem de kadın ordulaşmasının zirvesini yaşadığı yerdir Botan. Heval Eylem, Botan da 15 Ağustos zafer ruhuyla siper tutar, Komutan Egîd ve Bêrîtan’ın izinden giderek savaşır ve savaştırır. En son Kato Jîrka alanında bölge komutanlığı göreviyle özgürlük savaşı yürüten Heval Eylem, 4 Temmuz 2022 tarihinde gerçekleştirilen düşman saldırısında kahramanca savaşarak şehadete ulaşmıştır. Onun gözlerindeki inanç parlaklığı, samimi ve dost canlısı yoldaşlığı, PKK ruhuyla birleşen asi duruşu ve YJA Star ordulaşması içinde gelişen yaman savaşçılığı bizleri her zaman güçlendirdi, güçlendirmeye devam edecek. Hiçbir sınır ve engel tanımayan başarı kişiliği, kendini her daim zora öneren kararlı ve emin duruşu, bizlere öncülük etmeyi sürdürecek. Yüreğimize ekilen bir çiçek misali, yüreğimizde güzelliğin ve yeni yaşamın müjdecisi olarak kök salacak. Onun yürüdüğü yolda ısrarla yürüme ve zafere ulaşma sözümüzü yineliyoruz. Mücadele Arkadaşları
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 319
Neydi kaybedilen ve şimdi aranan? Neydi o olmazsa olmayan, Kürd’ü bu kadar mücadeleye bağlayan? Kadınları bu kadar çetin savaştıran, genç yürekleri dağ zirvelerine aşkla çeken neydi? Makyajlı, sahte sistem yaşamını elinin tersiyle ittiren güç nereden geliyordu? Taptaze ömürlerin kendini feda ettiği amacın kutsallığı ne de büyüktü. Amaç kutsallığı oranında bedeller ister, verdiğin bedeller kadar sana zafer getirirmiş. Bu soluduğumuz bir parça özgür ruhun ve büyük kazanımların yarattığı ferahlığın minnettarlığını, bedel olmanın zirvesini yaşayan şehitlere borçluyuz. Onların ne için yaşayıp ne için savaştıklarını ve yine ne uğruna şehadete ulaştıklarını anlamak ve anlatmak onların yakınlaştıkları zafere ulaşmanın da yoludur. İlk kurşunun yankısı yıllar sonra bile Çirav’a, Herekol’a vura vura hiç kaybolmadan gürleşerek çıkmaya devam ediyordu. Yankı devam edecekti daha, ta ki karanlık bulutlar tamamen pılını pırtını alıp gidene dek. Yankı devam edecekti daha, ta ki Güneş asıl olması gereken yeri alıp özgür gün doğumlarını gerçekleştirene dek. Yankı devam edecekti bu topraklarda ve her yeni doğan çocuk bu yankıyla hayat bulacak, bu yankıyla büyüyecekti. Nevin Özalp, ilk kurşunun patlatıldığı Dihê’de açtı gözlerini dünyaya. 7 çocuklu yurtsever bir ailenin ortanca çocuğuydu. Çocukluğunun ilk yıllarını köyde geçirdi, sonrasını ise ailesinin devlet dayatması olan koruculuğu kabul etmemesinden ötürü sürgün olduğu metropollerde geçirmek zorunda kaldı. Düşmanın amacı dize gelmeyen Kürtleri yankıdan uzak tutmaktı ama anlayamadığı bir şey vardı, yüreklere kaydedilen yankılardan uzak düşülmez hiçbir zaman. Bedenen metropollerde horlanan onurlu Kürt halkı yüreklerinde kaydettikleri bu yankıyla, güçlü olduklarını hatırlıyor ve kutsal değerlere tekrar tekrar bağlanıyordu. Nevin böylesi bir ailede büyüdü. Berrak zekası ve derin toplumsal duyarlılığı küçük yaşlardayken belirdi. Ailesi ve çevresi onun farklı ve derin bir kişilik olduğunu fark ediyor onun için de saygıyla büyütüyor, onun güzel yüreğini hiç incitmemeye özen gösteriyordu. Nevin sistem okullarında üstün bir başarı sergiliyordu. Oysa hiçbir zaman ilgiyle de dinlememişti o dersleri. Kürt çocukları genelde başarılıdır TC okullarında. Bunun nedeni onlara teslim olmak değil, tersine ben teslim olmadım ve sizin horladığınız şekilde geri de değilim demektir. Faşistlerin çocukları onu, dışlayamıyor tersine onun başarısından bir şeyler kapabilmek için ona yalakalık yapıyordu çoğu zaman. Bu, Kürt’ün meydan okumasının bir biçimiydi aslında. Nevin meydan okuyordu, diline, kültürüne, varlığına düşman kesilenlere. Bu şekilde büyür çoğu Kürt, her birinin bir meydan okuması vardır, teslim etmezler yüreklerini. Yüreğini hep kendi elinde tutan, asla teslim olmayanlardan biriydi Nevin. Büyümüş üniversiteye başlamıştı düşman elinde, düşman dili ve öğretisiyle ama hala kendine aitti o, hala özlü, hala özgürlükçü. Ailesinin maddi sıkıntılarına destek olmak için bir yandan çalışıp bir yandan okuyordu. Sorumluluk duygusu, güzel insanların en belirgin özelliğidir. Nevin tanımadığı insanlara bile hatta tüm insanlığa karşı bir sorumluluk duygusu duyuyordu. Ailesi yurtsever ve ulusal değerlere bağlı olduğundan onda da küçük yaşlarda bu ölçüler oturmuştu fakat partiyi yakından tanıması üniversite 3. Sınıfta bir grup Kürt genciyle tanıştıktan sonra olmuştu. Fazlasıyla ilgisini ve sevgisini kazanan bu arkadaşları ona Önder Apo’nun kitaplarını vermişti. Nevin Önderliği okurken kendisinin o ana kadar anlamsız bir yaşam yaşadığı kanaatine vararak derinden bir sarsılma yaşamıştı. Bir süre gençlik çalışmalarında kaldıktan sonra hızlı bir şekilde kararlaşma yaşamış ve 2009 yılında gerilla saflarına katılmıştır. Gerilladaki adını Ekin Devrim koymuş ve ilk eğitimini Qendîl alanında almış ve daha da bilinçlenmiş, aydınlanmıştı. Önder Apo’nun kitaplarını kapitalist sistemin merkezinde okumuştu ilkin, şimdi özgür gerilla alanlarda bu düşüncelerin okunması bir başka anlamlıydı. Demokratik Modernitenin somutunun yaşatılmaya başlandığı gerilla yaşamı umudunu inanılmaz derecede büyütmüştü. Yine özlemini derinlerden duyduğu ahlaki ve politik toplumun ancak savaşla yaratılabileceğini kendi gözleriyle görmüş ve her yanıyla kavramıştı. Şimdi içinde büyük bir savaşma hırsı, mücadele hırsı alevlenmişti. Savaşın sadece mermi patlatmak olmadığını iyi biliyordu ama gerillanın patlattığı merminin zafer dokuduğunu gördüğünden bu cengin içinde yer almak için can atıyordu. Defalarca bu yönlü öneriler de bulunmuştu partiye. 2013 yılına kadar Qendîl, Gare ve Heftanîn alanlarında farklı farklı çalışmalarda bulunarak gerillanın yaşam ve savaş tarzını iyice tanımıştı. En son Şehit Mahir Akademisinde sabotaj eğitimi alıp branş uzmanlığı yakaladıktan sonra artık her türlü kendisi için aktif savaşa dahil olma zamanının geldiğine ikna olarak tekrardan öneri geliştirmiş ve bu defa önerisi kabul edilmişti. Asiliğiyle Katolarda Abideleşen Bir YJA Star Komutanı Oldu 2013 yılında Bakur’a yol alarak hayaline ilk adımı atmıştı. Botan onun doğduğu fakat doyamadan ayrılmak zorunda kaldığı topraklardı. Ona bu çetin memleket hasretini yaşatan düşmanın karşısına, kendi memleketinde bir gerilla olarak dikilivermişti şimdi. Yoğunca yaşadığı bu duygularını ilk merminin ardılı olacak mermilerle dile getirme isteğini çok yoğun yaşıyordu. Her an Önderliği okuyarak öncelikle kendisine karşı başarması gereken savaş için gerekli perspektifleri alıyordu. Yüce Bilge’nin bilgeliğinden bir parça ona geçmişti şimdi. Derin ve objektif düşünceleri ve temiz duygularıyla bulunduğu her ortama güven ve güç vermişti. Kuzey alanlarında yoldaşlarının yükünü hafifletmek için hesapsız bir şekilde elini her işin altına koymuş, yaşamın her alanından kendini sorumlu görmüş ve yapıcı eleştirileriyle her zaman kendisiyle beraber ortamı geliştirmeye çalışmıştır. Doğal sorumluluk anlayışıyla gösterdiği başarı performansı onu doğal olarak komutanlaşmaya doğru götürmüştür. 2015 yılında Kurdistan’ı 4 parçaya bölen Lozan Antlaşmasının yıl dönümü olan 24 Temmuz günü düşmanın başlattığı topyekun imha ve inkar saldırılarına karşı büyük bir iradeyle karşı koyarak kendisini ve denetimindeki arkadaşları çarçabuk savaş hazırlığına koymuştu. Komutan Egîd’in elindeki kleş ve yüreğindeki inançla faşizme meydan okuduğu Dihê’nın kızıydı o, ona yakışan diriliş bayramının verdiği moral ve heyecanla özgürlük savaşına atılmaktı. 2015 yılından 2017 yılına kadar Botan’da en zorlu koşullar altında savaşırken bir kere bile yılmamış, zorlukların üzerinden geldiği her başarısı onu güçlendirmiş ve daha dirayetli kılmıştı. İçindeki melek saflığı, şimdi yaman bir savaşçılığa dönüşmüştü. O sadece faşist Türk devletine karşı savaşmadığının farkındaydı. Bin yılların, kadın ve toplum düşmanı eril zihniyetin hüküm sürdüğü cümle cihanla savaşıyordu, kendini çok güçlü hissediyordu. Ruhunu, bedenini düşmanın insafına bırakmadan girdiği özgürlük arayışı ilk meydan okumasıydı ve şimdi savaşının zirvesini yaşıyordu. Her anı ve anısı müthiş bir dirayet ve devrim aşkıyla yoğrulan Ekin Yoldaş, 21 Ağustos 2017 günü düşmanın Payîzawa’da başlattığı operasyona karşı son nefesine kadar kahramanca savaşarak şehadete ulaşmıştır. Onun temiz gülüşü, kadınların Tanrıça olduğu dönemlerden kalan değerli bir parça misali etrafını sevgi ve güzellikle aydınlattı. Hayalindeki özgürlükçü savaşçı kimliğini yakaladı ve bu yolun kritik bir aşamasında zafer bayrağını düşürmeden biz kalanlara ulaştırdı. Devrettikleri bayrağı onların sade bağlılıklarıyla zafere taşımak onurlu yaşam için tek koşuldur. Mücadele Arkadaşları
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 343
Zalimin zulüm kılıcı hiç inmedi başımızdan. Fermanlardan geçirildik, toplu katliamlara uğradık, diri diri yakıldık. Zulmün tüm renklerini, her çeşidini gördük. İhanetin en büyüğünü yaşadık, göç yollarında ardımızdan mezar taşı olmayan ölüler bıraktık. Lakin başımızı hiç eğmedik, zulme eyvallah demedik. Diri diri gömüldüğümüz topraklardan can olup, filizlenip boy verdik, yakıldığımız ateşlerde kendimizi küllerimizden yeniden yarattık, çünkü biz ateşin çocuklarıydık. Kurdistan topraklarına yaşam olup aktık, kutsal tanrıça mekanları olan dağlarda isyan ateşi olduk. Zulmün çarkı döndükçe, biz de bu topraklarda direnişiyle destanlar yazan kahramanlar olduk. Önce birer birer sonra biner biner boy verdik. Adımız tarihte değişse de, her yeni doğan çocukta direniş ruhumuz kutsal bir emanet gibi yeniden can bulup, dağlarda yanan bir isyan ateşi oldu. Zulmün çarkı döndükçe bizim isyan ateşimiz de sönmeyecekdi. Dört parçaya ayrılan bedenlerimiz Arab’ın, Türk’ün, Fars’ın işgal tellerini parçalayarak Kurdistan dağlarında bir oldu. Bizler Kurdistan’ı önce ruhumuzda sonra bu dağlarda birleştirdik. Güneşin aydınlatıcılığında bu dağlarda bir olup, yoldaş olup can olduk ülkemize. Adımız Sara, Şîlan, Viyan, Şîrîn ve binlercesi oldu. Adımız Kurdistan dağlarında direnişin adı, zgür kadının isyan bayrağı… Adımız yeni yaşama çağrı oldu, güneşin kızları oldu. Adımız Rojda oldu.
Kurdistan’ın Doğusundan Güneşi Selamlayan Bir Kadındır Reyhan
Reyhan, Rojhilatê Kurdistan’ın Selmas şehrinde yurtsever bir ailede doğar. Rojhilat’ın derin yurtsever özellikleri kişiliğini etkiler. Îran rejiminin dayattığı gericiliğe, ülkesinin işgal edilmesine anlam veremez. Daha küçükken bir kadın olarak arayışları başlar. Kadınların yaşadığı zulümler yüreğinde bir isyan ateşi yakar. Büyüdüğü ortam yurtsever olsa da Îran rejimine karşı güçlü bir mücadenin gelişmemesi onda sorgulamalar geliştirir. Reyhan bu arayışlarına yaşadığı ortamda cevap bulamaz. Sorgulamaları arttıkça içinde büyüyen ateş onu yerinde durduramaz. Bu arayışları sürerken Apocu hareketin varlığından, dağlardaki mücadelesinden haberdar olur. Bu hareketin kadınlar ve erkekler olarak dört parça Kurdistan’ın özgürlüğü için savaştığını duyması, umutsuzluğa mahkum edilmek istenilen gözlerinde umut kıvılcımlarını yakar. Reyhan daha fazla beklemeye gerek duymadan dağlarda yanan bu ateşe doğru yürümeye karar verir.
Reyhan dağlarda onu neyi beklediğini, nasıl bir yaşama dahil olacağını bilmez. Kurdistan için verilen mücadele ve dağlarda savaşan kadınların olması yeterlidir. İçindeki ses ona sürekli olarak doğru yere gittiğini söyleyip durur ve Reyhan bu sese güvenir. İlk ulaştığı gerilla grubunu görmesi onda ilk anda büyük bir heyecan oluşturur. Sanki daha önce kaybettiğini bulmuş gibi sıcacık bir hissiyat, bir ateş kıvılcımı yüreğinin derinliklerinde yanmaya başlar. Bu yolda onu neyin beklediklerini bilmese de bildiği ve hissettiği tek şey doğru yolda olduğudur. Bu duygularla dağlara ilk adımını 2009’da atmış olur.
Reyhan’ın dağlardaki ilk adımları daha sonra Rojda ismiyle güçlü, kendinden emin öncü bir komutanın adımlarına dönüşecektir. Rojda yeni tanıştığı bu yaşamda içinde doğan güneşin sıcaklığını, aydınlatıcılığını hisseder. Bu sıcaklığı sadece yüreğinde değil yaşamında, dokunduğu her şeyde yaşamak ve yaşatmak ister. Bu dağlarda savaşıyla her kadının, her çocuğun, her Kürd’ün yüreğinde, yaşamında güneş gibi doğmak ister, bunun için adını Rojda koyar.
Gerilla yaşamını daha yakından öğrenmek için ilk olarak yeni savaşçılar eğitimi görür. Yeni savaşçılar eğitiminde PKK’yi, Önder Apo’nun felsefesini daha yakından tanır. Tanıdıkça mücadeleye bağlılığı daha fazla artar. Dağlarda geliştirilen mücadele, geliştirilen yoldaşlık ilişkilerini gördükçe doğru bir yaşamda yer aldığını, hislerinin onu doğru yere getirdiğinden emin olur. Bu yaşamı, Kurdistan’ı, kimliğini daha yakından tanımak ve iyi bir savaşçı olmak için aktif bir katılımın sahibi olur. Rojda çok genç bir kadın olmasından kaynaklı kişiliği bu dağlarda özgürlüğün renkleriyle daha çabuk şekillenip, mayalanacaktır. Genç ve enerjik olması, sade olması onu Kurdistan dağlarının güzelliğiyle bütünleştirirken, Önder Apo’nun ideoloji ve felsefesi Rojda’da daha çabuk yeşerecek ve onda güçlü bir kadın duruşu açığa çıkaracaktır. Rojhilat’tan Zagroslara, Zagroslardan Behdînan’a, Behdînan’dan Rojava’ya, Rojava’dan Botan’a kadar Kurdistan’ın her yerini gezerek mücadele eder. Rojda her gittiği yerde derin tecrübeler kazanarak kendini geliştirir. Her zorlu koşulda iradesini daha da bileyerek, büyük bir inançla yol alır. Kurdistan’ın güzelliği onun güzel sesinde efsuni bir ezgiye dönüşürken, dağların asiliği, yüceliği onun ruhunu daha yüce kılar.
Sürekli olarak özgürlük arayışı, güzellik arayışı vardır. Küçük zaferler küçük kazanımlarla yetinmez, her zaman büyük başarıların, büyük değişimlerinin peşindedir. Kendiyle savaşırken, düşmanı vururken de daha fazla nasıl başarılı olurum, gelişirim arayışı vardır. Kendini zaferde kilitleyen, Önderliğin tarz ve temposunu kendine esas alan bir militandır. Onun için önemli olan anın devrimcisi olmak ve kendini anda her an yaratmaktır. Özgür kadın kimliğine bu şekilde ulaşabileceğini bilerek arayışını derinleştirip güçlendirir. Rojda için nasıl dağlar kadının kendini var ettiği mekanlar ise YJA STAR’da kadının kendini özgürleştireceği yerdir. Bunun için YJA STAR kimliğiyle savaşmak ve savaşarak kendini ülkesini yaratmak onun için en önemli ilkedir. Temsil ettiği kimliğin tarihi önemini bilir ve bu bilinçle yürür. Bu kimliğin daha güçlü bir temsilcisi olmak için, kendini suikast braşında yetkinleştirerek, gördüğü ideolojik eğitimlerle de kendini derinleştirir. YJA STAR kimliğinin gerekliliklerini ilk önce bir militan olarak, sonra bir komutan olarak yerine getirmek için kendinde sürekli bir değişimi esas alır. Sürecin verdiği misyonun ağırlığını bilen Rojda, kendini buna göre hazırlayarak sürece, halkına, Önderliğe cevap olmak ister. Önderliğe daha fazla yakın olmak ve yaratılan sınırları parçalamak için kendini savaşın yoğun yaşandığı Kuzey’e önerir. Bu önerisi kabul edilir ve 2017’de Bakurê Kurdistan’a doğru yol alır. Rojda büyük bir savaşçı ruhu ile Bakurda savaşır ve işgalcileri vurur. O sadece bugünün değil geçmişin, şehitlerin, her Kürt çocuğunun intikamı ile TC ordusunu vurur.
Rojda tanımadığı bir yaşama atmıştı ilk adımlarını. Bu adımlar onu kimliğiyle, ülkesiyle güzelliklerle buluşturmuştu. Bu ilk adımlar onu Bakur’da öncü bir kadına dönüştürmüştü. Dağlardaki bu yaşamda kendini yaratmış, yoldaşlığın kutsallığıyla sevmişti yaşamı ve insanları. Özgürlük zılgıtları çekerek yürümüştü işgalcilerin üzerine. 2018’de düşmanın Botan’da yaptığı saldırılarda sonuna kadar savaşmış YJA STAR kimliğini en üst düzeyde temsil etmişti. Apocu kadının inancını ve bağlılığını tekrardan tarihe yazdırarak katılmıştı şehitler kervanına. Yoldaş olmuş, can olmuştu Kurdistan dağlarında. Düşmanın zulüm çarkına isyan olan Rojda, öncü ve savaşçı bir kadın olmuştu bu topraklarda.
Mücadele Arkadaşı
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 333
Kurdistan semalarında dalgalanan bir direniş bayrağı var. Bir türküdür Kurdistan coğrafyasında dilden dile yüksek sesle söylenen. Kurdistan dağlarından, ovalara, şehirlere doğru yayılan bir değil, binlerce kahramanlık hikayesidir. Bir ana, bir zamana mahkum edilemeyen, her an ve zamanda, kendini eylemiyle dillendiren bir direniş, zafer yürüşüdür yaşanılan. Bir halkın evlatlarının an be an ve adım adım destanlar yazarak, kendilerini küllerinden yeniden yaratmasıdır. Yarım asırdır süren bu kesintisiz yürüyüşte, direniş ve zafer bayrağı Mezopotamya topraklarında elden ele dalgalandı. Bir değil binlerce kahraman ve öncü yarattı, yaratmaya devam ediyor. Bu bayrağı devr alarak yüzünü metropollerden özgür dağlara veren öncü kadınlardan biri de Bahar İnan’dır.
Metropollerden Ülkesinin Destansı Direnişine Yürek Veren Bir Kadın
Bahar, İzmir’de doğmuş bir Kürt kadınıdır. Aslen Kurdistan’ın serhildan şehirlerinden biri olan Agirî’lidır. İşgalcilerin Kurdistan’ı Kürtsüzleştirme politikalarından Bahar’ın aileside etkilenir. Bu politikalar sonucu ailesi ülkesini terk ederek metropollere yerleşmek zorunda kalır. Bahar, ülkesine yabancı olan bir ortamda büyür. Bahar büyüdükçe sistem içinde yaşanan adaletsizliklere, emek sömürüsüne, kadınların yaşadıkları devlet ve erkek şiddetine tanıklık eder. Bunlar onda ilk oluşan çelişkiler olur. Bu oluşan ilk çelişkiler onu yaratılan bu sistemi sorgulamaya iter. Bu sorgulamalarla sosyalist düşüncelerle tanışır. Sistemi ve sömürüyü sorguladıkça, bu sorgulamaları derinleştikçe kendi Kürt kimliğine ulaşır. Her şeye yabancılaştırılan insan, ilk başta kendi kimliğine yabancılaştırılmıştır. Bunu fark eden Bahar yurtsever çevrelerle ilişkilenir. Kaybettiği kimliğini, kültürünü daha yakından tanımak için MKM (Mezopotamya Kültür Merkezi) çalışmalarında yer alır. MKM onun için kendi kimliğiyle, ülkesiyle ilk tanıştığı yer olur. Ülke gerçekliğini öğrendikçe, sömürgecilere olan öfkesi de yüreğinde büyür. Önderliğin felsefe ve düşünceleriyle tanıştıktan sonra sistemle olan çelişkileri daha da artar. Sorduğu tüm sorulara ne sistemde ne de farklı yerlerde cevap bulamayan Bahar, Önderliğin ideolojisinde ve onun yarattığı PKK yaşamında çelişkilerine yanıt bulmaya başlar. Bulduğu yanıtlar ona ülke ve halk gerçekliğini söylerken, bununla mücadele etmenin mekanı olarak dağları gösterir. Bu dağlarda Kürtler bin yıllardır kendilerini varlıklarını korumuş ve yaratmıştır. Dağlar gerillayla Kürd’e umut, işgalcilere kabus olmuştur. Bahar da kaybettiklerini bu dağlarda yeniden bulmak için yüzünü dağlara döner.
Dağlarda Yeniden Doğmak
Bahar 2010’da yüzünü dağlara dönerek ülkesiyle yeniden buluşur. Bu buluşma Bahar’ın kendini Faraşîn olarak yeniden var ettiği ve oluşturduğu bir buluşma olur. Faraşîn ismiyle kendisinin de ifade ettiği gibi yeniden doğmuştur. Faraşîn bir gerilla olarak Kurdistan dağlarındaki yolculuğuna Qendîl ile başlar. Burda gördüğü yeni savaşçılar eğitimiyle gerilla yaşamının inceliklerini öğrenir. Öğrendiği her şey onda büyük bir heyecan yaratır. Dağların ihtişamı, PKK’nin gerillayla bu dağlarda yaratığı yaşam onda büyük duygular yaratır. Patikaları adımlarken ülkesinin güzelliği, yaratılan değerler ve geliştirilen mücadele karşısında büyülenir. Metropollerin insanı yutan o kalabalığı, sistemin yarattığı o anlamsız yaşam karşısında dağlar bir cennet mekan, PKK bu cennetin koruyucusu ve yaratıcısıdır.
Faraşîn bir gerilla olarak kendini yeniden oluşturmaya başladığı ilk andan itibaren büyük bir inançla, Önderliğin yarattığı bu yaşama bağlanır. Özgürlüğün tüm renklerini bu dağlarda PKK’nin yaşamında öğrenirken, onu en çok etkileyen ise bir kadın olarak kendi kimliğini bu dağlarda yeniden oluşturma çabasıdır. Sistemde kadın kölece bir yaşama mahkum edilirken, dağlarda ise kadın kendini buldukça yaşamı kutsallaştırıp, özgürlüğe yol alıyor. Bu kutsallık sadece kadın üzerindeki köleliği değil aynı zamanda insan üzerindeki kölece yaşamı kaldırarak yeni bir yaşam yaratıyor. Faraşîn’de bir kadın olarak kendini bu dağlarda yeniden oluşturarak, yaratılan tüm eril geriliklerle, işgalcilerle mücadele etmeyi esas alır. Özgür kadın kimdir? Nasıl yaşar? sorularını kendine sorarak kişiliğini özgür kadın perspektifiyle yeniden yaratmak ister. Özgürleşerek yaşamı yaratan, büyük kadın kahramanların yaşamlarını eylemlerini kendine esas alır. Özgür bir kadın olarak ülkesinde güzellikler yaratmak ve tüm kadınlara umut olmak ister. Kendini yaratarak, özüyle buluşarak halkının, kadınların intikamını almak ister. O kendinde tüm kadınların mücadelesini, intikamını biriktirerek yürür faşizmin üzerine. Yüreğinde biriktirdiği tüm öfkesi silahının namlusunda öfke olup yağar faşizme ve onun yarattığı çirkinliklere. Yüreğinde büyüttüğü özgür kadın duyguları onu Şengal kadınlarının çığlıklarıyla buluşturur. Şengal kadınların çığlığına yanıt olmak ve onların sesine ses olmak için yüzünü Şengal’e döner. Yoldaşlarıyla beraber Daiş’e karşı savaşarak, Şengal’de özgürlük ve yaşam tohumlarını eker.
Faraşîn dağların zamanla komutanlaştırdığı cesur, savaşçı bir kadın olur. Savaştıkça, mücadele ettikçe, yaşamda pratikte olgunlaşır. Önderliğin ideoloji ve felsefesinde derinleşerek bilincini özgürlük felsefesiyle yoğurur. Yaşamda sade ve özlü katılımı, sürekli olarak yoldaşlarıyla geliştirdiği derinlikli tartışma ve yoğunlaşmaları ile yoldaşlarının örnek aldığı bir komutandır. PKK’nin bir lokma ekmek ve bir hırka felsefesini esas alarak yaşarken, yaratılan değerlere karşı büyük bir hassasiyetle yaklaşır. En büyük değer olan yoldaşlıkta kurduğu ilkeli ilişkilerle parti yaşamının korunmasıda ilke sahibidir. Her anı anlamlandırarak yaşayan Faraşîn yaşamın her anında emek sahibidir. Özgür kadında açığa çıkan büyük bir hissiyatla yaşamı gözlemleyerek yaşamda oluşan boşlukları doldurur. Yaşadığı duygu yoğunluğu onu tüm yoldaşlarının dünyasıyla bütünleştirirken, yoldaşarına her konuda sürekli olarak destek olur. Onu öncü bir komutan yapanda bu özellikleridir. Hem kendine hem yoldaşlarına yetebilmeyi bilmesi ve her koşulda parti ilkelerini koruyarak yaşamı yarata bilme özelliğidir. Demokratik Modernite gerillası olarak yaşadığı topluma, tarihe karşı büyük bir sorumluluk duygusu ile yaklaşır. Gördüğü Mahsum Korkmaz Akademisi ile bir militan olmanın, komutan olmanın tüm meziyetlerini toplayarak kendini oluşturur. Kendini güçlü bir şekilde ele alarak, kendini aşmanın savaşını vererek özgür kadın kimliğine ulaşmayı amaçlar. Akademiden sonra en büyük hayali olan Bakurê Kurdistan’a doğru yol alır.
Faraşîn Bakurê Kurdistan alanında büyük bir mücadele ve duruşun sahibi olur. Düşmanın tüm saldırılarına karşı cevap olabilmek için sürekli olarak derin yoğunlaşmalar yaşar. Garzan’da düşmana karşı gerçekleştirilen eylemlerde rol oynayarak sürece cevap olmak ister. Halkının, ülkesinin intikamını almak ve işgalcileri ülkesinde yenerek PKK’nin zafer bayrağını yükseltmek ister. Silahının namlusunu bir an olsun soğutmadan, yaratılmak istenilen sessizliği silahının sessiyle bozarak, halkının, kadınların sesi olur.
Faraşîn devr aldığı direniş bayrağını elinden bir an olsun bırakmadan işgalcilere karşı savaştı. Apocu bir kadın olarak yaşamında ve eyleminde yeni yaşamın öncü komutanlarından biri olarak Kurdistan topraklarında kahramanlık hikayeleri yazdı. Yüreğini bu dağlarda büyüterek hem kendini hem, toprağıyla kucaklaştı. Gerçekleşen işgal saldırılarında ardından direniş bayrağını bizlere devr ederek 2018’de katıldı şehitler kervanına.
Mücadele Arkadaşı
- Ayrıntılar
- Görüntüleme: 314


